| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

12 "ahlak" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"ahlak" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Nietzsche, İnsan ve Ahlak

Nietzsche1 Aylar öncesinde "Mide Bulantısı" başlıklı kısa bir yazı yazmıştım. Özetle anlatmak istediğim şuydu: "Çocukluk yıllarımda büyüklerin ağzından çok duyardım 'Sinirden midem kasıldı, yaşananlar midemi bunlandırıyor..' gibi lafları. Oysa o zamanlar benim midemin verdiği tek bir uyarı vardı, o da acıktığım anlamına geliyordu. Anlyamazdım bir insanın midesinin sinirden kasılmasını, yaşadıklarının midesini bulandırabilmesini.. Düşünüyorum da şimdi, demek ki o günlerde kurduğum o temiz dünyamda bu kadar iğrenç şeyler yokmuş.."

Gün geçtikçe midem daha da bulanıyor, hayatın içine girdikçe daha fazla tiksinmeye başlıyorum insanlardan. Nietzsche'yi daha iyi anlıyorum, insanlara olan nefretinin sebeplerini yaşayarak görüyorum. Ve hala insanlığını kaybetmemiş birileri varsa, Nietzsche'nin şu sözlerini hatırlatıyorum: "İnsanları sevmiyorum.  İnsan, bence oldukça eksik bir varlıktır. İnsanı sevmek beni yok edebilirdi", "İnsanlara gitme, ormanda kal.  Hayvanlar arasına gitsen daha iyi", "İnsanlar arasında olmak, hayvanlar arasında olmaktan daha tehlikeli"

Benden ve Nietzsche'den söylemesi, insanların arasında kendinize dikkat edin..

Doğruyu bulmak..

Zaman zaman hayata dair farkındalıklarımı da paylaşmaya çalışıyorum bu satırlarda. Bugün de öyle bir zaman, hayata dair bir iki satır karalamak istiyorum. Meselemiz doğruyu bulmak, bunu daha da somutlaştırırsak, meselemiz doğru yolu bulmak..

Bugüne kadar doğrunun sadece zeki ve çok çok bilgili insanlar tarafından bulunabileceğine inanıyordum. Özellikle çocukluk dönemimde, dönemin verdiği saflık ve temizlikle, bilgi edindikçe ahlaklı olunacağına ve doğru yolda yürüneceğine inanıyordum. Bugün gelinen noktada hayatın o kadar basit ve insanların da o kadar iyi olmadıklarını çok iyi biliyorum! Doğruyu bulmak, ne bilgiyle ne de zekayla alakalı birşey.. Doğruyu bulmak zeka ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlak sorunu!

Dinler Arası Diyalog

İnançların kişiye özgü olması ve inançlar noktasında yapacağım saptamaların kırıcı olabileceğinden ötürü mümkün olduğunca bu konularda yazmamaya dikkat ediyorum. Bunun yanı sıra hemen hemen hiçbir yazımda herhangi bir dinin kutsal kitabından aktarımlar da yapmıyorum. Örneğin Kur'an-ı Kerim'den yapacağım bir alıntının Hıristiyan bir okur tarafından ciddiye alınmaması ya da tam tersinin yaşanması olasılığı her zaman muhtemel.

Tüm bunlara karşın, bugün yazmama sebep olan mevzu hakkında Kur'an-ı Kerim'den aktarımlar yapacağım. Dinler arası diyalog adı altında yürütülen faaliyetlerin İslam'la ne kadar çeliştiğini ayetler aracılığıyla sizlere anlatmaya çalışacağım. Yahudi örgütlerinden yüksek başarı ve hizmet ödülleri alan ve "Müslüman" kimliği üzerinden bir yerlere gelmiş isimlerin İslam'dan ne kadar uzak olduğunu umarım bu ayetler çarpıcı şekilde gösterirler:

Bakara, 120; Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'tan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.

Ali İmran, 28; Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'tan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihayet gidiş Allah'adır.

Maide, 51; Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

Sanırım ayetler her şeyi net olarak ortaya koyuyor. İslam için bir şeyler yapıyor görünerek İslam'a rağmen bir şeyler yapmak ne kadar Müslümanlık oluyor, birilerinin bunu ciddi ciddi düşünmeleri gerekiyor artık..

"Alem Buysa Kral Benim!"

buthan Arabesk müziğin ve tabii ki çok değerli şahsiyet Mahsun Kırmızıgül'ün kültür hayatımıza bir armağanı: "Alem Buysa Kral Benim!"

Aslında, biraz düşününce bu sözü söyleyen şahsiyetlerin kral ya da kraliçe olma potansiyelin pek olmadığını görüyoruz. Çünkü sonuç itibariyle bu yargı güçsüzlüğü ifade ediyor. Aleme boyun eğmeyi ve kendini yitirmeyi akla getiriyor. Alemin kralı olmak için kişiliğini yok etmek, yani yok olmak demek "Alem buysa kral benim!"

Bu sebepten, diyorum ki sakın ola böyle modlara girmeyin; kendinizi bu kadar edilgen ve küçük konumlara düşürmeyin! Hele bir de kral olduğunuzu sanıp da bu kadar küçülürseniz; aklı selim insanların ağzında sakız olusunuz. Millet arkanızdan katıla katıla güler. Benden söylemesi..

Alem her ne halt olursa olsun, siz siz olun..

"Erotik Şarkıcı" Hilal Cebeci: Tesettürden Vazgeçmem!

Hilal Cebeci Başlığın aslı Akşam'da şöyle: "Erotik Şarkıcı: Tesettürden Vazgeçmem" Okuyunca diyecek tek bir kelime bulamadım, gülsem mi ağlasam mı öncesinde karar veremesem de sonrasında bolca güldüm.

Tesettürü alet etmedikleri birşey kalmadı sonunda.. Politikada, ekonomide ve şimdi de magazinde tesettürü kullanıyor bir takım insanlar. Olan ise samimi duygularla kapanan yurdum insanına oluyor. Erotik pozlarıyla gündeme oturan "erotik şarkıcı" Hilal Cebeci tesettüre girmesini basın mensuplarına şöyle açıklamış: "Alkolik bir babanın ve sinir hastası bir annenin kızıyım. Yaşadığım sorunlardan ötürü tesettüre girdim. (...) Psikolojik yardım alıyordum. Geceleri banklarda yatardım ve camiye giderdim. Bundan sonra türbanla gezmeye devam edeceğim."

Buradan Hilal Cebeci'nin psikologuna sesleniyorum: "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; yurdum gençliği yeni pozlar bekliyor!" Ya da şöyle mi demeli; "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; İslam bunların elinde kirleniyor!"

Hz. İsa, 21. Yüzyıl Türkiye'sinde Yaşasaydı..

Hz. İsa Evet, sorum açık: Hz. İsa, 21. yüzyıl Türkiye'sinde yaşasaydı yaşananlara karşı nasıl bir duruş sergilerdi. Kutsal yaratıcının dünyadaki elçilerinden bir tanesi olarak yaşananlara karşı neler yapardı?

Bu soruları sordum ama şunu da kabul ediyorum: çok da mantıklı bir alt yapısı olmayabilir soruların. Ama ben bu soruların cevabını buldum. Zaten sizlere sormamın sebebi de sorunun cevabını biliyor ve sizlerle yaplaşmak istiyor olmam. Daha önce belirttiğim gibi Ahmet Ümit'in polisiye bir romanı olan Kavim'i okuyordum, az önce bitirdim. Kitapta Hz. İsa hakkında bilmediğim onca şey öğrendim, işte bu onca şey arasında sorumun da yanıtı var. Romanın kahramanlarından birisi olan akademisyen Can'ın ağazından paylaşıyorum: "İsa, yüzyıllardır beklenen kurtarıcıyı temsil ediyordu. O çağlarda yahudi din adamları tam bir çürümüşlük içindeydiler. Kutsal şehir Kudüs, Roma İmparatorluğu'nun işgali altındaydı, daha da kötüsü Yahudi din adamları, işgalcilerle uyum içinde yaşıyordu. Yahudilerin büyük tapınağı ile Roma garnizonu yan yanaydı. Halk, din adamlarından umudu kesmiş, kendilerini kurtaracak Mesih'i bekliyordu. İsa, bu beklenen Mesih oldu işte. Birden olmadı kuşkusuz; başta kendisi bile inanamamıştı buna. Ama süreç, onu da başkalarını da inandırmayı başardı. Zorlu bir mücadeleydi. Sürekli çatışma yaşanıyordu. Ferisi denilen tutucu din adamları, İsa'ya karşı çıkıyorlardı. İsa da onlarla düşünsel bir çatışmaya girdi. Bir tür ideolojik mücadele."

Roman kahramanı Can, sadece Hz. İsa'yı anlatmış. Ben Hz. Muhammed'in de bugün yaşıyor olsaydı aynılarını yapacağını düşünüyorum. İşgalci kuvvetlere ve özellikle de bu kuvvetlerin yerli işbirlikçilerine karşı duracağına inanıyorum. Peygamberler her zaman ilerici oldular, belki zamanla miadları dolu oluşan boşluğu bir diğeri aldı. Hz. Musa'nın ardından Hz. İsa ve sonunda da Hz. Muhammed geldi. Bugün 21. yüzyılda da bir peygambere ihtiyaç var. Gelecek mi, gelmeyeceği yazıyor kutsal kitapta. O zaman iş bize düşüyor; aydınlanma yolunda yürüyen aydın gençlere..

Kum Torbamız Kalmadı, İnsan Verelim?!

Tuzla1 Batan bir gemiden kurtuluşun, genellikle, tek yoludur filika. Dünya'da bu böyledir, dünden bugüne can kurtarmışlardır filikalar, dünyanın hırçın denizlerinde.. Gelin görün kü dünyanın garip coğrafyaları, bir o kadar da garip insanları var. Ne yazıktır ki bu gariplikler de hep bizi, yurdum insanını buluyor.. Tüm dünyadaki deniz kazalarında insan hayatını, dondurucu soğuktan, anaforlardan, dev dalgalardan kurtarmak için tasarlanmış can kurtarma filikası, yurduma özgü ihmallerle can alıyor.

Tuzla'da 3 insan öldü, 16'sı yaralandı. Tamamen ihmalden, tamamen çaresizlikten. Bu insanların kobay olarak kullanıldığı iddia ediliyor, ne acı yurdum insanının hali? Üzülüyorum. Konu hakkında görüşlerini paylaşan bir mühendis, belki de farkında bile olmadan, durumu çok güzel açıklamış. Demiş ki, "Ancak denemelerde tabii ki torba kullanılması gerekiyor. Sanırım torba bulamamışlar." İşte herşey bu kadar basit, kum torbası bulamıyorlar ama üzülmeye gerek yok: Türkiye'de insan hayatı kum torbasından daha ucuz.. Almayanı dövüyorlar!?

Korsana Yenildik, Kapatıyoruz!

Korsan Kita Bugün öğle yemeğimi Sıhhiye Orduevi'nde yedikten sonra Karanfil Sokak'a kitapçılara bakmaya gidiyordum. Selanik Caddesi'ne saptım ve kocaman, kapkara bir afiş gördüm: Korsana Yendildik, Kapatıyoruz! Afiş İndeks kitapevinin ön cephesini tamamen kaplıyor, her kenarında da herşey %50 indirimli yazıyordu. Tabii haliyle kalabalığa da uyarak kitapevine girdim. Gerçekten de herşey etiketinin yarısına satılıyordu. Kitaplar kapanın elinde kalıyordu..

Böyle durumlarda ne yapmam gerektiğini kesitiremiyorum. Kitapları yarı fiyatından alsam fırsatçı gibi mi olurum endişesi taşırım, sonra da almazsam başkalarının alacağını düşünürüm. Bu çelişki içerisinde raflarda uzanan kitaplara göz gezdirmeye başladım.. Ardından birer birer sıkıştırmaya başladım kollarımın arasına. Kasaya geldiğimde kollarımda onu aşkın kitap vardı. Buna rağmen çok az bir para istediler. Sadece Oktay Sinanoğlu'nun "Ne Yapmalı" kitabı için 7 YTL indirim yaptılar. Hikmet Özdemir'in "Doğan Avcıoğlu" adlı kitabını ise sadece 3 YTL'den saydılar. Annem'in bir hafta öncesinde Balıkesir'den 36 YTL'ye aldığı Kuran'ı sadece 18 liraya saydılar.. Annem dayanamadı, helallik istedi

Korsan kitaplar gerçekten heryeri kuşattılar. Bundan en büyük zararı yazarlar kadar yayınevleri ve kitapçılar görüyor. Örneğin İndeks kitapevi bugün korsana yenildi, kapanıyor. Daha sırada pek çok kitapevi var kapılarını kapatmayı bekleyen.. Böyle giderse buna bir çözüm bunacağını da sanmıyorum.. Kitapevleri ve yazarlar adına üzülüyorum..

"Okan Yüksel Yazıyor.." Blog Yayın İlkeleri

Yayın ilkeleri noktasında Türkiye blogosferinde sanırım bir ilki gerçekleştireceğim. Aldığım kararla yaptığım kişisel haber-yorum yayınlarında aşağıda sıraladığım ilkeler doğrultusunda yazılar kaleme alacağım. Bu ilkeler çerçevesinde haber ve yorumlarımın kalitesini arttıracak, ayrıca yüksek bir standart sağlayacağım. Söz konusu haber ve habere ilişkin yorumlar olunca belirli şablonlar ve gereklilikler söz konusu. Bu şablon ve gereklilikleri söz konusu ilkeler çerçevesinde yerine getirmek çok daha kolay olacak, inancındayım. Aşağıda sıralayacağım ilkeler RTÜK ve BBC gibi kurumların ilkelerindeki genel felsefeden yararlanılarak oluşturulmuş ilkelerdir. Bu noktada sizlerin katkı ve eleştirileri de benim ve yayın ilkeleri için oldukça önem arz etmektedir. Bu noktada katkılarınızı da her zaman bekliyor olacağım.. Şimdi zamanla daha genişleyecek ve başkalaşacak ilk ilkeler taslağımı sunuyorum. Bu yazı yayına girdiği andan itibaren bu blogta, bu ilkeler çerçevesinde yayıncılık yapılacaktır.

  • Güvenilirlik: Okan Yüksel Yazıyor, yayınlanacak haberlerin seçiminde ön koşul olarak güvenilir kaynaklara dayandırılmış olma gereği aramaktadır. Haberin kaynağı güvenilir, kendisi doğru olmak durumundadır. Aksi oluştuğu vakit; mutlaka tezkip yayınlanmalı ve okuyucu bilgilendirilmelidir.
  • Kişilerin Kişilik Hakları ve Hak Güvenliği: Okan Yüksel Yazıyor, kişilerin özel hayatlarına saygı gösteren yayınlar yapmak zorundadır. Kişilerin misyon ve vizyonları gereği sorumlulukları dahilindeki konular dışında kişiler hakkında olumsuz ve aşağılayıcı yayınlar yapılamaz. İnsanlar bedensel özellik ya da eksiklikleri için aşağılanamaz, espri konusu yapılamaz. Kişiler, özel yaşamları nedeniyle yargılanamaz ve sadece fikirleri noktasında ele alınırlar.
  • İnanca ve Etnisiteye Saygı: Okan Yüksel Yazıyor; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir kişi, topluluk veya kurumu aşağılayamaz. Tüm bunlara saygılı ve anlayışlı olarak yaklaşır, bu noktada yayınlar yapar.
  • Ulusal Misyon: Okan Yüksel Yazıyor; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapmaz. Bu topraklar üzerindeki siyasal sistemin ve üst kimliğin bir bütünü olarak kendisini görür.
  • Telif: Okan Yüksel Yazıyor'da yayınlanan her metinin telif hakkı, aksi belirtilmediği takdirde, Okan Yüksel'e aittir. Alıntı metinlerin altında, asıl kaynak mutlaka verilir. Alıntı görsel içerik içinse kaynağa ulaşılması mümkün olduğu vakit kaynak verilecektir.
  • Tarafsızlık: Okan Yüksel Yazıyor, haberler noktasında tarafsız yayınlar yapacaktır. Haberin kutsallığı söz konusudur ve bu noktada bilinçli haber atlama, tek yönlü habercilik yapılmayacaktır.
  • Taraflılık: Okan Yüksel Yazıyor, yorumlar noktasında taraftır. Yorum yapmanın taraf olmak ama bunun da sadece kendi tarafını görmek demek olmadığının bilincinde yayınlar yapılacaktır. Okan Yüksel Yazıyor, iç politikada Mustafa Kemal'in çizdiği yolda yürüyen Cumhuriyet aydınlarının, dış politikada ise halkının ve devletinin tarafıdır.
  • Türkçe'ye Saygı: Okan Yüksel Yazıyor, yayın yaptığı Türkçe'ye saygılıdır. Bu noktada Türkçe'nin kurallarına uymayı, Türkçe'yi doğru kullanmayı amaç edinmiştir.
  • Okuyucu Hakları ve Yorum Özgürlüğü: Okan Yüksel Yazıyor, tüm okuyucularını eşit olarak değerlendirir. Her yazı, okuyucu yorumlarına açıktır. Hakaret, kanun ve konu dışı içerik söz konusu olmadığı vakit her yorum yayınlanır.

Eğitimin Ahlaklı Bireyler Yetiştirme Misyonu

çocuk12 Eğitime ve öğretime sıklıkla yer veriyorum bu satırlarda. İnsanın eğitimle biryerlere gelebileceğine inanıyorum: insanı, eğitimsiz eksik sayıyorum. Bu noktada Türk Eğitim Sistemi'ni de eleştirmek durumunda kalıyorum çünkü kıstas alıdğım eğitim sistemi olması gerken sorunsuzluk noktasından çok çok uzaklarda..

Yazık ki, halkımız bu aksak sistemde bile ilk okul dört seviyesinin ötesine geçememiş durumda. Evet, halkımızın eğitim seviyesi ilkokul dördüncü sınıf! Peki ya ahlak seviyesi? İnsanımız sizce kaçıncı sınıfta, veya olduğu sınıfa kadar MEB nasıl bir ahlak sundu insanımıza, bize?

Aldığım eğitim bu noktada genelleştirilebilecekse, kısaca şöyle özetlenebilir: Bir Çek artasözü açıklıyor MEB'in kurumlarından aldığım tüm eğitimin, ahlakın özünü: Asılan hırsız değil, birşey çalarken yakalanandır! Tanrıya şükürler olsun, derslerim her zaman orta derecede oldu: Kişiliğimi zedeleyecek kadar almadım, MEB kurumlarının sunularını!

Sınavlardan kaç puan alıdığım önemli oldu her zaman, nasıl bir kişiliğim olduğunu kimse önemsemedi! Sınavlarda kopya çekme imkanım varken çekmediğimi kimse görmedi, ödüllendirmedi! Tüm bunlar bana öğretti ki bu ülkede kağıtlar önemli, not defterleri önemli.. Eve giden karne önemli, babam sadece o karneye göre değerlendirecek beni.. Babama kızamam bu noktada, çünkü o da biliyor tüm Türkiye'de karnelerin kişilikle ilgili bölümünün yek "Pekiyi" olduğunu!

Ahlakımız, kişiliğimiz maalesef "pekiyi" değil. İlkokul öğretmenlerimizin hepsi ya yalancı, ya da çıkmadık candan umut kesmek istemediler zamanında.. Evet, o canlar çıkmadılar ama çok insanın canını çıkarttıkar. Bu ülkenin paralarını hortumladılar, yetim hakkı yediler vs..

Ahlakmış, yeme şimdi beni Okan! Eğer bu ülkenin en sevilen insanı olmak istersen, yapman gereken ahlaklı olmak değil.. Yapman gerken paranın olması, televizyon ve gazetelerde reklamını yaptıracak kadar paranın olması. Ahlaklı olmak bir rüya, belki de bir saçmalık..

Saçmalıyorum, ne mutlu bana!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.