Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

8 tane "ahlak" etiketli yazı bulundu "ahlak" tagli diger ogeler resimler , videolar

"Alem Buysa Kral Benim!"

buthan Arabesk müziğin ve tabii ki çok değerli şahsiyet Mahsun Kırmızıgül'ün kültür hayatımıza bir armağanı: "Alem Buysa Kral Benim!"

Aslında, biraz düşününce bu sözü söyleyen şahsiyetlerin kral ya da kraliçe olma potansiyelin pek olmadığını görüyoruz. Çünkü sonuç itibariyle bu yargı güçsüzlüğü ifade ediyor. Aleme boyun eğmeyi ve kendini yitirmeyi akla getiriyor. Alemin kralı olmak için kişiliğini yok etmek, yani yok olmak demek "Alem buysa kral benim!"

Bu sebepten, diyorum ki sakın ola böyle modlara girmeyin; kendinizi bu kadar edilgen ve küçük konumlara düşürmeyin! Hele bir de kral olduğunuzu sanıp da bu kadar küçülürseniz; aklı selim insanların ağzında sakız olusunuz. Millet arkanızdan katıla katıla güler. Benden söylemesi..

Alem her ne halt olursa olsun, siz siz olun..

"Erotik Şarkıcı" Hilal Cebeci: Tesettürden Vazgeçmem!

Hilal Cebeci Başlığın aslı Akşam'da şöyle: "Erotik Şarkıcı: Tesettürden Vazgeçmem" Okuyunca diyecek tek bir kelime bulamadım, gülsem mi ağlasam mı öncesinde karar veremesem de sonrasında bolca güldüm.

Tesettürü alet etmedikleri birşey kalmadı sonunda.. Politikada, ekonomide ve şimdi de magazinde tesettürü kullanıyor bir takım insanlar. Olan ise samimi duygularla kapanan yurdum insanına oluyor. Erotik pozlarıyla gündeme oturan "erotik şarkıcı" Hilal Cebeci tesettüre girmesini basın mensuplarına şöyle açıklamış: "Alkolik bir babanın ve sinir hastası bir annenin kızıyım. Yaşadığım sorunlardan ötürü tesettüre girdim. (...) Psikolojik yardım alıyordum. Geceleri banklarda yatardım ve camiye giderdim. Bundan sonra türbanla gezmeye devam edeceğim."

Buradan Hilal Cebeci'nin psikologuna sesleniyorum: "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; yurdum gençliği yeni pozlar bekliyor!" Ya da şöyle mi demeli; "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; İslam bunların elinde kirleniyor!"

Hz. İsa, 21. Yüzyıl Türkiye'sinde Yaşasaydı..

Hz. İsa Evet, sorum açık: Hz. İsa, 21. yüzyıl Türkiye'sinde yaşasaydı yaşananlara karşı nasıl bir duruş sergilerdi. Kutsal yaratıcının dünyadaki elçilerinden bir tanesi olarak yaşananlara karşı neler yapardı?

Bu soruları sordum ama şunu da kabul ediyorum: çok da mantıklı bir alt yapısı olmayabilir soruların. Ama ben bu soruların cevabını buldum. Zaten sizlere sormamın sebebi de sorunun cevabını biliyor ve sizlerle yaplaşmak istiyor olmam. Daha önce belirttiğim gibi Ahmet Ümit'in polisiye bir romanı olan Kavim'i okuyordum, az önce bitirdim. Kitapta Hz. İsa hakkında bilmediğim onca şey öğrendim, işte bu onca şey arasında sorumun da yanıtı var. Romanın kahramanlarından birisi olan akademisyen Can'ın ağazından paylaşıyorum: "İsa, yüzyıllardır beklenen kurtarıcıyı temsil ediyordu. O çağlarda yahudi din adamları tam bir çürümüşlük içindeydiler. Kutsal şehir Kudüs, Roma İmparatorluğu'nun işgali altındaydı, daha da kötüsü Yahudi din adamları, işgalcilerle uyum içinde yaşıyordu. Yahudilerin büyük tapınağı ile Roma garnizonu yan yanaydı. Halk, din adamlarından umudu kesmiş, kendilerini kurtaracak Mesih'i bekliyordu. İsa, bu beklenen Mesih oldu işte. Birden olmadı kuşkusuz; başta kendisi bile inanamamıştı buna. Ama süreç, onu da başkalarını da inandırmayı başardı. Zorlu bir mücadeleydi. Sürekli çatışma yaşanıyordu. Ferisi denilen tutucu din adamları, İsa'ya karşı çıkıyorlardı. İsa da onlarla düşünsel bir çatışmaya girdi. Bir tür ideolojik mücadele."

Roman kahramanı Can, sadece Hz. İsa'yı anlatmış. Ben Hz. Muhammed'in de bugün yaşıyor olsaydı aynılarını yapacağını düşünüyorum. İşgalci kuvvetlere ve özellikle de bu kuvvetlerin yerli işbirlikçilerine karşı duracağına inanıyorum. Peygamberler her zaman ilerici oldular, belki zamanla miadları dolu oluşan boşluğu bir diğeri aldı. Hz. Musa'nın ardından Hz. İsa ve sonunda da Hz. Muhammed geldi. Bugün 21. yüzyılda da bir peygambere ihtiyaç var. Gelecek mi, gelmeyeceği yazıyor kutsal kitapta. O zaman iş bize düşüyor; aydınlanma yolunda yürüyen aydın gençlere..

Kum Torbamız Kalmadı, İnsan Verelim?!

Tuzla1 Batan bir gemiden kurtuluşun, genellikle, tek yoludur filika. Dünya'da bu böyledir, dünden bugüne can kurtarmışlardır filikalar, dünyanın hırçın denizlerinde.. Gelin görün kü dünyanın garip coğrafyaları, bir o kadar da garip insanları var. Ne yazıktır ki bu gariplikler de hep bizi, yurdum insanını buluyor.. Tüm dünyadaki deniz kazalarında insan hayatını, dondurucu soğuktan, anaforlardan, dev dalgalardan kurtarmak için tasarlanmış can kurtarma filikası, yurduma özgü ihmallerle can alıyor.

Tuzla'da 3 insan öldü, 16'sı yaralandı. Tamamen ihmalden, tamamen çaresizlikten. Bu insanların kobay olarak kullanıldığı iddia ediliyor, ne acı yurdum insanının hali? Üzülüyorum. Konu hakkında görüşlerini paylaşan bir mühendis, belki de farkında bile olmadan, durumu çok güzel açıklamış. Demiş ki, "Ancak denemelerde tabii ki torba kullanılması gerekiyor. Sanırım torba bulamamışlar." İşte herşey bu kadar basit, kum torbası bulamıyorlar ama üzülmeye gerek yok: Türkiye'de insan hayatı kum torbasından daha ucuz.. Almayanı dövüyorlar!?

Korsana Yenildik, Kapatıyoruz!

Korsan Kita Bugün öğle yemeğimi Sıhhiye Orduevi'nde yedikten sonra Karanfil Sokak'a kitapçılara bakmaya gidiyordum. Selanik Caddesi'ne saptım ve kocaman, kapkara bir afiş gördüm: Korsana Yendildik, Kapatıyoruz! Afiş İndeks kitapevinin ön cephesini tamamen kaplıyor, her kenarında da herşey %50 indirimli yazıyordu. Tabii haliyle kalabalığa da uyarak kitapevine girdim. Gerçekten de herşey etiketinin yarısına satılıyordu. Kitaplar kapanın elinde kalıyordu..

Böyle durumlarda ne yapmam gerektiğini kesitiremiyorum. Kitapları yarı fiyatından alsam fırsatçı gibi mi olurum endişesi taşırım, sonra da almazsam başkalarının alacağını düşünürüm. Bu çelişki içerisinde raflarda uzanan kitaplara göz gezdirmeye başladım.. Ardından birer birer sıkıştırmaya başladım kollarımın arasına. Kasaya geldiğimde kollarımda onu aşkın kitap vardı. Buna rağmen çok az bir para istediler. Sadece Oktay Sinanoğlu'nun "Ne Yapmalı" kitabı için 7 YTL indirim yaptılar. Hikmet Özdemir'in "Doğan Avcıoğlu" adlı kitabını ise sadece 3 YTL'den saydılar. Annem'in bir hafta öncesinde Balıkesir'den 36 YTL'ye aldığı Kuran'ı sadece 18 liraya saydılar.. Annem dayanamadı, helallik istedi :)

Korsan kitaplar gerçekten heryeri kuşattılar. Bundan en büyük zararı yazarlar kadar yayınevleri ve kitapçılar görüyor. Örneğin İndeks kitapevi bugün korsana yenildi, kapanıyor. Daha sırada pek çok kitapevi var kapılarını kapatmayı bekleyen.. Böyle giderse buna bir çözüm bunacağını da sanmıyorum.. Kitapevleri ve yazarlar adına üzülüyorum..

Eğitimin Ahlaklı Bireyler Yetiştirme Misyonu

çocuk12 Eğitime ve öğretime sıklıkla yer veriyorum bu satırlarda. İnsanın eğitimle biryerlere gelebileceğine inanıyorum: insanı, eğitimsiz eksik sayıyorum. Bu noktada Türk Eğitim Sistemi'ni de eleştirmek durumunda kalıyorum çünkü kıstas alıdğım eğitim sistemi olması gerken sorunsuzluk noktasından çok çok uzaklarda..

Yazık ki, halkımız bu aksak sistemde bile ilk okul dört seviyesinin ötesine geçememiş durumda. Evet, halkımızın eğitim seviyesi ilkokul dördüncü sınıf! Peki ya ahlak seviyesi? İnsanımız sizce kaçıncı sınıfta, veya olduğu sınıfa kadar MEB nasıl bir ahlak sundu insanımıza, bize?

Aldığım eğitim bu noktada genelleştirilebilecekse, kısaca şöyle özetlenebilir: Bir Çek artasözü açıklıyor MEB'in kurumlarından aldığım tüm eğitimin, ahlakın özünü: Asılan hırsız değil, birşey çalarken yakalanandır! Tanrıya şükürler olsun, derslerim her zaman orta derecede oldu: Kişiliğimi zedeleyecek kadar almadım, MEB kurumlarının sunularını!

Sınavlardan kaç puan alıdığım önemli oldu her zaman, nasıl bir kişiliğim olduğunu kimse önemsemedi! Sınavlarda kopya çekme imkanım varken çekmediğimi kimse görmedi, ödüllendirmedi! Tüm bunlar bana öğretti ki bu ülkede kağıtlar önemli, not defterleri önemli.. Eve giden karne önemli, babam sadece o karneye göre değerlendirecek beni.. Babama kızamam bu noktada, çünkü o da biliyor tüm Türkiye'de karnelerin kişilikle ilgili bölümünün yek "Pekiyi" olduğunu!

Ahlakımız, kişiliğimiz maalesef "pekiyi" değil. İlkokul öğretmenlerimizin hepsi ya yalancı, ya da çıkmadık candan umut kesmek istemediler zamanında.. Evet, o canlar çıkmadılar ama çok insanın canını çıkarttıkar. Bu ülkenin paralarını hortumladılar, yetim hakkı yediler vs..

Ahlakmış, yeme şimdi beni Okan! Eğer bu ülkenin en sevilen insanı olmak istersen, yapman gereken ahlaklı olmak değil.. Yapman gerken paranın olması, televizyon ve gazetelerde reklamını yaptıracak kadar paranın olması. Ahlaklı olmak bir rüya, belki de bir saçmalık..

Saçmalıyorum, ne mutlu bana!

Toprak Olmak ya da Olmamak!

çocuk7 "Ellili yıllarda Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında, Yahya Kemal'i en yeni şiirleri yayınlanırmış. Yahya Kemal öldüğünde cenazesinin ardında bir insan seli halinde akmış insanlar. İstanbul'da dükkanlar kapanmış. Kitapçılar vitrinlerine üstadın resimlrini asmışlar... Toplum, toprak gibidir, ne ekerseniz o filizlenir." yazıyordu Necati Güngör, Kaçakyayın'ın bilmem hangi sayısında.. Bugün gelinen noktada aldığım eğitimin de sayesine bu satırları daha iyi okuyabiliyorum. Evet, torpak gibiyiz ve bu de edilgenliğimizdir bizim. İnsan toprak gibi olmamalıdır, çünkü insan işlenecek bir metaryalden farklıdır; yani insan doğadaki taştan, ağaçtan veya demirden farklı olmalıdır!

Temennilerim bu yöndeydi ama yanıldığımı görüyorum artık. İnsan fazlasıyla edilgen, insan hayatının çok az bir noktasında etken olabiliyor ve o noktalar da edilgenliği arasında yok olup gidiyor. Şunu bir düşünsenize; bu ülkenin nüfusunun neredeyse tamamına yakını Müslüman. Eğer bu insanları birer bebekken ailelerinden alıp Hristiyan ailelere devşirseydik, çok çok büyük bir bölümü muhtemelen Hristiyan olacaklardı! E o zaman nerde kaldı, insanın etkenliği?!

Edilgeniz, hem de fazlasıyla! İşte bu noktada da eleştirisel bakış önem kazanıyor. Eleştirdiğimiz kadar etken, daha doğrusu kendimiz olabiliyoruz! Bu sebepten eleştirmeli inandığımız herşeyi! Hatta ilk başta en doğru bulduklarımızı, en inandıklarımızı eleştirmeliyiz. Aksi halde Kur'an bile okumadan kendini Müslüman sanan, dininden bir haber Allah Allah nidalarıyla insanları yakan birer zerzavat olmaktan ileri pek gidemeyiz. Belki kendinizi kandırabilir ve gönül rahatlığıyla günlerinizi geçirebiliriz ama unutmayın ki inandığınız Tanrı İslam'a göre de diğer dinlere göre de kanmaz! İslam'ı veya herhangi bir dini, hatta ideolojiyi kendi seçtiğimiz oranda sahiplenebiliriz! Hatta şunu da deneyimlerim bana gösterdi ki: anadan doğma Müslüman olan bir zatla, Hristiyan veya Yahudi dömesi bir Müslüman arasında dağlar kadar inanç farklı var! İnsan seçtiği şeye inanır, seçtirildiği değil! Bu noktada herkese okumak düşüyor, dinini aklının süzgecinden geçirmek ve o zaman da hala aynı şevkle inanıyorsa gerçek Müslüman olmak düşüyor, bilmem anlatabildim mi?

İnternette İnsan Kalabilmek ve Ahlak

itmek Yaz tatili münasebetiyle şu son bir iki aydır internetle fazlasıyla içli dışlı oldum. Bundan önceleri de bu kadar sık olmasa da internet münasebetlerim olmuştu ama bu sefer diğerlerinden farklı olarak kendimce bir saptama yaptım: İnsanlar internette kendilerini kaybediyor ve egolarını tatmin etmek için birşeyler karalıyorlar. Bu elbette herkes için geçerli olmasa da son bir iki haftadır forumlarda ve çeşitli paylaşım sitelerinde gördüğüm seviyesizlikler beni yanlış genellemeler yapmaya fazlasıyla zorladı. Dün uzunca bir süre bunları düşündüm ve artık forumlarda yazı yazmamaya karar verdim.

Forumlarda üç dört yıl öncesinde ciddi tartışmalara girmiş ve bu tartışmalar sonucu entellektüel bilgi dağarcığımı oldukça genişletmiştim oysaki. Bu gün de aynı arzuyla pek çok forum gezsem de açıkçası çok azı beni tatmin edebiliyor. Dedim ya insanlar artık birşeyler öğrenebilir miyim derdinde değil, bak ben ne biliyorum sana göstereyim derdindeler.

Gelinen bu noktada içim sıkılıyor. İnsanlara karşı tepkiliyim, insanın eksik bir yaratık olduğunu düşünmeye başladım. Her geçen gün bu düşüncem daha da belirginleşiyor ve üzülerek bu düşüncenin doğruluğunu görüyorum. Bu noktada sadece düşünmekle kalmıyor, bol bol da okuyorum. Okudukça daha fazla düşünüyor ve insanlardan daha fazla uzaklaşmak istiyorum.

Şiddeti bu kadar benimsemiş bir toplumda yaşamak çok zorluyor beni. İnsanlar ahlak bekçiliğine soyunuyorlar ama insanlığın büyük bir çoğunlu ahlak yoksunu! Kendimi bildim bileli Afrika'da insanlar açlıktan ölür, Ortadoğu savaşlarla boğuşur, sokaklarda evsiz insanlardan geçilmez, Güneydoğu'da PKK can almaya devam eder, gencecik kızlar babaları yaşındaki adamlara pazarlanır, insanların emeklerinin karşılığı tam olarak verilmez...

İnsanlık olarak bir durup düşünmenin zamanı geldi de geçti bile. Biz ne yapıyoruz diye kendimize sormalıyız artık? Ahlak nedir ve biz ne kadar ahlaklıyız, bu soruları masaya yatırmalıyız.

Ve en önemlisi karşımızdaki insana saygı duymalı, onunla çatışmak yerine onunla bir sinerji oluşturmaya çalışmalıyız. Aksi halde hepimiz resimdeki gibi çekip gitmeye mecbur kalacağız bu yaşanası dünyadan...

Not: Yazımda kullandığım resimin asıl kaynağını maalesef bulamadım, dolayısıyla sizlerle paylaşamayacağım...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.