Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

38 tane "akp" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"akp" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kanal Türk'ün Satışı ve Bir Çok Şey..

Kanal Türk Kanal Türk'ün büyük bir mali sıkıntının içerisinde olduğunu Tuncay Özkan, hemen her ortamda dile getiriyordu. Bugün gelinen noktada görünüyor ki bu mali sıkıntı, bir mali çıkmaz halini almış. Bu mali çıkmaz sebebiyle Kanal Türk pek de yakın olmadığı isimlerin eline geçti. Kanal Türk'te program da yapan gazeteci Mine Kırıkkanat bu durumu odatv.com'a şöyle açıklamış: "Bu Kanal Türk'ü susturmak isteyen AKP'nin bir zaferidir. Yani kanalı kapatmak ve kanalı yayından engellemek için her türlü şeyi yaptılar. Kanunsuz yollardan bile yaptılar. Dolayısıyla evet yani Kanaltürk'ü bitirmek istediler ve bitirdiler."

Sayın Kırıkkanat herşeyi bir güzel özetliyor. Evet, Kanal Türk bitirilmek istendi ve bitirildi. Medyada yaşanan tüm bu değişimler, birer susturma operasyonundan ibaret. İktidar, muhalefeti paranın gücünü kullanarak susturmaktadır. Ne ATV ne Sabah ne de şimdi ele geçirilen Kanal Türk, maddi çıkarlar uğruna alınmamıştır. Her üç yayın organı da susturulmak için alınmıştır. Bunu nasıl mı iddia ediyorum? Sadece karşımdaki ATV ve Sabah'ın manzarasını izliyorum. Sabah'ın tirajı sadece 5 ayda 93.000 düştü. ATV büyük reyting kayıplarına uğradı, küçüldü, küçülüyor.. Yarın Kanal Türk de izlenmeyecek, bir bakıma alanın elinde kalacak.. Hepsi zararlı alımlar, getirisi olmayacak alımlar. Ama hepsi siyasi güç demek, hepsi muhaleseftsiz, dikensiz bir gül bahçesi demek.. Kapitalist dünyada herşeyin bir bedeli var, muhalefetsizliğin de, bir devleti parayla kalıptan kalıba sokmanın da.. Bazen düşünüyor da insan, ne kötü şey şu para?!

Abdüllatif Şener: 'Türkiye'yi Soyuyorlar'

abdullatif_sener Abdüllatif Şener, hepimizin yakından tanıdığı bir isim: AKP'nin kurucularından ve geçen dönemin AKP'li maliye bakanı. Fatih Altaylı'ya açıklamalarda bulunmuş sayın Şener; "Türkiye’de özelleştirilen kurumların hepsi hizmet sektöründe. Alan yabancılar hemen hemen hiç bir yeni yatırım yapmıyorlar. Karlı kuruluşları alıyorlar. Ödedikleri paranın çok daha fazlasını bir kaç yıl içinde kar transferi olarak yurt dışına çıkarıyorlar. Para basan kuruluşlarımızı, bir kaç yıllık karları karşılığında devrediyoruz. Bunun en iyi örneği telekom şirketleri. Bunların kar transferleri bir kaç yıl içinde Türkiye’deki cari açığı bir kaç katına çıkaracak. Rakamlara bakarsanız net olarak görülüyor. Türkiye’den dışarıya giden kar transferi bir kaç yıl içinde 89 milyon dolardan 2 milyar dolara çıkmış. Bu daha da büyüyecek. Şimdi otoyolları da satacaklarmış. Yahu size ne zararı var. Her yıl belirli bir geliri var. Taş atmadan kol yormadan. Şimdi onları da satacaklar. Peşin parayı al kısa bir süre rahatla ama geleceği sat. Şuursuzca yapılan bir işlem. Bakın bu şirketlerin hiç biri üretim yapan alanlardan gelmiyor. Ya finans, ya telekom. Hepsi hizmet sektörü."diyor..

Bunlar çok önemli açıklamalar. Yapılan yanlış ekonomik planlamanın kabulü sayın Şener'in ağzından dökülen bu sözler. Sorulması gereken onlarca soru var. Sayın Şener de bu sorularn muhattapları arasında. Kendisi acaba bu açıklamaları ve saptamalarını zamanında Tayyip Erdoğan'ın kulağına da fısıldadı mı? Kendisinin de içinde bulunuduğu geleneğin icraatları sonucu Türkiye'nin bu hallere düşürülmesinde Sayın Şener acaba kendisini ne kadar sorumlu buluyor? Bu işler, altına imza atıp da sonradan biz yanlış yaptık denilecek kadar basit işler mi? Karartılan bir ülkenin geleceği, yurdum insanının yarınları karartılan. Umarım tüm sorumlularda hesap sormasını becerir yurdum insanı?!

İşimiz Gücümüz: 1 Mayıs

1 Mayıs Daha Nisan'ı bitirmeden Mayıs'ın yankılarını duymaya başladık. Hükümetle sendikalar arasında Taksim savaşı başladı. Yaşananlara gülsem mi ağlasam mı karar veremedim. Bu ülkenin tartışacak, zamanını ayıracak daha önemli işleri olmalı. Yaşananlara bir anlam vermekte zorladım işin açıkçası..

Her iki tarafında yerine koydum kendimi.. Sendikalar Taksim'de diretiyorlar çünkü Kanlı 1 Mayıs'ta öldürülen arkadaşlarını anmak istiyorlar. Bunun için de geri adım atmaya yanaşmıyorlar. Hükümet cepesinde ise nedenini anlamadığım bir inat var. Ortaya sebepler koyamadan, yok efendim Taksim olmaz diyorlar. Bu noktada İstanbul Valisinden ortaya sebepler sunmasını bekliyorum. Aksi halde haksız konumuna düşecekler kendileri..

Ayrıca 1 Mayıs üzerindeki bu baskıyı da anlamakta güçlük çekiyorum. Bilmem hatırlar mısınız, bir zamanlar bu topraklarda Kürtçe şarkılar yasaklanmıştı ama mahalle aralarında bol bol duyardık Kürtçe ezgileri. Ardından yasak kalktı ve beklenenin tam aksine duymaz olduk, azaldı o Kürtçe ezgiler. Bugün 1 Mayıs'ın Taksim'de olması da böyle birşey, birileri insanları zorla Taksim'e yürütüyorlar. Vali Muammer Güler, dağıtırız hepsini diyor; bilmem farkında mı dağıtacağı insanlar düşman askeri değil: bizim insanımız! Yaşanacak her olayda, akabilecek her damla kanda süreci yönetemeyen malum isimler de sorumludurlar. Bir gün öncesinden not edelim!

Tansu Çiller Siyasete Geri Mi Dönüyor?

Tansu Çiller Doğru Yol Partisi'nin 3 Kasım seçimlerinde aldığı "kıl payı" yenilgi ardından parti genel başkanlığını Mehmet Ağar'a teslim eden Tansu Çiller politik hayata tekrar dönme sinyalleri veriyor. Mehmet Ağar'ın ardından parti genel başlanlık koltuğuna oturan ve Tansu Çiller'e yakınlığıyla bilinen Süleyman Soylu'nun koltuğu önümüzdeki süreçte Tansu Çiller'e bırakması bekleniyor.

Tüm bunlar gösteriyor ki Türk politik hayatında önümüzdeki süreçte merkez sağ kuvvetlenecek ve bu da merkez dışı partilerden oldukça oy çalacak. Tansu Çiller'li güçlü bir Demokrat Parti özellikle iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin oylarını hırpalar. Mecliste bir DP olması aynen MHP'nin yaptığı gibi AKP'nin manevra alanını kısıtlar. Devlet Bahçeli örneğinde olduğu gibi faydacı politikalar izlenirse halka da seçecek alternatifler sunulmuş olacaktır.

Tansu Çiller'in icraatları noktasında pek bilgi sahibi değilim, buna karşın kendisinin rejimle kavgalı birisi olmadığını düşünüyorum. Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne de laik yapısına da kuvvet katacak bir lider olacaktır kendisi. Nitekim PKK terörü karşısında en büyük atılımları yapan ve şehit ailelerine en fazla destek sağlayan başbakan olma özelliğini taşıyor Tansu Çiller. Zaman ne gösterir bilinmez ama ben Tansu Çiller'in aktif politika içerisinde Türkiye'ye yararlı olabileceğine inanıyorum. Bekliyelim, görelim..

Nihat Genç'ten SKY TÜRK'e Veda..

Nihat Genç Az önce Nihat Genç'in Sedar Akinan'la hazırladıkları "Ne Var Ne Yok" adlı programın sonlandırıldığını duydum. SKY Türk, Yalçın Küçük'lü Kalemler ve Kılıçlar'dan sonra şimdi de Nihat Genç'li Ne Var Ne Yok'u ekranlarından aldı. Bu noktada SKY Türk'ü yargılamak pek doğru olmayacaktır, tüm bu yaşananlar eziliyoruz naraları atan iktidarın Cumhuriyetçi sermaye sahiplerini ezme ve yıldırma politikasıdır! Yalçın Küçük de Nihat Genç de aynı doğrultuda yorumlar yapmışlardır: Her ikisi de bağlı bulundukları yayın grubunun hükümet tarafından maddi baskı altına alındığını, bu baskıdan yayın grubunu kurtarmak için yayından çekildiklerini açıklamışlarıdır! Yapılanlar bir devrimdir, bu devrime sessiz devrim diyen sağırlar ve körler artık tarafını seçmelidirler! Yaşananları anlamamak için ya işbirlikçi ya da salak olunmalıdır, üçüncü bir seçenek yoktur. Prof. Yalçın Küçük'ün söylediği gibi bugün Türkiye'de yaşananlar bir iç savaştır! Bu savaşın tarafı olmamak bu vatana, bu toprakların insanına ihanettir!

Bu savaşta ne yapılması gerektiği bellidir: Gerici eğitim kurumlarının karşılarına Atatürk'ın devrimlerinin ışığıyla aydınlanan eğitim kurumları, dersaneler dikmek gerekmektedir! Üniversitelerde yurtlar açmak ve yurdum insanını tarikat everinden kurtarak insanıma bilimin aydınlık ışığında bir yaşam sunulmalıdır! Yeşil sermayenin karşısına allı kırmızılı milli bir sermaye var etmek, doğru düzgün bir medya kurmak gerekmektedir. Evet, çok geç kalınmıştır ama biz düşman boğazımıza dayandığı vakit Kurtuluş Savaşı vermeyi akıl edebilen bir milletiz. Şimdi de geç idark ettik ama geçmişe bakınca sonumuz hayırlı olur diyebiliyorum..

İç Sorunları Dış Güçlere Gammazlamak!

Avrupa Konseyi Uzun süredir yazıyorum, iç sorunları dış güçler aracılığıyla halletmek çöküşe delalet etmektedir, diye. Bir devlet, iç sorunlarını dış dinamiklere pazarlıyorsa sonu Osmanlı'nın akıbetinden farksız olacaktır! Bugün Türkiye'deki siyasal olaylar bizlere, acı da olsa, Osmanlı'nın hasta adamlığını hatırlatıyor. Kendini bilmez birileri gidip, bu milletin iradesiyle kurulmuş ve yaşayan Cumhuriyet mahkemelerini Avupa'daki ağabeylerine şikayet ediyor!

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne baskı yapıldığını okuduk. Birileri AKP'nin kapatılma davasına hala alışamamış olacaklar ki, bu dava sebebiyle Avrupa Konseyi'nden Türkiye'ye aleyhte bir bildiri yayınlamasını istemişler. Bu biraz annenizi, babanızı veya kardeşinizi gammazlamak gibi birşey. Bu toprakların böyle bir örfü, adeti ve daha da önemlisi devlet geleneği yok! Bundan çok değil, yirmi sekiz yıl önce 12 Eylül'ün tüm ağırlığını sırtında hissetmiş bir devlet adamımız Avrupa karşısında ülkesini savunabilmişti. AKP'nin yaşadıkları ne kadar ağır olabiliyor da kendini bilmez birileri Türkiye'yi Batı'ya gammazlama hakkını kendinde görüyor?!

12 Eylül müdahalesinden hemen sonra, aynı Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Türkiye'nin üyeliğinin askıya alınması eğilimi baş gösterince; Türk heyetinden bilgi isteniyor. Kürsüye Prof. Turan Güneş çıkıyor. Üyesi bulunduğu parlamento ve partisi kapatılmış, birçok arkadaşı tutuklanmış olan bu devlet adamımız; belki de içi kan ağlayarak Türkiye'yi savunuyor ve üyeliğimizin devamı için mücadele veriyor! Devlet adamlığı, vatan sevgi budur; gammazcılık muz cumhuriyetlerinde görülür; Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir ve daha önemlisi onurlu bir geleneğe sahiptir. Bu onurla oynamaya kimsenin haddi ve hakkı yoktur!

Kamer Genç'e Kalkan Eller..

Kamer Genç Bundan üç dört ay öncesinde Kamer Genç Muhalefeti başlığında bir yazı kaleme almış ve Kamer Genç'in politika üretmekte ve muhalefette ne kadar başarılı olduğunu yazmıştım. Bugün gelinen noktada yazdıklarımda ne kadar da haklı olduğumu, üzücü bir olay vesilesiyle de olsa hep beraber görüyoruz. AKP'li vekiller bir önceki mecliste muhalefetsizliğe öylesine alışmış olacaklar ki bugün gelinen noktada kendilerine muhalif hemen her sesi susturmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ellerinden gelen şeyler o kadar basit ve bayağı ki, meclis çatısı altına hiç ama hiç yakışmıyor! Bakıyorlar ki Kamer Genç, kendileri gibi emir-komuta adamı değil; sus deyince susmuyor. Bunun üzerine susturmak için saldırıyorlar, evet yanlış duymadınız: saldırıyorlar!

Merak ettiğim şey, CHP'li ve MHP'li vekillerin araya girmemesi durumunda AKP'li vekillerin neler yapacağı? Acaba Kamer Genc'i milletinin temsilciliğini yapıyor diye linç mi edeceklerdi?! AKP'li, söz konusu, vekiller bir utanca imza atmış ve bu insanların imza attıkları utancı tasvip eden Tayyip Erdoğan da bu utanca ortak olmuştur!

Yaşananlar Kamer Genç'i pek de korkutacak çap ve boyutta değil, ne mutlu ki? Tunceli dağlarında politika yapan ve daha önemlisi bunu başarıyla uzunca yıllar sürdüren bir isimi el kaldırarak korkutamazsınız! Nietzsche'nin de dediği gibi "Öldürmeyen her darbe, beni daha güçlü kılar!". Ey AKP, Kamer Genç'e el kaldırdığın andan bugüne Kamer Genç artık daha güçlü bir muhalif!

Erdoğan, Doğan'a Karşı!

Doğan-Erdoğan İlk olarak Ergenekon operasyonu kapsamında adı geçirildi Aydın Doğan'ın, yanlış hatırlamıyorsam Doğu Perinçek'e Aydın Doğan ile ilgili sorular soruldu. O günden bugüne bu işin üzerinde pek durulmadı. Bugün ise Serdar Akinan, Akşam'daki köşesinden çok önemli bir açıklama yapmış: dikkat diyor, Tayyip Erdoğan Aydın Doğan'a karşı bir duruş sergileyecek yazıyor. Tayyip Erdoğan'ın elindeki dosyanın sağlam olduğu söyleniyor, dosyanın içerisinde uzun süredir Fatih Altaylı'nın da dile getirdiği vergi kaçırma iddiaları yer alıyormuş.

Gelişen süreçte büyük bir çekişmenin içinde olacağa benziyor politik kulisler. Aydın Doğan bunun altından kalkabilir mi, orasını bilmiyorum. Yalnız tek bildiğim şey, hayatta her zaman objektif ve haktan yana tavır alınması gerektiği. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur.

Tüm bunları görünce, açıkçası midem bulandı. Bu nasıl bir zihniyettir? Başbakan, ülkenin en güçlü insanlarının dosyalarını tutuyor; bu insanların suç olduğunu iddia edebileceği eylemlerini kayıt altına alıyor. İş bununla da bitmiyor, ülkemin en güçlü yayın grubunun sahibi başbakan ile ilgili bir dosya tutuyor elinde. Dosyaların içeriğinden hiçbirimizin tam olarak haberi yok! İlk olarak bir başbakanın görevi suç olarak gördüğü şeyleri mahkemelere veya gerekli organlara havale etmek değil midir? Aydın Doğan'ın dosyasındaki bilgileri saklamak ve gerekli organlarla paylaşmamak suçtur! Peki ya Aydın Doğan'ın yaptığı? Bu nasıl bir medyadır, bu medyanın hiçbir ilkesi yok mu? Nasıl olur da birşeyler saklanır, belki birgün lazım olur diye sümen altı edilebilir? Bu gazetecilikle veya televizyonculukla ne kadar bağdaşır?!

Demokrasicilik Oynamak!

tbmm1 Demokrasiden beni soğutan ilk isim Montaigne, ardından da Adolf Hitler. Hitler, Kavgam adlı kitabında demokrasiyi çok güzel ve etkili tenkit ediyor. Alman demokrasisinden böylece soğumuşken bir de karşıma yurdum aydınları ve özellikle Yalçın Küçük çıkıyor. Ben bu aşamada karar veriyorum, demokrasinin en ideal yönetim şekli olmadığına. Şu an elimizde daha iyisinden yoksun olduğumuz için demokrasi diyoruz. Bu da demek değil ki, demokrasi eleştirisi yapmayacağız!

Daha bugün bir komediye daha şahit olduk. AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozbağ, hükümet ve sendikalar arasındaki uzlaşmadan ötürü, tasarının 35. maddesinin değiştirilmesi için önerge veriyor. Önergeyi muhalefet partileri CHP, MHP ve DSP de destekliyor. Sıra oylamaya geldiği vakit, salona giren AKP'lilerin hemen hepsi kendi önergelerinin oylandığından habersiz bir şekilde, sırf muhalefet partileri kabul oyu veriyor diye ret oyu veriyorlar. AKP'nin kendi önergesi AKP'lilerin oylarıyla reddediliyor böylece. Sendikalar haliyle şaşkın, AKP kendi önergesini reddediyor sonuçta. Ne günlere kaldık, değil mi? Halimize gülsek mi ağlasak mı?

Bundan yıllar öncesinde okumuştum Prof. Yalçın Küçük'ün İsyan adlı kitabını. Kitaptan paylaştığım şu satırlar yeteri kadar durumu özetliyor: "Şimdi yasalar hem tekellerin bürolarında hazırlanıyor ve hem de Brüksel'deki bürolardan gönderiliyor. Bunlara, artık "paket" diyoruz ve paket ithal edilmektedir. Artık bırakınız halkı, Meclis'lerde koltuklara oturulan ve bir büyük kendini bilmezlikle, kendilerini "milletvekili" sananlar ne çıkardıklarını bilmiyorlar. Bir günde 17 yasa çıkartmakla övünüyorlar, parça başına ücretlerini alan ameleler bile artık daha çok halkı temsil ediyorlar. Bitmiştir."

60 Adet Atatürk Barajını Çöpe Atmak

atatürk_barajı Türkiye dış borçlarla döndürülen bir ülke halini aldı. Bunun sorumluluğunu bugüne kadar gelen her hükümet aldığı dış borçlar oranınca paylaşıyor. Bu ülkeyi ekonomik olarak dışa bağımlı hale getiren zihniyet maalesef hala iktidarda ve yurdum insanının emeği bu politikalarla sömürülüyor. Türkiye sömürgeleştiriliyor!

Bugün gelinen noktada aldığımız borçları, borç alarak ödemeye çalışıyoruz. Bu noktada da yüksek faizlerle karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz bir hal alıyor. Dünyanın genel olarak rahatladığı ekonomik sürecin sonlarına gelindiği şu günlerde Türkiye'de artık birileri halka hesap vermeli. Sadece 2003'ün başından 2007 yılına kadar olan süreçte Türkiye 184.000.000.000 $ faiz ödemiş bulunuyor. Bu para resmen çöpe atılıyor, bu paranın asıl sahipleri ise yurdum insanı! Halkımın parasını birilerinin çöpe atmaya hakkı yok! Yüz seksen dört milyar dolar demek, haklı bir şekilde övündüğümüz Atatürk Barajından 60 tane daha yapabilmek demek! Kimsenin yanlış ekonomi politikalarıyla böylesine büyük bir değeri cebimizden aşırmaya hakkı yok! Daha doğrusu yok-tu?!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.