| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

83 "akp" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"akp" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Melih Güreşe Doymaz..

Melih Gökçek Kemal Kılıçdaroğlu ile Melih Gökçek arasındaki düellonun galibi tartışıladursun, ben burada düellonun galibini açıklıyorum. Çok açık bir şekilde, bu düellonun galibi Kemal Kılıçdaroğu'dur. Melih Gökçek kaybetmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu savcılık görevini en iyi şekilde yerine getirmiş ve yargıç koltuğunda oturan halk, sanık koltuğundaki Melih Gökçek'i haksız bulmuştur. Bunu, yapılan anketler çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Anketleri, tüm izlenimlerimi geçiyorum; Melih Gökçek'in hal ve tavırları bile beni haklı çıkartıyor. Melih Gökçek'in program sonrası yaptığı açıklamaya bir baksanıza. Ne diyor Gökçek? "Beni kumpasa getirdiler. Kılıçdaroğlu ile tekrar bir televizyon kanalında tartışmak istiyorum."

Anadoluda yaygın bir söz vardır, bilirsiniz: "Yenilen pehlivan güreşe doymazmış." diye.. Anlaşılan, Melih Gökçek'in ruh hali yenilen pehlivandan çok da farklı değil. Yenilen Melih, güreşe doymak bilmiyor.. Oysa yapması gereken tek birşey var, tüm yaşananlar üzerine bir bardak soğuk su içmek

Türkiye Solu ve Ütopya

Cumhuriyet Mitingi Thomas Moore'un başyapıtı, Ütopya'ya tekrar göz gezdirdim. (Daha öncesinde Siyaset Bilimi'nde zorunlu olarak okutulmuştu.) Kitaptan yeni yeni şeyler kaptım, bu noktada Türkiye üzerine de saptamalar yapma imkanı da buldum. Kitapta da öylesine saptamalar var ki, Türkiye'nin güncel politiğinde bu saptamaları sınayabiliyoruz..

Örneğin, kitabın sonlarına doğru Moore şu saptamayı yapıyor: "Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz." Bu saptmayı aklımızın bir kenarında tutup Türkiye'nin politik dağılımına bakalım. Bizde sol kültür, en azından CHP, orta ve üst sınıfta bulunan seçmene dayanıyor. Türkiye'de birşeylerin değişimesini ağzı açlıktan kokan on milyonlarlar değil, refah içinde yaşayan beş on milyon insan istiyor.

Bu noktada AKP ve CHP'nin seçmenlerine bakmak çok açıklayıcı olur inancındayım. CHP sol ve eşitlikten yana bir gelenekten gelmesine rağmen kentlerin en varlıklı mahallelerinden oy toplarken, AKP varoşlardan oy topluyor. Garip gelebilir ama gerçek. Moore bunu yıllar yıllar öncesinden görebilmiş, zaten Ütopya'sını değerli kılan da bu değil mi?

Dinler Arası Diyalog

İnançların kişiye özgü olması ve inançlar noktasında yapacağım saptamaların kırıcı olabileceğinden ötürü mümkün olduğunca bu konularda yazmamaya dikkat ediyorum. Bunun yanı sıra hemen hemen hiçbir yazımda herhangi bir dinin kutsal kitabından aktarımlar da yapmıyorum. Örneğin Kur'an-ı Kerim'den yapacağım bir alıntının Hıristiyan bir okur tarafından ciddiye alınmaması ya da tam tersinin yaşanması olasılığı her zaman muhtemel.

Tüm bunlara karşın, bugün yazmama sebep olan mevzu hakkında Kur'an-ı Kerim'den aktarımlar yapacağım. Dinler arası diyalog adı altında yürütülen faaliyetlerin İslam'la ne kadar çeliştiğini ayetler aracılığıyla sizlere anlatmaya çalışacağım. Yahudi örgütlerinden yüksek başarı ve hizmet ödülleri alan ve "Müslüman" kimliği üzerinden bir yerlere gelmiş isimlerin İslam'dan ne kadar uzak olduğunu umarım bu ayetler çarpıcı şekilde gösterirler:

Bakara, 120; Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'tan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.

Ali İmran, 28; Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'tan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihayet gidiş Allah'adır.

Maide, 51; Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

Sanırım ayetler her şeyi net olarak ortaya koyuyor. İslam için bir şeyler yapıyor görünerek İslam'a rağmen bir şeyler yapmak ne kadar Müslümanlık oluyor, birilerinin bunu ciddi ciddi düşünmeleri gerekiyor artık..

Ankara'nın "Gaz"ına Bak, Gözlerimin Yaşına Bak..

Gaz Yurdum insanı ard arda gelen zamlarla bunalmışken utanılası belgeler düştü yurdum gündemine. Öğrendik ki yurdum insanından peşin olarak aldığı doğal gaz bedelini BOTAŞ'a ödemeyip kendi işlerinde kullanan güzide bir belediyemiz varmış. Hem de bu belediye Anadolu'nun kıyıda köşede kalmış, giden gelmez bir yerleşimde de değilmiş. Ta yurdumun orta yerinde, yurdumun başkentinin belediyesiymiş bu belediye.

24 saat aralıksız tebessüm eden Melih Gökçek'in başkanlığını yaptığı Ankara Büyükşehir Belediyesi eldindeki parayı BOTAŞ'a vermiyormuş. İşte bu sebepten, yani alamadığı borçları yüzünden, BOTAŞ yurdum insanının azıcık aşına da göz koymak durumunda kaldı. %25'lik zam bu halka kışın soğuklarda don demektir. Yazıktır, günahtır. Bu zihniyet(sizlik) artık yurduma yakışmamaktadır.

AKP'nin Diyarbakır Davası..

Tayyip Erdoğan İçinde bulunduğumuz bir yılı aşkın süredir bir Diyarbakır davasıdır tutturuldu gidiyor. Yok, orası bir kaledir, düşürülemez diyenler (DTP) bir kenarda; Diyarbakır artık bizimdir, seçimlerde alacağız diyenler (AKP) diğer bir kenarda.

Hangi savın daha güvenilir olduğunu zaman gösterecek. Önümüzdeki yerel seçimlerde DTP mi yaman, yoksa AKP mi; göreceğiz.

Peki, Batısıyla Doğusuyla ve elbette Kuzeyi ve Güneyiyle koca bir coğrafya olan yurdumda nedendir acaba bu Diyarbakır'ı alma savaşı? AKP neden önemser Diyarbakır'da DTP'li Osman Baydemir'in yerine AKP'li bir başkasını oturtmayı? Hemen hemen her televizyon kanalında AKP ve DTP'nin Diyarbakır savaşının gelişimine dair haberleri, yorumları buluyoruz ama bunun nedenini, her nedense, pek irdeleyen çıkmıyor.

Benim bu noktadaki tezim; AKP'nin "Türkiye'nin hemen her bölgesinden destek gören tek siyasal partisi" vizyonunu yaratmak amacında olduğudur. AKP, AB ve ABD'de kimilerinin beyninde Federe Kürt Devleti veya Kürdistan sözcükleri dolaşırken, Türkiye'yi bütünleştiren tek parti olduğunu vurgulamak amacında. Bunu yapmak istiyor, çünkü bunu başardığı zaman devletin hemen her kademesinde AKP alternatifsiz iktidar olarak algılanmaya başlayacaktır. Böyle bir dönemde hiçbir aklı başında kişi ikinci bir iktidar alternatifi olabilecek CHP ve MHP'yi desteklemeyecektir. Çünkü her iki parti de malum bölgede yok denecek düzeydedir. AKP bunun bilincinde olduğundan dolayı, Diyarbakır'ı alarak alternatifsiz iktidar olma sevdasında. Yoksa Diyarbakır'ı pek de salladıklarını sanmıyorum..

İnsan bu noktada MHP ve CHP'nin Diyarbakır'da olamamasının sonuçlarının her iki parti için de ne kadar yıkıcı olabileceğini görüyor. MHP'yi geçiyorum ama CHP'nin sol olduğunu iddia eden bir parti olarak bu noktada yapması gerekten pek çok şey olduğuna inanıyorum. Umarım bunu da görmekte çok geç kalmaz CHP..

Ve Şimdi de Aydın Doğan..

Aydın Doğan Uzun zaman öncesinde yazmıştım bugün yaşananların olacağını. 10 Nisan 2008 tarihli yazımda şunları yazmıştım: "Gelişen süreçte büyük bir çekişmenin içinde olacağa benziyor politik kulisler. Aydın Doğan bunun altından kalkabilir mi, orasını bilmiyorum. Yalnız tek bildiğim şey, hayatta her zaman objektif ve haktan yana tavır alınması gerektiği. Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur."

Bugün yazdıklarım birer birer oluyor. Aslında dün söylediklerim üzerine bugün için ekleme yapmak gerekmiyor. Söylenecek tek bir söz var: Bugün sana dokunmayan yılan 1000 yıllık ömründe elbet bir gün sana da dokunur. Öncesinde Cem Uzan harcandı, hepsi sustular; sonrasında Turgay Ciner harcandı, hepsi sustular; Tuncay Özkan harcandı, hepsi sustular; şimdi Aydın Doğan harcanmaya çalışılıyor, hepsi susuyorlar; yarın Mehmet Emin Karamehmet harcanacak ve yine susacaklar.. Ve bir gün gelecek, susacak bir tek medya patonu bile kalmayacak..

Yazık, bunu göremediler, göremiyorlar ve sanırım göremeyecekler de..

Not: Hala Bursa'dayım.. Devlet babayla bolca içli dışlı oldum. Bu kadar girdisi olan bir devletin, ekonomisinin nasıl olur da ayakta duramadığına bir kez daha şaştım. Yok harçmış, yok komisyonmuş; devlet babayı biz mi besleyeceğiz yavhu? Ayrıca Levent Özen'in daveti üzerine Levent Abilere kısa bir ziyarette bulunduk. Mükemmel bir köfte partisi sonrası Levent Abiyi özlediğimi anladım Sözün özü bloga ayıracak çok zamanım olmuyor, bu noktada anlayışınıza sığınıyorum. Saygı ve sevgiler..

Tayyip Erdoğan'ın Denge Politikası

Tayyip Erdoğann Son zamanlarda Rusya, ABD'ye açık açık kafa tutmaya başladı. Bunu en açık şekliyle Gürcistan sınırını Rus tankları yıkarken gördük. Rusya artık tek kutuplu bir dünyayı kabul etmiyor, hatta devlet başkanı ağzıyla tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olduğunu dünyaya duyuruyor. Bu da bir konjonktür değişikliğini doğuruyor. Dünya artık tek kutuplu sistemden çift kutuplu uluslararası düzene doğru yol alıyor..

Cumhuriyet kurulurken de bu böyleydi. Süper bir güç değildik ama süper güçlerin arasında bir denge politikası kurarak rahat nefes alabildik. Atatürk'ün ilkelerini bile biraz oradan biraz buradan aldık. 21. yüzyıla gelindiğinde yine denge politikasından bahsedelir oldu. Bunu devletin en üst noktasındaki isimlerden duymak da ayrıca rahatlattı beni.

Bu noktada Tayyip Erdoğan'ın şu açıklamasını çok anlamlı ve yerinde buluyorum: "Şimdi Gürcistan olayından sonraki süreçte bizi bir tarafa doğru itmeye çalışıyorlar. Bazıları tümüyle ABD'nin, bazıları tümüyle Rusya'nın tarafına itmeye çalışıyor. Oysa biri en yakın müttefikimiz olan ABD, diğeri ise enerji başta olmak üzere önemli ticaret hacmimizin bulunduğu Rusya. Ben Türkiye'nin tümüyle bir tarafa itilmesine müsaade etmem."

Türkiye iki ateş arasında kendisini soğuktan korumasını bilmeli. Yalnız bu noktada öylesine bir denge kurmalı ki, ne o tarafa ne de bu tarafa gereğinden fazla yaklaşmamalı. Aksi halde soğuktan korunmak derdindeyken yanıp kül olabilir. İki ateş arasında doğru yerde durmaktan ibaret bu denge politikası ve şu an için tek reçetemiz bu..

Solcu var, Solcu var..

Sola Dönülmez OdaTv'de "Çelebi Efendi" köşesinden güzel bir saptama geldi. Çelebi Efendi döneklikten yalama olmuş sahtekar beyinler için diyor ki: "Bir zamanlar sosyalistti. Sovyetler dağılınca kendini karşı tarafa attı. Şimdi artık küresel sermayenin sevgili dostu. Büyük Ortadoğu Projesinin yılmaz bekçisi. Ama adı hala 'solcu'! Bence onun adı siyasi yelpazeye göre açıklanamaz, ahlak kurallarıyla açıklanabilir. Onun adı: Sahtekar!"

Bu tür sahtekarlar ne yazık ki sağda da solda da fazlasıyla mevcut. Dönmekten yalama olmuş bu beyinler yüzünden, bugün Türkiye'de politika sahtekarlıkla eş anlamlı durumlara düştü. Bu noktada iş yine bize düşüyor, bu insanların samimi mi yoksa birer sahtekar mı olduğunu fark etmenin ve hatta artık sahtekar solcu ve sağcıları teşhir etmenin zamanı geldi de geçiyor..

Gül'den Erbakan Affı.. Erbakan Artık Özgür..

Necmettin Erbakan Türkiye'de siyasal islamın ilerlemesinde önemli roller üstlenmiş bir isim Necmettin Erbakan. Pek çok kez partisi kapatıldı, hükümler giydi.. Bugün ise onun kurucuları arasında olduğu bir siyasal görüş iktidarda ve onu hüküm giydiği, suçunun sabit olduğunu bir cazadan dolayı affediyor. Suç, devletin partiye verdiği paraların hortumlanması. Bu suçtan dolayı bugüne kadar ev hapsinde tutulmaktaydı Erbakan. Bugün ise özgür..

Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olarak eski hocasını affetti. Abdullah Gül'ün altına imzasını attığı af belgesinin altına ben de hiç düşünmeden imzamı atardım. 80 yaşını devirmiş bir insana, tek yol hapisane demek insanlık değildir! Evet, Erbakan'ın suçu sabittir ama 80 yaşında bir insanı da hapse atmak hiç yakışık almayacaktır. Bu noktada Abdullah Gül'ün attığı o imza iyidir, güzelden yanadır.

Tüm bunlara karşın bu işin bir de "ama"sı vardır. Herşey iyidir, hoştur ama aynı suçtan yargılanan ve suçlu bulunabilecek Abdullah Gül'ün kişisel olarak bu metni imzalaması etik değildir. Affedilen Necmettin Erbakan'ın söz konusu parayı devlete iade etmemek için her yolu denemesi en basit tabirle ayıptır. Bugün Erbakan o parayı ödediği vakit, oğlunun altındaki spor Mercedes'e birşey olmayacaktır ama eğer ödemezse Erbakan'dan dolayı suçlu sayılan onlarce parti il başkanının malları haczedilecektir. O insanların cebinde belki Erbakan'ın altınlarının binde biri bile yokken Necmettin Erbakan'ın bu yükü o insanlara yüklemesi, herşeyi bıraktım, kendisine yakışmamaktadır.

AKP, 5.5 Yılda Yaklaşık 6 Milyon Ton Kömür Dağıttı! Yok Yaa..

Kömür "Ne var şimdi bunda" mı diyorsunuz? Ya da "Vay be devletin parasıyla utanmadan oy toplamışlar" mı? Siz ne diyorsunuz bilmiyorum ama MHP'li iki milletvekili bu kömür dağıtım işini "yanlış" bulmuş olacaklar ki meclise Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in cevaplandırması talebiyle bir soru önergesi sunmuşlar. Sorukları soru, özetle şu: AKP halka ne kadar kömür dağıttı?

Hilmi Güler, yaptıklarının bir hizmet olduğuna inandığından olsa gerek büyük bir mutlulukla cevaplamış MHP'li iki vekilin soru önergesini: Evet, 5.5 yılda yaklaşık 6 milyon ton kömür dağıttık. Bunun değeri de 1 milyar 86 milyon 958 bin YTL'dir, demiş. Ben olsam, ben de bir hizmet yaptığım inancıyla bu açıklamayı yapardım. Ne de olsa kullanılan kaynak, bana emanet edilmiş olan devletin kaynağı. Kaynağı kanalize ettiğim yön ise vatandaş. Bunda, garipsenecek herhangi birşey yok. Vergilerin halka; yol, su, elektrik olarak olmasa da kömür olarak dönemesinden ibaret bu süreç..

İşte bu noktada AKP'yi eleştirenleri anlamıyorum. Tamam, belki etik değil ama oyunun kuralı böyle.. Halk üç kuruşluk kömür, beş kuruşluk erzak paketi istiyor; gerisini önemsemiyor. Bu istediklerini kim halka verirse, halk onun yanında oluyor. AKP sadece devletin kaynaklarını da kullanmıyor, yeşil sermayeyi de bu tür sosyal yardımlara kanalize ediyor. Şehirleri mahalle mahalle ele alıyorlar. CHP Ankara sınırlarını aşamazken, onlar en kıyıda köşede kalmış şehirlerin mahallelerinde çalışıyorlar.

Fakir aileleri saptıyorlar, erzak yardımları yapıyorlar, zeki çocuklarını dersanelerinde üniversiteye hazırlıyorlar, sonrasında kendi sermaye gruplarında işveriyorlar. Hayatın içine giriyorlar, her yerlerde yurtları, dersaneleri var. Peki ya CHP, MHP ne yapıyor? Hayatın içinde ne kadar görebiliyoruz onları?

Bugün Türkiye'de AKP baskınsa, bunu sadece dış güçlere bağlamak kolaycılık olur. Bugün Türkiye'de AKP baskındır, çünkü çalışmıştır.. Çok rahat çalışmalar yürütmüştür çünkü meydanı boş bulmuştur. Bugün de meydan boştur. Meydanı boş bırakan muhalefet, Türkiye'yi altın tepside AKP'ye sunmuştur. Bu sebepten kimse AKP'yi suçlamasın, suçlu olan kömür dağıtan AKP değil, kömür dağıtmayan CHP' ve diğer partilerdir..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.