| | Create free blog ( Türkçe , Русский , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

83 "akp" etiketi kullanan gönderi (sayfa 3)"akp" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Gündem Yaratan Makam Otosu: Büyükanıt'ın Audi A8'i

Audi A8 Gündem oluşturan, yeni bir makam otomuz var. Malumunuz Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'a birilerince emeklilik "kıyağı" yapılarak yeni bir makam otosu alındı. Makam otusunun markası Audi, modeli ise A8.. A8 Audi'nin en kaliteli ve lüks modeli.. Dünyada ve haliyle Türkiye'de çok az olduğu biliniyor. Bunun en büyük sebebi aracın astronomik fiyatı. Araç aşağı yukarı 1.000.000 YTL'ye mal oluyor.. Zırh ve vergilerle birlikte.. 1.000.000 YTL hiç de az bir para değil. Orta halli bir okul ya da beş on tane sağlık ocağı yaptırılabilir bu parayla. Ya da daha farklı şekilde kullanılabilir bu para.

Kimsenin makam otosunda gözüm yok, ama bana da bu meblağ çok astronomik göründü. Ayrıca devletin elinde bolca lüks ve zırhlı makam otosu mevcutken. Recep Tayyip Erdoğan, göreve geldiği süreçte 10 adet 2006 model S 350 Merces almıştı. Ayrıca bu araçlar Audi'nin dörtte biri fiyatla, yani 250.000'er YTL'ye mal oldu devlete. Bu araçlardan birisi Bülent Ecevit'in hizmetindeyi. Ecevit'i kaybettiğimiz gün de bu araç boşa çıktı. Acaba neden bu araç tahsis edilmedi Büyükanıt'a? Ya da bu araç gibi boşa çıkmış bir diğer araç?

Haydi hepsini geçelim, neden Audi A8. Yoksa Audi birilerinin özel zevki mi? Benim bildiğim TC devletinde Mercedes kullanılması adettir, bu sebeptendir ki 2006 yılında son model 10 adet Mercesed S 350 daha alındı. Mercedesler fiyat olarak Audi'den çok daha ucuzlar ve bence devlete çok daha yakışıyorlar.

Eleştirilecek çok nokta var. Ben, Yaşar Büyükanıt'ı sayan ve seven bir insanım. Fakat, bu noktada kendisinin bir hata yaptığını düşünüyorum. Böylesine özel bir muameleyi, her ne olursa olsun, kabul etmemeliydi. Tıpkı kendisinden önce emekli olan tüm Genelkurmay başkanları gibi..

AKP Artık Sistem Partisidir, CHP ve Diğerleri Marjinalleşmiştir..

erdogan-gül Türkiye'nin şu son bir ayda yaşadıkları bir gerçeği gözler önüne serdi. Günümüz itibariyle AKP artık bir ve şu andaki tek sistem partisidir. Bunu yaşanan süreçte görememek için kör olmak gerekiyor. AKP'ye yakınlığıyla bilinen cemaat lideri Fetullah Gülen'in yüksek mahkemece beraat ettirilmesi, Ergenekon soruşturması kapsamında ulusalcı üst düzey askerlerin teröristlerin sorgulandığı bir binada sorguya çekilmesi ve tutuklanması, AKP'nin kapatılacağına herkes kanaat getirmişken AKP'nin kapatılmamış olması, YAŞ kararlarında "her nedense" 12 yıl aradan sonra bir tek ihraç yaşanmaması bunun en belirgin göstergeleri..

Bugün itibariyle AKP bir sistem partisidir. Bu noktada AKP'nin sisteme uyguğunu sanmıyorum, göstergeler sistemin AKP'ye uyduğunu; daha açık bir tabirle sistemin merkezinde AKP lehine bir oynama olduğunu gösteriyor. Sistem, merkezini yeniden belirlemiştir. Ve bu merkez içerisinde eski sistemin ögelerine yer verilmemiştir. Atatürkçü Düşünce Derneği ve eski sistemin parçalarını oluşturan benzeri kuruluşlar yeni sistem içerisinde marjinal kılınmışlardır. Gelinen noktada en marjinal partilerden biri de, acı da olsa CHP olmuştur. Bunu bugün yaşanan TSK-CHP polemiğinde çok iyi görebiliyoruz.

Bu gerçeklerin artık görülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleri geride kalan on yılda baştan aşağı farklı bir yola sokulmuştur. Bu yolun hayırlara mı vesile olacağını zaman gösterecektir..

Bugün Seçim Olsa, Sandıktan Ne Çıkar?

Seçim Sandığı HaberTürk'ün A&G Araştırma Şirketine yaptırdığı anket hayli ilginç sonuçlar vermiş. Türkiye'nin 7 coğrafi bölgesinde, toplam 22 ilde gerçekleştirilen anket Türkiye'nin sandık başındaki nabzını ortaya koymuş. Sonuçlar şöyle; AKP %35,3 ile birinci pari olma konumunu hala koruyor. AKP'yi takip eden reel bir parti olmadığı için ikinci partimiz Kararsızlar Partisi hala: Kararsızlar toplam oran içerisinde %25,9'u oluşturuyor. Kararsızları %13,2 ile CHP takip ediyor. MHP ile DTP ise sırasıyla %10,1 ve %4,6 oy oranına sahip..

Bu oranlar gösteriyor ki, bugün bir seçim olsa meclisteki koltuk sayısında herhangi bir değişiklik olmayacak. AKP hala Türkiye'nin birinci partisi konumunu koruyor, hem de 22 Temmuz'dan bugüne ilk defa bu kadar güçlü olarak.. Bu ise bize bir değerlendirme yapmayı zorunlu kılıyor. Ergenekon ve sonrasında da Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatabilme ihtimali halkı AKP'ye yöneltmemiş. Oysa, maalesef ben de dahil, birçok isim Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatması halinde AKP'nin oylarının artacağını iddia etmiştim. Kapatmazsa da AKP'nin oyları düşer sanıyordum. Yalnız gelinen noktada görüyoruz ki, yok böyle birşey..

Üşenmedim, gittim Genelkurmay'ın E-Muhtırası öncesi ve sonrasındaki kamuoyu araştırmalarını inceledim. E-Muhtıra'dan önce ve sonra AKP oylarında hiçbir büyük değişiklik yok. Yani buradan çıkartacağımız sonuç, ne Anayasa Mahkemesi'nde AKP'nin kapatılması ne de Genelkurmay'ın çıkışları halkın AKP'ye oy vermesini tetiklemiyor. Yok böyle birşey..

15 Günde 27 Bebek Öldü.. Peki ya Eksik Olan Neydi?

Bebek Türkiye'nin en büyük Kadın Sağlığı ve Araştırma Hastanesi'nde bebekler ölmeye başladı.. 15 günde tam 27 bebek kaybettik.. 27 bebek demek, çalınmış 27 hayat demek.. Bunun suçlusu kim, açıkçası bilmiyorum. Kimsenin 27 bebeğin canını almak gibi bir kastının olacağını da sanmıyorum. Ama gelin görün ki bebekler birer birer ölüyorlar..

Geçen gün Kanal Türk'te bu konu hakkında bir haber izledim, Sağlık Emekçileri Sendikası'ndan bir yetkili açıklamalar yapıyordu. Kendince suçluyu seçmişti, suçlu olan hastanedeki doktorlardı. Bu ne kadar doğru, daha önce de belirttiğim gibi bilmiyorum. Ama iddialar beni bir insan olarak tedirgin etmeye etti. Ne diyordu bu zat? İddiası açıktı, hastane yönetimi ve tabii ki doktorlar döner sermayeden daha fazla para kazanabilmek için daha fazla hasta kabul etmeye başlamışlardı. Yeni çıkan bir kanunla doktorlar baktıkları hasta oranınca pirim alıyorlardı ve bu sebepten bebekler neredeyse üst üste yatırılıyordu..

Bunlar bir iddia, ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyorum. Ama ya doğruysa? Ya daha fazla para uğruna ufacık bedenler kara toprağa gömülecekse? İnsan, bu işte.. Ne kanunların, ne de yapılan düzenlemerin bir anlamı kalıyor tüm bunları görünce. Hükümet, doktorlar daha canla başla çalışsın diye güzel bir uygulama getiriyor; diyor ki, baktığın hasta sayısı kadar para vereceğim sana. Doktorları canla başla çalıştırmak uğruna yapılan bir düzenleme can alıyor bu ülkede. Ne demeli, bilmiyorum.. Ama artık şundan eminim, insanların sütü bozuk olduktan sonra en iyi kanunlar, en iyi düzenlemeler bile bir anlam ifade etmiyor.. Herşeyden önce insan olabilmek gerekiyor.. Bizde eksik olan işte bu; insan..

Ve AKP Kapatılmaz..

Anayasa Mahkemesi Anayasa Mahkemesi, kısa ve orta vadede Türkiye'nin siyasal gelişimini kökünden etkileyecek bir karar verdi. Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AKP'nin şeriatçı zihniyetlerin odağı olduğu yönündeki iddiası mahkemenin 11 üyesinin 10'u tarafından gerçekçi bulundu. Bu kanaate rağmen, mahkeme hukuken bir kapatma kararı almadı. Bunun yerine AKP'ye uyarı mahiyetinde hazine yardımlarının yarısını men etme cezası verdi.

Peki tüm bunlar ne demek oluyor? Öncelikle, mahkemenin Abdurrahman Yalçınkaya'nın kaygılarını haklı çıkardığını ortaya koymamız gerekiyor: Mahkemenin 11 üyesinden birisi hariç hepsi AKP'nin şeriatçı odakları bünyesinde barındırdığını kabul ettiler. Bu noktada ise AKP'yi kapatmaktansa nispeten daha hafif bir ceza olan hazine yardımlarını kesme kararını aldılar. Burada hem AKP'ye hem de topluma bir mesaj verdiler. AKP'ye verilen mesaj kendisiyle hesaplaşmasının gereği, aksi halde bir daha söz konusu olabilecek bir davada kapatılacağı yönündeydi. Topluma verilen mesaj ise Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddialarının büyük oranda kabul edildiğiydi.

Sonuç hukuksal olarak nasıl değerlendirilir, onu zaman gösterecek. Siyasal olarak ise AKP kısa vadede bir rahatlama içerisine girecektir. Yalnız orta vadede, en azından yaklaşan seçim süreci içerisinde AKP'nin oy kaybı içerisinde olduğunu gözlemliyorum. En azından kamuoyu araştırmaları bu yönde sonuçlar veriyor. Anayasa mahkemesinin kararı eğer AKP'nin kapatılması yönünde çıksaydı, muhtemelen AKP'nin oy oranlarındaki düşüş bir son bulacak ve AKP'nin oy oranları tekrar artmaya başlayacaktı. Bu kırılma olmadı, Anayasa mahkemesi AKP'ye yüzbinlerce tepki oyu armağan etmedi: bunun sonucu olarak AKP oy kaybetmeye hala devam ediyor.

Sözün özü, Anayasa Mahkemesi AKP davasını kendi görüşünü de belirterek halka sevk etti. Halkın şu anki haleti ruhiyesi AKP yanında değil, bunun zamanla değişeceğini de pek sanmıyorum..

21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece, Seçtirmece..

Demokrasiler, kuşkusuz çağımızın en gelişmiş yönetim biçimi olarak görülüyor. Dünyanın hemen her yerinde demokrat olma iddiasında yüzlerce hükümet var. İşin temel felsefesi halkın kendi kendini yönetmesi olarak lanse edildiği için, bu hükümetler için de meşruluk zemini oluşturuyor zaten.

Peki işin ana felsefesinde, teorisinde geçerli olan "halkı kendi kendinin yönetmesi" mevzusu pratikte de geçerli mi? Ben uzun yıllar geçerli olduğunu sanıyordum, fakat bugün gelinen noktada bunun tatlı bir serap olduğunu görebiliyorum. Onlar, her kimlerse artık, bizlere istediğimizi seçme hakkı vermiyorlar. İstediklerini seçip bizim önümüze koyuyorlar, onların istedikleri dışında kimseyi seçme hakkımız da olmuyor. İş bununla da bitmiyor, seçtiklerini öyle bir ayarlıyorlar ki biz onların en fazla istediği kişiyi seçiyoruz: hem de hiç farkında olmadan. Örneğin onlar Ahmet adında bir zatı seçtirmek istiyor, Ahmet'in karşısına da Mehmet ve Hüseyin'i aday gösteriyorlar. Müslüman bir ülkede yaşadığımız ve kültür değerlerimiz belli olduğu için olası tepkilerimizi de göz önüne alarak seçiliyor bu Mehmet'ler ve Hüseyin'ler.. Örneğin Mehmet ateist oluyor, ya da Hüseyin eşcinsel oluyor. Toplum Mehmet ve Hüseyin'in değerleriyle uyuşmadığı için, haliyle Ahmet'i yani seçmek zorunda kalıyor. Ahmet aslında seçilecek bir adam olmasa bile, halkın gözünde "kötünün iyisi" olduğu için seç(tir)iliyor.

Bugün Türkiye'de mevcut hiçbir adaya oy vermeyi düşünmeyen kararsızların oranı en fazla oyu alacağı düşünülen AKP'nin oranından bile fazla. İşte bunun altında yatan sebep de birilerinin oynadığı "kötünün iyisini" seçmece, seçtirmece oyunu..

Sağ-Sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Laik-İslamcı ve İnsan!

Ne kadar da çok bölünmüşüz, ya da ne kadar da çok bölmüşler bizleri.. Bugün de bölüyorlar, şimdi Laik ve İslamcı ayrımını kullanıyorlar; yakında bir yenisini daha bulacaklardır muhtemelen. Bizler ise yarınlarda da bölünmeye devam edeceğiz, en azından görünen bu.. Yarınlarda da cepheleşme tehlikesi kuvvetle muhtemel, çünkü biz tarihten ders almayı bilmeyen bir milletiz..

Büyük ağabeylerin (Zamanında ABD ile SSCB) çıkar çatışması içinde ezilen, yitip giden canlar insanımızın aklını hala başına getiremedi. Ne yazıktır ki insanım bugün de birbiriyle kavgalı. Oysa bu kavganın önderi olan insanlar hiç de kanlı bıçaklı değiller. Daha geçen haftalarda Fatih Altaylı'dan öğrendik: Darbe günlüklerini yazmakla itham edilen Org. Özden Örnek'in oğlunun AKP'ye yakınlığıyla bilinen firmalarda çalıştığını..

Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Ama yurdum insanı unutmayı tercih ettiği için, çoğu zaman geçmişe dair çıkarımlar yapamıyor. Oysa Soner Yalçın'ın Reis'indeki şu satırlar geçmişte yaşanan kavganın gerçek boyutlarını çok güzel ortaya koyuyor: "Solcu babalar ile Ülkücü babalar nedense hiç kavga etmiyorlardı. Hatta bazıları ikili bile oynuyordu. Alparslan Türkeş'le görüştüğü için, "solcu baba" Dündar Kılıç'ın bürosu solcular tarafından kurşunlanmıştı. (...) İşin tuhafı Ülkücülerle ilişkisi herkesçe bilinen Oflu İsmail, solculara yakın Dündar Kılıç'ın eniştesiydi. Hadi "babaların" ikili oynamasını anlayabiliriz, ama, Çorum Sungurlu MHP İlçe Başkanı Şakir Babuç'un Dev-Yol'a silah satarken yakalanmasını nasıl değerlendireceksiniz?"

Oray Eğin'e Bel Altı Atışlar..

Oray Eğin Akşam Gazetesi'ni elime alınca ilk olarak Serdar Akinan'ı okurdum. Gerçi son zamanlarda pek sık yazmadığı için ve malum sebeplerden artık okumuyorum, okuyamıyorum. Serdar Akinan'ın sonrasında ise Oray Eğin geliyordu sıralamada, şimdi ise Oray Eğin birinciliği almış gibi görünüyor.

Oray Eğin'i kitlelerin tanıması bir televizyon programı vesilesiyle oldu. "Şarkı Söylemek Lazım" adlı bir yarışma programında jüri üyeliği yapmış ve toplumun pek de sempatisini kazanamamıştı. Oysaki Oray Eğin, o programdakinden çok daha fazla bir kişilik. Özellikle, gazteciliği adam gibi yapma telaşında bir insan! İşte bu telaşı yüzünden, doğru düzgün gazetecilik yapma arzusu yüzünden bugün ateş altında Oray Eğin..

Türkiye'deki cemaatçi yapılanma ve AKP hakkında yazdığı yazılar birilerinin hoşuna gitmemiş olacak ki malum camia şimdi de Oray Eğin'i hedef seçmiş kendine. Hemen her gün, yazılı olsun görsel olsun her türlü medya organında Oray Eğin'i karalamaya çalışıyorlar. Oray Eğin'in tek suçu ise Türkiye'deki cemaatçi yapılanmayı ve AKP'nin hayıra vesile olmayan icraatlarini gözler önüne sermesi! O malum camianın demokrasi anlayışı işte bu kadar! Kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi yazmayan bir kalem bulunca; 32 kısım tekmili birden saldırıyorlar.

Süleyman Demirel'den Dış Borç Yorumu..

Süleyman Demirel Yıl 1991, Türkiye'de konuşlanmış olan "Çekiç Güç" ile ilgili ateşli tartışmalar yaşanıyor her politik ortamda. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel, Çekiç Güç'ün Türkiye'den neden çıkartıl(a)madığını, Batı'yı neden karşımıza alamadığımızı kamuoyuna açıklamak durumunda kalıyor. Açıklamaları Milliyet Gazetesi'nin 9.12.1991 tarihli sayısına şöyle yansıyor: "Batı'yı, bilhassa ABD'yi yanımızdan fazla uzaklaştırmamamız gerekir. Bizim Batı'yle çok işimiz var. Batı'ya teslim olmamalıyız, ama işimizi de sürdürmeliyiz. Benim Batı'ya 50 milyar dolar borcum var. Ya "Öde!" diye üzerimize gelirse? O zaman ne yaparım?"

Bugün, yıl 2008.. Aradan 17 yıl geçmesine rağmen biz hala Batı'nın "Öde!" korkularıyla dış politikamıza yön veriyoruz. İşin daha da acı tarafı, zamanla bağımsızlığımızı daha fazla yitirmişiz. Özellikle 2000'li yıllarda Türkiye'yi tam anlamda Batı'ya bağımlı kılmışız. Sayın Demirel 50 milyar borcumuz için Batı'ya muhtaç olduğumuzu düşünmüş o yıllarda.. Acaba bugün itibariyle toplam dış borcumuzun 250 milyar doları aşması hakkında ne düşünüyor? Eminim, kaygılı ve üzgündür..

Türkiye'nin içinde bulunduğu durum içler acısı bir hal aldı. İşin daha acısı dünyadaki politik konjonktür de pek bizim lehimize değil. Kuzey Irak'ta yaşananlar, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün zedelenmesine sebep olabilir. Çünkü artık diğer devletlerin ciddiye alacağı, en azından eskisi kadar ciddiye alacağı kırmızı çizgilerimiz yok. El birliğiyle sildi birileri bu çizgilerimizi! Artık ekonomimiz öylesine bağımlı ki, elimizdeki hiçbir kartın değeri de kalmadı. Bir çıkış yolu bulmalı, tam bağımsızlığı amaçlayan bir çıkış yolu..

Serdar Akinan'a Bi Haller Olmuş?

Serdar Akinan Akşam gazetesinin sevilen yazarı, SKY Türk'ün genel yayın yönetmeni Serdar Akinan.. En son Nihat Genç ile yaptığı Ne Var Ne Yok adlı yorum programı ve Kan Uykusu adlı çalışmasıyla kendinen bolca söz ettirdi. Televizyon programlarına, fomat değişiklikleri de olsa SKY Türk ekranlarında hala devam ediyor.

Kendisi, düzenli olarak takip ettiğim ve düşüncelerini ciddiye aldığım bir isim. Zaman, onu ciddiye almam gerektiğini gösterdi. Akşam gazetesini elime alır almaz, ilk olarak o gün onun da yazıp yazmadığına bakıyorum. Yazdıysa, gazeteyi okumaya onun köşesinden başlıyorum. Bugüne kendisiyle hemen hemen hep aynı tarafta hissettim kendimi, fikirlerini ve teorilerini genellikle mantıklı ve geçerli gördüm. Herşey böyle devam ederken, Serdar Akinan Akşam'daki köşesine "Elimdeki belge ve bilgileri değerlendirmek, yenilerini edinmek ve doğru tespitler için çalışmak" benzeri bir amaçla ara verdi. Bu sebepten uzunca bir süre, yaklaşık olarak bir ay, okuyamadım Serdar Akinan'ı..

Sonra birgün Akinan'ın yazmaya tekrar başladığını öğrendim ve haliyle Akşam almaya yeniden başladım. Yalnız bu sefer bir gariplik vardı, Serdar Akinan eski Serdar Akinan değildi. AKP noktasındaki tahlilleri geçmişe nazaran çok farklılaşmış, Recep Tayyip Erdoğan'ı en milliyetçi parti başkanı olarak lanse etmeye başlamıştı. Şaşırdım, aslında şaşkınlığım hala sürüyor. Serdar Akinan acaba o bir aylık sürede neler gördü de böylesine bir değişim içerisine girdi, merak ediyorum. Umarım birgün bunu açıklar ve ben de bu meraktan kurtulurum..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.