| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

21 "anadolu" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"anadolu" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Ve AKP Kapatılmaz..

Anayasa Mahkemesi Anayasa Mahkemesi, kısa ve orta vadede Türkiye'nin siyasal gelişimini kökünden etkileyecek bir karar verdi. Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AKP'nin şeriatçı zihniyetlerin odağı olduğu yönündeki iddiası mahkemenin 11 üyesinin 10'u tarafından gerçekçi bulundu. Bu kanaate rağmen, mahkeme hukuken bir kapatma kararı almadı. Bunun yerine AKP'ye uyarı mahiyetinde hazine yardımlarının yarısını men etme cezası verdi.

Peki tüm bunlar ne demek oluyor? Öncelikle, mahkemenin Abdurrahman Yalçınkaya'nın kaygılarını haklı çıkardığını ortaya koymamız gerekiyor: Mahkemenin 11 üyesinden birisi hariç hepsi AKP'nin şeriatçı odakları bünyesinde barındırdığını kabul ettiler. Bu noktada ise AKP'yi kapatmaktansa nispeten daha hafif bir ceza olan hazine yardımlarını kesme kararını aldılar. Burada hem AKP'ye hem de topluma bir mesaj verdiler. AKP'ye verilen mesaj kendisiyle hesaplaşmasının gereği, aksi halde bir daha söz konusu olabilecek bir davada kapatılacağı yönündeydi. Topluma verilen mesaj ise Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddialarının büyük oranda kabul edildiğiydi.

Sonuç hukuksal olarak nasıl değerlendirilir, onu zaman gösterecek. Siyasal olarak ise AKP kısa vadede bir rahatlama içerisine girecektir. Yalnız orta vadede, en azından yaklaşan seçim süreci içerisinde AKP'nin oy kaybı içerisinde olduğunu gözlemliyorum. En azından kamuoyu araştırmaları bu yönde sonuçlar veriyor. Anayasa mahkemesinin kararı eğer AKP'nin kapatılması yönünde çıksaydı, muhtemelen AKP'nin oy oranlarındaki düşüş bir son bulacak ve AKP'nin oy oranları tekrar artmaya başlayacaktı. Bu kırılma olmadı, Anayasa mahkemesi AKP'ye yüzbinlerce tepki oyu armağan etmedi: bunun sonucu olarak AKP oy kaybetmeye hala devam ediyor.

Sözün özü, Anayasa Mahkemesi AKP davasını kendi görüşünü de belirterek halka sevk etti. Halkın şu anki haleti ruhiyesi AKP yanında değil, bunun zamanla değişeceğini de pek sanmıyorum..

Güngören'den Sonra Kerkük.. Peki Sırada Ne Var?

Kerkük Güngören'deki saldırının üzerinden daha bir gün bile geçmemişken Kerkük'te bir terör saldırısı düzenleniyor. Kerkük'teki saldırının bilançosu şu an için 11 ölü, 54 yaralı.. Saldırı protesto gösterisi yapan Kürt gruplara yönelik olarak yapılıyor. Yani, bu saldırıyı tasarlayan kişiler hedefte Kürt halkı olduğu izlenimi uyandırmak istiyor. Türkmenlerin en yoğun olduğu yerde, hedefte Kürlerin olması da bir yerlere mesaj yolluyor..

Güngören'deki ve Kerkük'teki patlamaları birbirinden ayrı görmek şu an için pek mümkün değil. İnsan her iki olaya ve zamanlamaya bakınca iki işin de aynı elden çıktığını rahatlıkla düşünebiliyor. Amaç bu toprakları karıştırmak.. Senaryo ise çok basit: İstanbul'da bomba patlat Kürt halkına yık; Kerkük'te bomba patlat Türk halkına yık.. İşte bu kadar basit bir senaryo yazmışlar ve oynuyorlar. İstedikleri ise bu seneryoya Kürt ve Türk kardeşlerimin de dahil olması.. Sonrası mı? Sonrası kan ve barut..

Bu senoryoyu uzunca yıllar oynadılar, bugün de oynuyorlar. Muhtemelen yarınlarda da oynayacaklar. Oysaki anlamadıkları birşey var, bu iki halk yüzyıllardır aynı Allah'a ibadet etmiş, aynı topraklardan çıkan ekmeği yemiş.. Bu toprağın insanı Kürt müdür Türk müdür diye ayırt etmeden seçmiş hayat arkadaşını.. Bu toprakta on binlerce aile kurulmuş Kürt ile Türk aşkından.. işte hesaba katmadıkları şey bu, hesaba katmadıkları şey bu topraklarda Kürtlerin ve Türklerin ortak bir kaderi yaşadığı..

Senaryoları çok basit, ama bu toprağın inanı bu kadar basit değil.. Bu oyuna gelmezler, bu oyunun bir parçası olmazlar..

Güngören'de Patlama ve Daha Bir Çok Şey..

Güngören\\\'de Patlama Bu toprakların insanına rahat, huzurlu bir yaşamı fazla görüyorlar. Bu güzel Pazar gecesini de hiç çekinmeden kana buladılar, nedensiz bir savaşın yeni bir çephesini daha açtılar. Onlarca masum, suçsuz insan öldü; yüzlercesi kanlar içinde can çekişiyor şu anda. Hastanelerde bu savaşın neferi olmayan, sıradan insanlar acılar içinde yaşam mücadelesi veriyorlar.

O bombayı oraya yerleştiren, o bombanın düzeneğini kuran şerefsiz, çok mu mutlusun şimdi? O bombayı patlattın, onlarca ailenin hayatını kararttın da ne oldu? Eline ne geçti? Onca ailenin hayatını karartarak kendi dünyanı mı aydınlatacağını sanıyordun? Durul bir düşün, öldürdüğün insan senin insanın! Seninle aynı toprakta oyunlar oynamış, seninle aynı toprağın ekmeğini yiyerek büyümüş insanlar onlar.. Nasıl yaptın bunu, durul bir düşün?! Kendi insanını öldürerek, kendi toprağını karartarak aydınlık bir gelecek kurmanın mümkün olamayacağını anla artık!

İster PKK'lı ol ister Hizbullah'çı, her ne olursan ol ama artık anla birilerinin seni piyon olarak kullandığını. Bu toprakların insanına karşı, kendi insanına karşı verdiğin savaşa bir son ver artık. Çünkü bu savaş senin savaşın değil, olmamalı.. Bu savaşın tarafı olacaksan, olman gereken taraf masum insanların tarafı olsun.. Lütfen, durul tüm bunları bir düşün..

Gelişmekte Olan Ülkenin Aydını da Herşeyi Gibi Gelişmemiştir..

bilim En azından üç dil bileceksin. / En azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin. / En azından üç dil... / Çünkü sen ne tarih ne coğrafya.. / Ne şu ne busun. / Oğlum Mernus sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun..

Bedri Rahmi Eyuboğlu çok güzel anlatmış, otobüsü çok önceleri kaçırdığımızı.. Bu dizler dün, Fatih Altaylı'yla Teke Tek'i izlerken Fikri Sağlar "Gelişmekte olan ülkenin aydını da herşeyi gibi gelişmemiştir.." dediği vakit aklıma geldi. Düşündüm.. Gerçekten otobüsü kaçırmış olup olmadığımızı düşündüm. Sonradan geride kalan 20 yıla bir baktım.. Yaşanmış onca şeye, gazeterden hayatıma yansıyan yurdum gündemine baktım.. Biz gerçekten kaçırmışız otobüsü.. Otobüs ufukta son sürat seyrededursun biz kendi çapımızda bir oraya bir buraya emeklemekle meşgulüz.. Üzülüyorum buna, üzülüyorum insanıma..

Hemen hemen herşeyimiz taklit, bizde bizden birşey kalmadı artık! Sanatta da bilimde de geriyiz, ciddi bir gelişim ivmesi yakalayamadık bir türlü. Geriyiz, gelişmekte olan ama bir türkü gelişemeyecek olan bir ülkeyiz.. Zincirlerimizi kırmadığımız vakit, kaderimizi değiştiremeyeceğiz.. Gelişmekte olan safsatasıyla gelişeceğine inandığımız ama bu gidişle bir türlü gelişemeyecek bir ülkede geçecek günlerimiz.

Aydınlarımız bile gelişmemiş.. Ülke böylesine sorunlar içerisindeyken kaç tanesi çözüm arayışına girdi? En son hangi entelektüel oluşum içinde Türkiye'den bir insan gördük? Bakıyorum da aydın denilecek aydınımız da yok denecek kadar az.. Aydın kadrosundan geçinen aymazlar arasında onları belki göremiyorum ama onlar da biraz kendilerini göstermek için çabalamalılar..

Ekmek, Nimet ve Anadolu..

Açlık kopyala İnsan sadece doğduğu toprakla var olmuyor, zamanla o toprakla şekilleniyor da. O topak gibi oluyor, o toprağın insanı oluyor, o toprağın var ettiği kültürü kendi biliyor.. O topraktaki acılarla, mutluluklarla şekilleniyor insanın varlığı. Toprak, üstünde yaşayan insana kendi kokusunu veriyor. Bu koku bedenimize öylesine siniyor ki, istesek de istemesek de bu kokuyu taşıyoruz; bu kokuyu benliğimizden uzaklaştıramıyoruz..

Biz nasıl Anadolu kokuyorsak, bir Hinti ya da bir Amerikalı da kendi toprağının kokusunu taşıyor. İşte bu koku kültürleri, kültürler de geçmişe uzanan birer köprü oluşturuyor.. Bir kültürün en küçük detaylarından büyük çıkarımlar elde edebiliyoruz. Kültürlerin ekmeğe olan bakışından anlıyoruz, geçmişte ataların karınlarının tok mu aç mı olduğunu. Ya da dildeki tek bir kelimeden çıkartıyoruz geçmişte insanların bakış açılarını..

Ekmek diyorum, ne ifade ediyor bu topraklarda? Bu topraklarda ekmek ne kadar değerli? Anadolu'da ekmek kutsal, Anadolu'da ekmek "nimet".. Anadolu'da ekmek korunası, saklanası bir mücevher.. Hangimiz bu yaşımıza kadar yerde gördüğümüz bir ekmeği alıp da yüksekçe bir yere kaldırmadı? Hangimiz o çocukluk günlerinde, yerde bulduğu ekmeği başının üzerine koymadı? Hepimiz yaptık, hepimiz bir "nimet" saydık ekmeği, kutsal atfettik.. Bunu yaptık ama çoğu zaman düşünmedik, böylesine ucuz birşeye böylesine değer vermenin ne gereği olduğunu? Bugün bunu düşününce anladım ki, biz ekmeği kutsal atfetmedik. Bize ekmeğin kutsal olduğu, nimet olduğu öğretildi.. Annelerimiz, babalarımız öğretti bunu. Onlara da kendi anneleri, babaları..

Peki neden? Nedeni çok açık.. Çünkü bizim atalarımız çoğu gece aç karınla yattılar. O insanların bilinç altlarına işledi ekmek; olmayan, ulaşılamayan ekmek.. İşte o yüzden nimet saydılar, kutsal atfettiler ekmeği. Ve işte biz hala o yüzden ekmeği kutsal sayıyoruz, ve işte hala o yüzden Amerika'lı çocuklar yemek savaşı yaparken bizler yerde bulduğumuz ekmeği "belki aç birisi bulur da yer" diye yüksekçe ve temiz bir yere koyuyoruz..

TRT Kürtçe Yayına Başlar: TRT Kürdi

TRT Logo TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT'nin bir kanalının sadece Kürtçe ve Farsça yayınlara ayrılması ile ilgili çalışmaların başladığını açıklamış. Hal böyle olunca da yurdum insanı konu hakkında tartışmalar yapmaya, teoriler üretmeye başlamış. Ağırlık kazanan iki görüş var; birisi bunun AB'ye verilen tavizlerden birisi olduğunu, bir diğeri de bunun kardeşliğe yapılmış bir katkı olduğunu savunuyor..

TRT'nin Kürtçe yayın yapmasını ben biraz Diyanet İşleri Başkanlığı'na benzetiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı, halk dinini başkalarından öğrenip de rejim muhalifi olmasın amacıyla var. TRT'nin Kürtçe yayınları da bu amaç doğrultusunda yapılacak, Kürtler birşeyleri başkalarından öğrenmeyip de rejim muhalifi olmasınlar diye.. Bu oldukça yerinde bir karar, çünkü Kürtlerin ROJ ve benzeri ideolojik yayınların dışında pek de alternatifleri yok. Bu noktada yapılan çalışma bir alternatif olacaktır.

Konu hakkında göz önüne alınması gereken birşey de nasıl (Kürtçe) konuşulacağından ziyade nelerin konuşulacağı olmalı. ROJ TV ve benzerlerinin programlarıyla rekabet edecek programlar yapılmalı. Bu noktada resmi bir kanal, resmi söylemleri olan bir kanalın çerçevesi çok da geniş olamayacak. Diyorum ki Türkiye tarafında, özel bir kanal çok daha başarılı olabilir..

Türk Aydını ve Köylüsü

Yakup Kadri "Her memleketin köylüsüyle okumuş yazmış zümresi arasında, aynı derin uçurum var mıdır, bilmiyorum! Fakat okumuş bir İstanbul çocuğu ile bir Anadolu köylüsü arasındaki fark bir Londralı İngilizle bir Pencaplı Hintli arasındaki farktan daha büyüktür." yazıyor Yakup Kadri, Yaban'ında.. Katılmamak elde değil, o günlerin Anadolu toprağı için yapılan bu sosyolojik saptama bugün için bile hala geçerli sayılabilir. Tabii, bir takım değişiklikler de göz önüne alınmalı.

İlk olarak Türkiye'de artık bir İstanbul-Anadolu ayrımı en azından entelektüel anlamda kalmadı. İstanbul artık Anadolu'dan daha fazla Anadolulu. Anadolu'yu büyük oranda İstanbullulaştıramasak ( Blogtaki en uzun kelimem oldu, tamı tamına 22 harf ) da İstanbul'u Anadolulaştırdık.. Anadolu da bu süreçte kendi içinde değişime uğradı, kültürel anlamda önemli gelişmelere sahne oldu. Bugün gelinen noktada aydınımızın coğrafi bir bağlılığı söz konusu değil. Aydın artık İstanbul'da olduğu kadar Anadoluda da var. Yani aydın, belirli bir coğrafyanın ürünü değil artık.. Tüm Türkiye aydın yetiştirecek potansiyelde.. Bu noktada Yakup Kadri'nin İstanbullu ve Anadolulu saptaması günümüz realitesi içerisinde gerçekçi değil. Bu ayrım artık sadece aydın ve halk olarak yapılabilir. Çünkü artık halk da aydın da hemen her coğrafyada, hemen her bölgede..

Yakup Kadri'nin Yaban'ında yer alan aydın ve halk arasındaki çelişki günümüzde coğrafi olmasa da kafa yapısı olarak hala var. Bu çelişkiyi Cumhuriyet aydınlanması ortadan kaldırmaya çabalasa da halkın büyük bölümünün kafasındaki örüncek ağları temizlenemedi. Halk ile aydın arasındaki uçurum, ortadan kaldırılamadı. İşte bu sebepten dolayı bugün Atlantik ötesindekiler ve yerli işbirlikçileri Anadolu insanına bu toprağın aydın insanlarından daha yakın! Bu toprağın halkı, bu toprağın aydınındansa o malum camiayı kendisine daha yakın hissediyor. Burada bir eylem gereği söz konusu, Türk aydını bu topraklarda aydınlık bir gelecek istiyorsa halka arasındaki uçurumu giderme sorumluluğunu hissetmelidir. Aksi halde bu topraklarda yüz yılı aşkın süredir verilen aydınlanma/aydınlatma savaşını Türk aydınının cehalet karşısında kazanma şansı yoktur..

Türkiye'yi Bölmek..

önasya Artık bir ABD klasiği oldu, öyle ki gazete editörleri benzeri haberleri çok daha önceden gördükleri için haberin puntolarını gün geçtikçe küçülttüler. Bugün ise kıyıda köşede yer bulabiliyor ancak ABD'nin önde gelen dergilerinden Atlantic'in yeni ve özellikle bölünmüş Türkiye haritası. Sanırım onların istedikleri de bu: Diyarbakır'ın artık bizim olmadığı savını kendimize inandırmamızı istiyorlar. Ama hayır, bu o kadar kolay değil! Unutmuyoruz Diyarbakır'ı, unutmuyoruz kardeşlerimizi!

Yalçın Küçük bundan yıllar öncesinde yazmıştı "Musul'u almazsan Diyarbakır'ı verirsin!" diye. Anlamamıştım o gün, ne demek istendiğini. Bugün anlıyorum ve görüyorum: Bu topraklarda iki yol mevcut, ya büyürsün ya da küçülür.. Biz bu iki yoldan birisini seçmek zorundayız artık, ben büyüme taraftarıyım..

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın bir devamı; bunu inkar etmek olası değil. Dün Osmanlı'ydık ve bugün de Osmanlı'nın hakimiyet kurduğu topraklarda söz söyleme hakkımız en az ABD kadar olmalı. Mustafa Kemal Atatürk "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" politikalarıyla belki günü kurtarmak telaşındaydı ve o günümüzü kurtardı. Bugün ise Enver Paşa'nın politikalarıyla, maksimalist politikalarla, günümüzü kurtarmalı ve en önemlisi güzel bir gelecek inşa etmeliyiz. Zor elbette, çok zor ama zaman var ve insan mükemmel bir varlık!

Yollar yollar..

yol1 Ailecek dağıldık; annem ve ablam iş için Ankara'da, babam da aynı nedenden Adana'da.. Benim için tatil demek artık 2000 km yol yapmak anlamına geliyor. Önce Ankara (500) ardından Adana (Bir 500 daha) ve sonra tekrar okula Bursa (1000). Yollara fazla aşina oldum, zamanında Adana-Ankara arası gözümde çok büyürdü ama artık Bursa-Adana deneyimini 13 saatte kapatmış birisi olarak 500 km nedir anlamıyorum bile )

Bunca yıllık yolculuklar sırasında en güzel kazanımım kafamdaki Türkiye'nin gerçek Türkiye olmadığını anlamam oldu. Benim bildiğimin dışında da bir Türkiye var; köyünde, kasabasında, olmadı ilçesinde yaşayan. Şimdi düşünüyorum da herkesin kafasında farklı bir Türkiye var, herkes kendi küçük çevresini Türkiye sanıyor.. Oysa Türkiye çok farklı, çok çok farklı..

Anadolu çorak, bunu da gördüm yollarda. Yeşil ve güzellik kıyılarla sınırlı kalmış. Bursa'ya girerken ya da Adana'da o Torosların mis gibi çam ormanlarını görünce daha iyi anlıyorsunuz bunu. Yeşil sadece kıyılarda, içimizde ise koca bir çöl var.. 80 yılda bu çölü yeşertmemek Türkiye için hoş değil!

Yine bana yollar göründü anlayacağınız, 35 YTL verip yine oldum bir turizm firmasının "değerli" yolcusu Bekle beni Adana, tekrar geliyorum..

Nereden Nereye? Bir Anadolu Belgeseli...

Yıl 1905...

Fransa, iki yabancının alacak meselesi için Midilli'yi işgal eder. Haberi İstanbul'a geldiği vakit birçoklarının ağzından şu sözler dökülür: "Bakalım İngiltere ne diyecek? O zaman, bu işgal altında, yalnız Türklerin bir diyeceği olamazdı." (Falih Rıfkı Atay - Gezerek Gördüklerim) Falih Rıfkı Atay,Cumhuriyetimizin kuruluşu ile bu aşağılık durumdan nasıl kurtulduğumuzu, bu cendereden nasıl çıktığımızı anlatıyor...

Yıl 2007...

Yandan yemiş bir örgüt, sınırlarımızın içerisine girerek çocuklarımızı katlediyor, şehit ediyor! Haberleri her gün gazetelerde manşet, televizyonlarda son dakika haberi oluyor... Herkesin ağazından şu sözler dökülüyor: "Bakalım ABD ne diyecek?" Sizce de çok üzücü değil mi, Genelkurmay Başkanımızın "Karar için başbakanımızın 5 Kasım'daki ABD seyahatini bekliyoruz." sözleri!?

Nereden nereye be halkım, nerden nereye? Artık harbiden bişey yapmalı!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.