Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

9 tane "ankara" etiketli yazı bulundu "ankara" tagli diger ogeler resimler , videolar

Eymir Halka Açılsın, Ama Nasıl?

Eymir Gölü Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ODTÜ Rektörlüğü arasında uzunca bir süredir Eymir kavgası yaşanıyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ODTÜ'nün elinde olan Eymir'in belediyece alınması için çabalıyor. ODTÜ ise Eymir'i vermek noktasında pek bir hevesli görünmüyor.

Tartışmalar da bu aşamada alevleniyor. Melih Gökçek, ODTÜ'yü şehrin merkezindeki bir gölü halka yasaklamakla suçluyor. ODTÜ ise Melih Gökçek'in gizli bir ajandası olduğunu söylüyor ve Eymir'in çevresinin üst gelir grubuna hitap edecek göktelenlerle betonlaştırılacağını iddia ediyor. Burada oluşacak rantın da Melih Gökçek'in cebine gidebileceği ayrıca ima ediliyor.

Bence her iki iddia da anlamsız ve daha önemlisi gereksiz. Yapılması gereken uygulama belli. ODTÜ sembolik bir ücret karşılığı Eymir'i ve çevresini Ankara Büyükşehir Belediyesine 50 vaya 100 yıllığına kiraya verecek. Kiraya verirken de şartlarını ortaya koyan bir kontrat oluşturacak. Bu şartar arasında Eymir'in çevresinin imara açılmaması ya da görün doğal yapısının bozulmaması gibi şartlar da yer alacak. Sonrasında her iki kurum da bu kontratın altına imzasını atacak..

Sonra ne mi olacak? Sonrasında Ankara gibi susuz bir şehirde, halk şehrin ortasında olmasına rağmen yasaklanmış su kaynaklarına kavuşabilecek. Eymir halka açılacak, kimsenin özeli olamayacak.. Ve tüm bunlar olurken kimsenin cebine de tek kuruş haksız kazanç giremeyecek, kazanan o ya da bu değil Ankara halkı olacak..

AKP, 5.5 Yılda Yaklaşık 6 Milyon Ton Kömür Dağıttı! Yok Yaa..

Kömür "Ne var şimdi bunda" mı diyorsunuz? Ya da "Vay be devletin parasıyla utanmadan oy toplamışlar" mı? Siz ne diyorsunuz bilmiyorum ama MHP'li iki milletvekili bu kömür dağıtım işini "yanlış" bulmuş olacaklar ki meclise Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in cevaplandırması talebiyle bir soru önergesi sunmuşlar. Sorukları soru, özetle şu: AKP halka ne kadar kömür dağıttı?

Hilmi Güler, yaptıklarının bir hizmet olduğuna inandığından olsa gerek büyük bir mutlulukla cevaplamış MHP'li iki vekilin soru önergesini: Evet, 5.5 yılda yaklaşık 6 milyon ton kömür dağıttık. Bunun değeri de 1 milyar 86 milyon 958 bin YTL'dir, demiş. Ben olsam, ben de bir hizmet yaptığım inancıyla bu açıklamayı yapardım. Ne de olsa kullanılan kaynak, bana emanet edilmiş olan devletin kaynağı. Kaynağı kanalize ettiğim yön ise vatandaş. Bunda, garipsenecek herhangi birşey yok. Vergilerin halka; yol, su, elektrik olarak olmasa da kömür olarak dönemesinden ibaret bu süreç..

İşte bu noktada AKP'yi eleştirenleri anlamıyorum. Tamam, belki etik değil ama oyunun kuralı böyle.. Halk üç kuruşluk kömür, beş kuruşluk erzak paketi istiyor; gerisini önemsemiyor. Bu istediklerini kim halka verirse, halk onun yanında oluyor. AKP sadece devletin kaynaklarını da kullanmıyor, yeşil sermayeyi de bu tür sosyal yardımlara kanalize ediyor. Şehirleri mahalle mahalle ele alıyorlar. CHP Ankara sınırlarını aşamazken, onlar en kıyıda köşede kalmış şehirlerin mahallelerinde çalışıyorlar.

Fakir aileleri saptıyorlar, erzak yardımları yapıyorlar, zeki çocuklarını dersanelerinde üniversiteye hazırlıyorlar, sonrasında kendi sermaye gruplarında işveriyorlar. Hayatın içine giriyorlar, her yerlerde yurtları, dersaneleri var. Peki ya CHP, MHP ne yapıyor? Hayatın içinde ne kadar görebiliyoruz onları?

Bugün Türkiye'de AKP baskınsa, bunu sadece dış güçlere bağlamak kolaycılık olur. Bugün Türkiye'de AKP baskındır, çünkü çalışmıştır.. Çok rahat çalışmalar yürütmüştür çünkü meydanı boş bulmuştur. Bugün de meydan boştur. Meydanı boş bırakan muhalefet, Türkiye'yi altın tepside AKP'ye sunmuştur. Bu sebepten kimse AKP'yi suçlamasın, suçlu olan kömür dağıtan AKP değil, kömür dağıtmayan CHP' ve diğer partilerdir..

Ankara'nın Suyuna Bak..

Su1 Geçen yaz, Ankara'da su kesintileri yaşanırken bizim evin suyu bir türlü kesilmek bilmedi. Önceleri anlam veremedik, nedendir diye de sormadık kendimize? Yalnız zaman geçmesine rağmen su hala kesilmeyince merak ettik. Ailecek kısa bir araştırmaya giriştik. Sonrasında ise evin Cumhurbaşkanlığı Konutu'yla aynı şebekeden su aldığını öğrendik.

Bunları neden anlatıyorum? Çünkü, dün gece evin musluğundan akan su öylesine iğrenç kokuyor ve öylesine sarıydı ki dişlerimi fırçalayamadım. İğrenç birşeydi ve benim evimin musluğundan akıyordu. Aklıma ilk Melih Gökçek geldi, Ankara'nın suyu temiz diye televizyonların karşısına çıktığı o gün geldi.. Ankara'nın dört bir tarafına astırdığı "Ankara'nın Suyu Temiz" afişleri geldi.. Ve kendi kendime, içimden şunları geçirdim: E be Melih Gökçek, madem benden utanman çekinmen yok bari bu ülkenin Cumhurbaşkanı'ndan utan biraz.. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı'nın yüzünü öylesine sarı ve kokulu bir suyla yıkattığın için utan biraz.. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı'na dişlerini kokan bir suyla yıkattığın için utan biraz..

Rakı, Balık; Ayvalık!

Rakı Balık Tatil gerçekten gerekiyormuş. İnsan bunu tatil yapmaya başladığı hemen ilk gün anlıyor. Adana'dan Ankara'ya, Ankara'dan da Ayvalık'a uzanan o uzun yolda yorulsam da şu an burada olmaktan çok mutluyum. İçimdeki tüm karamsarlığı ve karanlığı yok ettim bile sayılabilir. Ayvalık'ın soğuk sularında serinlerken insan ne karamsar düşünebiliyor ne de içinde karanlığa en ufak bir nokta bırakabiliyor. Tarifsiz bir rahatlama yaşıyor, ne yurdun karanlık gündemini ne de gelecekte beliren karanlıkları umursamıyor. Bir bakıma pembe bir rüyanın içine giriyor insan..

Pembe rüyalar pek hoş görülmese de yurdumda, kısacık bir rüya fena da kaçmıyor insan hayatında. İnsan kısacık bir süreliğine de olsa rahatlamak ve en önemlisi unutmak istiyor. On, olmadı on beş gün boyunca herşeyi unutmaya karar verdim. Türkiye'nin gündenmini unutmaya.. Fırsat buldukça da Ayvalık'tan birşeyler bulup paylaşacağım, gündem analizleri yapmak burada çok zor. İnsan karşısında masmavi uzanan bir Ege olunca yazamıyor yurdunun karartılan gündemini..

Ayvalık tek kelime ile "mükemmel".. Tam bana göre, Ege'de "sadece" kafanızı dinleyeceğiniz nadir yerlerden birisi.. Sessiz sakin.. Ayrıca zeytin yağı ve salata kültürü çok gelişmiş. Balık ise vazgeçilmezlerden birisi.. Tabii ki rakının yanında.. (Bu da bir sorunsaldır yurdumda; rakı mı meze edilir balığa, yoksa balık mı meze edilir rakıya?) Geceleri şimdilik böyle.. Rakılı, balıklı.. Garsonların bağırdığı üzere gecemiz şundan ibaret.. "Rakı, balık, Ayvalık!.."

Gündüzleri ise çok daha hareketli; bol mavili, yeşilli.. Onu da artık ilerleyen günlerde paylaşırım sizle.. Görüşmek dileğiyle hoşça kalın..

Cumhuriyet Meydanı, Meydan Cumhuriyetçiliği..

Ankara Tandoğan Meydanı Cumhur kökünden türeme Cumhuriyet'in temelini "cumhur" yani halk oluşturur. Bu sebepten halksız bir Cumhuriyet söz konusu olamaz. Gelin görün ki olabiliyor, halk kitleler halinde statikleştirilebiliyor. Cumhuriyetin en önemli dinamiği olan halk, durağan kitleler haline dönüştürülüyor..

Bugün Türkiye'de halkın yarısından fazlasının oyunu alamamış ama kendisini halkın tek partisi olarak gören bir iktidar var. Bu partinin, AKP'nin bu noktada ne kadar haklı ya da haksız olduğu çeşitli boyutlarıyla ele alınabilir. Ben olaya meydan demokrasisi noktasında bakacağım.. Türkiye'nin meydanlarından AKP'nin ve geçmişteki iktidarların demokratlığını değerlendireceğim..

Halkın yönetimi olan Cumhuriyette, halkın tepkisi göstereceği araç mitinglerdir. Halk olaylara karşı destek ya da muhalefetini meydanlarda birleşerek hep bir ağızdan bağırarak gösterir. Bu noktada da meydanlar gereklidir; alabildiğine uzun, alabildiğine geniş meydanlar.. Bizim halkın partisi olmak iddasında çok partimiz oldu ama alabildiğine geniş meydanlarımız hiçbir zaman olmadı. Her iktidar halkın iktidarı olduğunu söyledi ama yurdum insanına toplanabileceği adam akıllı bir meydan inşa etmedi..

Daha geçen yıl gördük, Tandoğan'daki sıkışıklığı.. Bir başkentte, Ankara'da insanlar bir araya gelemediler.. Sığamadılar o bir avuç Tandoğan meydancığına.. Milyonlar caddelerde, sokaklarda sıkıştılar; Tandoğan'a mitinge geldiler ama pek çoğu kalabalıktan ve yer darlığından Tandoğan'a ayak bile basamadı.. Ankara'da halk için, halkın sesini duymak için adam akıllı bir meydan yapmadıktan sonra hiçkimse halkın iktidarı olduğunu söylemesin! Gülerler adama..

Karlı Bir Ankara Akşamı..

02-ankara-atakule Yılmaz Erdoğan çok güzel yazmış Ankara'nın karla buluşmasını: "Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.. / Asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar.."

Kar güzel şey, özellikle benim gibi Akdeniz insanları için; kardan uzak insanlar için. Bembeyaz bir coğrafya çok çekici, kar öyle birşey ki tüm pisliğini örtebiliyor şu hayatın. Tüm hayata, sefaleti haykıran gecekondulara dahi, güzel bir çehre verebiliyor. Kar örtüyor, kar saklıyor kiri, pisi ve çok daha karanlık objeyi.. Seviyorum karı, verdiği temizlik hissini!

Ankara'dayım artık! Tatilimi ailemle, Ankara'da geçireceğim.. Umarım kar da yalnız bırakmayacak beni. On gün eşlik edebilirse bana, ne mutlu..

İlk defa özledim Ankara'yı ve anladım insanlar için şehirlerin değil de o beton yığınları arasında yaşananların önemli olduğunu! Ankaray'da "Maltepe" anonsunu duyunca içim kıpır kıpır etti. Her gün o duraktan binerdim dersaneye gitmek için.. Bugün ise o günler geride kaldı, Bursa'dan bavuluyla memleketine dönen bir üniversite öğrencisiydim bugün. Gözlerim ÖSS telaşındaki Okan'ı aradı ve bir kez daha hüsran.. Bu hüsran o kadar acı ki, hayat gelip geçiyor diyor bana: hayat gelip geçiyor! O Okan artık olmayacak diyor, o Okan artık olmayacak! Yarın da bu satırları yazan Okan olmayacak.. Hal böyleyken biz var mıyız acaba?

Kısa Bir Eskişehir Molası...

eskişehir Haftasonunu nasıl değerlendirelim derken aklımıza Eskişehir'e gitmek geldi ve yollara düştük. Eskişehir beklediğimden çok daha güzel bir çehreyle karşıladı beni. Bundan önce Eskişehir'i bir Avrupa kentine benzeten çok insanla konuşmuştum ama yine de Eskişehir'i gözlerimle görmeden inanamamıştım. Şu an ise Eskişehir'in bir Avrupa kendi olmasını iddialı bulsam da Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'ni yarattılan bu mükemmel şehir için kutluyorum. Türkiye için oldukça farklı bir ortam, bir yanınızda tramvaylar, öbür yanınızda porsuk çayı ve parklara serpiştirilmiş onlarca sanat eseri...

Yollar bomboş, trafik sorunu yok denecek kadar az. Tramvaylar vızır vızır çalışıyor. Trafik kurallarına fazlasıyla uyuluyor. Araç sürücüleri yayalara saygılılar.  İki kez yaya geçidinde tüm araçlar yayalara geçme izni tanıdı, bu Türkiye standartlarının çok üstünde :)))

Benim gibi yemek canavarlarını oyalayacak pek çok mekan mevcut. Biz yemeği tarihi Ar Lokantası'nda yedik. Pek çok çeşit ve tat sundular. Fiyatlar Türkiye ortalamasında, çok aşırı değil. Sunum kalitesi noktasında da başarılı sayılırlar,  özellikle çoban salataları yemek niyetine rahatlıkla yenilebilir: Zeyinyağının ve nar ekşisinin o mükemmel birlikteliğine ekmek banmamanız olası değil :)))

Yemeğin ardından Eskişehir'i sokak sokak dolaşırken dikkatimi çeken bir husus da Eskişehir halkı oldu. Eskişehir halkının bu kadar çağdaş göründüğünü bilmiyordum, daha doğrusu sanmıyordum. İnsanlar hem çok sıcak kanlı, hem saygılı. Adres sorduğumuz hemen herkes elinden geldiğince bize yardımcı olmaya çalıştı. Bunu Ankara'da yaşamak oldukça zor. Ayrıca sokaklar ve parklar tertemiz; ortalıkta çöp görmeniz pek olası değil. İşin garip tarafı ortalıkta temizlik elemanı da görmedim, bu da halkın belirli bir kültür seviyesini yakaladığını gösteriyor.

Ankara'da yaşıyorsanız, bir haftasonunuzu Eskişehir'de geçirmenizi öneririm. Böylelikle Melih Gökçek ve Yılmaz Büyükerşen arasındaki farkı gözlemleyebilir, Ankara'da eksik olan ruhu görebilirsiniz. Eskişehir'de çok güzel bir ruh yaratılmış ve bu da Eskişehir'i fazlasıyla modern kılıyor. Darısı Ankara'nın başına...

Ankara Modern Bir Şehirmiş!?

kaldırı Ankara'yı tanımadan, sokaklarını arşınlamadan anlaşılmayacak bir önerme: Ankara modern bir şehirdir! Ben maalesef Ankara'yı tanıma ve sokaklarını arşınlama fiilini işledim. Sonuç olarak tüm şişirilmişliğine rağmen Ankara'nın hiç de modern bir şehir olmadığını, Türkiye'nin başkenti sıfatını taşıyamadığını üzülerek gördüm. Ankara'nın modern bir şehir olma yolunda daha uzun seneler yürümesi, bu şehri yönetenlerin şehircilik nedir öğrenmeleri lazım...

Ankara'nın en önem verilen bölgesinde, Çankaya, yaşamama rağmen bu şehire oldum olası alışamadım. Kusurun bende olduğunu da sanmıyorum: misal Tandoğan Meydanı'ndan çıkarsınız, Kızılay'a kadar bir tane çöp kovası göremezsiniz. Ortalığı pislik götürür. Kaldırımlar ya bozktur ya da çöp doludur. İğrenirsiniz, kokar! Ardından Kızılayda Karanfil Sokak'a girersiniz, burada da çöp kutusu falan yoktur, etraf restoranların çöplükleri veya çöplüklerinden geriye kalan pisliklerle doludur. Ki Karanfil sokak yayınevlerinin ve kültür merkezlerinin yoğun olduğu bir bölgedir. Buna rağmen nedense kimse bu iğrenç kokuyu, pisliği iplemez!? Susar bir Kızılay turu atarsınız, ama ne mümkün? Ankara'da yürüyecek kaldırım bulmak ne mümkün? Andezit'in ne pis bir taş olduğunu, ya da andezitin kaldırımlarda kullanılmaması gerektiğini en iyi Ankara'da anlarsınız. Zaten kaldırımlardan andezit fışkırmaktadır, üç tanesi kaldırımda kalmışsa bir tanesi mutlaka sökülmüş ve ayağınızın çarpmasını bekliyordur. Kaldırımların büyük oranı kırık ve döküktür! Ayağınızdaki ağrı zamanla başınıza doğru, sinirle kayar. Ankara'nın taşına bak'ı hatırlar, insanların gözlerinde yaş ararsınız. Şaka değil bu kaldırımlar adamı ağlatır, bir de kadınsanız ve ayağınızda topluklu ayakkabı varsa ananızın gözlerinden de yaşlar süzülür. :)))

Bir Kızılay turu attıktan sonra metroya binmek, eve dönmek istersiniz. Ulustaki patlamadan sonra konulması akla gelen güvenlik görevlileri üstünkörü çantanızı arar. Her nedense vücudunuza plastik patlayıcı sarabileceğiniz akıllarına gelmez, üstünüz kalabalıktan olsa gerek aranmaz!? Metrodan çıkar evin yolunu tutarsınız...

Yazın sıcağını atmak, serinlemek için musluğun karşısında alırsınız soluğu. Musluğu çevirirsiniz, çevirirsiniz ve tekrar çevirirsiniz. Amanın o da ne? Birşey akmıyor bundan. Hatırlarsınız birilerinin modern diye yutturmaya çalıştığı koca bir şehirde su olmadığını!!! Küfredersiniz, suyla buluşamayan lavabo tükrüğünüzü kucaklar...

Bunun üzerine gider gazeteyi açar ve "Ankara Modern Bir Şehir" manşetini görürsünüz, gülersiniz. En iyi ihtimalle oturur bu satırları kaleme alırsınız.

Ve sonunda tatil biter...

deniz Hayatta sonunda bitecek olan şeylere oldum olası ısınamadım. Eğer birşeyin sınırı varsa o şey aslında benim için yoktur. Sofrada, tam karşımda fazladan bir litrelik kola beni beklemiyorsa, bardağımdaki kolanın da bir anlamı olmaz. Tatil de işte böyle, geziyorum tozuyorum ama sonunda Ankara'nın yolları görünüyor ve işin tüm cazibesi yok oluyor. Özellikle bu gece, Akdeniz sahillerinde hayat yeni yeni başlarken içimdeki burukluk da artıyor...

Turistle gezgin arasındaki fark şudur, diyor Sheltering Sky: Turist döneceği tarihi bilir. Ben bu sınıflamada turist olmak istemez, döneceğim tarihi meçhule ertelemek isterdim. Oysa hayat şu an için buna müsade etmiyor ve ben yarın Ankara yollarına düşeceğim. Tek tesellim yazılarımı Ankara'da daha rahat yazabilecek olmam. Şimdilik kendinize iyi bakın, ben yanıbaşımda fazlasıyla hızlı yaşanan bir gecenin içinde dalmak için satırlarıma şimdilik son veriyorum :))

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.