| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

4 "anne" etiketi kullanan gönderi "anne" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Çocukluk ve Baba Olmak..

Salıncak İnsan çocukluk döneminde herşeyi bildiğini, daha doğrusu dünyanın bildiklerinden ibaret birşey olduğunu sanıyor. Hatta ergenlik döneminde eldeki bir avuç bilginin koca bir dünyayı değiştireceğine bile inanabiliyoruz. Zaman geçtikçe, yani ergenlik sonlanınca hayatın aslında bildiğimizden çok daha farklı ve aslında tehlikeli olduğunu görüyoruz. Bu noktada benim aklıma ilk gelen annem ve babam oluyor, benim hiç farkında bile olmadığım tehlikelere karşı beni korumak için yaptıkları.. Benim ise yaptıklarından sıkılıp, onlarla tartışmam ve hatta kavgalar etmem..

Bugün geldiğim noktada anne ve babama hak veriyorum. Belki de ben, onların yerinde olsaydım çok daha sıkı bir disiplin uygulardım. Ya da yarınlarda bir baba olursam, çok daha sıkı bir disiplin uygulayabilirim. Çünkü, her çocuk için en büyük tehlike öncelikle kendisi. Her çocuğun, farkında olmadan da olsa, kendisine ve arkadaşlarına yapabilecekleri kötülükler aklınızın alamayacağı boyutlarda olabilir.

Kendimden bir örnek vermem gerekirse: Ben çocukluğumun bir bölümünü Adana'da bahçeler içerisinde dağılmış evlerin olduğu bir sitede geçirdim. Her ne hikmetse bizim sitede inşaatlar hiç bitmedi, her ev sahibi değiştikçe evler de baştan sona değişti.. Ben ve sitenin çocuklarının eğlencelerinden birisi tadilat halindeki bu boş evlerin içinde dolaşmak, oyunlar oynamaktı. Yine böyle bir gün, tadilat yapılan bir evin terasında piknik tüpü bulduk. Ne yapalım, derken hadi bunu patlatalım dedik. Maalefef ciddi ciddi bunu dedik ve piknik tüpünü patlatmaya karar verdik! Ben hemen atıldım: bahçe olmaz bekçiler görür kızar, dedim. En iyi yer evin salonuydu. Arkadaşlardan birisi evlerinden gazete ve çakmak getirdi. Biz gazeleri ve evde bulduğumuz üç dört tahta parçasını salonun ortasına, tüpü de bu yığının üzerine koyduk. Gazeteleri ateşe verdik ve zarar görmemek için (!) tüpten 5-6 metre uzaklaşarak alevleri izlemeye koyulduk..

Ya tüp boştu, ya da bizim ateşimiz yeterli olmadı. Bir tüpün nasıl patlayabileceğine olan merakımızı gideremedik, ne yaparsak yapalım tüp bir türlü patlamadı! Peki ama ya patlasaydı?

İşte bir anne baba bunu her zaman akıllarında bulundurmalılar: ya patlarsa, ya yanarsa, ya düşerse, ya kaybolursa, ya.., ya.., ya..

Bugün 21 yaşında bir gencim ve çocukluğumu kazasız belasız atlatabildim. Bunun için anneme ve babama ne kadar teşekkür etsem az.. Belki tüp patlatmaya yelteneceğimi düşünemediler ama onun dışındaki hemen herşeyi düşündüler ve kendime zarar vermemi engellediler. Şimdi sıra yavaş yavaş bize geliyor.. Bakalım bizim neslimiz de onlar kadar başarılı olabilecek mi?

15 Günde 27 Bebek Öldü.. Peki ya Eksik Olan Neydi?

Bebek Türkiye'nin en büyük Kadın Sağlığı ve Araştırma Hastanesi'nde bebekler ölmeye başladı.. 15 günde tam 27 bebek kaybettik.. 27 bebek demek, çalınmış 27 hayat demek.. Bunun suçlusu kim, açıkçası bilmiyorum. Kimsenin 27 bebeğin canını almak gibi bir kastının olacağını da sanmıyorum. Ama gelin görün ki bebekler birer birer ölüyorlar..

Geçen gün Kanal Türk'te bu konu hakkında bir haber izledim, Sağlık Emekçileri Sendikası'ndan bir yetkili açıklamalar yapıyordu. Kendince suçluyu seçmişti, suçlu olan hastanedeki doktorlardı. Bu ne kadar doğru, daha önce de belirttiğim gibi bilmiyorum. Ama iddialar beni bir insan olarak tedirgin etmeye etti. Ne diyordu bu zat? İddiası açıktı, hastane yönetimi ve tabii ki doktorlar döner sermayeden daha fazla para kazanabilmek için daha fazla hasta kabul etmeye başlamışlardı. Yeni çıkan bir kanunla doktorlar baktıkları hasta oranınca pirim alıyorlardı ve bu sebepten bebekler neredeyse üst üste yatırılıyordu..

Bunlar bir iddia, ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyorum. Ama ya doğruysa? Ya daha fazla para uğruna ufacık bedenler kara toprağa gömülecekse? İnsan, bu işte.. Ne kanunların, ne de yapılan düzenlemerin bir anlamı kalıyor tüm bunları görünce. Hükümet, doktorlar daha canla başla çalışsın diye güzel bir uygulama getiriyor; diyor ki, baktığın hasta sayısı kadar para vereceğim sana. Doktorları canla başla çalıştırmak uğruna yapılan bir düzenleme can alıyor bu ülkede. Ne demeli, bilmiyorum.. Ama artık şundan eminim, insanların sütü bozuk olduktan sonra en iyi kanunlar, en iyi düzenlemeler bile bir anlam ifade etmiyor.. Herşeyden önce insan olabilmek gerekiyor.. Bizde eksik olan işte bu; insan..

Yeni Bir İnsan Yaratmak, Kendi Ellerinizle..

Baba Çocuk Davranışçı psikolojinin kurucusu Watson "Bana bir çocuk verin her ne istiyorsanız yapayim." diyor. İsterseniz hırsız, isterseniz diplomat ya da sıradan biri. Watson için geleceği belirlemek işte bu kadar basit. İnsan doğanın sıradan bir parçasıdır. Tıpkı bir saat gibi mekaniğin kanunlarına göre işler ve en önemlisi de her sonucun bir sebebi vardır..

Watson'ı Pınar Türen'in "Denedim" adlı kitabında tanımış ve uzun zamandır kafamda kurduğum bir takım savları sağlam bir temele oturtma imkanı bulmuştum. Watson fikirlerimle birebir örtüşmese de büyük oranda aynı noktadayız. Bu ise; bana, düşüncelerimin sağlam bir temelde olduğunu gösteriyor.

İnsanın edilgenliğine, özellikle sosyal bilimlerin içerisine yavaş yavaş girdiğim şu günlerde daha fazla şahit oluyorum. Bunu yazılarımda da çok kez dile getirdim. Hepimiz edilgen bireyleriz, ailemizin ve toplumun birer sonucuyuz. Bu ne kadar kişiliğimizi etkiler, açıkçası tam olarak bilemiyorum ama büyük oranda etkileri olduğunu kendimde görebiliyorum.

Bu noktada ailelerimiz ya da toplum suçlanabilir mi, bilmiyorum. Yarın bizler de aynı statüde olacak ve bizler de çocuklarımızın hayatlarını büyük oranda çizeceğiz. Bu bir suçtan ziyade, insanın doğası sanıyorum. Yarın çocuklarımızı ister istemez şekillendirmek durumunda kalacağız. Çocuklarımız büyüdükleri zaman kendi kararlarını verdiklerini düşünseler bile çoğu zaman yıllar öncesinde bizim onlar için verdiğimiz kararı, kendileri veriyormuşcasına tekrar edecekler..

Toprak Ana, Anne...

toprak İnsanoğlu varlığını hissettiği günden bu ana kadar doğayı yorumlamış, en azından bizim kitaplarımızda böyle yazıyor. Ardından kendisine Tanrılar aramış, Ay'a, Güneş'e ve çok daha farklı metaya tapınmış... Peki insanoğlu ilk neye tapmıştır sizce? İnsanoğlu ilk olarak anneye, kadına tapmıştır; onun bir canlıyı rahminden çıkartmasına şahit olmuş, o canlıyı onun var ettiğini zannetmiştir. Anne yaratıcıdır, var edendir demiş ve kadını kutsamış...

Ardından toprak gelmiş, ekmişler ve şimdi de toprak var etmeye başlamış... Artık yaratan toprakmış, buğdayı ve dolayısıyla ekmeği var etmiş toprak. İnsan kutsama gereğiyle şimdi de toprağı kutsamış, tanrı bilmiş...

Bu dönüşüm, Tanrı'nın anne olarak değil de toprak olarak bilinmesine geçen süreçte insan anneden bildiklerini aktarmıştır toprağa... Ne ilginç değil midir; toprağın derinliklerinin sıcak olduğu inancının bilimsel kabulden yüzyıllar önce ortaya konulması, toprağın ana sıcaklığına sahip olduğuna inanılması... İnsan ne ilginç, bazen ne mükemmel ve bazen de ne iğrenç...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.