| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

13 "atatürk" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"atatürk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Barack Obama Dönemi ABD Politikaları Çerçevesinde Türkiye

BarackObama 2009 başında "ABD'de Barack Obama Dönemi" başlıklı yazımda "Herkes birşeylerin değişeceğine, en azından birşeylerin değişmesi gerektiğine inanıyor" demiş ve yazının sonlarına doğru şu uyarıda bulunmuştum: "Devletlerin dış politikaları süreklilik arz ediyorlar. Bir devletin dış politikası, başkanlar veya iktidarlar değişse de kolay kolay değişmiyor, değiştirilemiyor. Bu noktada ben Barac Obama'dan pek de ümitli değilim."

Bugün gelinen nokada ABD'nin amacının değiştiğini söylemek zor. Peki, değişen hiçbir şey yok mu? Elbette var, ABD amaca giden yolda kullandığı araçları değiştiriyor, değiştirdi. Bush döneminde ABD'nin söylemi içerisinde İran'ı vurmak, Kürdistan'ı kurmak, Türkiye'yi laik düzeninden kopararak federatif yapıda ılımlı İslam devletine dönüştürmek var iken bugün bunları görmüyoruz. En azından Türkiye özelinde ABD'nin amaçlarını olmasa da araçlarını değiştirdiğini gözlemliyoruz.

Barack Obama'nın Türkiye ziyareti sırasında Atatürk'e ve laik düzene sık sık vurgu yapması, Mısır'da ise İslam dünyasına dönük söylemler içerisine girmesini iyi değerlendirmek gerekiyor. ABD artık laik ve yüzü Batı'ya dönük bir Türkiye'ye saygı gösteriyor ya da bu düzeni kolayca değiştiremeyeceğinin farkına varıyor. Bu Türkiye ve Türk insanı açısından mutluluk verici bir durum, artık muasır medeniyet yolunda ABD gibi büyük bir engel yok karşımızda..

Bu çerçeve içerisinde olayı değerlendirecek olursak, Türkiye'de siyasallaşan İslami partilerin işi biraz zor görünüyor. Özellikle de Deniz Feneri Davası gibi esaslı bir dava da gündemdeyken.. Türkiye'de ABD'nin değişen dış politikasıyla birlikte çeşitli değişimler yaşanacağını düşünüyorum. Bu değişimden iktidarın da etkileneceği muhakkak..

17 Mayıs Cumhuriyet Mitingi ve Mustafa Yurtkuran

Anıtkabir 17 Mayıs'ta binlerce insan Cumhuriyetine sahip çıkmak için Tandoğan'daydı.. Uludağ Üniversitesi, Atatürkçü Düşünce Topluluğu (ADT) üyeleri de diğer yüz binlerce insan gibi meydandaydı: Türkiye'nin laik olduğunu, laik kalacağını ve çağdaş bir geleceği haykırıyorduk, hep bir ağızdan.. Bizi diğer katılımcılardan ayıran tek şey rektötümüz Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın demir parmaklıklar ardında olmasıydı. Bu sebepten durmadan haykırdık: "Yurtkuranlar içeride, yurtsatanlar nerede?" diye.. Diğer katılımcılar da destek verdiler, hep beraber selamladık parmaklıklar ardındaki rektörümüzü.. Bilmiyorum, selamımız ona kadar ulaştı mı? Biz ulaşması için tüm gücümüzle haykırdık!

Ardından, Anıtkabir'e Ata'nın huzuruna çıktık. Anıtkabir'i ilk defa bu kadar kalabalık gördüm, mutlu oldum. Fonda insanların Ergenekon'a atfen söyledikleri "Tayyip arama, 1 numara burada!" sloganlarıyla Anıtkabir'i de gezdik.

Şimdi Bursa'dayım. Cumhuriyetime ve rektörüme karşı sorumluluğumu yerine getirmenin mutluluğuyla yazıyorum bu satırları ve Tandoğan'da yüzbinlerin haykırdığı gibi ben de haykırıyorum: "Gün gelecek, devran dönecek..."

Çanakkale Sonrası, Genel Bir Değerlendirme..

Uzun bir aradan sonra tekrar Çanakkale yollarında buldum kendimi.. Yine aynı hüzün, yine aynı acı ve tüm bunların yanında; büyük bir gurur.. İnsan her seferinde, en azından ilk seferdeki kadar etkileniyor. Etkilenmemek elde mi? Gencecik bedenlerin yattığı bu topraklardan durmadan geçmek mümkün mü?

Üniversitenin organizasyonu olması sebebiyle yaşanan ve görmezden gelinebilecek birkaç aksiliğe rağmen Çanakkale'yi bir kez daha yaşama fırsatım oldu. Bu noktada, hemen her otobüste ayrı ve profesyonel rehberlerin bulunmasını takdir ettim. Bu noktada bizim rehberimiz, Doğa Cihan Göksel'e de teşekkür ediyorum; Çanakkale'yi rehberiniz oranınca yaşabiliyorsunuz ve bize iyice yaşatıldığını düşünüyorum.

Çanakkale üzerine söylenmiş çok söz var, aslında söylenebilecek çok farklı sözlerimin olduğunu da düşünmüyorum. Zaten Çanakkale, okunacak birşey de değil: bunun çok çok ötesinde, gidilip görülecek ve havası solunacak birşey. Bu sebepten, sözü fazla da uzatmıyorum, son olarak herkese en azından birkez daha Çanakkale yollarına düşmesini öneriyorum.

Çanakkale Feribot1Çanakkale Feribot2 Çanakkale Feribot3Dur Yolcu
57. AlayAtatürk-Okan1AbideGelibolu Tabya
Çanakkale AbideMehmetçik-OkanDoğan Cihan GökselGelibolu Tunel
D-MehmetçikD-Çanakkale Atatürk D-TroyD-Atatürk
Okan ÇanakkaleŞehitler Abidesi Çanakkale LimanÇanakkale Boğazı

Mustafa Kemal (Anadolu'da) Başarılı Oldu Mu?

Mustafa Kemal Atatürk Mustafa Kemal'in Anadolu'ya çıkması ve Anadolu halklarıyla, emperyalist güçlere karşı Türklük savaşı vermesi günümüzde bir tartışma konusu haline getirildi. Birileri Mustafa Kemal'in İstanbul'da padişah kulu olarak kalmasının daha doğru olacağı gibi çok yanlış ve mantıksal tutarsızlıklar içeren bir düşünceye kapılmış. Ayrı bir grup ise Mustafa Kemal'in eseri olan Türkiye Cumhuriyeti'nin başarısız olduğunu, daha doğmadan öldüğünü iddia ediyor. Onlara göre Cumhuriyet'in kazanımları bir incir kabuğunu doldurmaktan bile aciz!

Peki, haklılar mı? Cumhuriyetin Anadolu'ya sundukları, gerçekten de, bir incir kabuğunu bile dolduramıyor mu? Ben bu düşüncedekileri balık beyinli atfediyorum. Çünkü bu gürühun en önemli özelliği balık hafızaları: yani bir geçmişlerinin olmaması. Benim ve benim gibi düşünen insanların bir geçmişi var. Anadolu'nun dününü de bugününü de okuyor, biliyoruz. Onların eksik oldukları nokta bu; okumuyor ve bilmiyorlar. Ben ise siz okurlarıma ve o malum şahsiyetlere büyük şair Ahmet Haşim'in kaleminden çıkma, 1919 tarihli bir mektup sunuyorum. Sanıyorum bu mektup Cumhuriyet öncesini ve sonrasını en net şekilde ortaya koymaya yeterli olacaktır. Umarım birileri böylelikle Cumhuriyet'in sunduğu nimetlere, en azından, şükrederler! İşte Ahmet Haşim'in Manisa Mebusu Refik Şevket İnce'ye yazdığı mektup:

"Ankara'da, Almanya İmparatorluğunun Anadolu hastalıklarını tetkik etmek üzere gönderdiği bir heyet-i tıbbiyenin bazı büyük rütbeli erkanıyla görüştüm... anlamışlar ki Anadolu Türklerinin karınları kurtlarla yüklü ve karınları bu kurtların salgıladığı parazitler ile dolu bulunuyor. Cinsi, yakın bir yok olma ile tehdit eden bu halin sebebi nedir, bilir misin? Gıda, beslenme eksikliği... Her ne kadar garip görünse de Anadolu Türkleri bugün ekmek imalinden bile habersizlerdir. Yedikleri mayasız bir yufkadır ki, aslen ne olduğunu yiyenlerin midesine bir sormalı!.. Nakil vasıtaları olan kağnı hiç şüphe yok ki taş devri keşfi ve aletidir. Kağını bir araba değil, fakat hayvana yapışıp onun kanını ve canını emen bir canavardır! Evlerine gelince, onlar da öyle: Duvarlar, yontulmamış alelade taşların, çalı çırpının, leylek yuvasında olduğu gibi gelişigüzel dizilmesinden hasıl olmuştur... Anadolu, külliyen temizlikten mahrumdur. Anadolu baştan başa frengilidir. Anadoluluların güzelliği de bozulmuştur. Bir köy, bir kasaba veya bir şehrin kalabalığına bakılırsa, heyet-i umumiyede o kadal topal ve topalların o kadar çeşidi, o kadar cüce, o kadar kambur, kör ve çolak görülür ki insan kendini dışbükey bir camla dışarı bakıyorum zanneder."

Anadolu'nın dünü budur, en azında okuduklarımız bunu söylüyor. İşte bugün üstünde yaşadığımız, en güzel vatan atfettiğimiz Anadolu'nun hali 1919'da böyleydi. Dünle bugünü farklı kılan tek şey ise Mustafa Kemal'in eseri olan Cumhuriyet. Bizi o günlerden bugüne Cumhuriyet taşıdı ve hala bunu göremeyenler ya çok saflar ya da salak!

Yalçın Küçük, Kemalist Mi?

Yalcin_Kucuk1 Bursa'da, kütüphanemin bir köşesi Yalçın Küçük imzalı onca kitapla dolu. Evime konuk olan arkadaşlar, haliyle soruyorlardı kim bu Yalçın Küçük diye.. Bende kendimce, eğirisyle doğrusuyla anlatmaya çalışıyordum. Şu son zamanlarda yaşananlardan olacak, soruların niteliği değişmeye başladı. Artık sorular Yalçın Küçük neci ya da Yalçın Küçük Kemalist mi, diye geliyor.

Bir kez de buradan cevap vermek istiyorum: Hayır, Yalçın Küçük bir Kemalist değil. En azından onun kendisini Kemalist saydığını düşünmüyorum. Yalçın Küçük kendisini sosyalist olarak görüyor ve kitaplarında bunu çok açık bir dille belirtiyor. Aforizmalar'ında Sosyalizm başlığı altında şunlar yer alıyor: "Eğer bizler sosyalistsek, dünyanın tüm nimetlerini yaşadığımız dünyada bulamadığımız için sosyalistiz. Bizler, dünyanın bütün güzelliklerini ortaklaşa yaşayabileceğimiz, bütün zenginliklerini paylaşabileceğimiz tek düzen sosyalizm olduğu için sosyalistiz."

Peki o zaman Yalçın Küçük neden Kemalist söylemlerle karşımıza çıkıyor? Bunu da yine aynı eserdeki Kemalizm başlığındaki şu paragraf çok güzel açıklıyor: "Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz. Geriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz." Bu ne demek oluyor? Bu, şu demek oluyor: Yalçın Küçük, Kemalizm'i ileriye atılmış bir adım olarak görüyor ve daha da ilerilere (ona göre sosyalizme) gidebilmek için bu adımdan geriye dönülmemesi gerekiyor. Bugün Yalçın Küçük, Kemalizm'i bu ülkede en iyi savunan insanlardan bir tanesi. Bunu bir sosyalist olarak (kendince) sosyalizme giden bu yoldan dönmemek için yapıyor. Başarılı mı, zaman gösterecek..

Not: Yalçın Küçük'ün Ergenekon çerçevesinde zindana atılmasına karşı ne düşündüğümü merak eden dostlar, Yeni Harman'ın Ocak sayısının kapağına bakabilirler.

Vizeler Biter, Hayat Başlar!

Vizeler Geride kalan gün itibariyle hayata tekrar gelmiş bulunmaktayım. Sebebi ise bariz; iki haftalık vize maratonum dün itibariyle bitti. Haliyle soluğu film festivalinde aldım. Sınavları hala bitmemiş üç beş dostumun da aklını çelip film izlemeye gittik. Gerçi ben filmlerden çok sonrasındaki yemek faslına kendimi vermiş olsam da festivalin güzellikleri hakkında ilerleyen süreçte bir şeyler karalamaya çalışacağım.

Amma ve lakin bugünkü mevzuumuz vizelerin bitmiş olması. Dün gece iki haftadır ertelediğim o güzel ve uzun uykuya yattım. Kış da yavaştan yavaştan gelmişken, böylesine uzunca bir uyku gözümü korkutmadı desem yalan olunur. Başımı yastığa koyunca bir kış boyunca uyanamayacağıma ciddi ciddi inanmıştım

Notlara gelince Atatürk'ün Söylevi ve Düşünce Dünyası'ndan (Öğrenciler kısaca Nutuk diyor.) bölüm birincisi olarak çıktım, 84 puan ve sanırsam AA POSAT'ın işlerinden ötürü çalışamamış olmama rağmen birincilik gelmesi, sanırım sözde değil özde Atatürkçü olmamdan ötürü?! Onun dışında açıklanan bir diğer sınavım ise Uluslararası İlişkiler Teorileri, test sonucu aldığım not sınıf ortalamalarında, 55.. Finalde bunu AA yapmazsam fena yakışıksız olacak. Bu sebepten çalışmalara şimdiden başladım bile.. Diğerler sınav sonuçlarını ise merakla bekliyorum. Özellikle de Sosyal Düşünceler Tarihi ve Siyasi Tarih notlarım açıklanırsa rahatlamış olacağım.

Sözün özü, "Vizeler biter, hayat başlar.." Bu yazı işin vizeler kısmıydı, hayat kısmını ise bir iki gün sonrasında Adana'da, memleketimde yazarım sanıyorum. Herkese mutlu bir hayat ve şimdiden güzel bir bayram dilerim..

"Türkiye'de Sivil Darbe Uygulanıyor!"

hurşit_tolonŞener EruygurMustafa BalbaySinan Aygün

25 Cumhuriyet sevdalısı gözaltında, Cumhuriyet'in temel değerlerini canla başla koruyan 25 insan evlerinden toplandı bugün.. Daha iddianamesi bile hazırlanmamış bir dava için böylesine büyük ve değerli isimlerin göz altına alınmış olması akla sivil darbeyi getiriyor! ADD Genel Sekreteri Suay Karaman "Türkiye’de iktidar tarafından bir sivil darbe uygulanmaktadır" sözleriyle buna işaret ediyor.

Yapılanlar Türkiye'deki ulusalcı güçleri ve halkın ulusalcı bilincini kuvvetlendiriyor. Org. Hurşit Tolon, Sinan Aygün, Mustafa Balbay ve diğer isimler; hepsi bu halkın içinden geliyorlar. Halk bu insanları seviyor ve bu insanların doğruları söylediğine inanıyor. Yapılanlar halkı üzüyor..

"Atatürk'ü Sevmiyorum, Humeyni'yi Seviyorum.."

Teke Tek Fatih Altaylı'nın dün akşam Teke Tek'te konukları üniversite öğrencileriydi. Kevser Çakır ve Nuray Bezirgan isimli türban eylemcisi bayan öğrencilerin açıklamaları ise hem Altaylı'yı hem de izleyenleri hayrete düşürdü. Türbanlı öğrenciler mülakat sırasında "Humeyni'yi seviyorum, Atatürk'ü sevmiyorum.." açıklamasında bulundular.. (Haber Türk)  Programı canlı izleme fırsatım olmadı ama daha sonradan tekrarını yakalayabildim. Konuşulanların yorum ve cevapları ilginç, özellikle Nuray Bezirgan'ın "Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum." sözleri oldukça çarpıcı. Nuray Bezirgan bu kadarla da yetinmiyor, sözlerine devam ediyor: "Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz."

Nuray Bezirgan Türkiye'de doğrusuyla yanlışıyla var olan bir kesimi temsil ediyor. Sözcülüğünü ettiği kesim ise içerisinde büyük çelişkileri barındırıyor. Mesela neler mi? Nuray Bezirgan yasakcılığın ana vatanı olan İran'ın Humeyni'sini seviyor ama özgürce konuşabildiği Türkiye Cumhuriyet'inin Mustafa Kemal'ini sevmiyor. Tüm bu açıklamaları da özgürlükçü bir vizyonla, yasaklara karşı savaşırmışcasına yapıyor. Özgürlükçü bir vizyonla Humeyni'yi nasıl ağızlarına alabiliyorlar, anlamak güç. Kendilerine sormak lazım, acaba o çok sevdikleri Humeyni'nin İran'ında Humeyni'yi sevemediklerini söyledikleri vakit başlarına neler gelecek?

Nuray Bezirgan'ın Mustafa Kemal'in Cumhuriyetindense bir İngiliz sömürgesinde yaşamak gibi bir ideali de var. Bunu da anlamak oldukça güç. Bu düşünceye onur atfedemiyorum. Dökülen kanlara karşı bir vefasızlık olarak algılıyorum.

Nuray Bezirgan'ı birilerinin gizli ajandasının yankısı olarak değerlendiriyorum. Birileri yasaklara karşı savaşır vizyonuyla Mustafa Kemal'e saldırıyor. Kafalarındaki yönetim ise Humeyni'nin İslami baskı rejimi. Kimi liberaller bunu fark edemiyerek kendi özgürlükçü ideolojilerine ihanet ediyorlar. Umarım akıbetleri İran'da İslami devrim sonrası asılan yoldaşları gibi olmaz..

Türk! Öğün. Çalış. Güven.

üvenpark Ulu önder söylemiş vakti zamanında. Bugün de hala önemini ve güncelliğini koruyan bir söz "Türk! Öğün. Çalı. Güven." Çıkartacağınız anlam, alacağınız ders aşikar; yalnız gizli kalmış bir iki nokta dışında..

Bilmem, siz de bu sözü ilk duyduğunuzda garipsediniz mi? Ben garipsemiştim, daha doğrusu bir insanın çalışmadan kendisiyle övünmesine bir anlam verememiştim. Hatta bu sözün "Türk! Çalış. Öğün. Güven." olarak düzeltilesi gerektiğini bile düşünmüşlüğüm olmuştu zamanında ) Bugün geldiğim noktada ulu önderi çok iyi anlıyorum. Ne demek istediğini, bu sözün altında hangi amacın yattığını?

Bugün bu söze en az dün olduğu kadar ihtiyacımız var! Mustafa Kemal, Türk'ün öncelikle kendisiyle övünmesini istemişti. Kendisine güvenmesini. Bu sebepten çok söz söyledi, "Türk Milleti Zekidir!" gibi.. Tüm bunları Türk milletinin kendine olan özgüven eksikliğini yıkmak, Türk milletini edilgen bir konumdan etken bir konuma yükseltmek için yaptı. Bugün hala çalışmaya başlamak için önümüzde duran en büyük engel halkın kendisiyle övünmemesi, hatta kendisini eksik görmesi. Artık aklı başında kimse "Tapınak Şovalyeciliği", "ABD tırsaklığı" yapmasın! Dünyada uluslararası politikaya yön veren güç insan, ve bizler de insanız! Bu noktada kimseden eksiğimiz yok ama bunun farkına bir türlü varamadık, Mustafa Kemal bile bu farkındalığı tüm yurda maalsef yayamadı..

İstanbul'dan Fransızca Bilen Adam Toplatmak

ercument-ekrem-talu Cumhuriyet kurulduğu vakit, en büyük eksiğimiz ne paraydı ne de güç: en büyük eksiklik iş bilen, yani kalifiye insandı! Bu kalifiye işgücü yoksunluğu öyesine vahim bir hal almış ki, Mustafa Kemal emir çıkartımış: "İstanbul'daki Fransıca bilenleri toparlayın!" Hatta bir rivayete göre, babamdan duydum, vakti zamanında Ankara Gar'ında Devlet Personel Daire'sine görev yapan devlet memurları gördükleri her kravatlıyı çevirir iş teklif ederlermiş )

Bu noktada Bedii Faik, Mustafa Kemal Atatürk'ün özel kalem müdürlüğünü yapan, aynı zamanda ünlü edebiyatçı Recaizade Mahmud Ekrem'in de oğlu Ercüment Ekrem Bey'in bu görevi nasıl üstlendiğini garipsiyor. Garipsemesinin sebebi Ercüment Ekrem'in eksikliği değil, sadece kişiliği.. Öyle ki, Ercüment Ekrem oldukça esprili tüm kurallarla alay edebilecek bir insan; yani bizim tabirimizle "Hayatı ti'ye alan bir zat" ) Bu noktada Bedii Faik haklı ama kendisi şunu demekten de kendisini almıyor: Hal öyle bir hal'di ki Mustafa Kemal Ercüment Ekrem'i kendisine ayırarak en iyisini yapmış..

İşin komik tarafı ise Ercüment Ekrem'in Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nden azledilmesi: Birgün Mustafa Kemal, Ercüment Ekrem'i çağırır ve planları hakkında birşeyler anlataya başlar. Bir noktadan sonra, "Beyefendi, lütfen not alınız." der. Der demesine ama Ercüment Ekrem'in tek yaptığı şey sırayla ve telaşla ceplerini aramaktan başka birşey değildir. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, ne hikmetse elinde defter, ama cebinde kalemsizdir. O durumda, Ercüment Ekrem odada bulunan Latife Hanım'a "Lütfen bir kalem getirebilir misiniz?" demekten başka birşey yapamaz. Ve o gündür bu gündür Cumhurbaşkanlığı Genel Sekraterimiz Ercüment Ekrem değildir )

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.