Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

7 tane "bilim" etiketli yazı bulundu "bilim" tagli diger ogeler resimler , videolar

İnsancıl Bir Modernlerşme Aracı Olarak Giyotin

Giyotin Giyotin, bildiğiniz üzere, idam mahkumlarının kafasını üst taraftan kesmek prensibiyle yapılmış bir çeşit idam aracıdır. Tarihi 1700'lü yıllara kadar uzanmaktadır, ilk olarak 1792 yılında Nicholas Pelletier adlı bir hırsızı idam etmek için kullanılmıştır..

Giyotini icat eden isim ise, alete kendi adını da veren doktor Joseph-Ignance Guillotin'dir. Bir doktor neden oturur da giyotin üzerine çalışmalar yapar ki? Cevazbı bugün size garip gelebilir ama Joseph-Ignance Guillotin'in tek bir amacı vardı; daha insancıl ve onurlu bir ölüm! Giyotinden önce, suçlular genellikle kılıçla, baltayla canlı canlı parçalanıyorlar ya da çok daha acı veren yakılma ve eziyet cezalarına maaruz bırakılıyorlardı. Bu sebepten suçluların yakınları, suçluların çok eziyet çektirilmeden, bir an önce öldürülmesi için cellata rüşvet bile veriyorlardı.

Tüm bunlar yaşanırken 1789 yılında Fransa'da malum devrim gerçekleşti. Fransa, devrim sonrasında modernleşme çalışmaları içerisine girdi. Bu çalışmalardan nasibini idam cezları da aldı ve yeni kararlar çerçevesinde idam cezalarının modernizasyonu sağlandı. Giyotin, modern Fransa'nın resmi idam aleti olarak kabul edildi. Tam 93 yıl boyunca, 1981 yılında Fransa idam cezasını kaldırıncaya değin Fransız makamlarca Giyotin kullanıldı.

İnsanın yaşadığı evrimi görmek hiç de zor değil, bu evrim hayatımızla öylesine iç içe ki idam aletlerine bile yansıyor. İnsan hiç düşünebilir mi, giyotinin bir modernleşme aracı olabileceğini? Şükürler olsun, bugünden ne kadar da uzak! Ya da bir o kadar yakın mı?!

Daha Uzun Bir Hayat Mümkün Mü?

Uyku Hayatı niceliksel olarak uzatmak, günümüz tıp bilimi göz önüne alınınca pek de mümkün görünmüyor. En azından bizim neslimiz için ortalama 60, olmadı 70 yıllık bir ömür söz konusu. Bunu uzatmak ve daha uzun bir hayata sahip olmak için geç kaldık..

Ne mutlu ki; nicelik noktasında kaybetsek de niteliksel olarak daha uzun bir hayat yaşamamız mümkün. Bunu yapmak içinse uyku düzenimizi tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Pek çoğumuz günün ortalama 8 saatini yatakta uyuyarak geçiriyor. 8 saat demek 24 saatlik bir günün 3'te 1'i demek.. 60 yıllık bir hayatın 20 yılı demek..

20 yıl hiç de az bir süre değil. Ciddiye alınması ve katılabildiği kadar hayata katılası bir süre zarfı 20 yıl. Bu 20 yıldan hayatımıza birşeyler katabilmek içinse yapmamız gerken tek birşey var: daha az uyumak..

Peki bu mümkün mü? Elbette mümkün. Bunu başaran insanlar oldukça fazla sayıdalar ve bu insanların bir çoğunu da tanıyorsunuz. Mesela Leonardo da Vinci hayatını günde 3 saatlik uyku periotlarıyla geçirmiş. Thomas Edison ise günde saadece 2 saatini uykuya ayırmış. Leeds Üniversitesi bu dehaları da ciddiye almış olacak ki, "Uykuyu her gün 5 dakika azalt" yöntemiyle 4 saatlik SAĞLIKLI br uyku düzeni sağlanableceğini kanıtlamış..

Uzun lafın kısası, daha uzun bir hayat mümkün. Bunun için milyarlarca lira ya da sizin için vazgeçilmez şeyler vermeniz gerekmiyor; tek yapmanız gereken daha az uyumak..

Üniversite'de Öğrenci Olmak..

Üniversite Öğrencisi 30 Mart'ta "Üniversitelerde Öğrenci Kalitesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve üniversite öğrencilerinin öğrenmeye karşı tutumlarını ve ezberciliği eleştirmiştim. Ardından okuyucu yorumları arasında Ali Bey'in satırları gözüme çarptı. Böylesine güzel bir yorumun orada sıkışıp kalmasına gönlüm razı olmadı ve ben de buraya taşımaya karar verdim:

Üniversitede yanlış hatırlamıyorsam sentaks dersindeyiz. Okutman Esin Eyüboğlu dersi işliyor. Anlatıyor, tahtaya yazıyor, vesaire..
Bir kız "hocam tekrar anlatabilir misiniz?" diye kibarca ricada bulundu. Esin Hanım: "Çocuklar burası üniversite. Lise-ortaokul havasından kurtulun. Biz size ders anlatmıyoruz. Çalışacağınız şeyleri kabataslak gösteriyoruz. Üniversitede siz her şeyi kendiniz araştıracaksınız.." gibi sözler söyledi.
Bizim gençlik üniversitede genelde şöyle bir yol izler: Sınavlarda ne sorulacak, bunları bileyim, geçerli not alayım.. Oysa üniversite asla böyle bir şey değildir. Bir konuda uzmanlaşmak ve uzmanlığını belgelemek için yol gösteren, kaynakları bildiren ve sunan bir yerdir. Bir sömestrde 50 sayfalık konu mu işlendi? Sen araştıracaksın bilgini 500 sayfaya yayacaksın. Bu bir örnek. Sözün gelişi. Ama böyle çalışmak gerekiyor. Ders konuları ile ilgili kitaplarla yetinmemeli. Onlar olmasa da olur, ben bilgimi ve tecrübemi en iyi nasıl geliştiririm diye öğrenci elinden gelenin en iyisini yapmalı.
Atatürk "fikri hür vicdanı hür irfanı hür" nesiller istiyordu ama bakıyorum da yeni nesillerin bir kısmı uçkuru hür olmaktan başka bir şeyin derdinde değil; bunu çağdaşlık sanıyor. Bir kısmı ise aklını fikrini bırakmış "abi"lerinin telkinleriyle robot gibi hareket ediyor.

Ispatra'daki Uçak Kazasıyla İlgili Korkunç İddia

Uçak Kazası Isparta'da yaşanan, Prof. Dr. Engin Arık ve beş fizikçi arkadaşının da aralarında bulunduğu pek çok vatandaşımızı kaybettiğimiz kazayla ilgili olarak korkunç bir idda ortaya atıldı. NTV'ye konuşan Türkiye Fizik Derneği Başkanı Prof. Dr. Baki Akkuş, kazanın son derece şüpheli olduğunu belirterek şu açıklamada bulundu: "Rahmnetli Engin ARIK; Türkiye'de bir hızlandırıcı merkezi kurmaya çalışıyordu, sonra bu üzücü uçak kazası yaşandı ve 6 bilimcimizi şehit veredik. Bu insanlar çok önemliydi. Önümüzdeli birkaç ay içinde, Ankara'da bu merkezin temeli atılacak. Merkez, Avrupa'daki CERN'in yavrusu olacak. Bu konuda çok ciddi engellemelerle karşılaştık ve mücadele verdik. Bu engellemeler sonucunda da uçak kazası meydana geldi. Biz engellemelerle ilgili dosyayı Cumhurbaşkanına verdik. Büyüklerimiz gerekeni yapacaktır. Bu çok ciddi bir konu ve daha fazlasını açılayamam.."

İddialar gerçekten korkunç. İnsan inanmak istemiyor ama inanmamak da pek elde değil. Sonuçta birilerini engellemek amacıyla uçakların düşürülmesi çok da yabancı olduğumuz bir durum değil. Nitekim değerli vatansever Orgeneral Eşref Bitlis'i de hava şartlarının uygun olduğu bir gecede uçağının motlarlarının donması sonucu kaybetmiştik?! Bilmem farkında mısınız ama bu ülkeye ciddi anlamda hizmet vermeye çalışan insanlarımızı birer ikişer faili meçhul bir biçimde kaybediyoruz. Eşref Bitlis, ASELSAN'da çalışan genç mühendislerimiz ve şimdi de bu hocalarımız.. Üzülmemek elde değil..

Kitap Okumak; Okuduğum ve Okuyacağım Kitaplar..

Bursa-Ankara yolunda bir an düşündüm ve elimdeki pek ünlü, pek klasik romanı artık açmamak üzere çantama attım! Karar vermiştim o an, artık roman falan okumak yoktu: saf düşünce arıyordum artık, edebiyat değil.. Hayat kısa ve pek önemli düşünceleri pek önemsiz sanatlarla bezemenin bir anlamı yok, ben düşünceyi en saf haliyle seviyorum.

Artık okuyacağım kitapları da bu noktaya dikkat ederek seçiyorum. Zeka ve düşüncenin o mükemmel ışığını göremediğim satırları okuyarak zaman kaybetmiyorum. Romanlara bir süreliğine el veda diyor ve araştırma kitaplarına kesin bir dönüş yapıyorum. Önder Ajanda Blog'tan bir mim göndermiş, okuduğum ve okuyacağım kitapları sıralamamı istemiş. Memnuniyetle, diyor ve aşağıda sıralıyorum..

Okuduğum son kitapların hepsini değil ama önerilebilecek olanlarını paylaşayim: İşgal İstanbul'u (Ernest Hemingway), Dünyada ve Türkiye'de Gençlik (Fulya ve Hasan Basri Gürses), Sol Müdahale (Prof. Yalçın Küçük). Okuyacaklarıma gelirsek de, belirttiğim gibi araştırma kitapları üzerinde yoğunlaşmayı planlıyorum. Bu noktada ilk fırsatta alacağım kitaplar şunlar: Siz Kimi Kandırıyorsunuz (Soner Yalçın), Epilepsi ve Orgazm (Prof. Yalçın Küçük).. İlerleyen zamanda listeyi güncellemeye çalışacağım, son olarak mim için teşekkür ederim Önder. Saygı ve sevgi ile..

Celal Şengör ve Ardından İlk Sınav...

celal_sengör Üniversitede sınav nasıl oluyormuş, sonunda görme şerefine eriştim. İlk sınav, iktisat sınavı, geride kaldı... Ve tabii ki ben de soruları bir güzel cevapladım, dersi düzenli takip ettiğim için fazladan beş puanı da, hocam sağolsun, kattım heybeye...

Öncesinde ise farklı deryalara yelken açmıştım. Türk Mucit'in tonton profesörü Celal Şengör üniversitemizi şereflendirdi, engin bilgisi ve muhteşem hitabıyla en azından beni büyüledi. En önemlisi, sözlerine ulu önderin "Hayatta en gerçek kılavuz bilimdir..." sözleriyle başlaması ve yine aynı sözlerle konferansına son vermesiydi. Bu noktada kendisini tekrar tebrik etmek istiyorum ve mutlu oluyorum bastığım toprakların bu kadar yüksek insanlar var etmesine... Az da olsa varlar, işerini düzgün yapan ve varlıklarıyla çevrelerine ışık saçan insanlarımız...

Geleceğe dair kötü tablolar var edildi bugün de, inandığım bir insandan geleceğin aslında pek de aydınlık olmayabileceğini duymak açıkçası korkuttu beni. Tek bundan da korkmadım tabii, bilgisizliğimden korktum ve bilgisiz olduğumu en iyi bilgili bir insanın yanındayken anlayabileceğimi fark ettim. Ey Celal Şengör, o ne derin bir entelektüelliktir öyle? Ezdin geçtin şu gencecik çocuğun o yeni yeşermeye başlayan egosunu! Başıma ne işler açtın, farkında bile değilsindir... Bugünden tez yok, her daim okunacak, düşünülecek ve elbette yazılacak. Hadi bakalım Okan Bey, artık çalışma, kendini geliştirme vaktin geldi!!! Oku okuyabildiğin kadar, öğren hayatın geride kalmış tüm inceliklerini...

İhanet Noktası, Dan Brown ve İleri Casusluk Teknolojileri

teknoloj Mersin'de tatil yaparken plajda bir kitapçı tezgahı vardı, ben de tabii gittim ve iki kitap aldım. İki kitaba birden de o gün başladım, birisi çoktan bitti. Şu sıralar tüm mesaimi İhanet Noktası adlı kitaba harcamaktayım. Kitap oldukça ilginç, özellikle kitabın en başında yer alan "Delta Gücü, Ulusal Keşif Bürosu ve Uzay Sınırları Vakfı gerçek kurumlardır. Bu romanda konu edilen bütün teknolojiler mevcuttur." ibaresi kitabı daha da ilginç kılıyor. Kitap içerisinde yer alan casusluk oyuncaklarını okudukça çevremdeki hemen her nesneden şüphelenmeye, özellikle başımda dönüp duran sineklere daha da bir ilgiyle yaklaşmaya başladım. Açıkçası bu ABD gözümü korkuttu...

Size kitapta sözü edilen sadece bir teknolojiden bahsedeciğim, varın artık gersisini siz düşünün: Mikro Elektro Mekanik Sistemleri (MEMS) -mikrobotlar- ileri teknoloji teftişindeki en yeni ürünlerdi. Buna "duvardaki sinek teknolojisi" diyorlardı. Kelimenin tam anlamıyla. Uzaktan kumandalı mikroskobik robotlar kulağa bilimkurgu gibi gelse de, 1990'lardan itibaren kullanılmaya başlandı. Mayıs 1997'de Dicovery dergisi mikrobotları kapak yaparak, gerek "uçan", gerekse "yüzen" modellerin özelliklerini anlattı. Yüzenler -tuz tanesi büyüklüğündeki nanobazlılar- insanın kan dolaşım sistemine Kan Damarlarında Yolculuk (Fantastic Voyage) filmindeki usulle şırınga ediliyordu.  Şimdi ise gelişmiş tıbbi uygulamalarda doktorlara, uzaktan kumandayla atardamarda dolaşmak, damar içini canlı görüntüyle tetkik etmek ne neştere dokunmadan atardamardaki tıkanıklıkların yerini tespit etmelerine yardımcı olmak amacıyla kullanılıyordu.

Sanılanın aksine, uçan mikrobotlar yapmak çok daha kolay bir işti. Bu makineyi uçuracak aerodinamik teknolojisi Kittyhawk'tan beri mevcuttu, bu yüzden geriye kalan tek şey minyatürleştirme işlemiydi. NASA'nın gelecekte Mars'taki görevler için insansız keşif araçları olarak tasarladığı ilk uçan mikrobotlar, birkaç santim uzunluğundaydı. Ama artık nanoteknoloji, enerji emici malzemeler ve mikromekanikte kaydedilen gelişmeler mikrorobotları gerçeğe dönüştürmüştü..."

Teknolojiyi kitabın satırlarından birebir aktardım. Bu teknoloji ile neler yapılabilir, kitaptan yardım alarak şimdi de ona bakalım. Kitapta şöyle bir öykü var, ki olabilirliği de fazlasıyla yüksek: Birgün söz konusu teknoloji harikası sineklerden birisinin ucuna zehirli bir iğne takılıyor. Bu elektronik sinek de bu iğneyi bir uyuşturucu kaçakçısının evinin içerisine açık olan pencereden girerek o sırada yatmakta olan söz konusu uyuşturucu kaçakçısının etine saplıyor. İğnenin etkisiyle kalp krizi geçiren uyuşturucu kaçakçısının öldüğünün farkına varıldığında ise teknoloji harikası sineğimiz girdiği pencereden çok zaman önce çıkmış oluyor. Olay kayıtlara sıradan bir vaka olarak geçiyor...

Ayrıca mikrobotlarda kamera bulunuyor ki beni endişelendiren asıl mevzu bu. Eğer çevrenizde bir sinek dolaşıyorsa siz siz olun başkalarının görmesini istemeyeceğiniz fiillerde bulunmayın :))) Çünkü mikrobotların kameraları uzaktan kumandasına ulaştırılıyor ve kaydedilebiliyor. Yarın bir gün en mahrem anınızın CNN'de yayınlanması eminim sizin için hoş olmayacaktır.

Kitabı en azından bilimin nerede olduğunu görmek için alıp okumanızı öneririm. Dan Brown, "Da Vinci Şifresi" ve "Melekler ve Şeytanlar"ın ardından beni yine hayal kırıklığına uğratmadı...

The Rise of Sodom and Gomorrah - Therion
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.