Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

19 tane "bursa" etiketli yazı bulundu (sayfa 2)"bursa" tagli diger ogeler resimler , videolar

Yollar yollar..

yol1 Ailecek dağıldık; annem ve ablam iş için Ankara'da, babam da aynı nedenden Adana'da.. Benim için tatil demek artık 2000 km yol yapmak anlamına geliyor. Önce Ankara (500) ardından Adana (Bir 500 daha) ve sonra tekrar okula Bursa (1000). Yollara fazla aşina oldum, zamanında Adana-Ankara arası gözümde çok büyürdü ama artık Bursa-Adana deneyimini 13 saatte kapatmış birisi olarak 500 km nedir anlamıyorum bile :))

Bunca yıllık yolculuklar sırasında en güzel kazanımım kafamdaki Türkiye'nin gerçek Türkiye olmadığını anlamam oldu. Benim bildiğimin dışında da bir Türkiye var; köyünde, kasabasında, olmadı ilçesinde yaşayan. Şimdi düşünüyorum da herkesin kafasında farklı bir Türkiye var, herkes kendi küçük çevresini Türkiye sanıyor.. Oysa Türkiye çok farklı, çok çok farklı..

Anadolu çorak, bunu da gördüm yollarda. Yeşil ve güzellik kıyılarla sınırlı kalmış. Bursa'ya girerken ya da Adana'da o Torosların mis gibi çam ormanlarını görünce daha iyi anlıyorsunuz bunu. Yeşil sadece kıyılarda, içimizde ise koca bir çöl var.. 80 yılda bu çölü yeşertmemek Türkiye için hoş değil!

Yine bana yollar göründü anlayacağınız, 35 YTL verip yine oldum bir turizm firmasının "değerli" yolcusu :) Bekle beni Adana, tekrar geliyorum..

Karlı Bir Ankara Akşamı..

02-ankara-atakule Yılmaz Erdoğan çok güzel yazmış Ankara'nın karla buluşmasını: "Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.. / Asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar.."

Kar güzel şey, özellikle benim gibi Akdeniz insanları için; kardan uzak insanlar için. Bembeyaz bir coğrafya çok çekici, kar öyle birşey ki tüm pisliğini örtebiliyor şu hayatın. Tüm hayata, sefaleti haykıran gecekondulara dahi, güzel bir çehre verebiliyor. Kar örtüyor, kar saklıyor kiri, pisi ve çok daha karanlık objeyi.. Seviyorum karı, verdiği temizlik hissini!

Ankara'dayım artık! Tatilimi ailemle, Ankara'da geçireceğim.. Umarım kar da yalnız bırakmayacak beni. On gün eşlik edebilirse bana, ne mutlu..

İlk defa özledim Ankara'yı ve anladım insanlar için şehirlerin değil de o beton yığınları arasında yaşananların önemli olduğunu! Ankaray'da "Maltepe" anonsunu duyunca içim kıpır kıpır etti. Her gün o duraktan binerdim dersaneye gitmek için.. Bugün ise o günler geride kaldı, Bursa'dan bavuluyla memleketine dönen bir üniversite öğrencisiydim bugün. Gözlerim ÖSS telaşındaki Okan'ı aradı ve bir kez daha hüsran.. Bu hüsran o kadar acı ki, hayat gelip geçiyor diyor bana: hayat gelip geçiyor! O Okan artık olmayacak diyor, o Okan artık olmayacak! Yarın da bu satırları yazan Okan olmayacak.. Hal böyleyken biz var mıyız acaba?

Şiddetli Kar ve Muhasebe...

kar2 Hayatımın en yoğun kar yağışıyla karşı karşıyayım şu an.. Sağ tarafımda Uludağ'a kadar uzanan bembeyaz tarlalar uzanıyor. Sanki üç adımda Uldağ'a ulaşabilecekmişcesine yakın görünüyorlar ama bir o kadar uzaklar. Sağ tarafta Muhasebe kitabım tüm gıcıklığıyla ve iğrençliğiyle göz kırpıyor bana.. Üniversiteye geldik ama hala müfredatla barışamadık: Ey devlet baba nedendir diplomat olsun, hadi olmadı vali kaymakam olsun diye yetiştirdiğin bu gencecik insanlara olan garezin? Bana ne ya muhasebeden, bize ne bilanço hesaplarından, büyük defterden veya envanter kayıtlarından? Sıkıldım artık sevmediğim şeyleri yapmaktan, çok sıkıldım! Ne olacak bu Muhasebe derdi :(( Çok sıkıldım artık, çok sıkıldım... Şiddetli Kar ve Muhasebe beni fazlasıyla etkisi altına aldı, umarım yarın burada herşeyi hallettim diye yazabilirim, bunu çok istiyorum...

Yazsam Yazsam Ne Yazsam? :))

100_4408 "Aman Allah'ım ne oluyor?" diyorum kendi kendime, olanlar yoksa bir erken emekliliğin habercisi mi? Üç günlük köşe yazarınız Okan Yüksel bugün ne yazması gerektiğini bulamadı...

Gerçi ne yazmsam diye topu topu on dakika düşünmedim, aklımdan ne geçiyorsa yazayım dedim, beki de kolaya kaçtım ve şimdi de malumunuz: yazıyoruz işte birşeyler :))

Çok yorgunum Bursa-Üniversite arasını bir iki saatte anca katedebildim, bir de ayakta :(( Eksik olan iki ders kitabımı da aldım; toplam 50 YTL bayıldım ve anladım hocalarımızın nasıl jeep alabildiğini :)) Tabii hoca ismi falan vermeyeceğim, şunun şurasında vizelere bir hafta ya kaldı ya kalmadı... Papaz olur muyum hiç? :))

Bu arada D&R'da ödüllü filmlerin DVD'leri kampanyaya girmiş: 2.75 YTL'ye tanesi... İki tane kaptım hemen, birisi Knallhart (Acımasız), diğeri The Return (Dönüş). Pazartesi İktisat vizesi var, onu atlatınca kutlama maksadıyla izlerim artık birisini. İzleyince eleştirilerimi ve görülerimi paylaşırım...

Onun dışında Yards'ın outletini buldum :)) Her eve lazım, neler neler var... Ben iki Yards tişörtü 15 YTL'ye aldım, darısı sizin başınıza.

Ve en önemli buluş elbette Tayyare Kültür Merkezi (Yapı, yukarıdaki yakışıklı çocuğun ardında...) ve ardında saklı olan Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu, artık Bursa Devlet Tiyatrosu hakkında da yazmaya başlayacağız gibi. Sanırım buna en fazla katre sevinecek, bakalım ne malzemeler bulacağız? Yoksa bir Ötüken daha doğar mı, katre?

Şimdilik size elveda, kendimi iktisatın kollarına bırakıyorum. Pazatesi olacak sınav için herkesin pozitif aktarımlarını, dualarını bekliyorum. Sanırım işim bu sefer de Allah'lık :))

Okan Yüksel Bursa'dan Bildiriyor :)))

Sonunda tekrar karşınızdayım. Daha önceden de belirttiğim gibi artık Bursa'dan, öğrenci evimden yazıyorum. Bu satılar da bu noktada bir ilki teşkil ediyor. Bu Uludağ maceram boyunca yazacağım yazıların ilki...

Dün ilk defa ailemden fikren ve fiziken uzaklaştım. Eskiden onlar tatile vs. gider beni yalnız bırakırlardı ama bu sefer pek o günlerdeki gibi olmadı. Dedim ya, bu sefer sadece fiziken değil, fikren de benden uzaklardaydılar. Ki ben şu satırları yazarken onlar benden daha da uzaklaşıyorlar, her geçen saniye Ankara'ya daha yakın bana daha uzak oluyorlar...

Dün gece odamda yalnız başıma karanlığı izlerken “Oğlum Okan” dedim, “Hayatta artık ayaklarının üzerinde durmanın vakti geldi.” Artık kendimi ortaya koymanın, hayatın ne demek olduğunu anlamamın vakti geldi...

Kızılcıklar Olmuş...

ürücek1 Bir haftadır evimden uzaktaydım ama sonunda evime ve rahatıma kavuştum. Tam 2000 km yol yaptım, bildiğiniz üzere önce Bursa'ya ardından da Adana'ya gittim. Bursa izlenimlerim iyiydi, Adana ise daha iyi oldu.

Bürücek sonbahar havsına girmiş; kızılcıklar, üzümler ve cevizler olmuş. Hal böyle olunca bol bol kızılcık topladım ve tabii topladığımdan fazlasını mideme indirdim :))) (Bkz. Fotoğraf) O sırada da sık sık "Kızılcıklar oldu mu, selelere doldu mu..." edebiyatı yaptım :))) Ablamla bol bol güldük, başlık da buradan geldi...

Bürücekte sadece gülmedim de, o ortamda insan düşünmeden edemiyor zaten. Bol bol düşündüm. İnsanları anlamanın en iyi yolunun insanlardan uzakta kutu bir köşede düşünmekten geçtiğine inanırdım geçmişte, geride bıraktığım son bir kaç gün bu düşüncemin fazlasıyla doğru olduğunu gösterdi bana. İnsanı en iyi insansız bir ortamda anlayacağımı Bürücek'te beynimde çam ormanlarından seriplen oksijen meşk ederken gördüm ve kendimce pek çok yorum kattım "insan"a...

Mutlu ve toplumun içerisinde kendisini kaybetmiş bir zattan hiçbirşey olmayacağına, bu noktada da birşeyler olmak amacında olduğum için sık sık inzivaya çekilmeye karar verdim. Artık düzenli olarak yalnız kalmaya ve düşünmeye çalışacağım. Bu süreçte de bol bol okuyacak ve yazacağım. Uluslararası ilişkiler okumamın da bu noktada yardımlarını görmeyi umuyorum. Hayat denen şu yolda öğrenmeye, paylaşmaya ve en önemlisi mutlu günler geçirmeye heves ediyorum. Yüz yıl önce olmadığımın ve yüz yıl sonra olmayacağımın bilincinde gönlümü eğlendirmeye gayret ediyor, gelip geçen günlere anlamlar yüklemeye çalışıyorum.

Bursa Macerasından Notlar

iibf Bursa sonunda benim için bir belirsizlik olmaktan çıktı. Sokaklarında ve caddelerinde yürümüşlüğüm oldu en azından :))) İnsanını ve özellikle Uludağ Üniversitesi'ni de tanıma fırsatı buldum. Üniversite kampusu oldukça büyük, fakat tüm yapılar bir merkezde toplanmış. Yaşam alanım olabilecek bölgeler pek yeşil değil, buna karşın üniversitenin çevresi koca bir çam ormanı. Şimdiden ısındım sayılır, zamanla da seveceğe benziyorum...

Tek önemli sorun barınacak yer noktasında çıktı. Devlet baba bu sefer de babamdan fazla babalık yapamadı ne yazık ki!? Yurtların haline şaşırdım, insanların neden yana yana kiralık ev arayışında olduğunu o pis tuvaletleri ve duşları görünce çok iyi anladım. "Babam sağolsun" edebiyatı yapmak pek hoşuma gitmez ama babam da sağ olmasaymış halim nice olurmuş diye bol bol düşündüm. Arif Keskiner'in güzel bir lafı vardı, o aklıma geldi yurtları gezerken: Allah kimseyi bu devletin eline düşürmesin, düşenlere de Allah yardım etsin...

Eskiden çocuk aklıyla, çocukken de akıllıymışım demek ki, ileride avukat olursam ilk davam devlete olan babalık davası olacak derdim. Devletin babalık yapamadığını, adının hakkını veremediğini düşünürdüm. Ki bugün gördüm ki o küçücük Okan, yaşına göre fazlasıyla doğru düşünmüş. Devlet baba pek de babalık yapamamış bu topraklar üzerinde yaşayan milyonlarca kızına ve oğluna...

Şükür ki ben bu devletin şanslı çocuklarından birisiyim ve babam devlet okulu olmasına rağmen okulun talepettiği 600 YTL'yi aile bütçemizi zorlamadan verebildi. Şimdi de ev kiralama veya iyi bir özel yurt bulma telaşımız başladı. Ünikent adında güzel bir yurt bulduk, www.unikentevleri.com,  şimdilik benim gönlüm bu yurttan yana. En azından öncelikle böyle bir yurda yerleşmemin daha doğru olacağını düşünüyorum, yalnız başıma koca bir evde olma düşüncesi pek sıcak gelmiyor. Hele bir de bu ev Bursa gibi soğuk bir şehirde olunca :)))

Bursa nedir, ne değildir noktasına gelirsek; Bursa'nın yeşil ve güzel bir şehir olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. En azından şu iki üç gün içerisinde bende böyle bir intiba bıraktı Bursa. Bu noktada İskenderin o güzel tadı subjektif yorumlara sebebiyet vermiş olabilir tabii :)))

Bu arada yarın Adana'ya yol alıyoruz. Daha önce de bahsettiğim Bürücek yaylasında kısa da olsa bir tatil yapmaya karar verdik. Dağın başından olacak olsa da oradaki izlenimlerimi de bildirmeye çalışacağım, şimdilik bu kadar.

Not: Blog dünyasındaki ikinci ayımı da hiç farkında olmadan doldurmuşum. Yazdığım o ilk satırları sanki dün kaleme almış gibiyim. Blog dünyasının bu kadar hızlı olduğunu bilmiyordum...

Sonunda Beklenen An Geldi...

bursa1 Sonunda beklenen an geldi, yarın hayatımın dört yılının geçeceği topraklara doğru ilk adımımı atıyorum.Bursa bekle beni geliyorum...

İçimde bilindik duygulardan başka birşey yok, aşağı yukarı yurdum insanını ve yurdum üniversitelerini biliyorum. Bu sebepten beklentilerimi çok yüksek tutmadım, karşıma ne çıkarsa kabulüm. Uludağsözlük ve Ekşi Sözlük'ten gerekli arama tarama çalışamalarını yaptım zaten, uyum problemi yaşamayacağımı düşünüyorum. Tek sorun Bursa'nın benim için koca bir meçhul olması. Artık Ankara'ya her türlü olumsuzluğuna rağmen alıştığım gibi Bursa'ya da alışamaya çalışacağım.

Anlayacağınız üzere artık sizlere Ankara'dan değil, Bursa'dan bildireceğim. Bursa'da sizlere anlatacak çok şey bulmayı umuyorum, en azından kestane şekeri nedir, Uludağ'da kayak yaparken nasıl bacak kırılır, Bursa'da nerede iskender yenir gibisinden başlıkları kafamda şimdiden kurdum...

Yarın günümün büyük bir bölümü yolda geçecek, ardından da Bursa'da arama ve tarama faaliyetlerim başlayacak. Haftasonuna kadar da bana rahat yok, bu süreçte yazmaya da fırsat bulamayabilirim. Bu noktada anlayışlı davranacağınıza ve bloguma göz kulak olacağınıza inanıyorum. Bir dahaki seferde Bursa'dan bildirmek umuduyla, şimdilik hoşçakalın...

Güle Güle ÖSS

uludag_universitesi An itibariyle ÖSS sonuçları açıklandı ve Uludağ Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü kazandığımı öğrendim. Anlayacağınız son iki yıldır süren ve hayatımı çekilmez kılan ÖSS belasından kurtuldum. Bu mutluluğu da ilk olarak blog okurlarımla paylaşmak istedim.

Artık ben de bir üniversiteliyim, yiyeceğim, içeceğim, gezeceğim, tozacağım... :))) İşin şakasını bir yana bırakırsak önümde uzanan uzunca yıllara bakınca içim kıpır kıpır oluyor. Doldurulması, okunması, yazılması, çalışılması ve çok çok aşık olunması gereken bir beş yıl beni bekliyor. 5 Eylül'de kayıtlar yapılacakmış, anlayacağınız bir de Bursa yolları göründü bana. Bakalım hayat bana ne süprizler hazırlayacak?

Konu Dışı Özel Mesaj: Hüseyin abi, belki okursun diye yazıyorum, seni çok sevmiştim hala da çok seviyorum. Hayat bazen insanları fazla zorlayabiliyor ve herşey yolunda gidemeyebiliyor. Eminim tüm bunları benden çok daha iyi biliyorsun, senin kadar değerli bir insanı tanıdığıma çok mutlu oldum. Umarım dostluğumuz uzun yıllar sürer...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.