| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

9 "cumhuriyet" etiketi kullanan gönderi "cumhuriyet" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Bir Cumhuriyet Kadını: Türkan Saylan..

Türkan Saylan Aylar öncesinde onun hakkında birşeyler yazmak istedim, sonrasında hayatın karmaşası içinde unuttum gitti.. Bugün ona dair birşeyler yazmama, ne yazıktır ki, onun ölümü vesile oldu. Türkan Saylan'ı kaybettik, o güzel insan artık bizlerle değil..

Evet, düşünceleri ve eylemleriyle daha on yıllarca yaşayacak, bizimle olacak Türkan Saylan ama onun gülen yüzünü artık göremeyeceğiz. Sizi bilmem ama ben, o gülen yüzü özlemeye başladım bile..

Yurdum insanının elleri üzerinde son yolculuğuna çıktı Türkan Saylan.. Yurdum insanı sahip çıkıyor Türkan Ablasına, Türkan Annesine.. Tertemiz eller üzerinde ebediyete intikal ediyor Türkan Saylan. Televizyonun başında, izliyor ve gurur duyuyorum: önce Türkan Saylan gibi bir insanımız olduğu için ve sonra da bu insanı yurdum insanı sahipsiz bırakmadığı için..

Uğurlar Olsun, Uğur Mumcu..

Uğurlar olsun ey güzel insan, uğurlar olsun.. Senden çok şey öğrendik, kitaplarınla büyüdük, gazetecilik ne demekmiş seninle öğrendik. Bugün gelinen noktada on binlerce Uğur Mumcu'muz var, yerini doldurmak için canla başla çalışan, çabalayan. Gencecik, tertemiz on binlerce Uğur Mumcu'muz var..

24 Ocak işte bunun için önemli! 24 Ocak öncesinde bir tek Uğur Mumcu'muz vardı, bugün on binlerce Uğur'umuz var. Bir kez daha; bir öldük, bin doğduk..

Senden bize kalan bir keskin kalem, bir kırık gözlük.. Ve tabi, onur, namus ve şeref..

Bayram Gelmiş Geçerken, Aklımda Kalan Bir İki Not!

Türkiye'nin her yerinde böylesine önemsenir mi, bilmiyorum ama bizim memlekette bayram öncesi mezarlık ziyareti büyük önem arz eder. Ben kendimi bildim bileli, bu böyle.. Her bayram öncesi, genellikle alınan bayramlıklar çocuklara giydirilir ve ailecek mezarlıkların yolu tutulur.

Bu gelenek öylesine bir hal almış ki, bu yaşımdayım tek bir bayram aksadığını hatırlamıyorum. Bu bayram da gelenek bozulmadı ve biz ailecek aile mezarlığının başında aldık soluğu. Yalnız bu sefer yedi yıldan bu yana bakıp da göremediğim birşeyi fark ettim. Beş kişilik aile mezarlığımızda istiklal gazisi ve bir de şehit yazılı iki adet bayraklı mezar taşı vardı. Beş kişilik bir aile mezarlığında, al yıldızlı bayrak uğruna yaralanmış ve hatta canından olmuş iki kişinin olması bence çok düşündürücü. Düşündürücü, çünkü ben Türkiye'nin dört bir yanında aynı bu şekilde binlerce aile mezarlığının olduğunu biliyorum. Bu topraklar üzerinde onurlu bir yaşam için, insanlar canlarını vermişler..

Tüm bu gerçekler önümde en somut haliyle dururken, bir de bu toprakları peşkeş çeken hainlere bakıyorum.. Yanlarına kar kalacağını mı sanıyorlar?

Cumhuriyet'in Eğitim Sorunu!

Atatürk Siyaset Bilimi okuyanlar bilirler, hemen her rejim varlığını meşrulaştırmak için toplum içerisinde rejim yanlısı bir taban yaratmak durumunda kalır. Bu noktada ise hemen her devlet eğitimi kullanır. Bu taban yaratma eylemlerinin bütününe ise politik endoktrinasyon adı verilmektedir ve hemen her devlet diğer devletlerin politik endoktrinasyon çalışmalarına saygıyla yaklaşır.

Türkiye Cumhuriyeti de hemen hemen diğer tüm devletler gibi rejim yanlısı nesiller yetiştirmek gereğini ciddi olarak hissetmiş olmalı ki "milli" kelimesini savunma gibi bir bakanlığın dışında eğitim bakanlığının önüne de eklemiş.

Tüm bunlara karşın 2008 yılının Eylül ayında anladım ki, Türkiye Cumhuriyetinin politik endoktrinasyon çalışmaları tam anlamıyla iflas etmiştir! Siyasi Tarih dersim içerisinde hocamızın Kurtuluş Savaşı hakkında sorduğu soruları, bir amfi dolusu üniversite öğrencisi arasında tam olarak doğru cevaplayan tek bir öğrenci ne yazık ki çıkmadı. Arkadaşlarımı suçlamıyorum çünkü o gün o soruların doğru cevaplarını ben de tam olarak bilmiyordum.

Ayrıca sorunun biz öğrencilerde olduğunu da sanmıyorum. Çünkü hemen hemen hiçbir öğrenci soruların doğru cevaplarını tam olarak bilemedi. Hatta pek çok kişi Kurtuluş Savaşı ile I. Dünya Savaşı'nda savaştığımız cepheleri birbirine karıştırdı. Bu noktada sorunun öğrencilerde olduğunu düşünmek, kolaycılık olacaktır. Bu kolaycılığın acı sonuçlarını görmeye başladık bile: Atatürk'ü sevmeyip Humeyni'nin yolundan giden gençler türedi bu ülkede! Eğitim şart ama sözde değil özde bir eğitim!

Bir Tahran Şehir Tiyatrosu Vardı.. Ne Oldu Ona?

Bundan yıllar yıllar öncesinde Tahran'ın bir şehir tiyatrosu vardı. Bu tiyatroda oyunlar sahnelenir, insanlar bu oyunları zevk ve mutlulukla seyrederlerdi. Ve bir gün geldi, Tahran Şehir Tiyatrosu da İran'daki diğer tiyatrolara birlikte kapatıldı!

İş bu aşamaya gelene kadar neler yaşandığını Soner Yalçın çok güzel kaleme almış ve olayın öncesini yazmış. Diyor ki Soner Yalçın, "Herkes yeni rejime yaranma telaşındaydı. Tahran Kent Tiyatrosu'nun önünde Henry Moore'nin yaptığı fülüt çalan adam yontusu vardı. İran İslam Cumhuriyeti olunca yeni rejime yaranmak isteyen Berlin'de tiyatro bilimleri öğrenimi görmüş; yeni okumuş tiyatro müdürü hemen heykelin pipisini kestirdi. İnanın şaka değil. Fakat pipisi kesilerek sorun giderilemedi. Çünkü bu kez heykelin dişi mi erkek mi olduğu kafaları karıştırdı! Tiyatro müdürü heykeli giydirmek istedi. Ama mollalar kesin çözümü buldu; heykel parçalanarak çöpe atıldı! Bir süre sonra da yeni rejime yaranmak isteyen müdürün işine son verildi; tiyatrolara yasak getirildi!"

Şimdi ben bu satırları okuyunca, sizinle paylaşmak ve kafama takılan bir soruyu da sormak istedim.. Hani olmaz ya oldu diyelim, Türkiye'de birgün İslam siyasallaşsa ve iktidara gelse; acaba birileri kendilerini pipi keserek kurtarabilirler mi? Yoksa akıbetletleri Tahran Şehir Tiyatrosu müdüründen farksız mı olur?

Ulusalcıların Yapamadıkları Avrupa Açılımı..

Avrupa Birliği Lise yıllarımın başında ulusalcı sayabileceğim Cumhuriyet, Yeniçağ ve benzer gazetelerin Türkiye'nin uluslararası vizyonu noktasında bir tek sloganları vardı: Ne AB ne ABD, Tam Bağımsız Türkiye! Slogan o günlerde oldukça ilgimi çekmiş ve akıllıca gelmişti.. Türkiye'nin önceliğinin ne AB ne de ABD olmadığını, önceliğimizin Türkiye'yi tam bağımsız kılmak olduğunu düşünmüştüm. Bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. Yalnız artık bu sloganın birileri tarafından çok yanlış noktalara çekildiğini görmekten rahatsız olmaktayım.

Ulusalcılar arasında AB ve ABD'yi konuşmaya bile tolerans gösteremeyen isimler var. Böyle bir konuşma yaptığınız vakit, aslında AB içinde temiz süt emmiş adamlar var dediğiniz vakit hemen sizi Batı uşaklığıyla itham ediyorlar. Oysa göremedikleri şey ne AB'nin ne de ABD'nin homojen bir yapıya sahip olmadığı. AB ve ABD, içerisinde pek çok farklı görüşten; birbirinden çok çok farklı topluluk ve ideolojilerden oluşuyor. Bu görüşler arasında ulusalcı söyleme uyan birok görüş, ulusalcılarla aynı yolda yürüyen yüz binlerce insan var. Türkiye'de ulusalcılar bunu göremedikleri için, Türkiye'de ulusalcılar bunun bilincine tam olarak varamadıkları için bugün Avrupa ya da Amerika'da ulusalcılar iyi bir vizyona sahip değiller.

Vizyon ise günümüzde "hemen herşey" demek oluyor. Vizyonsuz bir çıkış, çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor. Ulusalcılar artık doğru düzgün bir Batı açılımı yapmalılar, bunu yaparken de iyi bir vizyonu araç edinmeliler. Aksi halde Batı'da Türkiye'yi cemaatler temsil etmeyece devam edeceklerdir. Batı'nın gazeteleri, Batı'nın televizyonları, Batı'nın ajansları Türkiye haberlerini cemaatlerin gözünden vereceklerdir.. Batı Türkiye'nin iç gelişmelerini sadece cemaatlerden öğrenebilecektir.. İşte tüm bu sebeplerden ötürü ulusalcılar yeni bir Batı açılımını bir an önce yapmalıdırlar.. Batı değerlerini ve Batı'nın aydınlığını yaşayan Ulusalcı insanların bu noktada böylesine geç kalmış olması çok düşündürücü...

"Türkiye'de Sivil Darbe Uygulanıyor!"

hurşit_tolonŞener EruygurMustafa BalbaySinan Aygün

25 Cumhuriyet sevdalısı gözaltında, Cumhuriyet'in temel değerlerini canla başla koruyan 25 insan evlerinden toplandı bugün.. Daha iddianamesi bile hazırlanmamış bir dava için böylesine büyük ve değerli isimlerin göz altına alınmış olması akla sivil darbeyi getiriyor! ADD Genel Sekreteri Suay Karaman "Türkiye’de iktidar tarafından bir sivil darbe uygulanmaktadır" sözleriyle buna işaret ediyor.

Yapılanlar Türkiye'deki ulusalcı güçleri ve halkın ulusalcı bilincini kuvvetlendiriyor. Org. Hurşit Tolon, Sinan Aygün, Mustafa Balbay ve diğer isimler; hepsi bu halkın içinden geliyorlar. Halk bu insanları seviyor ve bu insanların doğruları söylediğine inanıyor. Yapılanlar halkı üzüyor..

Bir Gazetenin Anatomisi: Cumhuriyet

cumhuriyet_logo II. Dünya Savaşı üzerine okumalar yapıyorum son zamanlarda, tarihimizin saklı kalmış dönemlerinden birsi olduğunu gördüm II. Dünya Savaşı'nın. Bu noktada Cumhuriyet gazetesinin duruşu da oldukça ilginç. Bedii Faik, Cumhuriyet'i o zamanların Türkiye'sinin en sağcı ve hatta faşist gazetelerinden birisi olarak sayıyor ve hatta anılarında Cumhuriyet yazarlarından Peyami Sefa'nın faşist Alman kuvvetlerinin Fransızlar'ı alt etmesini radyodan dinlerken heyecandan bayıldığını yazıyor.

Bugün gelinen noktada ise Cumhuriyet çok daha farklı bir profil çiziyor. Sol'a yakın ve hatta Sol bir çizgide ilerliyor. Bu noktada Cumhuriyet'i küçük görmek falzaca küçülmek olacaktır. İnsanlar gibi kurum ve kuruluşlar da zamanla görüş değiştirebilir, olgunlaştıkça farklılaşabilirler. Benim burada örnek aldığım nokta Cumhuriyet'in Türkiye'nin en sol gazetesi olduğu zaman da en sağ gazetesi olduğu zaman da ilkeleriyle hareket etmiş olması. Cumhuriyet, hiçbir zaman boyanmadı ve mutfak takımı dağıtan gazeteler arasında girmedi. Her neyi savunduysa, ciddi bir şekilde fikirsel anlamda savundu. Ciddi fikir gazetesi imajını hiçbir zaman hırpalamadı.. Bedii Faik de anılarında bundan söz ediyor: Yalnız yine hemen söylemeliyim ki, Cumhuriyet, sağcı iken ne kadar ciddiyse, solcu olduktan sonra da o kadar ciddi kalabilmiştir! Hiçbir zaman rengarenk giyinmedi, hiçbir zaman fikir gazetesi görüntüsü ve havasını bozacak yollara sapmadı. Ve hiçbir devrede lotaryacı, kadar kısmet oyuncusu olmadı. / Biz yıllar sonra Dünya'da, bir kere, bazı dostların teşvikine uyarak piyango denediğimiz zaman, beni telefonla arayarak, yapılanın Dünya'nın ciddiyetine hiç uymadığını söyleyen de Nadir Nadi olmuştur. Bu noktada blogumda da bunu sunmaya çalışıyorum, fikirlerimi ciddi ve bel üstü sunmaya çalışıyorum. Bu da Bedii Faik'ten aldığım bir ders oldu bana..

Bir Adet Mustafa Kemal, Lütfen?

atatürk Bizde ne yok oldu biliyor musunuz? Bizde ışık yok oldu: dünyayı aydınlatmak için, ezilenleri korumak için daima yakacağımız ışık kayboldu.. Türkiye Cumhuriyet'i bu ışığı kaybetti. MEB bizlere bu ışığı veremedi, bu ışıktan yoksun yetiştik bizler..

Ama tarihimiz çok aydınlık, en azından Mustafa Kemal öyle.. Şu söze bir bakın, lütfen: "Ortadoğu'nun Batı empreryalizminin oyun sahası olmasına müsade etmeyeceğiz." Mustafa Kemal söylüyor bunu, 1937 tılının 27 Temmuz'undaki bir meclis oturumunda. Belki anlamayanınız olabilir bu sözün önemini. Ben anlatayim: Yıl 1937, daha 20 yılını dolduramamış bir Cumhuriyetsin ve halin bitik. Yaraların daha yeni kabuk bağlamış, hiçbir şeysin ama hala kafa tutabiliyorsun dünyanın süper güçlerine!

Biz burada ne yapıyoruz peki, hepimiz kendi karanlığımızda kaybolmuşuz. Ortadoğu'ya ışık saçmak bir kenara, kendimizi aydınlatamamışız. Hala bez parçalarını tartışıyoruz, Ortadoğu'da Müslüman kanları oluk oluk akarken biz hala bir bez parçasına takılıyoruz..

Tarihe baktıkça, birilerinin neden tarihten bu kadar korktuğunu anlıyorum. Çünkü o birilerinin ağa babaları tarihte fazlasıyla var, ve adları "vatan haini"! Bu torpakların maalesef hain kontenjanı her zamanki gibi yüksek, ama vatansever olan yurdum insanı çok daha fazla. Yeter ki halkıma kendinizi doğru anlatın, yeter ki halkımın dinamiklerini biraz olsun kavrayın. Gerisi gelecektir, bu topraklar dün olduğu gibi bu günde Mustafa Kemal'ler yaratacaktır, o cevher Anadolu toprağında mevcuttur.

Şimdi büyük hedefler koyma zamanı, işbirlikçiler vs. korkutmamalı gözümüzü; biz dün onların göbeklerinden bağlı oldukları yenilmez denen güçleri de yolcu etmesini bilmiştik. Aynı silahlarla geliyorlar, bizi aptal yerine koyarak; ama biz dün olmadığımız gibi bugün de aptal değiliz! Dün savunmadan saldırıya geçtik, Yunan'ı Ege'ye döktük. Bugün Ege de bizi kesmez, ciddiyim!

Bizde eksik olan umut, oysa dün hiç umudumuz yokken neler yaptık! Bugün de yaparız, yapacağız..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.