Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

8 tane "dünya" etiketli yazı bulundu "dünya" tagli diger ogeler resimler , videolar

Küresel Gıda Krizi: Yakıt mı Yemek mi?

Bio-Yakıt İçinde bulunduğumuz dönemde gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde açlık en hayati sorunların başında geliyor. Pek çok ülkede, insanlar açlıkla karşı karşıyalar. Aç insan ise sadece ve haklı olarak saldırıyor. Bengladeş'te 10.000 işçi protesto gösterilerinde bulundu, polisle çatıştı. Mısır'da yaşanan çatışmalar da Bengladeş'ten farksızdı; göstericilerin üzerine polis tarafından ateş açıldı, göstericiler arasında ölenler oldu. Haiti'de ise artan gıda fiyatları Başbakan'ı koltuğundan etti.. Türkiye'de de durum diğer ülkelerden çok farklı sayılmaz: pirinç fiyatlarında %130'a varan artışlar, bulgur ve makarna fiyatlarındaki yükseliş özellikle alt ve orta gelir seviyesindeki ailelerin ekonomilerini sarstı. BM Kalkınma Ofisi, Türkiye ve Brezilya'da enflasyon tsunamisi yaşanabileceği uyarısını yapıyor. Aynı kurumun verilerine göre, Brezilya ve Türkiye'de 1 yıldan kısa bir sürede orta sınıfın alım gücü ortalama %25 azaldı.

Dünya tam anlamıyla bir krizin eşiğinde, bir gıda krizinin.. Gıda demek hayat demek ve bu nedenle ciddiye alınması gerekiyor bu krizin. Krizin sebepleri arasında kuraklık, gıda kullanım oranlarındaki değişiklikler, petrol fiyatlarının yükselmesi ve bu sebepten oluşan bio-yakıt talebi gösteriliyor. Kuraklık periodik olarak ara sıra yaşanılan ama stoklarla zorlanmadan atlanılan bir sorun oluşturuyor. Sürekli olmadıktan sonra ciddiye almaya gerek yok. Asıl sorun, petrol fiyatları ve bio-yakıt üretimi. Bu noktada petrol fiyatının artması nakliye giderlerini arttırarak ithal ürünlerin fiyatlarını arttırıyor. İş bununla da bitmiyor, petrol fiyatlarının artması petrol arzı ile kar amacındaki girişimcileri iştahlandırıyor. Bio-teknoloji kullanılarak gıda ürünlerinden petrol üretilemeye çalışılıyor. Geçen yıllarda ABD'de gıda maddelerinin büyük oranı bio-yakıt tesislerinde yakıta dönüştürüldü. Sadece 2007'de tam 26 milyar litre bio-yakıt üretildi. Bu miktarın 2030'da 227 milyar litreye ulaşacağı sanılıyor. Bir jeepin deposunu dolduracak kadar yakıt üretmek, bir insanın 365 gün beslenebileceği miktarda mısır kullanarak mümkün oluyor.

Sözün özü, petrol insanları artık aç da bırakacak. Tüm dünya kendince bir seçim yapmalı? Araçlarına koyacak yakıt mı, yoksa karınları daha iyi doyacak milyonlar mı daha önemli? İnsanlar, maalesef yakıtı tercih edecekler. Bu noktada da etik değerler söz konusu olacak. Üniversitelerde, meclislerde ve uluslararası her ortamda bio-yakıtın ne kadar etik olduğunu tartışmamız gerekiyor. Gıda maddelerinin gıda dışı sektörlerde değerlendirilmesinin ne kadar etik olduğunu düşünmemiz gerekiyor..

Türkiye'den Bir Elizabeth Geçiyor..

Elizabeth Türkiye'den bir kraliçe geçiyor, İngiltere Kraliçesi Elizabeth çeşitli temaslar için Türkiye'de. Bizler pek alışık değiliz Krallara, Kraliçelere ve özellikle de kendilerine has protokol kurallarına.. Gazetelerde sayfa sayfa protokol kurallarından söz ediliyor, açıkçası ben tüm bu kurallara şaşırdım. Örneğin kraliçeye sadece "Majesteleri" olarak hitap edebiliyorsunuz, ya da kraliçe size elini uzatmadan siz ona elinizi uzatamıyorsunuz. Ki bu sırada siz eldiveninizi çıkartmak durumunda kalırken kraliçe eldivenlerini çıkartmıyor. Akşam yemeğinde ise bayanlar abiye elbise, erkekler ise frank-simokin giymek zorunda. Bayalar eldivenlerini de takmayı unutmuyorlar ve Kraliçe onlara elini uzatırsa eldivenlerini çıkartmak zorunda kalıyorlar.

Protokol kurallarına bakınca, dediğim gibi, şaşırıyorum: 21. yüzyılda İngiltere gibi bir ülkede, siyasal gücü olsun ya da olmasın, kraliçelik gibi bir kurumun olması abesle iştigaldir. Böyle bir kurum, sembolik olsa bile günümüz dünyasına ve özellikle demokrasinin beşiği saydığımız Avrupa'ya yakışmıyor.

Masum Değiliz Hiçbirimiz..

masumiyet1 Sezen Aksu, o mükemmel sesiyle haykırıyor fonda "Eller günahkar, diller günahkar; bir çağ yangını bu bütün dünya günahkar: masum değiliz hiç birimiz.." Masum değiliz hiçbirimiz, hem de hiç.. İnsan masum değil, kendisine yaptıkları için ve en önemlisi hayatı bu kadar çekilmez kıldığı için! Düşünebiliyor musunuz, kendimize neler yaptığımızı? İnsanın insana nasıl kul edildiğini, hayatın tüm anlamını yitirmesini..

Üç günlük bir ömür yaşıyoruz ama sorunlarla, dermansız dertlerle.. Bizim olmayan savaşların içinde heba ediyoruz ömrümüzü, bize bu dünyayı sunanlar masum değil.. Hiçbirimiz masum değil! Hayat masum değil, doğa masum değil.. Masumiyet, tatlı bir ütopya..

En büyük savaşları insan, sevdiğiyle yapıyorsa hiçbirimiz masum değiliz. Daha geçen gün Bursa'da şehrin ortasında yaşlı bir adam soğuktan donarak öldüyse, masum değiliz.. İnsanlar öldürülüyorsa, hemen yanıbaşımızdaki topraklarda, masum değiliz. Ufacık bedenler bir avuç pirince mahkum ediliyorsa ve dünyanın %1'lik bir kesimi dünya kaynaklarının %96'sına sahipse hiçbirimiz masum değiliz.. Eğer insan hayattan korkup kıyabiliyorsa doğanın en büyük mucizesi canına, masum değiliz.. Hiçbirimiz, masum değiliz.. Hepimiz canavarlaşıyoruz, hepimiz amaçsızca yaşıyoruz; insanı yüce bir varlık olarak atfediyoruz ama aslında hayvansal güdülerle insanlığımıza kıydığımızın farkında değiliz ve en önemlisi: masum değiliz..

Dünyayı Aslında İsrail Yönetiyor, Mu Acaba?

israil Son zamanlarda halka bu propaganda ediliyor, hemen herkes dünyanın gizli hakiminin İsrail olduğuna kanaat getirmiş durumda. Buna dün SKY TÜRK'te Mahir Kaynak'ın konuk olduğu Şimdiki Zaman programını izleyene kadar ben de şüphesiz inanıyordum. En azından İsrail'in bir süper güç olduğunu iddia edebilirdim. Bu noktada Prof. Dr. Mahir Kaynak'ın çarpıcı açıklamaları oldu ve ben de çarpılmasam da İsrail noktasındaki düşüncelerim sarsılmış oldu.

Örneğin, yapılan propaganda da ABD'nin İsrail karşısında aciz olduğu, aslında ABD yönetiminde İsrail'in etkin olduğu ileri sürülmekteydi. Bu noktada Mahir Kaynak'ın verdiği şu bilgi yeteri kadar çarpıyor insanı: "ABD'de 1970'li yıllara kadar Silahlı Kuvvetler, Dış İşleri ve CIA gibi kurumlara asla Yahudi kökenli insanlar alınmamışlardır." Hal böyleyken söz konusu propagandanın en azından ABD ayağı biraz havada kalıyor.

Bunun dışında İsrail'in devlet olarak varlığı bile sorunluyken, İsrail'e haddinden büyük misyonlar yüklemek de yanlış. Öyle ki, 21. yüzyılda sınırlarını duvarlarla korumak zorunda kalan tek ülke İsrail. Ondan da geçtim, İsrail dediğimiz devlet yürünerek geçilebilecek kadar az bir toprağa sahip. Hatta bu sebepten kendi pilotlarına uçuş eğitimini kendi dar hava sahasında veremediği için Türk Hava Sahası'nı kullanmak zorunda kalıyor.

Tüm bu sebeplerden ve Yahudiler Hitler'in elinden henüz yeni yeni kurtulmuşken onlara biçilen dünyanın en güçlü devleti misyonunun İsrail'e bir iki beden büyük geldiği kanısındayım. Ama bu da demek değildir ki İsrail güçsüzdür! Hayır efendim, güçlüdür; hatta acıdır ama bizden çok daha güçlüdür ama gücü belli bir noktaya kadardır. O noktanın ötesi ise teferruat..

Türk Kimdir? Kim Olmalıdır?

dünya türk olsun Bir mizah dergisinde, "Türk kimdir?" sorusunun ardından şu satırlar kaleme alınmış; Türk vatandaşı; İsviçre Medeni Kanunu'na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Mahkemeleri Usulü'ne göre yargılanan, Fransız İdare Hukuku'na göre idare edilen ve İslam Hukuku'na göre gömülen kişidir..

Aklı selim değerlendirilince aslında pek de gerçeklerden uzak olmadığı görüyoruz. Biz, ne yazık ki, biz olamıyoruz! Bu noktada da tüm kendimizi bilmezlikle "Dünya Türk olsun!" edebiyatı da yapabiliyoruz? Beyler dünyayı Türk yapmadan önce, bizler kendimiz Türk olabilmeliyiz! Batı emperyalizmine de Arap emperyalizmine de bir dur diyebilmeli ve bu noktada özellikle neyin Arap'a neyin İslam'a ait olduğuna bir göz gezdirmeliyiz!

O kadar kendimizden uzak olduk ki, sokaklarımızda da evlerimizdeki mutfakta da ve hatta yatak odamızda da bize ait birşey kalmadı! Ey Anadolu insanı, kullandığın her şeyin batıdan ithal edilmesi hiç mi onuruna dokunmuyor? Yüz yıldan önce bulunan ampulü bile yurdunda tam olarak üretememek, metrolarında Siemens kullanmak çok mu onurlu sanıyorsun? Dünyayı Türk yapmadan önce, bi kendinizden başlayın dostlar. Ki kendiniz Türk olduktan sonra, emin olun dünyayı Türk yapmak gibi kompleksleriniz de kalmayacaktır..

Merkez Sağ, AKP, TSK ve Demokrasi

dp2_catlak Birilerinin hala çok dikbaşlı davrandıklarını görerek üzülüyorum! Geçmişe bakmalarını istiyorum, tarihi ve özellikle Adnan Menderes vak'asını çok iyi okumalarını istiyorum. Adnan Menderes'in arakasındaki milyonların nasıl olup da ağızlarını açmadığını görmelerini istiyorum. İstiyorum çünkü, Türkiye'nin demokrasisinin bir daha yara almasının hoş olmayacağına inanıyorum!

Bu noktada malum tarafın gereken ilgili ve alakayı göreceğime inanıyorum ve şu gün, şu saat tarihe kazıyorum: Eğer Türkiye'de bir müdahale olacaksa bunun sebebi ne aklınızdaki parti ve de başka birşey olacaktır. Türkiye'yi bugünlere getirecek sürecin baş aktörü, adam olamayan merkez sağ partileridir. Tarih noktasında hepsi hastalıklı ve suçludur! Hepsi çok kolay oyuna gelmiş ve politika üretemez bir konuma düşmüşlerdir. Gün itiariyle ne DP ne de ANAP bi'şey ifade etmiyor. Merkez sağ çökmüştür, ne yazık Türkiye için!

Yeni Yılla Savaş Başlıyor..

elecek_dünya İlköğretimin sonlarına doğru Tarih dersinde, çok sönük bir dönemde yaşadığım için üzüldüğümü; oysa dünyada birşeylerin değiştiği, tarih kitaplarının satırlarına kazınacak olayların olduğu bir dönemde var olmak istediğimi söylemiştim. Tarih hocam buna şaşırdı, garipsedi söylediklerimi.. Sanırım mantıklı da bulmadı..

Bugün gelinen noktada gözümün önünde tek bir somut gerçek var: O yıllarda hiç de ileri görüşlü değilmişim! Görememişim benim ve akranlarımın büyük değişimlere, büyük savaşlara sahne olacak bir coğrafyada yaşlanacağını. Evet, artık savaş başlıyor..

Pakistan'da savaşın fitili ateşlendi, Butto katledildi. Ardından, malumunuz: iç karışıklıklar, kan, göz yaşı ve acı..

Türkiye'de de istikrar uslu çocuk olup olmamakla alakalı. Uslu çocuk olduğumuz sürece huzur içinde kaybedeceğiz yavaş yavaş.. Başımızı diktiğimiz sürece dökülecek kanlarımız toprağa, 12 şehidimizin kanının döküldüğü günlerdeki gibi..

Ne olacak, nasıl olacak ve en önemlisi biz ne olacağız; bilemiyorum. Beynimde oluşan gelecek imgesi, kapalı kurşuni bir sonbahar havası.. Bu havayı gerçek hayatta çok severim, garip ama içimde bir heyecan ve farklı bir güç oluşur bu tür havalarda..

Tarihin sayfaları neslime açılıyor: bu acı demek, göz yaşı demek, kan demek. Tarih, bize gösterilen tarih, kandan ibaret. Gelecek günlerde, çok farklı duygular kaplayabilecek bedenlerimizi: daha önce hiç yaşamadığımız duygular yaşayabilecek artık bedenlerimiz. 

Napoleon; fırsat olmadan kabiliyet işe yaramaz, demiş. Artık neslim için bir fırsat var, kabiliyetimizi ortaya koymak için bir fırsat. Sinemada izlediğimiz o malum değişim atmosferinde olmak ve birşeylerin değişmesi veya değişmemesi için savaş verme imkanını tarih neslime bahşetti.. Teşekkür mü etmeli, küfür mü? Bilmiyorum. Heyecanlıyım, meraklıyım. Çok üzülmek  de istemiyorum ama..

Sözün özü, 2008 Türkiye için bir savaşım yılı olacak. İçeride ve dışarıda birileri savaş verecek. İç politikada yönetim savaşı verilecek, dış politikada sınır savaşı.. Umarım her iki savaşı da TSK kotarabilir?!

Boş Vermişim Dünyaya...

çocuk4 Fonda Nilüfer; estetiğin zirvesinde bir havayla söylüyor: Temmuz, Ağustos, Eylül... / Her Mevsimde Durma Gül / Hayat İnan Çok Kısa / Belki Çıkmayız Yaza...

Yaza çıkar mıyım, çıkmaz mıyım bilmiyorum; ilgilenmiyorum da... İlgilendiğim; her mevsimde durmadan gülmek, daha doğrusu gülebilmek. Hayata gelmişiz bir kere değil mi; gülmeyeceğiz de ne yapacağız? O güzelim tadları midemizde zulalamayacağız, sevgiliyle yağmurlu bir günde ıslanmayacağız da ne yapacağız?

On dokuzumda anladım ki, hayattan zevk almayı bilmemek ayıp! Gelmişiz bir kere, ne bu aptalca hırslar ve ne bu aptalca koşuşturma. Nereye koştuğumuzu ve kim için koştuğumuzun bilincinde bile olmadan ne bu koşuşturma? Bir durma ve günlerin geçip gittiğinin farkına varma zamanıdır bugün, en azından benim için. Dur be Okan, düşünmeden dur be yarını; bugünün tadını çıkart. Yarın gelsin önce bir, o zaman düşünürsün...

CNN Headline News -
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.