| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

22 "dış politika" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"dış politika" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Sınırda Savaş: Rusya, Gürcistan'a Girdi..

Rusya Başlık, yeteri kadar açık: Rusya, Gürcistan'a girdi.. Zaten gelişmekte olan ama bir türlü gelişemeyen ülkelerin kadari bu. Ya ABD girer, ya Rusya.. Gürcistan'a bugün Rusya giriyor, daha öncesinde ABD'nin yaptığı Turuncu devrimi kızıla çevirmek için..

Gelen haberlere bakılırsa, başkent Tiflis bile Rus uçaklarının bombalarından nasibini almış. Bombardıman hala sürüyormuş, tabii bu sırada Rus uçakları da düşürülmüyor değildir. Ayrıca 150 tam donanımlı Rus tankı da Gürcistan sınırını delerek Tiflis'e doğru ilerlemeye başlamış. 

Hal böyle, Yunanistan ve Bulgaristan dışındaki tüm komşularımızda barut ve kan kokusu hakim olacak gibi. Elbette, çok üzücü bir durum.. Beni korkutan ise bu kandan ve baruttan bizim de etkilnebilecek olmamız. Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili CNN International'a yaptığı açıklamada ABD'den yardım talebinde bulunmuş. Umarım ABD, bu yardımı Türkiye aracılığıyla yapmaya kalkmaz. Bu ihtimal beni korkutuyor, çünkü Gürcistan ordusunu TSK yetiştirdi. Bu savaşın içine şu sıralarda, her ne olursa olsun girmemeliyiz, Rusya büyük bir orduya sahip.. Şu sıralarda ABD kimseyi, kolay kolay Rus gazabından koruyamaz..

Gelişmeleri izlemeye devam edeceğim, bakalım bu savaşta kazanan kim olacak? ABD mi Rusya mı? Gürcistan'ın kazanma ihtimali zaten yok..

Kenan Evren, ABD'ye olan "bağımlılığımızı" anlatıyor..

Kenan Evren Ne kadar da habersiz mişiz dünyadan.. Oysa bizler ilkokul kitaplarında yazılanlardan ibaret sanıyorduk tüm dünyayı.. O kitaplarda yazan herşeyin kayıtsız, şarsız doğru olduğunu düşünüyorduk. Oysa daha biz o satırları okurken yalanlanmaya başlamış o kitaplarda yazılanlar..

Yıl 1995.. Kenan Evren TGRT ekranlarında halka şunları söylüyor, kitaplarımızda yazan tam bağımsızlığın aksine yurdum insanının ABD'ye olan bağımlılığını anlatıyor: "ABD'nin bazı girişimleri oluyor. İstekleri oluyor, bunları kabul ettikten sonra arkası geliyor. Parmağınızı veriyorsunuz kolunuzu kaptırıyorsunuz. (...) Çünkü ABD'ye çok bağımlı bir hale gelmişiz. Hem ekonomik olarak, hem de siyasi olarak."

Aradan 13 yıl geçti, acaba biz mi ilerleme kaydettik, yoksa ABD mi? Geçen 13 yılda nispeten daha özgür olabildik mi? Yoksa..

Süleyman Demirel'den Dış Borç Yorumu..

Süleyman Demirel Yıl 1991, Türkiye'de konuşlanmış olan "Çekiç Güç" ile ilgili ateşli tartışmalar yaşanıyor her politik ortamda. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel, Çekiç Güç'ün Türkiye'den neden çıkartıl(a)madığını, Batı'yı neden karşımıza alamadığımızı kamuoyuna açıklamak durumunda kalıyor. Açıklamaları Milliyet Gazetesi'nin 9.12.1991 tarihli sayısına şöyle yansıyor: "Batı'yı, bilhassa ABD'yi yanımızdan fazla uzaklaştırmamamız gerekir. Bizim Batı'yle çok işimiz var. Batı'ya teslim olmamalıyız, ama işimizi de sürdürmeliyiz. Benim Batı'ya 50 milyar dolar borcum var. Ya "Öde!" diye üzerimize gelirse? O zaman ne yaparım?"

Bugün, yıl 2008.. Aradan 17 yıl geçmesine rağmen biz hala Batı'nın "Öde!" korkularıyla dış politikamıza yön veriyoruz. İşin daha da acı tarafı, zamanla bağımsızlığımızı daha fazla yitirmişiz. Özellikle 2000'li yıllarda Türkiye'yi tam anlamda Batı'ya bağımlı kılmışız. Sayın Demirel 50 milyar borcumuz için Batı'ya muhtaç olduğumuzu düşünmüş o yıllarda.. Acaba bugün itibariyle toplam dış borcumuzun 250 milyar doları aşması hakkında ne düşünüyor? Eminim, kaygılı ve üzgündür..

Türkiye'nin içinde bulunduğu durum içler acısı bir hal aldı. İşin daha acısı dünyadaki politik konjonktür de pek bizim lehimize değil. Kuzey Irak'ta yaşananlar, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün zedelenmesine sebep olabilir. Çünkü artık diğer devletlerin ciddiye alacağı, en azından eskisi kadar ciddiye alacağı kırmızı çizgilerimiz yok. El birliğiyle sildi birileri bu çizgilerimizi! Artık ekonomimiz öylesine bağımlı ki, elimizdeki hiçbir kartın değeri de kalmadı. Bir çıkış yolu bulmalı, tam bağımsızlığı amaçlayan bir çıkış yolu..

Ulusalcıların Yapamadıkları Avrupa Açılımı..

Avrupa Birliği Lise yıllarımın başında ulusalcı sayabileceğim Cumhuriyet, Yeniçağ ve benzer gazetelerin Türkiye'nin uluslararası vizyonu noktasında bir tek sloganları vardı: Ne AB ne ABD, Tam Bağımsız Türkiye! Slogan o günlerde oldukça ilgimi çekmiş ve akıllıca gelmişti.. Türkiye'nin önceliğinin ne AB ne de ABD olmadığını, önceliğimizin Türkiye'yi tam bağımsız kılmak olduğunu düşünmüştüm. Bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. Yalnız artık bu sloganın birileri tarafından çok yanlış noktalara çekildiğini görmekten rahatsız olmaktayım.

Ulusalcılar arasında AB ve ABD'yi konuşmaya bile tolerans gösteremeyen isimler var. Böyle bir konuşma yaptığınız vakit, aslında AB içinde temiz süt emmiş adamlar var dediğiniz vakit hemen sizi Batı uşaklığıyla itham ediyorlar. Oysa göremedikleri şey ne AB'nin ne de ABD'nin homojen bir yapıya sahip olmadığı. AB ve ABD, içerisinde pek çok farklı görüşten; birbirinden çok çok farklı topluluk ve ideolojilerden oluşuyor. Bu görüşler arasında ulusalcı söyleme uyan birok görüş, ulusalcılarla aynı yolda yürüyen yüz binlerce insan var. Türkiye'de ulusalcılar bunu göremedikleri için, Türkiye'de ulusalcılar bunun bilincine tam olarak varamadıkları için bugün Avrupa ya da Amerika'da ulusalcılar iyi bir vizyona sahip değiller.

Vizyon ise günümüzde "hemen herşey" demek oluyor. Vizyonsuz bir çıkış, çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor. Ulusalcılar artık doğru düzgün bir Batı açılımı yapmalılar, bunu yaparken de iyi bir vizyonu araç edinmeliler. Aksi halde Batı'da Türkiye'yi cemaatler temsil etmeyece devam edeceklerdir. Batı'nın gazeteleri, Batı'nın televizyonları, Batı'nın ajansları Türkiye haberlerini cemaatlerin gözünden vereceklerdir.. Batı Türkiye'nin iç gelişmelerini sadece cemaatlerden öğrenebilecektir.. İşte tüm bu sebeplerden ötürü ulusalcılar yeni bir Batı açılımını bir an önce yapmalıdırlar.. Batı değerlerini ve Batı'nın aydınlığını yaşayan Ulusalcı insanların bu noktada böylesine geç kalmış olması çok düşündürücü...

Edilgen Bir Türkiye?!

Türkiye edilgen bir ülke yapılmaya çalışılıyor, Türkiye edilgenleştiriliyor diyordum uzunca bir süredir. Şimdilerde farkına varıyorum, Türkiye ne gücüyle ne de gelenekleriyle edilgenleşmeyi kabul edecek bir ülke değil. Edilgenliği bu siyasal sistemin kolay kolay kabullenebileceğini sanmıyorum..

Tüm bunlara rağmen edilgenlik bugünlerde hiç olmadığı kadar fazla.. Bunun sebebi de bizleriz. Türkiye'de insanların beyinleri edilgen, insanların kendileri edilgen. Artık bu edilgenlik öyle bir hal aldı ki bize karşı olan herşeyi Batıdan biliyor ve Batıya karşı elimizden hiçbirşey gelmeyeceğine inanıyoruz. Oysaki gerçek çoğu zaman böyle değil! Biz bu topraklarda yaşıyorsak, bu toprakların geleceğine de bu topraklarda uçan kuşun rotasına da karışma hakkımız var! Bu hakkımızı kullanmak için önümüzde hiçbir engel yok! Bizler kendimize hayali engeller koyuyor ve o engeli aşamayacağımıza inanıyoruz..

Bugün artık herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli. Bu ülkenin geleceğinde kendisinin de söz sahibi olduğunu, söz hakkını kullanması gerektiğini fark etmeli. Aksi halde edilgen beyinler, bu siyasal sistemi de edilgen kılacaktır. Bu noktada tek düşman kendimiziz, yani bizim bizden başka düşmanımız yok! Artık aklımızı başımıza almalı ve sözümüzü söylemeliyiz!

Kabuğuna Çekilmek

İlber Oratylı Türkiye kabuğuna çekilmiş bir ülke izlenimi veriyor, daha doğrusu yaşadıklarımız bize bunun izlenimden öte bir gerçek olduğunu gösteriyor. Dün bizim olan topraklardan bile habersiz duruma düştük. Yetişen nesillere geniş bir objektif veremedik, veremiyoruz. Eğitim tamamen içine kapalı! Öğrenciler bilmiyorlar daha dün bizim olan toprakların havasını suyunu; coğrafyasını, kültürünü, tarihini..

İlber Ortaylı, İsmail Küçükkaya'nın "Cumhuriyetimize Dair" adlı kitabındaki söyleşisinde çok haklı olarak, şunları söylüyor: "Türkiye kabuğuna çekilen, etrafına karışmayan bir ülke. Kafanın da kabuğuna çekildiği bir ülke oldu. Okul kitaplarına kadar yansıdı.  Balkanları bilmiyorlar. Deden orada gömülü 1912-13'te... İnsanlar orada yığılmış. Kime baksan oradan gelmedir; İstanbul'da, Trakya'da, İzmir'de, Orta Anadolu'da, Eskişehir'de. Şimdi insanlar burayı bilmiyor. Bugün hiç bilmiyorlar. Geçmişi unut ileriye bak. Yakın tarih unutuluyor. Kafadan çıkartılıyor. Hakikat çarpıtılarak ortaya konuluyor."

Eğitimde artık daha farklı bir müfredat gerekli! Büyük bir coğrafyada hakim olmamız demek o coğrafyada yarın da böylesine etkin olacağımız anlamına gelmiyor. Gidemediğimiz yer bizim olmadığı gibi bilmediğimiz yer de bizim olmayacaktır! Yeni nesillere bizim olan, daha önemli ve doğrusu bizden olan toprakları öğretmekte geç kalıyoruz. Bu büyük bir hata.. O topraklar belki artık bizim değiller ama emin olun, hala bizdenler..

Muz Cumhuriyetleri ve Birleşik Meyve Kumpanyası

Muz Oldukça fazla kullanılan bir tabir, "muz cumhuriyeti". Sık sık Türkiye'nin bir "muz cumhuriyeti" olmadığını iddia ediyoruz, birilerinin Türkiye'yi "muz cumhuriyeti" saydığını ve yanılacaklarını yazıyoruz. Finaller öncesi Dış Politika dersine çalışırken okulumuz hocası Prof. Dr. Tayyar Arı'nın Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika kitabında şu ilginç kısımla karşılaştım: "Guatemala'da ise 1950'deki seçimle işbaşına gelen Jocobe Arbenz yönetiminin ülkedeki Amerikan meşeli  Birleşik Meyve Kumpanyası'nın (United Fruit Company) sahip olduğu arazileri kamulaştırmaya kalkışması üzerine başlayan ve CIA tarafından organize edilen ve Amerikan yönetiminin de doğrudan amborgo uygulamalarıyla destek verdiği girşimler ile ülke içindeki faaliyetler yoğunlaşmış ve ardından da Arbenz yönetimi devrilmiş böylece Guatemala yeniden Amerikan çizgisine çekilmiştir."

Muz Cumhuriyetlerine somut bir örnek Guatemala. Özel bir şirket olan United Fruit Company (Bildiğiniz Chikita muzlarının üreticisi.) muz üertimini gerçekleştirdiği Guatemala'da işler kendisi adına yolunda gitmeyince hükümet darbesi yaptırtabiliyor. Kafasına göre bir hükümet seçtirebiliyor, bu noktada ne Guatemala halkının ne de devlet geleneklerinin bir etkisi olmuyor. İş bununla da bitmiyor, daha sonra ABD aynı toprak reformunu yapmaya kalkan ve bakır madenleri millileştirmeye çalışan Şili'de askeri bir müdahale yaptırarak Allende'yi deviriyor ve yerine  Pinochet'i getiriyor.

Tüm bunlar dünya devletlerinin, özellikle de muz cumhuriyetleri dediğimiz pek bir gelişim gösterememiş devletlerin büyük güçler karşısında ne kadar da edilgen olduğunu ortaya koyuyor. Orta halli ve bölgesinde sözü geçen bir Türkiye, muz cumhuriyetlerinden farklı da olsa ABD'nin etkinlik sahasında edilgen bir duruş sergilemek durumunda kalıyor. Bu bizler adına üzülecek bir durum, bunu aşmak ise ABD karşısına daha güçlü kozlarla çıkarak mümkün olacağa benziyor..

Tarihi Tekerrür Ettirmek?!

Avrupa-Türkiye Türkiye Avrupa Birliği yolunda uzunca bir süredir, mesafesi meçhul bir yol kat etti. Bugün gelinen noktada Avrupa Birliği'ne girmek pek de yakın bir tarihte mümkün olacağa benzemiyor. Buna rağmen, tüm kurumlarımız üzerinde Avrupa Birliği etkisini görmek mümkün. Çağımızda tam bir bağımsızlığın pek de mümkün olmadığı anlaşıldığı takdirde, Avrupa Birliği'yle olacak bir birlikteliğin doğuracağı kısmi bağımlılıklar hazmedilebilir. Benim hazmedeğim şey, Avrupa Birliği'nin her daim bize büyük bir bilmişlikle ders vermesi.

Aynı şeyi, daha doksan yüz yıl öncesinde de yaşadık. Birileri iç sorunlarını dış desteklerle halletme yoluna gitti. Almanya'yı arkasına alan Almancılar, İngiltere'yi arkasına alan İngiltereciler kendi ve büyük oranda da göbeklerinin bağlı olduğu ülkelerin politikalarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Hal böyle olunca da Batı büyük bir bilmişlikle bizi "adam etme" misyonunu kendinde gördü. Sonuç olarak kanımızla sulanan uçsuz bucaksız toprakları kaybettik. Bugün de birileri Amerikancı ya da Avrupa'cı olmuş; buna üzülmemek elde mi? Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde bu halkın kanını akıtarak kazandığı onuru böylesine harcamak insana yakışır mı?

Gelinen noktada üzülüyorum. Zaman bizim için ilerlemeden çok gerilemeye tekabül ediyor. Acaba Mustafa Kemal Türkiyesi'nden bugüne kaç defa Batıda böyle anıldık: Yıl 1929 yılının 3 Ocak günü, Newyork Times Türkiye'nin eğitim devrimini duyuruyor: "Türkiye hiç değilse bir bakımdan eski cumhuriyetleri utandıracak biçimde yeni yıla girdi. Dört ay içinde Türkiye'nin okur-yazar bir ülke olması planlanmıştır. Biz kendi beyaz çocuklarımız arasındaki okur-yazarlık oranını 150 yılda yükseltebildik."

Dünyayı Aslında İsrail Yönetiyor, Mu Acaba?

israil Son zamanlarda halka bu propaganda ediliyor, hemen herkes dünyanın gizli hakiminin İsrail olduğuna kanaat getirmiş durumda. Buna dün SKY TÜRK'te Mahir Kaynak'ın konuk olduğu Şimdiki Zaman programını izleyene kadar ben de şüphesiz inanıyordum. En azından İsrail'in bir süper güç olduğunu iddia edebilirdim. Bu noktada Prof. Dr. Mahir Kaynak'ın çarpıcı açıklamaları oldu ve ben de çarpılmasam da İsrail noktasındaki düşüncelerim sarsılmış oldu.

Örneğin, yapılan propaganda da ABD'nin İsrail karşısında aciz olduğu, aslında ABD yönetiminde İsrail'in etkin olduğu ileri sürülmekteydi. Bu noktada Mahir Kaynak'ın verdiği şu bilgi yeteri kadar çarpıyor insanı: "ABD'de 1970'li yıllara kadar Silahlı Kuvvetler, Dış İşleri ve CIA gibi kurumlara asla Yahudi kökenli insanlar alınmamışlardır." Hal böyleyken söz konusu propagandanın en azından ABD ayağı biraz havada kalıyor.

Bunun dışında İsrail'in devlet olarak varlığı bile sorunluyken, İsrail'e haddinden büyük misyonlar yüklemek de yanlış. Öyle ki, 21. yüzyılda sınırlarını duvarlarla korumak zorunda kalan tek ülke İsrail. Ondan da geçtim, İsrail dediğimiz devlet yürünerek geçilebilecek kadar az bir toprağa sahip. Hatta bu sebepten kendi pilotlarına uçuş eğitimini kendi dar hava sahasında veremediği için Türk Hava Sahası'nı kullanmak zorunda kalıyor.

Tüm bu sebeplerden ve Yahudiler Hitler'in elinden henüz yeni yeni kurtulmuşken onlara biçilen dünyanın en güçlü devleti misyonunun İsrail'e bir iki beden büyük geldiği kanısındayım. Ama bu da demek değildir ki İsrail güçsüzdür! Hayır efendim, güçlüdür; hatta acıdır ama bizden çok daha güçlüdür ama gücü belli bir noktaya kadardır. O noktanın ötesi ise teferruat..

Kapüşonlu Anıtkabir Ziyareti

sudan Abdullah Gül, sık sık altını çizdiğim gibi Ahmet Necdet Sezer'den farklı bir dış politika izliyor. Türkiye'nin dış politikasını, ne başbakana ne de dış işleri bakanına bırakıyor. Kendisi insiyatifleri dahilinde Türkiye'nin dış politikasına yön vermeye çalışıyor. Bu noktada ülkemize Abdullah Gül'ün konuğu olarak gelen Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan Ahmet El Beşir bir çok temasta ve ziyarette bulundu. Bunlardan birisi de, pek tabii Anıtkabir ziyareti idi. Bloguma El Beşir'in ve temsil ettiği Sudan'ın konuk olmasının sebebi de bu..

El Beşir ve ekibi Anıtkabir ziyaretinde yayınladığım fotoğrafı verdiler. Kapüşonlu bir görevli, El Beşir'in imzalayacağı Anıtkabir Özel Defteri'ni yazmakla meşgul. Arkada, garip ve belki de şaşkın bir vaziyette Tarım ve Köy işleri Bakanımız Mehdi Eker ) Sanırım olanlara şaşırmış..

Güneş gözlükleri bir komiklik, kapalı alanda kapüşon başka bir komiklik. Ne demeli bilmiyorum, ne olacak bu Sudan'ın hali demek en doğrusu herhalde. Biz iyi yol kat etmişiz, sevin ya da sevmeyin bugüne gelinene kadar yönetim koltuklarını işgal eden hemen her isim ülkemizi kılığı ve kıyafetiyle düzgün temsil etti.

Not: Bileniniz var mı, her resmi ziyaretçi kafasına göre giyinip ziyaret edebilir mi Anıtkabir'i? Ayrıca bu Anıtkabir'e yapılmış bir saygısızlık olmuyor mu!?

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.