Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

7 tane "devlet" etiketli yazı bulundu "devlet" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kılavuz, öğrenciye..

Eğitim Şu son günlerde internet beim için ulaşılması pek kolay birşey değil, haliyle günü gününe yazamıyorum. Öncelikle bu noktada affınıza sığınarak devam ediyorum..

Şu son günlerde Sosyal Düşünceler Tarihi dersim için okumalar yapıyorum. Okumlarım sırasında şu satırlarla karşılaştım ve bu satırlara kayıtsız kalamadım: "Kılavuz, öğrenciye bütün izleri öğretmelidir. Ama gideceği yolu seçmemelidir.."

İşte resmi eğitim ve öğretimin hemen hemen tüm dünyadaki en temel sorunu bu: Ufacık çocuklara kılavuzluk adı altında kendi bildiği yolu göstermek! Oysaki eğitim o çocukları politik ve dini olarak endoktrine etmektense o çocuklara kendi seçimlerini yapma hakkını sunmalı. Bunu din, ideoloji ve felsefe noktasında da yapmalı. Örneğin çocuklara hemen her ideolojiyi objektif bir şekilde sunmalı, adam gibi ve eşit ölçüde dinler tarihini okutmalı.. Çocuklara herşeyi öğretmeli ama kendi doğrularını "evrensel doğrular"mışcasına o küçücük beyinlere kazımaya kalkmamalı! Çocuklar kendi ideolojilerini, kendi dinlerini ve hatta dillerini seçebilmeli..

Tüm bunlar doğru olsalar da şimdilik sadece "tatlı bir rüya"dan ibaret.. Dünya devletleri hala devletin millet üzerinde politik endoktrinasyon hakkı olduğuna inanıyor. Umarım kısa zamanda bu yanlış inanışın ne kadar boş olduğu görülebilir.

İran İslam Cumhuriyeti ve İlişkiler

Ahmedi Nejat Ece Temelkuran'ın Ermenistan için söylediği birşey vardı: "Ey yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Bu önerme maalesef sadece Ermenistan için geçerli değil, Irak da bize uzak, Suriye de, İran da.. Bu sanırım bizim içimizden gelen bir politika değil, Batı'dan "ithal" etmek zorunda kaldığımız bir politika..

Daha lise yıllarında Milli Güvenlik kitaplarında okuduk, "dış tehditler" başlığı altında: Dost bildiğimiz sınırdaşlarımızın aslında bizi içten içe kemiren sinsi düşmanlar olduğunu. Nedense (!) Milli Güvenlik kitaplarımızda sıralanan bu tehditler arasında ABD yoktu!? İran ise ilk başta geleniydi.. Sebebi ise İran'ın şeriatla yönetilmesi ve bu yönetimi Türkiye'de de etkin kılma çabasıydı. Yıllar geçince gördük ki İran'ın böyle bir amacı yokmuş, bunu amaç edinen güç ABD imiş?!

Bu ülkenin kemalistleri de bu ülkenin ılımlı islamcıları da İran'ı hor gördü. Eksik bildi, güçsüz bildi. Oysaki İran (sadece dış politikada) her iki güruhun da yapamadığını yaptı, yapıyor. Dünyanın süper gücüyle restleşebiliyor, kendince de olsa tam bağımsızlığını koruyabiliyor. Ben, kişisel olarak İran'a saygı duyuyorum. Halka ve aydınlara yaptığı baskıyı, o iğrenç idam görüntülerini elbette kabul etmiyorum ama sadece şeriatla yönetiliyor diye İran'ın hor görülmesine de bir anlam veremiyorum. Bu noktada sözü Prof. Yalçın Küçük'e bırakıyorum: "İran büyük bir uygarlıktır ve İraniler büyük bir millettir, hep Batı'ya karşı oldular. Bugünkü (şeriatla yönetilen) İran'ı kalıcı sanmak çok yanlıştır. İran değişir. Uzun dönemi düşünmeliyiz ve İran ile hep birlik aramalıyız. Dün de bugün de en çok şeriatla yönetilen ülke İsrail'dir. İsrail Yahudi Şeriatı ile yönetilen çok dindar bir ülkedir. Din yasaları işlemektedir. Sudi Arabistan kadar ve belki daha çok şer'idir. Öyleyse şeriatla yönetilen İsrail ile bu kadar yaklaşıldığı bir zamanda İran sözünden rahatsız olmak yadırgatıcıdır."

Gündem Yaratan Makam Otosu: Büyükanıt'ın Audi A8'i

Audi A8 Gündem oluşturan, yeni bir makam otomuz var. Malumunuz Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'a birilerince emeklilik "kıyağı" yapılarak yeni bir makam otosu alındı. Makam otusunun markası Audi, modeli ise A8.. A8 Audi'nin en kaliteli ve lüks modeli.. Dünyada ve haliyle Türkiye'de çok az olduğu biliniyor. Bunun en büyük sebebi aracın astronomik fiyatı. Araç aşağı yukarı 1.000.000 YTL'ye mal oluyor.. Zırh ve vergilerle birlikte.. 1.000.000 YTL hiç de az bir para değil. Orta halli bir okul ya da beş on tane sağlık ocağı yaptırılabilir bu parayla. Ya da daha farklı şekilde kullanılabilir bu para.

Kimsenin makam otosunda gözüm yok, ama bana da bu meblağ çok astronomik göründü. Ayrıca devletin elinde bolca lüks ve zırhlı makam otosu mevcutken. Recep Tayyip Erdoğan, göreve geldiği süreçte 10 adet 2006 model S 350 Merces almıştı. Ayrıca bu araçlar Audi'nin dörtte biri fiyatla, yani 250.000'er YTL'ye mal oldu devlete. Bu araçlardan birisi Bülent Ecevit'in hizmetindeyi. Ecevit'i kaybettiğimiz gün de bu araç boşa çıktı. Acaba neden bu araç tahsis edilmedi Büyükanıt'a? Ya da bu araç gibi boşa çıkmış bir diğer araç?

Haydi hepsini geçelim, neden Audi A8. Yoksa Audi birilerinin özel zevki mi? Benim bildiğim TC devletinde Mercedes kullanılması adettir, bu sebeptendir ki 2006 yılında son model 10 adet Mercesed S 350 daha alındı. Mercedesler fiyat olarak Audi'den çok daha ucuzlar ve bence devlete çok daha yakışıyorlar.

Eleştirilecek çok nokta var. Ben, Yaşar Büyükanıt'ı sayan ve seven bir insanım. Fakat, bu noktada kendisinin bir hata yaptığını düşünüyorum. Böylesine özel bir muameleyi, her ne olursa olsun, kabul etmemeliydi. Tıpkı kendisinden önce emekli olan tüm Genelkurmay başkanları gibi..

AKP Artık Sistem Partisidir, CHP ve Diğerleri Marjinalleşmiştir..

erdogan-gül Türkiye'nin şu son bir ayda yaşadıkları bir gerçeği gözler önüne serdi. Günümüz itibariyle AKP artık bir ve şu andaki tek sistem partisidir. Bunu yaşanan süreçte görememek için kör olmak gerekiyor. AKP'ye yakınlığıyla bilinen cemaat lideri Fetullah Gülen'in yüksek mahkemece beraat ettirilmesi, Ergenekon soruşturması kapsamında ulusalcı üst düzey askerlerin teröristlerin sorgulandığı bir binada sorguya çekilmesi ve tutuklanması, AKP'nin kapatılacağına herkes kanaat getirmişken AKP'nin kapatılmamış olması, YAŞ kararlarında "her nedense" 12 yıl aradan sonra bir tek ihraç yaşanmaması bunun en belirgin göstergeleri..

Bugün itibariyle AKP bir sistem partisidir. Bu noktada AKP'nin sisteme uyguğunu sanmıyorum, göstergeler sistemin AKP'ye uyduğunu; daha açık bir tabirle sistemin merkezinde AKP lehine bir oynama olduğunu gösteriyor. Sistem, merkezini yeniden belirlemiştir. Ve bu merkez içerisinde eski sistemin ögelerine yer verilmemiştir. Atatürkçü Düşünce Derneği ve eski sistemin parçalarını oluşturan benzeri kuruluşlar yeni sistem içerisinde marjinal kılınmışlardır. Gelinen noktada en marjinal partilerden biri de, acı da olsa CHP olmuştur. Bunu bugün yaşanan TSK-CHP polemiğinde çok iyi görebiliyoruz.

Bu gerçeklerin artık görülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleri geride kalan on yılda baştan aşağı farklı bir yola sokulmuştur. Bu yolun hayırlara mı vesile olacağını zaman gösterecektir..

Ali Babacan ve Müslüman Çoğunluk..

Ali Babacan Kayıp Dışişleri Bakanımız Ali Babacan'nın nerede olduğu sonunda ortaya çıktı. Kendisini en son Avrupa Parlementosu Dış İlişkiler Komitesi'nde açıklama yaparken görme şerefine nail olduk. O güleç yüzüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Türkiye Cumuriyeti Dışişleri Bakanı olarak Avrupalı parlamenterlere şikayet etti..

Ne dedi Ali Babacan? Şunları söyledi: "Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor.." AKP ile ilkleri yaşayan yurdum insanı, kendi ülkesini gammazlayan bir dış işleri bakanı görme şerefine de nail oldu böylelikle..

Ali Babacan'a sormak lazım? Hangi Cuma namazına gitmen yasaklandı bu ülkede, ne zaman oruç tutman yasaklandı, ne zaman hacca gideceğim dedin de sana yok hayır gidemezsin denildi, ne zaman bir zekat verdin de birileri zekat vermene engel oldu Sayın Babacan? Madem ülkeni savunman gereken bir konumda, ülkene saldırıyorsun; bari düzgün argümanlar seç!

Allah'ım Sen Bizi Elektriksiz Bırakma..

dua Yurdum insanı diyor duruyorum ama bana asıl malzemeyi bu güne kadar yurdum politikacısı, yurdum bürokratı verdi. 21. yüzyılda bu kadar malzeme sunabilen başka toprak var mı acaba? DHA'nın geçtiği haber ve fotoğrafı görünce gözlerime inanamadım. Alanya'nın Mahmutlar Beldesi'nde yeni bir trafo dağıtım merkezi kuruluyor, açılışta TEİAŞ Antalya Bölge Müdürü, AKP İlçe Başkanı ve AKP'li belediye başkanı hazır bulunuyorlar. Bu kadar AKP'li bir arada olunca da eller semaya kaldırılarak duaya başlanıyor: "Allah'ım ne olur elektrikler bu yaz kesilmesin."

Dua etmek, birşeyler için iyi dilekte bulunmak bu toprakların insanında dün de vardı, bugün de var. İslam'ın hayatımıza sunduğu önemli bir güzellik, insanın yaratıcısından birşeyler dilemesi. Oysaki yaratıcının karşısına bu kadar komik sebeplerle çıkmak pek hoş olmasa gerek. 21. yüzyıldayız ve hala elektriğimiz Allah'lıksa, Allah bize bunları yönetici yapanlara akıl fikir versin.

Prestij Politikası, Osmanlı ve Putin

resti Vizeleri atlattık derken şimdi de karşımıza finaller çıktı. Bana yine çalışmak, bana yine günü doğurmak kalıyor.. Bugün sabahlayacağım mesela, sizler yatarken ben günü doğuracağım..

Gecenin bu vakti dersi bırakıp buraya yazı eklemek de nereden çıktı, demeyin. Uluslararası İlişkiler çalışırken iyi malzeme çıkarttım blog için ve şimdi de kullanıyorum işte cömertçe. Mesele bir siyasal örgütlenmenin prestij politikası. Devlet başkanlarının ve diplomatların her hareketleriyle devletlerini temsil ettiği inancı ve bu inanç çerçevesinde söz konusu mekam sahiplerinin hareketlerinin iredelenmesi.

Öncelikle Tarih derslerinde her nedense atlanan ama Tayyar Hoca'nın kitabında atlamadığı; bize, Osmanlı'ya ait bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Prestij noktasında Osmanlı, geçmişten aldığı güçle cürretkarca davranıyormuş ve bu davranış İmparatorluğun son dönemlerine kadar sürmüş. Sözü Tayyar Hoca'ya bırakıyorum: Örneğin XVIII. yüzyılın sonunda bile, Osmanlı saraylarında Sultanın huzuruna çıkan elçiler ve maiyetleri silahlı saray görevlileri tarafından esir alınmış gibi etrafları çevrelenmiş olarak alınırlar ve elçiler başlarını eğerlerdi. Saray görevlileri bu sırada "Allah'a medhü sena olsun ki kafirler ali devletimize gelip şefkat talep ediyorlar." derlerdi. Bu durum o gün için Osmanlı devleti ile diğer devletler arasındaki güç ilişkisini açıklaması bakımından önemlidir.

Bu noktada haliyle ben de dünü ve bugünü kıyasladım. Günümüzün karizmalarına göz gezdirdim ve pek tabii gözüm sadece bir kaç lidere takıldı: Vlademir Putin! Bir KGB ajanı da olmasının etkisiyle mükemmel bir prestij politikası yönetiyor Putin! Rusya'nın sırtını düzeltmesinin ve ABD için artık ciddi ciddi bir rakip olmasının en önemli temsilcisi oldu Putin.. Hatta işi abartarak eşcinsel örgütler bile vücudunu ve kaslarını kutsadı :))

İkinci lider ise kısacık boyu ve tüm kara kuruluğuyla Ahmedi Nejat! Tam bir devlet lideri duruşu sergiliyor ve duruşuyla gücü ve dikbaşlılığı temsil ediyor.

Bizde ise üçüncülüğe aday güncel hiçbir isim maalesef yok! Ne Cumhurbaşkanımız ne de Başbakanımız bu noktada aday olarak gösterilemez. Ama illa da gösterme gereği olacaksa, en köklü ve kültürel temele dayanan TSK'dan bir aday sunabilirim. Ki bu adayın gelcek Türkiye'sine yön verebilme gibi bir durumu da var. Kim bu şahsiyet? Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ.. ( Başbuğ noktasında belki haklı çıkabilirim, demişti dersiniz..) 

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.