| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

3 "devrim" etiketi kullanan gönderi "devrim" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Süper Türk Canavarı: Anadol

Anadol Spor AraçÜlkemizde birçok güzel şeyin, değeri anlaşılamadan yok olup gittiğine çok kez tanık olduk. Milletçe en büyük komplekslerimizden biri olan yerli marka araba yapımı konusunu düşündükçe ise yapamadıklarımızın ezikliğini bir kat daha hissederiz. Üretimden aciz ülkemizin, bu konuda sınırları birkaç defa zorladığı görülse de hala bir markamız yok. Umudu olanları incitmek gibi olmasın ama gelecekte de böyle devam edeceğinden eminim.

İlk yerli üretim araba denildiği zaman, günümüzde filmi ile gündemde olan 'devrim arabaları' akla geliyor. Nitekim 1961 yılında üretilen ilk arabanın macerası da kısa sürmüş. Arabanın tanıtımında, içine benzin koymadan çalışması beklenince, araba 100 metreden fazla ilerleyememiş, dolayısıyla projeden vazgeçilmiş. Diğer bir marka ise tabi ki günümüzde bile bazı yerlerde kullanılmakta olduğunu görebileceğimiz "Anadol".

Vehbi Koç'un girişimleri sayesinde 1966'da üretimine başlanan araçların; ekonominin iyi y önetilmemesi, yanlış pazarlama yöntemleri, petrol krizleri ve Ford Motor Company'nin caydırıcı girişimleri sonucunda 1984'de üretimine son verilmiş, Anadol yerini Ford Taunus üretimine bırakmış.

Anadol, üretim serüveninde birçok teknik yeniliğe öncülük yapmış araçları piyasaya sürdü. Örneğin; Anadol A2 dünyanın ilk dört kapılı Sedan arabası, A5 ise dünyanın ilk fiber-glass gövdeli 5 kapılı station-wagon arabasıdır. Turizm bölgelerinde kullanılması için tasarlanan Böcek(sağ alt köşe) modelinin dizaynındaki yeniliklerin, ileriki yıllarda ortaya çıkan Suv araçlara esin kaynağı olduğu söylenir. Ayrıca Anadol fiber- glass şasi üretiminin dünyadaki öncülerindendir. İnternetten öğrendiğim bir bilgiye göre üretilmesi planlanan fw11 model araç projesi, üretim Taunus'a dönünce Fransız Citroen firmasına satılmış ve Citroen'in BX adıyla piyasaya sürdüğü bu araç firmanın en çok satılan aracı olmuş. Ama tüm bunların ötesinde öyle bir spor araba tasarımı var ki, zamanın çoğu spor arabalarına taş çıkarır: Anadol STC 16.

Anadol Böcek İnternette ilk gördüğümde herhangi bir Anadol modelinin, günümüz tasarım anlayışına göre modifiye edilmiş olabileceğini düşündüm ancak araştırdıkça öyle olmadığını gördüm. Anadol STC 16 (gençler arasındaki ismi 'süper türk canavarı') yalnızca 176 tane üretilmiş. Tasarımın sahibi ise Eralp Noyan adında bir Türk. Üretimin durdurulmasının sebebi ise gülünç: Arabanın iki kişilik olmasından dolayı iç pazarda talep görememesi (spor arabanın 4 kişilik olduğu nerede görülmüş!). Pek çok eski model araç tasarımı, bugün baktığımızda gözümüze çirkin geliyor ama STC 16'ya(sol üst köşe) baktığımızda, Amerikan 'muscle car'lardan bir eksiği olmadığını görüyoruz.

Bugüne baktığımızda, ülkemiz, araba dizaynından tutun her türlü parçayı kendi üretebilme imkanına fazlasıyla sahip. Ama Devrim ve Anadol gibi birçok girişimin uğradığı hüsranda tarihle sabit. Artık silkinip üretmemiz gerekiyor ama nasıl? Bunu çözebilmiş değiliz. Kısır ilerici-gerici tartışmalarına, tüketime, magazine odaklanmış ülkemizin çözebilmesine de ihtimal vermiyorum. Üreten, pazarlayan, zenginleşen bir ülkeye hasretim ve artık pek umudum yok açıkçası.

Hz. İsa, 21. Yüzyıl Türkiye'sinde Yaşasaydı..

Hz. İsa Evet, sorum açık: Hz. İsa, 21. yüzyıl Türkiye'sinde yaşasaydı yaşananlara karşı nasıl bir duruş sergilerdi. Kutsal yaratıcının dünyadaki elçilerinden bir tanesi olarak yaşananlara karşı neler yapardı?

Bu soruları sordum ama şunu da kabul ediyorum: çok da mantıklı bir alt yapısı olmayabilir soruların. Ama ben bu soruların cevabını buldum. Zaten sizlere sormamın sebebi de sorunun cevabını biliyor ve sizlerle yaplaşmak istiyor olmam. Daha önce belirttiğim gibi Ahmet Ümit'in polisiye bir romanı olan Kavim'i okuyordum, az önce bitirdim. Kitapta Hz. İsa hakkında bilmediğim onca şey öğrendim, işte bu onca şey arasında sorumun da yanıtı var. Romanın kahramanlarından birisi olan akademisyen Can'ın ağazından paylaşıyorum: "İsa, yüzyıllardır beklenen kurtarıcıyı temsil ediyordu. O çağlarda yahudi din adamları tam bir çürümüşlük içindeydiler. Kutsal şehir Kudüs, Roma İmparatorluğu'nun işgali altındaydı, daha da kötüsü Yahudi din adamları, işgalcilerle uyum içinde yaşıyordu. Yahudilerin büyük tapınağı ile Roma garnizonu yan yanaydı. Halk, din adamlarından umudu kesmiş, kendilerini kurtaracak Mesih'i bekliyordu. İsa, bu beklenen Mesih oldu işte. Birden olmadı kuşkusuz; başta kendisi bile inanamamıştı buna. Ama süreç, onu da başkalarını da inandırmayı başardı. Zorlu bir mücadeleydi. Sürekli çatışma yaşanıyordu. Ferisi denilen tutucu din adamları, İsa'ya karşı çıkıyorlardı. İsa da onlarla düşünsel bir çatışmaya girdi. Bir tür ideolojik mücadele."

Roman kahramanı Can, sadece Hz. İsa'yı anlatmış. Ben Hz. Muhammed'in de bugün yaşıyor olsaydı aynılarını yapacağını düşünüyorum. İşgalci kuvvetlere ve özellikle de bu kuvvetlerin yerli işbirlikçilerine karşı duracağına inanıyorum. Peygamberler her zaman ilerici oldular, belki zamanla miadları dolu oluşan boşluğu bir diğeri aldı. Hz. Musa'nın ardından Hz. İsa ve sonunda da Hz. Muhammed geldi. Bugün 21. yüzyılda da bir peygambere ihtiyaç var. Gelecek mi, gelmeyeceği yazıyor kutsal kitapta. O zaman iş bize düşüyor; aydınlanma yolunda yürüyen aydın gençlere..

Yaşamın Kıyısında, Fatih Akın ve Devrim

yaşamın kıyısında Tatilde en iyi yapılan şey, özellikle Ankara gibi soğuk bir yerdeyseniz, sıcacık odanıza çekilip film izlemek. En azından ben şu günlerde bunu yapıyorum. Mutlu muyum? Mutluyum.. Geçen gün Fatih Akın'ın "Yaşamın Kıyısında"sını izledim, öneririm çünkü gerçekten hoş bir film. Onun dışında Türkçe'ye "Avukat" diye çevrilmiş  "Michael Clayton" adlı George Clooney'nin oynadığı ikinci bir filmi de sabaha doğru izledim. Açıkçası pek sarmadı beni, kaliteliydi ama sinemada kalite her şey demek değilmiş onu gördüm..

Fatih Akın'ı artık sevmeye başladım, güzel filmler yapıyor. Yaşamın Kıyısında'yı izlerken pek çok kez Anadolu'da yaşadığıma mutlu oldum. Çok güzel manzaralar yakalamış Fatih Akın. Film bir bakıma devrim tenkidi de yapıyor, bunun yanında sistemin aksayan yanlarını da ortaya koyuyor ve size üçüncü bir yol sunar gibi oluyor: Avrupa Birliği. Bu siyasi görüşünüze göre eleştirebileceğiniz veya takdir edeceğiniz bir yön pek tabii: bu noktada Avrupa Birliği hedefindense Goethe ile ilgili şu sözler beni etkiledi: "Goethe'nin devrime karşı olmasının nedenleri ahlaki değildi, sadece ani ve köklü değişimlerin düzensiz ve kontrol edilemez olduğunu düşünüyordu. İki sözü bunun nedenini belirgin bir şekilde ortaya koyuyor: Birincisi "Kim ister bir gülün kış ortasında açmasını? Her şeyin bir zamanı var: Yaprağın, tomurcuğun, çiçek açmanın. Ancak ahmaklar böyle çağdışı heyecana kapılırlar."

Devrim noktasında Goethe haksız sayılmaz, halkın beynindeki tabular yıkılmadıktan sonra neyi devirirseniz devirin birgün devrilmeye muhtaçsınızdır demektir. Herşeye bir süreç işi olarak bakmak en doğrusu, bugün Türkiye'de süreçlere inanan bir yapılanma iktidarda. Devrimciler neredeler, göremediğim için bilemiyorum! Bu noktada artık birileri yeni çıkış yolları üretmek zorundalar kendilerine..

Sözerime son verirken, bir alıp izleyin derim Yaşamın Kıyısında'yı.. Filmde kurban bayramının doğuşuyla ilgili olarak Hz. İbrahim'in oğlunun başını kesmesi öyle güzel toparlanıyor ki sırf onun için bile izlenir bu film: Çocuk babasından öyküyü dinler ve korku içinde sorar; baba sen olsaydın beni Allah'a kurban eder miydin? Babası cevap verir; Seni korumak için, gerekirse Allah'a bile düşman kesilirim..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.