Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

6 tane "din" etiketli yazı bulundu "din" tagli diger ogeler resimler , videolar

Sinan, Selimiye'yi Süleymaniye'yi Yaparken..

Selimiye Geçen gün Cumhuriyet'te dolu dolu bir yazı vardı. Cavlı Çulfaz imzalı yazının bir bölümünde Mimar Sinan hakkında şu yorum yapılmış: "Sinan Selimiye'yi, Süleymaniye'yi tasarlayıp yaparken, besbelli ki, hem uhrevi, hem de manevi bir esin kaynağına sahipti. Ama mimarlık ve yapı tekniği kurallarında da çağının en ilerisiydi.."

Bu satırları okuyunca günümüzde neden bir Sinan daha yaratamadığımıza hayıflandım. İnanmak hayattaki en ama en kolay şey ama değersiz. Belki Hz. Muhammed zamanında değerliydi, çünkü büyük bedeller istiyordu! Bugün ise inançlı olmak hiçbir bedel istemiyor. Bu noktada da insanların "inançlı" olmaktan daha başka birşeyler olması gerekiyor. Her Müslüman'ın "inançlı" olmaktan daha farklı meziyetleri olmalı! Aksi halde İslam da Müslümanlar da küçük durumlara düşecek, düşürülecektir. Herbirimiz, en azından (evet, en azından) Sinan kadar geliştirmeliyiz kendimizi. Bugün birileri "sadece inanma"nın kolaylığına kaçıyorlar, oysaki Sinan ve diğerleri sadece inanmaktan çok daha fazlasını yaptılar.. Bugün ise yoklar, elde bir işe yaramaz, en kolayı inanmak olduğu için inanan yığınlar var! Üzülüyorum hallerine, İslam'ı düşürdükleri hallere!

İngiliz Kilisesi'nden "Evrimin Babası" Darwin'e Özür..

Darwin İngiliz Kilisesi, evrim teorisinin kurucusu, dünyanın gelmiş geçmiş en önemli bilim adamlarından birisi olan Charles Darwin'den özür diledi. Kilise, Darwin'in fikirlerini "aşırı savunmacı ve duygusal" davranarak reddediği gerekçesiyle şu özür metnini yayınladı: "Charles Darwin, Anglikan Kilisesi, seni yanlış anladığı ve gösterdiğimiz ilk tepki yüzünden diğerlerini de bu yanlış anlamaya teşvik ettiği için sana bir özür borçludur. İnsanlar ve kurumlar hata yapar. Biz Hıristiyanlar ve Kilise de birer istisna değiliz."

Bu metin biyolojinin omurgasını oluşturan Evrim Teorisini ve Charles Darwin gibi büyük bir dehayı yok saymaya çalışan bilim dışı çevrelere kapak olsun :) Bu çevreler ne yazık ki Türkiye'de de varlar ve daha da acısı İslam'ı da böyle bir hata içine sürükleme telaşındalar. Bugün haçlılar bu hatadan dolayı özürler dilerken bizim aklı evvellerin İslam'ı böyle bir noktaya sürükleme telaşlarına anlam vermek güç! Ya çok saf ve cahiller ya da bilmediğimiz bir art niyetleri var?!

Bu noktada herkese bilimsel yayınları öneriyorum. Ne idüğü belirsiz adamların yazdıkları deli saçması yayınlardansa bilimsel yayınları okumalıyız. Tubitak'ı ya da National Geograpic benzeri kuruluşları ciddiye almalı insanlar. Aksi halde kandırılmaktan öteye geçemezler.

Ve son olarak şunu belirtmek istiyorum. Bugün gelinen noktada görüyoruz ki kilise bilime karşı bir mağlubiyet daha aldı! Bilimin önünde hiçbir şeyin duramadığı gibi kilise de duramadı! Umarım birileri bundan gerekli dersi alırlar da İslam'ı hurafeler içinde boğulmaktan kurtarırlar!!!

Hz. İsa, 21. Yüzyıl Türkiye'sinde Yaşasaydı..

Hz. İsa Evet, sorum açık: Hz. İsa, 21. yüzyıl Türkiye'sinde yaşasaydı yaşananlara karşı nasıl bir duruş sergilerdi. Kutsal yaratıcının dünyadaki elçilerinden bir tanesi olarak yaşananlara karşı neler yapardı?

Bu soruları sordum ama şunu da kabul ediyorum: çok da mantıklı bir alt yapısı olmayabilir soruların. Ama ben bu soruların cevabını buldum. Zaten sizlere sormamın sebebi de sorunun cevabını biliyor ve sizlerle yaplaşmak istiyor olmam. Daha önce belirttiğim gibi Ahmet Ümit'in polisiye bir romanı olan Kavim'i okuyordum, az önce bitirdim. Kitapta Hz. İsa hakkında bilmediğim onca şey öğrendim, işte bu onca şey arasında sorumun da yanıtı var. Romanın kahramanlarından birisi olan akademisyen Can'ın ağazından paylaşıyorum: "İsa, yüzyıllardır beklenen kurtarıcıyı temsil ediyordu. O çağlarda yahudi din adamları tam bir çürümüşlük içindeydiler. Kutsal şehir Kudüs, Roma İmparatorluğu'nun işgali altındaydı, daha da kötüsü Yahudi din adamları, işgalcilerle uyum içinde yaşıyordu. Yahudilerin büyük tapınağı ile Roma garnizonu yan yanaydı. Halk, din adamlarından umudu kesmiş, kendilerini kurtaracak Mesih'i bekliyordu. İsa, bu beklenen Mesih oldu işte. Birden olmadı kuşkusuz; başta kendisi bile inanamamıştı buna. Ama süreç, onu da başkalarını da inandırmayı başardı. Zorlu bir mücadeleydi. Sürekli çatışma yaşanıyordu. Ferisi denilen tutucu din adamları, İsa'ya karşı çıkıyorlardı. İsa da onlarla düşünsel bir çatışmaya girdi. Bir tür ideolojik mücadele."

Roman kahramanı Can, sadece Hz. İsa'yı anlatmış. Ben Hz. Muhammed'in de bugün yaşıyor olsaydı aynılarını yapacağını düşünüyorum. İşgalci kuvvetlere ve özellikle de bu kuvvetlerin yerli işbirlikçilerine karşı duracağına inanıyorum. Peygamberler her zaman ilerici oldular, belki zamanla miadları dolu oluşan boşluğu bir diğeri aldı. Hz. Musa'nın ardından Hz. İsa ve sonunda da Hz. Muhammed geldi. Bugün 21. yüzyılda da bir peygambere ihtiyaç var. Gelecek mi, gelmeyeceği yazıyor kutsal kitapta. O zaman iş bize düşüyor; aydınlanma yolunda yürüyen aydın gençlere..

Dünya Kocaman Bir Hikaye, Bizler ise Birer Kurban..

dostluk Ece Temelkuran yazmış, Ağrı'nın Derinliği'nde: "Dünya kocaman bir hikayedir. O hikayenin neresine düşer senin varlığın, herhalde bu meraktır insanı geçmişe baktıran." Hepimiz bu hikayede bir rol kapma telaşındayız ve hatta birileri bizlere roller verme telaşında.. Kimimiz Türk oluyoruz hikaye içerisinde, kimimiz Ermeni ya da Kürt.. Sonradan hikayeye göre yaşıyoruz hayatlarımızı.. Bir zamanlar insanların yazdığı o hikaye, bugün insanların hayatlarını yazıyor.. Eğer hikaye içerisindeki Ermeni isek hayatı ve Türkleri 1915 çerçevesinden görüyoruz, yok eğer hikaye içerisindeki Türk isek hayata ve Rumlara "Düşman Rum" çerçevesinden bakabiliyoruz yanlızca..

Bu hikayenin bir parçası olmak ve bu hikayeyi değiştirmeye kalkmak ise çok büyük acılar yaşatabiliyor insana.. Ece Temelkuran'a bırakıyorum sözü: "Çünkü dedim ya, dünya büyük bir hikaye. Size anlatılmış bir hikaye. Bir dua gibi ezberliyoruz onu hepimiz. Tıpkı anlamadan okuduğumuz dualar gibi, ayıklamadan... Çünkü... Bilirsiniz duaları değiştirenlere ne yaparlar. Bütün dualardan mahrum bırakılır ölüleri... Belki ölülerin canını acıtmaz bu, ama geride kalanlar anlar öte tarafa tek başına gideceklerini. Dünya böyle korkutur insanı; duaları, hikayeleri diğiştirirse yalnız öleceğini belleterek."

Bugün hepimiz öyle ya da böyle bir hikayenin parçalarıyız. Bu hikayelere ailelerimiz, toplumumuz ve en sistemli şekilde devletimiz tarafından dahil edildik.. Sırf bu hikayedeki bir karakteriz diye dünyada yüzlerini bile bilmediğimiz milyonlarca düşmanımız olduğuna inandık. Evet, onlar da inandılar.. Onlar da sayıyorlar bizi "en büyük düşman".. Ama düşünce bir, aklı selim, insan anlıyor tüm bu hikayelerin dostuk ve kardeşlik yanında önemsiz olduğunu.. İnsan sarılmak istiyor, bunca yıldır "en büyük düşman" bildiği ama onunla aynı topraklara aynı kültüre ait olduğunu bilmediği insanlara; bir Ermeni'ye ya da bir Rum'a..

Ali Babacan ve Müslüman Çoğunluk..

Ali Babacan Kayıp Dışişleri Bakanımız Ali Babacan'nın nerede olduğu sonunda ortaya çıktı. Kendisini en son Avrupa Parlementosu Dış İlişkiler Komitesi'nde açıklama yaparken görme şerefine nail olduk. O güleç yüzüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Türkiye Cumuriyeti Dışişleri Bakanı olarak Avrupalı parlamenterlere şikayet etti..

Ne dedi Ali Babacan? Şunları söyledi: "Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor.." AKP ile ilkleri yaşayan yurdum insanı, kendi ülkesini gammazlayan bir dış işleri bakanı görme şerefine de nail oldu böylelikle..

Ali Babacan'a sormak lazım? Hangi Cuma namazına gitmen yasaklandı bu ülkede, ne zaman oruç tutman yasaklandı, ne zaman hacca gideceğim dedin de sana yok hayır gidemezsin denildi, ne zaman bir zekat verdin de birileri zekat vermene engel oldu Sayın Babacan? Madem ülkeni savunman gereken bir konumda, ülkene saldırıyorsun; bari düzgün argümanlar seç!

Toprak Olmak ya da Olmamak!

çocuk7 "Ellili yıllarda Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında, Yahya Kemal'i en yeni şiirleri yayınlanırmış. Yahya Kemal öldüğünde cenazesinin ardında bir insan seli halinde akmış insanlar. İstanbul'da dükkanlar kapanmış. Kitapçılar vitrinlerine üstadın resimlrini asmışlar... Toplum, toprak gibidir, ne ekerseniz o filizlenir." yazıyordu Necati Güngör, Kaçakyayın'ın bilmem hangi sayısında.. Bugün gelinen noktada aldığım eğitimin de sayesine bu satırları daha iyi okuyabiliyorum. Evet, torpak gibiyiz ve bu de edilgenliğimizdir bizim. İnsan toprak gibi olmamalıdır, çünkü insan işlenecek bir metaryalden farklıdır; yani insan doğadaki taştan, ağaçtan veya demirden farklı olmalıdır!

Temennilerim bu yöndeydi ama yanıldığımı görüyorum artık. İnsan fazlasıyla edilgen, insan hayatının çok az bir noktasında etken olabiliyor ve o noktalar da edilgenliği arasında yok olup gidiyor. Şunu bir düşünsenize; bu ülkenin nüfusunun neredeyse tamamına yakını Müslüman. Eğer bu insanları birer bebekken ailelerinden alıp Hristiyan ailelere devşirseydik, çok çok büyük bir bölümü muhtemelen Hristiyan olacaklardı! E o zaman nerde kaldı, insanın etkenliği?!

Edilgeniz, hem de fazlasıyla! İşte bu noktada da eleştirisel bakış önem kazanıyor. Eleştirdiğimiz kadar etken, daha doğrusu kendimiz olabiliyoruz! Bu sebepten eleştirmeli inandığımız herşeyi! Hatta ilk başta en doğru bulduklarımızı, en inandıklarımızı eleştirmeliyiz. Aksi halde Kur'an bile okumadan kendini Müslüman sanan, dininden bir haber Allah Allah nidalarıyla insanları yakan birer zerzavat olmaktan ileri pek gidemeyiz. Belki kendinizi kandırabilir ve gönül rahatlığıyla günlerinizi geçirebiliriz ama unutmayın ki inandığınız Tanrı İslam'a göre de diğer dinlere göre de kanmaz! İslam'ı veya herhangi bir dini, hatta ideolojiyi kendi seçtiğimiz oranda sahiplenebiliriz! Hatta şunu da deneyimlerim bana gösterdi ki: anadan doğma Müslüman olan bir zatla, Hristiyan veya Yahudi dömesi bir Müslüman arasında dağlar kadar inanç farklı var! İnsan seçtiği şeye inanır, seçtirildiği değil! Bu noktada herkese okumak düşüyor, dinini aklının süzgecinden geçirmek ve o zaman da hala aynı şevkle inanıyorsa gerçek Müslüman olmak düşüyor, bilmem anlatabildim mi?

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.