| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

2 "doğu batı" etiketi kullanan gönderi "doğu batı" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Tanrı Kral - Vatandaş Kral

berlusconi_mittelfinger_200505012 Batılı devlet adamlarını, doğulu devlet adamlarından ayıran çok önemli bir özellik var. Tavırlarındaki, hareketlerindeki rahatlık ve sıradan olma çabası. Bana ve bizim  gibi eski dünya halklarından olanlara bu sıradanlık çoğu zaman ilginç geldi, garipsedik; bazense bu kadar da olmaz diyerek yakıştıramadık. Konuyu biraz açalım.

George Bush'u düşünün. Sokağa çıktığında insanlarla şakalaşır, dalga geçer, kiminden bir makas alır, kimine bir beşlik çakar,sıradan insanlar gibi köpek gezdirir,sabah koşusuna çıkar... Boris Yeltsin'in sekreteriyle, Berlusconi'nin bayan polis memuruyla, kameralar önünde tacizli şakalaşmalarını düşünün (rahat ve sıradan olmanın üst sınırı ) Batılı devlet adamlarının çizdikleri bu portre tek bir şeyi haykırıyor: ‘Bakın! Ben de sizler gibiyim.' Bunun nedeni ise çok açık. Meşruiyet kavramı.

Batının devlet adamı, meşruiyetini halktan alır. Halktan biri, yöneticiye ‘'Neden beni sen yönetiyorsun? Bizi yönetme hakkını neden bir başkasına değil de sana verelim?'' diye bir soru sorduğunda verilecek cevap açıktır: ‘‘Bunun nedeni beni sizlerin seçmesidir. Aslında benim de sizlerden bir farkım yok.'' diyecektir. ‘‘Ben sizleri, sizler adına yönetiyorum.'' Bir bakıma bu, ‘‘primus inter pares''durumudur.

Fransız Devrimi'nden önce parlamentoda yapılan bir toplantıda, konuşmacılardan biri şu cümleyi söyler ve çok büyük bir alkış alır: ‘‘Vatandaşlar, vatandaş bir kralın yönetiminde kendilerini bir kral gibi hissederler.'' Bu, Batılı demokrasi kavramının doğasını birebir yansıtan bir cümledir.

Şimdi bir de doğuya, eski dünyaya, yani kendimize dönelim. Doğu coğrafyasında yönetici meşruiyetinin kaynağı Tanrı'dır. Doğunun hükümdarı, ‘Neden bizi sen yönetesin?' sorusuna, batıdaki meslektaşlarının aksine şöyle cevap verirdi: ‘‘Bunun nedeni beni tanrının seçmesidir. Ben, sizlerden farklı ve üstünüm. Ben Tanrı'nın gölgesiyim.'' diyecektir. ''Ben sizleri Tanrı adına yönetiyorum.'' Doğu tarihindeki firavunlar, tanrı krallar, hükümdar-kilise (şeyh-ül İslam,halife) arasındaki ilişkiler, meşruiyetin ilahiyattan geldiği tezini destekler nitelikte. Tabi ki halkın da hükümdarına yüklediği moral anlamlar bu durumun karşılıklılığını da ortaya koyar. Kısacası hükümdar, tanrının kulları statüsünün bir üst basamağıdır.

Davos - ErdoğanBu anlayış doğu halklarının genlerine işlemiştir. Bugün bile bu anlayışın etkisindeyiz; örneğin, birkaç gün önce İran devlet başkanının uzaya uydu fırlatılışı sırasında ‘Allahu ekber!' diyerek art arda tekbir getirmesi; halkına, yapılan her şeyin Tanrı adına yapıldığı inancını vermemiş midir? Davos krizinde, yanındaki gazetecinin omzuna dokunmasını hazmedemeyen başbakanın öfkelenmesi, ‘‘tanrı kral'' kroniğinin bir sonucu değil midir? Batılı devlet adamı halktan olduğundandır ki omzuna rahatlıkla dokunursun. Ama karşında, ülkesinde ‘‘Tanrı'nın gölgesi'' edasıyla oy alarak meşruiyet kazanmış bir devlet adamı varken, ona bu kadar şıradanmışçasına davranamazsın. Başbakanın öfkesinin sebebinin bir ölçüde bu olduğunu düşünüyorum.

Neyse. İlk yazı için uzatmamak gerek. Burada yazımı kesiyorum ve hepinize hoşbulduk diyorum. Türkiye'nin en güçlü  blog yazarı olduğunu düşündüğüm Okan Yüksel'e, bana sayfasını açtığı için teşekkür ederim. Umarım güzel bir başlangıç olur. Düşüncelerimin hiçbir ideolojik endişe taşımadığımı, hiçbir ideolojik kaleye ait olmadığını üstüne basa basa belirtmek isterim. Umarım hepinizin ilgiyle okuyup tartışacağı düşünsel ürünler verebilirim.

Ortaçağ, Rönesans, Aydınlanma ve Avrupa

Sosyal Düşünceler Tarihi adında seçmeli bir dersim var. Dersin içeriği insanı ve insana ait düşünceleri anlamlandırmaktan oluşuyor. İnsanı ve insana ait düşüncelerin gelişimini anlamak noktasında temel kaynağımız Doç. Dr. Ayhan Aydın'ın "Düşünce Tarihi ve İnsan Doğası" adlı kitabı. İlkçağ Felsefesi ile başlayan serüven 20. yüzyıl felsefesine kadar uzanıyor. İşte tam da bu noktada bir sorun su yüzüne çıkıyor: bu serüveni acaba bizler yaşadık mı? Yurdum insanı ortaçağ karanlığından kurtulabildi mi? Rönesans'la ışığa koştu ve sonrasında da Aydınlanma ile bilimin ışığına boğuldu mu?

Düşünce tarihi ve insan doğası diye Avrupalıların düşünce tarihlerini ve doğalarını inceliyoruz. Oysaki bizler onların yaşadığı süreçleri yaşamadık. Bizim bir ortaçağımız olmadı, olduysa da onlarla aynı zaman ve şekilde olmalı. Bir aydınlanmamız da, ne yazık ki, onlarınki kadar etkili biçimde olmadı. Tarihi, kazananlar yazdırdı; bunu biliyordum. Bugün görüyorum ki tarihte kazananların yazdıkları tek şey tarih değil. Biz bugün insan olarak Avrupalı'yı görüyoruz ve sadece onun düşünce iklimini tüm insanlığın düşünce iklimiymişçesine okuyoruz. Oysaki bu insanlığın diğer üyelerine yapılabilecek en ağır haksızlık.

İşte tüm bu sebeplerden dolayıdır ki, Düşünce Tarihi ve İnsan Doğası demek sadece Avrupa düşünce tarihi ve de sadece Avrupalıların doğası olmamalı. Bu topraklar da göz önüne alınmalı, bu topraklarda da düşüncenin, ağır aksak olsa bile, bir seyir izlediği kabul edilmeli. Bu toprakların ve üstündeki insanların varlıklarını, bu insanların da bir düşünce iklimlerinin olduğunu kabul etmediğimiz sürece Düşünce Tarihi'ni Avrupa sınırlarına hapsetmiş oluruz. İşte bu noktada genç akademisyenlere büyük işler düşüyor, bu toprakların düşünce iklimini, doğunun siyasi tarihini yazmak genç akademisyenlere düşüyor. Gördüğüm kadarıyla yaşlıcalarından daha çalışkan ve bilgililer. Onlara güveniyorum, inanıyorum..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.