| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

14 "eğitim" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"eğitim" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Bir Cumhuriyet Kadını: Türkan Saylan..

Türkan Saylan Aylar öncesinde onun hakkında birşeyler yazmak istedim, sonrasında hayatın karmaşası içinde unuttum gitti.. Bugün ona dair birşeyler yazmama, ne yazıktır ki, onun ölümü vesile oldu. Türkan Saylan'ı kaybettik, o güzel insan artık bizlerle değil..

Evet, düşünceleri ve eylemleriyle daha on yıllarca yaşayacak, bizimle olacak Türkan Saylan ama onun gülen yüzünü artık göremeyeceğiz. Sizi bilmem ama ben, o gülen yüzü özlemeye başladım bile..

Yurdum insanının elleri üzerinde son yolculuğuna çıktı Türkan Saylan.. Yurdum insanı sahip çıkıyor Türkan Ablasına, Türkan Annesine.. Tertemiz eller üzerinde ebediyete intikal ediyor Türkan Saylan. Televizyonun başında, izliyor ve gurur duyuyorum: önce Türkan Saylan gibi bir insanımız olduğu için ve sonra da bu insanı yurdum insanı sahipsiz bırakmadığı için..

Ve Tekrar Üniversite..

Bayram tatilini tam bir hafta uzattıktan sonra tekrar Bursa'dayım. Bursa, her zamanki gibi yeşil ve güzel.. İnsanlara karşı sıcak bir yüzü yok, hatta soğuk bir vizyonu olduğu bile söylenebilir ama her nedense seviyorum bu şehri..

Dersler de Bursa'yla ve üniversiteyle birlikte başladı, doğal olarak. Vizeler fena değildi, en azından iki AA geliyor. Finalde çok daha iyisini yapmak için çalışma, çabalama zamanı da geldi. Bir ders haricinde, betimsel istatistik, diğer tüm derslerde "mükemmel" başarı seviyesine ulaşma kararı aldım. Hayatımda ilk defa %100 başarı için çabalayacağım, hayırlısı.. Bakalım ne olacak, ilerleyen süreçte yine bu satılarda paylaşacağım.

Cumhuriyet'in Eğitim Sorunu!

Atatürk Siyaset Bilimi okuyanlar bilirler, hemen her rejim varlığını meşrulaştırmak için toplum içerisinde rejim yanlısı bir taban yaratmak durumunda kalır. Bu noktada ise hemen her devlet eğitimi kullanır. Bu taban yaratma eylemlerinin bütününe ise politik endoktrinasyon adı verilmektedir ve hemen her devlet diğer devletlerin politik endoktrinasyon çalışmalarına saygıyla yaklaşır.

Türkiye Cumhuriyeti de hemen hemen diğer tüm devletler gibi rejim yanlısı nesiller yetiştirmek gereğini ciddi olarak hissetmiş olmalı ki "milli" kelimesini savunma gibi bir bakanlığın dışında eğitim bakanlığının önüne de eklemiş.

Tüm bunlara karşın 2008 yılının Eylül ayında anladım ki, Türkiye Cumhuriyetinin politik endoktrinasyon çalışmaları tam anlamıyla iflas etmiştir! Siyasi Tarih dersim içerisinde hocamızın Kurtuluş Savaşı hakkında sorduğu soruları, bir amfi dolusu üniversite öğrencisi arasında tam olarak doğru cevaplayan tek bir öğrenci ne yazık ki çıkmadı. Arkadaşlarımı suçlamıyorum çünkü o gün o soruların doğru cevaplarını ben de tam olarak bilmiyordum.

Ayrıca sorunun biz öğrencilerde olduğunu da sanmıyorum. Çünkü hemen hemen hiçbir öğrenci soruların doğru cevaplarını tam olarak bilemedi. Hatta pek çok kişi Kurtuluş Savaşı ile I. Dünya Savaşı'nda savaştığımız cepheleri birbirine karıştırdı. Bu noktada sorunun öğrencilerde olduğunu düşünmek, kolaycılık olacaktır. Bu kolaycılığın acı sonuçlarını görmeye başladık bile: Atatürk'ü sevmeyip Humeyni'nin yolundan giden gençler türedi bu ülkede! Eğitim şart ama sözde değil özde bir eğitim!

Kılavuz, öğrenciye..

Eğitim Şu son günlerde internet beim için ulaşılması pek kolay birşey değil, haliyle günü gününe yazamıyorum. Öncelikle bu noktada affınıza sığınarak devam ediyorum..

Şu son günlerde Sosyal Düşünceler Tarihi dersim için okumalar yapıyorum. Okumlarım sırasında şu satırlarla karşılaştım ve bu satırlara kayıtsız kalamadım: "Kılavuz, öğrenciye bütün izleri öğretmelidir. Ama gideceği yolu seçmemelidir.."

İşte resmi eğitim ve öğretimin hemen hemen tüm dünyadaki en temel sorunu bu: Ufacık çocuklara kılavuzluk adı altında kendi bildiği yolu göstermek! Oysaki eğitim o çocukları politik ve dini olarak endoktrine etmektense o çocuklara kendi seçimlerini yapma hakkını sunmalı. Bunu din, ideoloji ve felsefe noktasında da yapmalı. Örneğin çocuklara hemen her ideolojiyi objektif bir şekilde sunmalı, adam gibi ve eşit ölçüde dinler tarihini okutmalı.. Çocuklara herşeyi öğretmeli ama kendi doğrularını "evrensel doğrular"mışcasına o küçücük beyinlere kazımaya kalkmamalı! Çocuklar kendi ideolojilerini, kendi dinlerini ve hatta dillerini seçebilmeli..

Tüm bunlar doğru olsalar da şimdilik sadece "tatlı bir rüya"dan ibaret.. Dünya devletleri hala devletin millet üzerinde politik endoktrinasyon hakkı olduğuna inanıyor. Umarım kısa zamanda bu yanlış inanışın ne kadar boş olduğu görülebilir.

Kalkınmak İçin Genel Eğitim Şart DEĞİL!

Daha öncesinde de yazmıştım (Kitle Eğitimi? Özel Yetenek Eğitimi?) ve sormuştum okurlarıma "Kitle eğitimi mi, özel yetenek eğitimi mi?" diye.. Bugün hala harahetle süren Prof. Erol Güngör araştırmam sırasında öyle bir paragraf okudum ki, tarifsiz bir mutluluk yaşadım. Düşüncemin, bundan yıllar öncesinde bir bilim adamımız tarafından, hem de entelektüel bir bilim adamımız tarafından savunulduğunu görmek bana büyük bir özgüven verdi. Neydi benim ana fikrim? Diyordum ki, "Alt ve orta zeka grubundan geriye kalan üst zeka grubunun üyeleri, yani ülkemin eli adam gibi iş tutar bireyleri ise çeşitli şekillerde seçilmeli ve özel eğitimlere tabii tutulmalılar. Bu insanlar ihtisaslaştırılmalı ve ihtisaslaştıkları konuda en iyi kılınmalıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti, kurulacak böylesine özel bir okuldan her yıl 1000 mezun alsa, misyonuna çok daha yakın ve çok daha iyi bir vizyonda olacaktır." Prof. Erol Gügör de böyle düşünüyor olacak ki şunları yazmış: "Halbuki genel eğitim kalkınmanın sebebi değil, neticesidir. Kalkınmayı yapacak olanlar ise, memleketin problemleri üzerine düşünmeye ve çözüm bulmaya elverişli kalitede aydınlardır. 'Birinci sınıf' insanlardır. Zaten kalkınmamış, geri kalmış bir ülke, kendi problemlerinin neler olduğunu ve bunlara nasıl çare bulunabileceğini bilmeyen bir ülke demektir."

İşte şimdi bizim ihtiyacımız olan bu "birinci sınıf" insanları bulmak ve özel bir eğitimle yetiştirmektir. Aksi halde, genel eğitim aracılığıyla kalkınmak tatlı bir rüya olarak kalacaktır.. Türkiye gelişmekte olan ama bir türlü gelişemeyen ülkeler kategorisinden çıkmak istiyorsa, birinci sınıf insanları dümenine oturtmasını bilmelidir!

Kitle Eğitimi? Özel Yetnek Eğitimi?

eğitim Çağımızın en ileri siyasal organları devletler. Devletler kendilerine has milyonlarca insandan oluşan bir halka sahipler ve bu halkı kendi bildikleri şekilde eğitme telaşındalar. Bu noktada pek çok gelişmemiş veya gelişmekte olan devlette kitle eğitimi çalışmaları yapılıyor. Kitleler gerek ideolojik, gerekirse de politik olarak endoktrine ediliyor; resmi tezlere inandırılmaya çalışılıyor. Bunun yanı sıra ise kitlelere meslek edindirilmeye ve böylece halk etkin olarak kullanılmaya çalışılıyor.

Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde kitle eğitimi aslında pek de başarıyla sürdürülemiyor, bin bir zorlukla karşılaşılıyor. Bugüne kadar hiçbir zaman halka ve insan topluluklarına değer vermemiş; halkın görüşlerindense seçkin bireylerin görüşlerini önemsemiş birisi olarak, yine de bu zorukların aşılması gerektiğini düşünüyorum. Halkın alt ve orta zeka grubunun üyeleri belirli bir noktaya kadar eğitilmeliler. Bu yapılmalı çünkü bu dünyadaki en büyük tehlikeyi ortalama zeka seviyesindeki insan toplulukları yaratıyorlar. Bu kitleler endoktrine edilmeliler ki ilerde sorunlar yaratmasın ve ilerlemenin önündeki engel olmasınlar.

Alt ve orta zeka grubundan geriye kalan üst zeka grubunun üyeleri, yani ülkemin eli adam gibi iş tutar bireyleri ise çeşitli şekillerde seçilmeli ve özel eğitimlere tabii tutulmalılar. Bu insanlar ihtisaslaştırılmalı ve ihtisaslaştıkları konuda en iyi kılınmalıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti, kurulacak böylesine özel bir okuldan her yıl 1000 mezun alsa, misyonuna çok daha yakın ve çok daha iyi bir ziyonda olacaktır.

Yetenek avcılığının zamanı geldi de geçiyor, bu toprakların dahi insanları keşfedilmeli ve doğru düzgün pozitif eğitimden geçirilmelidirler. Bilimde, sanatta ve sporda iyi bir yerlere gelmek istiyorsak, bu noktada artık geç kaldığımızın farkına varmalıyız. Kitlelere ayırdığımız milyonlarca liranın çok çok küçük bir kısmını bu ülkenin dahilerine ayırmalıyız.

Üniversite'de Öğrenci Olmak..

Üniversite Öğrencisi 30 Mart'ta "Üniversitelerde Öğrenci Kalitesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve üniversite öğrencilerinin öğrenmeye karşı tutumlarını ve ezberciliği eleştirmiştim. Ardından okuyucu yorumları arasında Ali Bey'in satırları gözüme çarptı. Böylesine güzel bir yorumun orada sıkışıp kalmasına gönlüm razı olmadı ve ben de buraya taşımaya karar verdim:

Üniversitede yanlış hatırlamıyorsam sentaks dersindeyiz. Okutman Esin Eyüboğlu dersi işliyor. Anlatıyor, tahtaya yazıyor, vesaire..
Bir kız "hocam tekrar anlatabilir misiniz?" diye kibarca ricada bulundu. Esin Hanım: "Çocuklar burası üniversite. Lise-ortaokul havasından kurtulun. Biz size ders anlatmıyoruz. Çalışacağınız şeyleri kabataslak gösteriyoruz. Üniversitede siz her şeyi kendiniz araştıracaksınız.." gibi sözler söyledi.
Bizim gençlik üniversitede genelde şöyle bir yol izler: Sınavlarda ne sorulacak, bunları bileyim, geçerli not alayım.. Oysa üniversite asla böyle bir şey değildir. Bir konuda uzmanlaşmak ve uzmanlığını belgelemek için yol gösteren, kaynakları bildiren ve sunan bir yerdir. Bir sömestrde 50 sayfalık konu mu işlendi? Sen araştıracaksın bilgini 500 sayfaya yayacaksın. Bu bir örnek. Sözün gelişi. Ama böyle çalışmak gerekiyor. Ders konuları ile ilgili kitaplarla yetinmemeli. Onlar olmasa da olur, ben bilgimi ve tecrübemi en iyi nasıl geliştiririm diye öğrenci elinden gelenin en iyisini yapmalı.
Atatürk "fikri hür vicdanı hür irfanı hür" nesiller istiyordu ama bakıyorum da yeni nesillerin bir kısmı uçkuru hür olmaktan başka bir şeyin derdinde değil; bunu çağdaşlık sanıyor. Bir kısmı ise aklını fikrini bırakmış "abi"lerinin telkinleriyle robot gibi hareket ediyor.

Eğitimin Ahlaklı Bireyler Yetiştirme Misyonu

çocuk12 Eğitime ve öğretime sıklıkla yer veriyorum bu satırlarda. İnsanın eğitimle biryerlere gelebileceğine inanıyorum: insanı, eğitimsiz eksik sayıyorum. Bu noktada Türk Eğitim Sistemi'ni de eleştirmek durumunda kalıyorum çünkü kıstas alıdğım eğitim sistemi olması gerken sorunsuzluk noktasından çok çok uzaklarda..

Yazık ki, halkımız bu aksak sistemde bile ilk okul dört seviyesinin ötesine geçememiş durumda. Evet, halkımızın eğitim seviyesi ilkokul dördüncü sınıf! Peki ya ahlak seviyesi? İnsanımız sizce kaçıncı sınıfta, veya olduğu sınıfa kadar MEB nasıl bir ahlak sundu insanımıza, bize?

Aldığım eğitim bu noktada genelleştirilebilecekse, kısaca şöyle özetlenebilir: Bir Çek artasözü açıklıyor MEB'in kurumlarından aldığım tüm eğitimin, ahlakın özünü: Asılan hırsız değil, birşey çalarken yakalanandır! Tanrıya şükürler olsun, derslerim her zaman orta derecede oldu: Kişiliğimi zedeleyecek kadar almadım, MEB kurumlarının sunularını!

Sınavlardan kaç puan alıdığım önemli oldu her zaman, nasıl bir kişiliğim olduğunu kimse önemsemedi! Sınavlarda kopya çekme imkanım varken çekmediğimi kimse görmedi, ödüllendirmedi! Tüm bunlar bana öğretti ki bu ülkede kağıtlar önemli, not defterleri önemli.. Eve giden karne önemli, babam sadece o karneye göre değerlendirecek beni.. Babama kızamam bu noktada, çünkü o da biliyor tüm Türkiye'de karnelerin kişilikle ilgili bölümünün yek "Pekiyi" olduğunu!

Ahlakımız, kişiliğimiz maalesef "pekiyi" değil. İlkokul öğretmenlerimizin hepsi ya yalancı, ya da çıkmadık candan umut kesmek istemediler zamanında.. Evet, o canlar çıkmadılar ama çok insanın canını çıkarttıkar. Bu ülkenin paralarını hortumladılar, yetim hakkı yediler vs..

Ahlakmış, yeme şimdi beni Okan! Eğer bu ülkenin en sevilen insanı olmak istersen, yapman gereken ahlaklı olmak değil.. Yapman gerken paranın olması, televizyon ve gazetelerde reklamını yaptıracak kadar paranın olması. Ahlaklı olmak bir rüya, belki de bir saçmalık..

Saçmalıyorum, ne mutlu bana!

"Lost" olduk çıktık :)))

lost Kayboldum ortalardan, hatta Elif'in tabiriyle "Lost" oldum çıktım )) Dizi beni çok çarptı, sarstı falan diyemem ama yeteri kadar etkiledi. İki günde on beş bölümü devirdik, şimdi de hemen yanı başımda izlemediğim beş bölümün daha DVD'si duruyor. Dizi bizim dizi kültürümüzden oldukça farklı, bir kahraman ve çevresindeki ezik-aksak kişiliklerden oluşmuyor: Fazlasıyla gerçekçi ve hayata dair. Malumuz ihtiraslar, hırslar, tutkulu aşklar ve çok daha fazlası...

Diziyi izlerken sosyal bilim okuyan herkesin bu diziyi izlemesi gerektiğini düşündüm. İnsanların yeni bir hayata başlamalarını, ortalıkta para yokken mübadelenin nasıl yapıldığını ve iş bölümünün zamanla nasıl geliştiğini dizinin sahnelerinde çok güzel gördüm. Otoritenin, liderliğin ve çok daha fazlasının yansımalarını seyrettim.. Bu noktada aklıma hoş bir fikir gerdi, sosyal bilimleri bir filmler dizisi aracılığıyla insanlara çok güzel anlatabiriz! Özellikle bunu üniversitelerde uygulayabiliriz: Lost veya bu noktada daha fazla işimize yarayabilecek bir dizinin sosyal açıdan dökümünün yapılması bence mükemmel bir uygulama olacaktır. Hem kalıcı, hem de fazlasıyla eğlenceli!

Olumsuz eleştirilere gelecek olursak, ne yazık ki yok değiller: Hatta biraz fazlacalar. Mesela ben bindiğim hiçbir uçakta bu kadar güzel kızı ve bir o kadar da yakışıklı çocuğu bir arada görmedim. Tanıdığım kadarıyla da insanlar böylesine bir kazanın üzerine, yerde cesetler yatarken böylesine rahat bir psikolojide olamazlar: Mesela "sarışın aptal" rolündeki kızımız gibi güneş yağı, parmak arası plaj terlikleri ve havlusuyla bir güzel güneşlenemez.. Ayrıca bildiğim kadarıyla hiçbir uçakta kocaman bir balta bulamazsınız, oysa kahramanlarımızın odun kestikleri çok güzel bir baltaları var.. Gerçekçi bakacak ve her sahneyi zihnin süzgecinden geçireceksek pek çok yanlış görme imkanımız var. Ama bence zamanı değil; cipsimi yer kolamı yudumlarken fena gitmiyor Lost.. Eskiden nasıl Rambo'nun kaç adam öldürdüğü perdenin alt köşesinde sıralanıyorsa, bugün de Lost sıralıyor birşeyleri: Kötü olan gerçeklikle pek yüzleşmemesi, iyi olan her geçen zamanda Batı sinemasının gerçekliğe yaklaşması..

Artık Zor Düzelir Bu Ülke

eğitim Umarım yanlış bir değerlendirme sonucu atılmıştır bu başlık. Az önce okudum DemotikE'de. Üzüldüm, geleceğe dair karanlık görüler sıralandı beynimde. Korktum!

Yanlış bir değerlendirme olmuştur umarım, en azından abartılmış bir değerlendirme! Yok ama bir türlü çürütemiyorum bu iddiayı: Artık Zor Düzelir Bu Ülke!

"Neden düzelmesin ki?" diye sorasım geliyor ama soramıyorum. Cevabı gözümün önünde: OECD 2007 Eğitim raporu ortadayken harbiden Artık Zor Düzelir Bu Ülke!

Raporda neler yer alıyor, hepsini sıralamayacağım. Beni ilgilendiren, ki işin en acı tarafı da bu, noktası: Raporda Türkiye, üniversite ve lise mezunu ortalamasında en sonda yer alıyor. Eğitime en az kaynak ayıran ülke ise yine Türkiye...

Rapor ortadayken ve günlük hayatta bu raporun hiç de gerçeklerden uzak olmadığını deneyimlerimizle tasdik etmekteyken, harbiden Artık Zor Düzelir Bu Ülke!

Sözü bitirirken Fakir Baykurt'tan bir alıntıyla bitiriyorum. Kaçakyayın dergisinin 1.4.06 yayınından kestiğim bir bölüm, saklamıştım bugün değerleniyor: Ülkemizde Cumhurbaşkanımız da dahil, hiçbirimiz ilkokulu bitirmemiş durumdayız. İlkokul üçüncü sınıftan, okulu bıraktmış durumdayız. Şu an bile imza yerine parmak basanlar, nüfusumuzun dörtte biri. Ben değil, istatistlikler böyle diyor.

Gel de çığır çığırabildiğin kadar: Yaşasın Cahiller Demokrasisi!!! Acı ama bu hal değişmedikten sonra harbiden Artık Zor Düzelir Bu Ülke!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.