| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

5 "ece temelkuran" etiketi kullanan gönderi "ece temelkuran" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

"Ermenilerden Özür Diliyorum!"

Ece Temelkuran Gündem boş olunca, medya eline ne geçirirse kullanıyor.. Bir de işin içinde ünlü simalar varsa, işin sonu gelmek bilmiyor. Bir takım aydının techir maduru Ermenilerden özür dilemesinin bu kadar büyütülmesini de ben buna bağlıyorum. Aslında böylesine büyütülecek birşey yok ortada..

Kendi kadar güzel yazan bir yazarımız, Ece Temelkuran'ın da içinde olduğu isimler Ermenilerden "kendi adlarına" özür dilemişler. Bu noktada onlara birşey diyemem, sonuçta herkesin kendi adına özür dileme hakkı var. Bu noktada kararlarına saygı duyuyorum. Ve aslında, iş burada bitiyor. Ama medya bitirir mi, önüne gelene soruyor: peki siz özür diler misiniz? Sonrasında ise ister istemez herkes birşeyler diyor ve tartışma büyüyor.

Tarışma bu kadar büyümüşken, ben de ister istemez tartışmaya dahil oluyorum. Kendi kendime soruyorum, böylesine bir özür metninin altına imza arar mıyım? Atacağımı sanmıyorum, sonuç itibariyle dün de bugün de hiçbir sorun yaşamadım Ermenilerle. Onların haklarına sonuna kadar saygı gösterdim, onlar da benim haklarıma saygı gösterdiler. Özürü gerektirecek bir durum her iki taraf için de söz konusu olmadı, yani. Peki, yıllar yıllar öncesinde yaşananlar ve dökülen onca kan ne olacak? Dökülen kanlar beni, pek tabi, ilgilendiriyor ama ben kendimi kan döken veya kanı dökülen taraftan birisi olarak görmüyorum.. Bu noktada da kampanyanın anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Buna rağmen "keni adlarına" özür dileyen isimlerin birer vatan hainiymiş gibi sunulmasına da karşıyım. O insanlar, "kendi adlarına" özür dileme hakkına sahipler ve bu haklarını kullanmışlar. Doğrudur, yanlıştır.. Bence tam anlamıyla yanlış olmasa bile gereksizdir ama saygı duymaktan başka yapacak birşeyim de yok.

Not: Konu, Ermenistan ve Ermeniler olunca daha önce Ermenistan üzerine yazdığım iki yazım aklıma geldi. Bakmanızı öneririm: Ah Şu Ermenistan - I ve Ah Şu Ermenistan - II

İran İslam Cumhuriyeti ve İlişkiler

Ahmedi Nejat Ece Temelkuran'ın Ermenistan için söylediği birşey vardı: "Ey yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Bu önerme maalesef sadece Ermenistan için geçerli değil, Irak da bize uzak, Suriye de, İran da.. Bu sanırım bizim içimizden gelen bir politika değil, Batı'dan "ithal" etmek zorunda kaldığımız bir politika..

Daha lise yıllarında Milli Güvenlik kitaplarında okuduk, "dış tehditler" başlığı altında: Dost bildiğimiz sınırdaşlarımızın aslında bizi içten içe kemiren sinsi düşmanlar olduğunu. Nedense (!) Milli Güvenlik kitaplarımızda sıralanan bu tehditler arasında ABD yoktu!? İran ise ilk başta geleniydi.. Sebebi ise İran'ın şeriatla yönetilmesi ve bu yönetimi Türkiye'de de etkin kılma çabasıydı. Yıllar geçince gördük ki İran'ın böyle bir amacı yokmuş, bunu amaç edinen güç ABD imiş?!

Bu ülkenin kemalistleri de bu ülkenin ılımlı islamcıları da İran'ı hor gördü. Eksik bildi, güçsüz bildi. Oysaki İran (sadece dış politikada) her iki güruhun da yapamadığını yaptı, yapıyor. Dünyanın süper gücüyle restleşebiliyor, kendince de olsa tam bağımsızlığını koruyabiliyor. Ben, kişisel olarak İran'a saygı duyuyorum. Halka ve aydınlara yaptığı baskıyı, o iğrenç idam görüntülerini elbette kabul etmiyorum ama sadece şeriatla yönetiliyor diye İran'ın hor görülmesine de bir anlam veremiyorum. Bu noktada sözü Prof. Yalçın Küçük'e bırakıyorum: "İran büyük bir uygarlıktır ve İraniler büyük bir millettir, hep Batı'ya karşı oldular. Bugünkü (şeriatla yönetilen) İran'ı kalıcı sanmak çok yanlıştır. İran değişir. Uzun dönemi düşünmeliyiz ve İran ile hep birlik aramalıyız. Dün de bugün de en çok şeriatla yönetilen ülke İsrail'dir. İsrail Yahudi Şeriatı ile yönetilen çok dindar bir ülkedir. Din yasaları işlemektedir. Sudi Arabistan kadar ve belki daha çok şer'idir. Öyleyse şeriatla yönetilen İsrail ile bu kadar yaklaşıldığı bir zamanda İran sözünden rahatsız olmak yadırgatıcıdır."

Ah Şu Ermenistan - II

Erivan Havaalanı En son Arto Boyacıyan'da kalmıştık, kendisinin Ermenilerle ortak bir kaderi paylaştığımızı anlatan şu satırlarını yazmıştım: "Ama şurada, hemen Erivan'ın dışında bir nükleer santral var. Patladı mı ne Ermeni kalır ne Türk.." Gerçekten de öyle, aynı topraklarda yaşayan insanların kaderi de çoğu zaman benzer oluyor..

Neyse, biz Ermenistan'ı tanımaya dönelim şimdi. Kitapta, oldukça ilginç bir ayrıntı gözüme çarptı: Ermenistan'ın bir Donanma Bandosu var. Bunda ne var demeyin, çünkü Ermenistan bir kara ülkesi, Ermenistan'da deniz yok.. Ama ilginç bir şekilde Ermenistan Donanma Bandosu var..

Göze çarpan bir diğer nokta da Ermenilerin sanata, özellikle de heykel ve edebiyata düşkünlüğü. Bu ilgi büyük boyutlarda, bunu Silva Gabudikyan'ın ağzından dökülmüş şu sözlerde görebiliyoruz: "Ama biz acı ile yaşamıyoruz sadece. Dünyanın, insanlık tarihinin iyiliklerini de önemsiyoruz. Burası iki yüz yıl önce Shakespeare çevirmiş, okumuş bir ülke! Bu, birşey demektir, önemli birşey demektir."

Ermenistan hakkında yazılacak yüzlerce paragraf daha var ama bunları yazacak ne yerim ne de zamanım var. Onları hiç ama hiç bilmiyoruz, bunu anlatmak amacıyla yazdım yazdıklarımı da.. Ece Temelkuran'ın da dediği gibi maalesef "En yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Bunu değiştirme gücü bence gençlerde.. Bunu ne devlet politikaları ne de politikacılar değiştirebilir, bunu değiştirecek tek güç Türk ve Ermeni gençleri.. Bu noktada Ermeni blog yazarlarına ulaşma imkanımız olsaydı keşke, birlikte birşeyler yapabilseydik onlarla..

Ah Şu Ermenistan - I

Ermenistan Ermenistan; bize bir o kadar yakın ve bir o kadar da uzak.. Evet, hemen yanıbaşımızda belki ama aynı zamanda ulaşamayacağımız kadar da uzağımızda.. Bunu Ece Temelkuran benden çok daha açıklayıcı ve edebi sunmuş. Diyor ki; "En yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Gerçekten de öyle değil mi? Ne biliyoruz hemen yanıbaşımızdaki Ermenistan ve Ermeniler hakkında? Eminim okyanus ötesindeki bir Brezilya'ya dair bilgilerimiz Ermenistan'dan çok daha fazladır.. Ermeni bir üniversite öğrencisi, Phil Gamelian'ın bir saptamsı bu noktada son derece haklı: "Ermeniler sürekli olarak Türkler hakkında konuşur, düşünür ve yazar. Ama Türkler, Ermeniler hakkında hiç konuşmuyor."

Bu noktada Ermenistan hakkında, Ermenistan'ın önde gelen isimlerinin Ece Temelkuran'la yaptıkları söyleşiler biraz olsun aramızdaki sis perdesini aralar sanıyorum. Örneğin Levon Ananyan'ın şu sözleri Ermenistan'ın sanat ve kültür hayatı hakkında oldukça açıklayıcı: "Bizim halkımız çok okuyan bir halktır. Ama serbest pazar ekonomisi her şeyi değiştiriyor elbette. Sovyet Ermenistan'ında şiir kitapları 40, romanlar 60 bin adet basılırdı. Telif ücretleri çok yüksekti. Ama bağımsızlıktan sonra devlet desteği çekilince yazarlar kendilerini finanse edecek insanlar aradılar. O finansman da şartlı geliyor. Bu yüzden bazen romanların üzerinde finanse eden otelin resmini ya da sponsor ne istiyorsa onu görebiliyorsunuz. Bu ülke yoksulluk yüzünden insanları tarafından terk edilen bir ülke. Ama biz hala okyanuslar için yazıyoruz."

Ermenistan'ın milli şairleri arasında sayılan ve Nazım Hikmet'le de dostluğu olan Silva Gabudikyan ise şunları söylüyor Ece Temelkuran'a: "Siz çok zor bir zamanda geldiniz küçük hanım. Bu ülke bütün bir yaşama sistemini değiştirdi. Ardından çok canımızı yakan Karabağ savaşı geldi. Sonra 1988'deki deprem... Elli bin kişi öldü, ülkenin yarısı yıkıldı. Kapalı sınırlar yüzünden yardım gecikti. Bağımsızlık ilan edildiği gün, bütün bu sıkıntıların on beş yıl süreceğini hiç kimse düşünmemişti. Biz küçükhanım, dört yıl elektriksiz yaşadık. Bu ülke, dört yıl mum ışığında yaşadı. Giysileriyle yatıp kalktı bütün halk. Ülkenin dörtte biri göç etti. Siz küçükhanım, işte böyle şeyler yaşamış bir halkın ruhunu anlamaya çalışıyorsunuz."

Ermenistan ise ortak bir coğrafyada, ortak bir kaderi yaşıyoruz. Oysaki ben yukarıdaki satırları okuyuncaya kadar, bu konuda pek de bilgi sahibi sayılmazdım. Oysa biz aynı toprağın ekmeğini yiyoruz. Arto Boyacıyan bunu çok güzel ortaya koyuyor: "Ama şurada, hemen Erivan'ın dışında bir nükleer santral var. Patladı mı ne Ermeni kalır ne Türk." (Ah Şu Ermenistan - II yakında..)

Dünya Kocaman Bir Hikaye, Bizler ise Birer Kurban..

dostluk Ece Temelkuran yazmış, Ağrı'nın Derinliği'nde: "Dünya kocaman bir hikayedir. O hikayenin neresine düşer senin varlığın, herhalde bu meraktır insanı geçmişe baktıran." Hepimiz bu hikayede bir rol kapma telaşındayız ve hatta birileri bizlere roller verme telaşında.. Kimimiz Türk oluyoruz hikaye içerisinde, kimimiz Ermeni ya da Kürt.. Sonradan hikayeye göre yaşıyoruz hayatlarımızı.. Bir zamanlar insanların yazdığı o hikaye, bugün insanların hayatlarını yazıyor.. Eğer hikaye içerisindeki Ermeni isek hayatı ve Türkleri 1915 çerçevesinden görüyoruz, yok eğer hikaye içerisindeki Türk isek hayata ve Rumlara "Düşman Rum" çerçevesinden bakabiliyoruz yanlızca..

Bu hikayenin bir parçası olmak ve bu hikayeyi değiştirmeye kalkmak ise çok büyük acılar yaşatabiliyor insana.. Ece Temelkuran'a bırakıyorum sözü: "Çünkü dedim ya, dünya büyük bir hikaye. Size anlatılmış bir hikaye. Bir dua gibi ezberliyoruz onu hepimiz. Tıpkı anlamadan okuduğumuz dualar gibi, ayıklamadan... Çünkü... Bilirsiniz duaları değiştirenlere ne yaparlar. Bütün dualardan mahrum bırakılır ölüleri... Belki ölülerin canını acıtmaz bu, ama geride kalanlar anlar öte tarafa tek başına gideceklerini. Dünya böyle korkutur insanı; duaları, hikayeleri diğiştirirse yalnız öleceğini belleterek."

Bugün hepimiz öyle ya da böyle bir hikayenin parçalarıyız. Bu hikayelere ailelerimiz, toplumumuz ve en sistemli şekilde devletimiz tarafından dahil edildik.. Sırf bu hikayedeki bir karakteriz diye dünyada yüzlerini bile bilmediğimiz milyonlarca düşmanımız olduğuna inandık. Evet, onlar da inandılar.. Onlar da sayıyorlar bizi "en büyük düşman".. Ama düşünce bir, aklı selim, insan anlıyor tüm bu hikayelerin dostuk ve kardeşlik yanında önemsiz olduğunu.. İnsan sarılmak istiyor, bunca yıldır "en büyük düşman" bildiği ama onunla aynı topraklara aynı kültüre ait olduğunu bilmediği insanlara; bir Ermeni'ye ya da bir Rum'a..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.