| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

26 "edebiyat" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"edebiyat" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Fredric Brown ve Dünyanın En Kısa Bilimkurgu Öyküsü

Son günlerde zamanınım büyük bir bölümünü bilimkurgu okumalarına ve araştırmalarına ayırıyorum. Öyküler, romanlar ve araştırmalarla günler geçiyor. Yine günler gelip geçerken, Fredric Brown imzalı bir bilimkurgu öyküsüyle karşılaştım. Hayatımda okuduğum en kısa ve kısalığına oranla en çarpıcı öykülerden birisiydi bu. Hal böyle olunca sizlerle paylaşmaya karar verdim. İşte bunca yıldır karşılaştığım öyküler arasında en kısa ve kısalığına oranla çarpıcı olanı:

Profesör John, yıllardan beri zaman konusu üstünde çalışıyordu.
“Fakat sonunda çözümü buldum,” dedi kızına. “Makine bizi geçmişe götürecek.”
“”Bununla zamanı geriye çalıştıracağız.”
Makinedeki düğmeye bastı.
Bastı düğmeye makinedeki.
“Çalıştıracağız geriye zamanı bununla.”
“”Götürecek geçmişe bizi makine,” kızına dedi. “Buldum çözümü sonunda fakat.”
Çalışıyordu üstünde konusu zaman beri yıllardan John Profesör.

Başarılı Olmak Ya Da Olmamak?

çocuk12 İnsanları kabaca aptallar, orta zekalılar ve ileri zekalılar olarak üçe ayırsak bu üç gurubun dağılımı şöyle olacaktır: Aptallar her yerde vardır. Orta zekalı insanlar çoğunluktadır. Toplumlar daha çok bu tür insanlardan meydana gelir. Doğa, şaheserleri, yani ileri zekalı insanları da seyrek olarak yaratır.

Elif Şafak, Baba ve Piç'te bu üç gruba dair şöyle bir saptama yapıyor: "İnsanların ezici çoğunluğu asla düşünmez, düşünenler asla ezici çoğunluk olmaz." Sözün özü hemen her toplumun büyük bir bölümünü düşünemeyen beyinler, aptallar oluşturur. Böyle bir ortamda da, pek tabii, başarı hazmedilemez!

Bugün Türkiye'de, hemen her yerde başarılı olmanın hazmedilemediğini görüyorum. Pembe Candaner, Sabah'ta, "İyi birşeyler yaptığınızda, o başarıyı paylaşmak yerine, savaş açma ruhu toplumumuzda maalesef sıkça görülen ve tedavisinde çok başarılı olunamayan bir hastalık. Çünkü alkışlamak yerine, o başarıya gölge düşürmekte üstümüze yok." yazmış, katılmamak elde değil. Bugün üniversitede de, iş hayatında da ve hatta sosyal ilişkilerde de başarı içten içe kötü karşılanır birşey. Bunun piskolojide de yeri var: "İnsanoğlu kendinden daha güçlü, daha bilgili, daha becerikli insanlarla karşılaştığı zaman 'Bu insandan bana zarar gelir mi?' diye bakar. Bu nesnel benin (Egonun) doğal işlevidir."

Sözün özü, "doğal olarak" Türkiye'de ve belki de dünyanın diğer taraflarında da başarı kıskanılır, kötülenir birşeydir. Böyle bir ortamda başarılı olmak cezalandırılır. Bizim tarihimiz ve bugünümüz bunun binlerce örneğiyle doludur. Hal böyle olunca da başarılı olmak, sivrilmek pek de zekice görünmüyor yurdumda ve ben de 21 yaşımda annemim babamın bunca yıldır neden "Sivrilmek iyi değildir oğlum!" dediklerini ancak anlayabiliyorum.. Sanıyorum anlamakta çok geç kalmadım, hala bir umut var..

Turgut Özakman ve Tiyatro

Turgut Özakman Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler adlı kitabıyla geniş kitlelerce tanınma imkanı buldu. Ben de milyonlarca insan gibi onu Şu Çılgın Türkler adlı kitabı vesilesiyle iyice tanımış oldum. Fakat onun hayatına ve eserlerine dair birşeyler okuyunca gördüm ki Turgut Özakman'ı bundan çok zaman önce tanımışım. Lisede iken arkadaşlarımız, Akman'ın "Bir Şehnaz Oyun" adlı oyununu sahnelemişlerdi. Sonrasında ise yine Akman'ın "Töre" adlı oyununu Adana Büyükşehir Belediyesi Sahnesi'nde izledim. Son olarak da Bursa Devlet Tiyatrosu'nda "Deli Bayramı" adlı oyununu gördüm.

Bir Şehnaz Oyun'u amatör arkadaşlarımız yaptığı ve yıllar öncesinde izlediğim için değerlendiremeyeceğim ama Töre ve Deli Bayramı üzerine söyleyecek birkeç sözüm var. Her ikisinden de beklediğim tadı alamadım. Özellikle, Deli Bayramı'nda kendimi gülmek için zorlasam da gülemedim. Bir yapmacıklık, bir basitlik hissettim. Bunda Bursa Devlet Tiyatrosu'nun da etkisi olabilir, belki oyuncular oyunu benimsememiş olabilirler. Tüm bunlara karşın oyunun gelişimi, içeriği de beni sıktı. Asıl delilerin kim olduğu bundan çok daha iyi anlatılabilirdi, örneğin Şahan Gökbakar'lı Doğa Rutkay'lı Gen filmi bunu çok iyi anlatmıştı.

Sözün özü, Özakman'ın kitlelere yıllar boyunca ulaşamamasının altında bu yetersiz tiyatro oyunları olabilir. Aksi halde Özakman'ı tanımamıza yazdığı bir iki romanı değil de yazdığı oyunları vesile olmaz mıydı?

TÜYAP Bursa 7. Kitap Fuarı

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ Çanakkale sonrası, TÜYAP Bursa 7. Kitap Fuarı'nda aldım soluğu. Yayınevleri de kitaplar da dergiler de mükemmeldi. Böylesine bir ortamda bulunmaktan mutluluk duydum, tüm kalabalığına rağmen tüm standları birer birer gezdim. Haliyle bolca kitap ve dergi de almış oldum, ilerleyen süreçte bu kitap ve dergilerden birsürü makale çıkacağa benziyor..

Yazarlar noktasında ise Osman Pamukoğlu ve Muazzez İlmiye Çığ ile görüşebilme imkanım oldu. Muazzez Hanım, tüm zarifliği ve gülen yüzüyle imzaladı kitabımı. Üniversite öğrencisi olduğumu da öğrenince, devrimlerin bekçisi olduğumuzu ve Mustafa Kemal Atatürk'ü bir an dahi unutmamamız gerektiğini söyledi. Bu noktada kendisine katılmamak elde değil.. Osman Pamukoğlu ile zaman yetersizliğinden kitabımı imzalatma ve fotoğraf çekilme imkanım olamadı. Yalnızca elini sıkabildim ve HEP'te başarılı olmasını diledim.. Ayrıca HEP'in Bursa'da ve Türkiye'nin diğer pek çok il ve ilçesinde örgütlendiğini de öğrendim.

Üzüldüğüm tek nokta, haftalar öncesinde telefonla görüşüp buluşmak üzere anlaştığımız Yüksel Mert ile görüşememek oldu. Akis Kitap standında gözüm onu aradı ama maalesef geç kalmıştım. Ben de bunun acısını kitabından çıkarttım, Büyük Türk Milleti adlı kitabını aldım ve okumaya başladım. Artık buluşmak memlekete (Adana) kısmet olur sanıyorum.

TÜYAP - BUTTİM Muazzez İlmiye Çığ1 Yüksel Mert TÜYAP - OKAN YÜKSEL

Büyüklere Masallar: Küçük Prens

Küçük Prens Ne yazık ki küçük bir çocukken dünya edebiyatından uzaktım, Ömer Seyfettin yeterli görülmekteydi ailem ve öğretmenlerim tarafından. Sadece Ömer Seyfettin ve malumunuz diğer yerli yazarların çocuk öyküleriyle yetiştim. Ömer Seyfettin'in de hakkını yemiş olmayayim, onlardan da çok şey öğrendim. Ama bugün diyorum ki keşke küçük bir çocukken okuyabilseymişim Antoine De Saint-Exupery kaleminden çıkma şu ünlü Küçük Prens'i.

Dün Ankara'da sahaf sahaf dolaşırken çok eski bir Küçük Prens buldum, merak edip komik bir ücret karşılığı satın aldım. Ne de olsa dost sohbetlerinde bir iki kez konuşulmuştu ve ben de konuya hakim olamayınca susmak durumunda kalmıştım. Okursam bu eksikliğimi gidereceğimi düşündüm.

Kitabı aldım, bir cafeye oturdum ve çay kahve eşliğinde okudum o güzel sayfaları.. Kitabın son sayfasını da okuyunca, dedim ki: İnsan Küçük Prens'i çocukken okumuş olsun ya da olmasın bir de erginken okumalı! Bu kitap, çocuklardan ziyade büyüklere sesleniyor kanımca. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali..

Örneğin Küçük Prens'in kralla sohbet ettiği bölümü günümüz "kralları" dikkatle ve tekrar tekrar okumalılar: "Herkesten verebileceğini istemek gerekir, diye sürdürmüş kral. Erk herşeyden önce akla dayanır. Ulusuna kendisini denize atmasını buyurursan, kalkar devrim yapar. Sözümün tutulmasını istemeye hakkım var, tüm emirlerim akla yatkındır çünkü. (...) Bir generale deniz kuşuna dönüşmesini emredersem, o da bu emri yerine getirmezse.. Bu onun suçu olmaz tabi ki! Bu benim hatam olur."

Başta da dediğim gibi, büyüklere masallar.. Umarım büyükler bu masalları okumuş ya da okuyacaklardır, aksi halde kralın da dediği gibi zararlı olan kendileri olur. Okumak isterlerse, buaya tıklamaları yeterli olacaktır.

Yalçın Küçük, Kemalist Mi?

Yalcin_Kucuk1 Bursa'da, kütüphanemin bir köşesi Yalçın Küçük imzalı onca kitapla dolu. Evime konuk olan arkadaşlar, haliyle soruyorlardı kim bu Yalçın Küçük diye.. Bende kendimce, eğirisyle doğrusuyla anlatmaya çalışıyordum. Şu son zamanlarda yaşananlardan olacak, soruların niteliği değişmeye başladı. Artık sorular Yalçın Küçük neci ya da Yalçın Küçük Kemalist mi, diye geliyor.

Bir kez de buradan cevap vermek istiyorum: Hayır, Yalçın Küçük bir Kemalist değil. En azından onun kendisini Kemalist saydığını düşünmüyorum. Yalçın Küçük kendisini sosyalist olarak görüyor ve kitaplarında bunu çok açık bir dille belirtiyor. Aforizmalar'ında Sosyalizm başlığı altında şunlar yer alıyor: "Eğer bizler sosyalistsek, dünyanın tüm nimetlerini yaşadığımız dünyada bulamadığımız için sosyalistiz. Bizler, dünyanın bütün güzelliklerini ortaklaşa yaşayabileceğimiz, bütün zenginliklerini paylaşabileceğimiz tek düzen sosyalizm olduğu için sosyalistiz."

Peki o zaman Yalçın Küçük neden Kemalist söylemlerle karşımıza çıkıyor? Bunu da yine aynı eserdeki Kemalizm başlığındaki şu paragraf çok güzel açıklıyor: "Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz. Geriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz." Bu ne demek oluyor? Bu, şu demek oluyor: Yalçın Küçük, Kemalizm'i ileriye atılmış bir adım olarak görüyor ve daha da ilerilere (ona göre sosyalizme) gidebilmek için bu adımdan geriye dönülmemesi gerekiyor. Bugün Yalçın Küçük, Kemalizm'i bu ülkede en iyi savunan insanlardan bir tanesi. Bunu bir sosyalist olarak (kendince) sosyalizme giden bu yoldan dönmemek için yapıyor. Başarılı mı, zaman gösterecek..

Not: Yalçın Küçük'ün Ergenekon çerçevesinde zindana atılmasına karşı ne düşündüğümü merak eden dostlar, Yeni Harman'ın Ocak sayısının kapağına bakabilirler.

Doğruyu bulmak..

Zaman zaman hayata dair farkındalıklarımı da paylaşmaya çalışıyorum bu satırlarda. Bugün de öyle bir zaman, hayata dair bir iki satır karalamak istiyorum. Meselemiz doğruyu bulmak, bunu daha da somutlaştırırsak, meselemiz doğru yolu bulmak..

Bugüne kadar doğrunun sadece zeki ve çok çok bilgili insanlar tarafından bulunabileceğine inanıyordum. Özellikle çocukluk dönemimde, dönemin verdiği saflık ve temizlikle, bilgi edindikçe ahlaklı olunacağına ve doğru yolda yürüneceğine inanıyordum. Bugün gelinen noktada hayatın o kadar basit ve insanların da o kadar iyi olmadıklarını çok iyi biliyorum! Doğruyu bulmak, ne bilgiyle ne de zekayla alakalı birşey.. Doğruyu bulmak zeka ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlak sorunu!

Oğuz Atay, Selim ve Tutunamayanlar..

Tutunamayanlar Pek adetim değildir ama bugün size kendi satırlarımı sunmayacağım. En azından bir seferlik yazma ve paylaşma hakkımı Oğuz Atay'a bırakacağım. Sizlere Tutunamayanlar'dan satırlar sunacağım..

"Selim'in içgüdüleri iyi gelişmemişti. Çıkarını pek bilmezdi. Oysa... çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. Her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler bunda başarıya ulaşacaklardır. Kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. Bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. Ölüm bile onların adını duyurmaya yemeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. Mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasında sıkışıp kaybolacaktır. Cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. Ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır... Hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir.."

Ve İlhan Berk de Gider..

İlhan Berk 

KeyLife TV Yayın Hayatına Başladı..

KeyLife Uzun süredir alt yapı çalışmaları süren KeyLife Tv sonunda test yayınına başladı. Bu güzel haberi KeyLife'ın alt yapı çalışmalarını yürüten ve ilerleyen süreçte proje yönetimini üstlenecek Gökçen Karan'dan aldım. Açıkçası bu haberle internette görsel medyaya olan inancım perçinlenmiş oldu. Oda Tv, Televidyon ve şimdi de KeyLife Tv.. Umarım bu hızlı ilerleyiş, ivmelenerek devam eder ve böylece görsel medya tekellerden, oligopol bir yapıdan kurtulur.

KeyLife Tv, açıkçası, beni oldukça ümitlendirdi. Şu an için çok zengin bir arşive sahip olmasa da kısa bir süre içerisinde bu arşivi oluşturacağa benziyor. Program çeşitliliği oldukça fazla, bu noktada Televidyon'dan ayrılıyor. KeyLife'ta astrolojiden teknolojiye, uluslararası magazinden yerel edebiyat bültenlerine kadar oldukça geniş bir çeşitlilik sunulmuş. Ben özellikle Gökçen Bey ve Seda Cebeci'nin sundukları Kültür Kazanı adlı programı tuttum. Programın 2. bölümünde edebiyat dünyasının vampirle ilişkisi ve "vampirli kitaplar"dan bahsedilmiş. Oldukça ilginç olmuş.

Sözün özü, özgür medyanın internetle hayat bulacağına olan inancım bir kez de KeyLife Tv ile perçinlenmiş oldu. Bu noktada projeye en azından bir göz atmanızı öneriyor ve bu projede emeği geçen herkese teşekkürlerimi iletiyorum..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.