Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

10 tane "edebiyat" etiketli yazı bulundu "edebiyat" tagli diger ogeler resimler , videolar

Ulusal Edebiyat Yarışması'ndan Mansiyon Ödülü :)

kalem Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin düzenlediği Ulusal Deneme Yarışması sonuçları açıklanmış. Uzun süre önce "Edebiyat Yarışması" başlığında bahsetmiş, umarım denememle bir ödül alabilirim demiştim. Bugün üniversite kampüsünde dolaşırken, yarışmanın sonuçlandığı ve ödül alan makaleleri bildiren bir ilan gördüm. Yukarıdan aşağıya ödül alan denemeleri tek tek gözden geçirdim ki, mansiyon sırasında "Okan Yüksel - Cevapsız Sorular ve Zaman Üzerine Deneme" satırını gördüm. İnsan var ettiği birşeylerin diğer insanlar tarafından, özellikle de akademik bir geçmişi olan insanlar tarafından ödüllendirilmesi karşısında inanılmaz bir mutluluk yaşıyor. Yaşadığım bu mutluluğu sizlerle paylaşmak istedim. Denememi Divitt'teki köşeme ekledim, dilerseniz buradan okuyabilirsiniz..

Kitap Okumak; Okuduğum ve Okuyacağım Kitaplar..

Bursa-Ankara yolunda bir an düşündüm ve elimdeki pek ünlü, pek klasik romanı artık açmamak üzere çantama attım! Karar vermiştim o an, artık roman falan okumak yoktu: saf düşünce arıyordum artık, edebiyat değil.. Hayat kısa ve pek önemli düşünceleri pek önemsiz sanatlarla bezemenin bir anlamı yok, ben düşünceyi en saf haliyle seviyorum.

Artık okuyacağım kitapları da bu noktaya dikkat ederek seçiyorum. Zeka ve düşüncenin o mükemmel ışığını göremediğim satırları okuyarak zaman kaybetmiyorum. Romanlara bir süreliğine el veda diyor ve araştırma kitaplarına kesin bir dönüş yapıyorum. Önder Ajanda Blog'tan bir mim göndermiş, okuduğum ve okuyacağım kitapları sıralamamı istemiş. Memnuniyetle, diyor ve aşağıda sıralıyorum..

Okuduğum son kitapların hepsini değil ama önerilebilecek olanlarını paylaşayim: İşgal İstanbul'u (Ernest Hemingway), Dünyada ve Türkiye'de Gençlik (Fulya ve Hasan Basri Gürses), Sol Müdahale (Prof. Yalçın Küçük). Okuyacaklarıma gelirsek de, belirttiğim gibi araştırma kitapları üzerinde yoğunlaşmayı planlıyorum. Bu noktada ilk fırsatta alacağım kitaplar şunlar: Siz Kimi Kandırıyorsunuz (Soner Yalçın), Epilepsi ve Orgazm (Prof. Yalçın Küçük).. İlerleyen zamanda listeyi güncellemeye çalışacağım, son olarak mim için teşekkür ederim Önder. Saygı ve sevgi ile..

Edebiyat Yarışması..

kalem Uludağ Üniversitesi, güzel bir etkinliğe daha imza attı. Üniversite öğrencilerine yönelik bir edebiyat yarışması düzenlendi. Deneme ve şiir alanlarında başvurular için son gün 31 Mart 2008. Ben de bugün bir denememle yarışmaya katıldım. Yarışmanın sonuçları gelecek aylarda açıklanacak. Şimdiden bir heyecan sardı içimi, bakalım sonumuz ne olacak?

Edebiyat yarışmaları, özellikle de gençlere yönelik olanları çok büyük önem arz ediyor. Türkiye'de edebiyata gönül vermiş gençler çoğunlukla ailelerinden olumsuz tepkiler alıyorlar. Sen doktor, mühendis ya da git öğretmen ol; ondan sonra yazarsın mantalitesiyle hareket ediyor ebeveynlerimiz. İşte bu noktada yarışmalar büyük bir misyon üstleniyor, yetkin gençler ailelerine birşeyler gösterebiliyor bu yarışmalar sayesinde: ben yazarak da başarılı olabilirim, diyebiliyor!

Umarım edebiyat yarışmalarının sayısı gün geçtikçe artar, genç yazarların buna fazlasıyla ihtiyacı var. Ayrıca organize edilen yarışmaların iletişim sorunları da oldukca can sıkıyor. Bu noktada hazırlanacak bir blog, oldukça ziyaretçi çeker sanıyorum. Edebiyat yarışmalarını, katılım koşullarını ve sonuçlarını konu edinen bir bloga ihtiyacımız var. Umarım birileri bunu yapar..

Divitt Edebiyat-Kültür

divitt Dün hayatımda ilk defa bir yerde yazmam için teklif aldım, öncesinde şaşırdım; biryerlerden teklifler gelmesini bekliyordum ama böylesine iyi bir yerde yazı hayatıma başlama fırsatı bulacağımı sanmıyordum. Sağolsun Mehmet Kadir Bey, beni orada yazmaya layık görümüş olacak ki kendisinden çok güzel bir davet aldım. Artık edebi yazılarımla Divitt'te olacağım. Herkesi de Divitt'e bakliyorum.

Oluşum içerisinde çok güçlü isimler var, onların yanında fazlaca sönük kalacağımın bilincinde onların ışıklarından birşeyler kapmaya çalışacağım. Umarım başarılı da olurum.. Şu an için öykü, deneme, anlatı  ve elbette TV-Sinema bölümleri bana cazip geliyor. Aralarından bir tercih yapacağım ve o alanda eserler vermeye çalışacağım.

İlerleyen zamanda Divitt'te çok güzel bir arşiv oluşturacağıma inanıyorum. Bu noktada blogumdan farklı bir yüzle karşınıza çıkacağım; yani artık hepinizi Divitt'e de beklerim.. Divitt için tıklayın.

Hala Onuncu Yıl Marşı'nı Söylemek..

15660 Onucnu yıl marşı Cumhuriyet değerlerini ve Atatürk'ün belirlediği hedefi benimsemiş her yurdum insanı tarafından, eminim büyük bir içtenlik ve duygu yoğunluğuyla söyleniyordur. Bu noktada benim durumum da farklı sayılmaz, içten ve içten olduğu kadar gururla..

Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar mükemmel yazmışlar ve Cemal Reşit Rey de en az onlar kadar güzel bestelemiş. Buraya kadar hiçbir sorun yok zaten. Sorun, Cumhuriyet'in seksen yılı çoktan devrmesine rağmen bizim hala Onucu Yıl Marşı'nı söylememiz. Daha doğrusu, Onuncu Yıl Marşı'na alternatif tek bir marşa sahip olamamamız!

Bugüne kadar bu hiç dikkatimi çekmemişti, bugün birden aklıma geldi. Ya nasıl olabilir, yetmiş yılı aşkın süredir neden Onuncu Yıl Marşı'nın yerine söylenebilecek doğru düzgün bir tek marş yazılmamış bu ülkede? Bu ülkenin aydınları, bu ülkenin şairleri neler yapmışlar acaba?

Öylesine Satırlar Yazmak

Thoughts_Fall Yazmak; düşünmeden, girş-gelişme-sonuç kombinasyonunu sallamadan, içimden geldiği gibi...

Ya da tam aksi: planlamak; sizlere sunacağım fikir üzerinde karar kılıp, bunu size en iyi şekilde pazarlamaya çalışmak...

Hangisi doğru bilmiyorum, tek bildiğim okuduğunuz bu satırları içimden geldiği gibi, düşünmeden ve tartmadan yazdığım. Belki de kolay olanı bu, içimden ne geliyorsa paylaşmak...

Şimdi bu satırları ben mi var ediyorum, yoksa içimden gelen ses mi? O içimden gelen ses, ne kadar benim?

Acaba ben de bir gün anlayabilecek miyim, yazdığım satırları gerçekten benim var ettiğimi? Yoksa bu böyle sürüp gidecek mi, anlayamayacak mıyım yazarak var etmenin tadını?

Buna yetenek mi diyorlar? Yetenekse eğer tüm bu satırlar, benim bunda payım ne? Güzel bir kadın, güzel olduğu için tebrik edilmez; aynı şey yazan için de geçerli. Bu satırları yeteneğim ortaya koyuyorsa, burada bana ait ne kalıyor?

Yoksa tüm bunları unutmalı mı? Belki de sadece sonuçlarla, sizlerin karşısına dökülen bu küçük puntolu satırlara kafa yormalı...

Ama öyle de olmuyor işte, insan düşünüyor. Cidden, bu satırlar ne kadar bana ait ve ne kadar benim? Garip ama bugün bu satırlar fazlasıyla Cüneyt Özdemir ve Yılmaz Özdil kokuyor...

Yazmak, belki de sağdan soldan okuduklarımızı sentezleyip sunmaktan ibaret... Bunlara ne kadar kendimizi koyduğumuz önemli bu noktada. Bu yazıda ne kadar ben varım acaba? Ya da bu yazıda "ben" var mı, ya da bu dünyada bir "ben"?

Yazılan satırlar farkında olmadan derleniyor da hayat olduğu yerde mi kalıyor? Belki farkında değiliz ama hepimiz derleme hayatlar yaşıyoruz. Hayatımız kimden ne derlediğimiz oranında değişiyor, cidden ya "ben" var mıyım bu dünyada, ya da "siz" var mısınız harbiden? Sanırım yokuz, sadece birisi var bu dünyada ve biz de onun derlemeleriyiz...

Ayrıca merak edeniniz varsa, bayramı birayla kutlamadım; kafam gayet toplu :)))

Not: Resim, Miscellaneous, Thoughts Fall

Nietzsche Ağladığında...

Friedrich_Nietzsche Kitaplığımın raflarına usulca göz gezdiriyorum. Her bir kitap, kısacık da olsa beni çok farklı yerlere götürüyor. Parmaklarım "Adı Aylin"in üzerinden geçerken kendimi Amerika'da buluyor, "Silahlara Veda"da ise Avrupa'da kanlı bir savaşın ortasında... Her kitap farklı imgelerle yüklü, her birinde farklı düşünceler, teneffüs edilmesi gereken farklı bir hava mevcut. Parmaklarım bu tozlu kitapları teker teker okşayıp kirlenirken sonunda Irvin D. Yalom'um mükemmel eseri "Nietzsche Ağladığında"yı sıkıca kavradı. Ne zamandır elime almadığımdan olacak bolca tozlanmıştı kitap, güzelce üfledim; tozlar diğer kitapların üzerine savruldu...

***

Ne hikmetse ben elime kalem almadan kitap okuyamam, mutlaka bir masada oturmalı ve esaslı satırların altlarını çizmeliyim. Sanki altı çizilmemiş satırlar unutulmaya mahkum, kendimce onları unutulmaz kıldığımı düşünüyorum. Ayrıca bu takıntım kitap tanıtımı yaparken de işime yarıyor, okurlara kitaptan düzgün satırlar sunabiliyorum.

Nietzsche Ağladığında mutlaka okunması gereken, mükemmel bir kitap. Sizinle paylaşmak istediğim o kadar güzel satırlar var ki; hepsini burada paylaşırsam kitabın yayıncısıyla tehlif sorunu yaşayabilirim. Her bir satırında farklı bir düşünceyle, hayata açılan farklı bir pencereyle karşılaşmanız fazlasıyla olası. İçerisinde bu kadar bilgi ve düşünceyi barındırıp, bunu çok güzel bir şekilde romanlaştıran yazarların sayısı çok değil, bu noktada Irvin D. Yalom'un da hakkını vermek lazım.

***

Kitap ünlü filozof Friedrich Nietzsche'nin bir psikologla yaşadığı tedavi deneyimini bizlere sunuyor. Kitapta Nietzsche hakkında da pek çok bilgi edinmeniz olası. Felsefesi ve görüşleri kitabın satırlarına o kadar güzel serpilmiş ki, sanki karşınızda Nietzsche durmuş da size nutuk çekiyor sanıyorsunuz. Nietzsche sizi her zaman olduğu gibi çarpıyor, nasıl mı? İsterseniz kitaptan cımbızlanmış şu satırlara bir göz atın...

...“Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!” Nietzsche adeta haykırmıştı. “İnsanca, Pek İnsanca adlı kitabımda ileri sürdüğüm gibi, Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladık. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.

...Bir de Nietzsche’nin söylemeye cesaret ettiği o sözler! Bir düşünün! Ümidin en büyük kötülük olduğunu söylemesi! Tanrı öldü demesi! Hakikat, onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır demesi! Hakikatin düşmanı yalanlar değil, inançlar demesi! Ölümün son iyiliğinin bir daha ölünmeyecek olmasıdır demesi! Doktorların, insanların kendini ölümlerini ellerinden almaya hakları olmadığını söylemesi! Kötücül düşünceler! Bu fikirlerin her birinde de Nietzsche’ye itiraz etmişti. Ama bunlar sahte itirazlardı; kalbinin ta derinlerinde biliyordu ki Nietzsche haklıydı.

Bu güzel kitabı ölmeden okunması gereken kitaplar listenize eklemeniz umuduyla...

Not: Resim http://www.wyldeart.com/ adresinden alınmıştır... 

Ücretsiz E-Kitap Cenneti: altkitap.com

alt_kita Yaklaşık dört beş yıl öncesinde tanıştım altkitap'la. İnternette aşıracak korsan kitap arayışında olan ben, yazarların karşılık beklemeden eserlerini paylaştıkları bu projenin içine düşünce kendimi cennette sanmıştım o zamanlar. Tanıştığımız ilk günden bu güne de hala bu cennetin meyvelerini yemekle meşgulüm. Bir bahçe düşledik, birlikte biçimlendirmek istedik sloganıyla yayın hayatına başlayan http://www.altkitap.com/ tam bir kültür yuvası. Öyle ki Doğan Pazarlıkçı'nın "Bir Hasta Yakının Hastane Günlüğü"nü okurken hastanede geçmiş yılları yaşıyor, Pınar Türen'in "Denedim"ini okurken denemenin ve düşüncenin tadını alıyorsunuz. Yekta Kopan'ın "Daha Önce Tanışmış mıydık?" kitabıyla öykü okumanın keyfine varıyor, Turan Parlak'ın "Sen Daha Çocuksun" romanıyla yakın tarihimize bir gencin hayatından bakıyorsunuz...  Eserleriyle katkıda bulunan yazarları ve eserlerini saymakla bitiremiyeceğim için siteye girip bir göz atmanızı öneririm.

Sadece ücretsiz bir üyelik karşılığında bu kadar içeriğe ulaşabileceğiniz pek de fazla poroje mevcut değil ne yazık ki. Gönül bu tür projelerin artmasından yana. Gelecek on yıllarda bu günleri, edebiyat tarihinde anarlarken altkitap gibi projeleri de göz ardı etmeyeceklerine inanıyorum. İnsanların bilgiye bedel ödemen ulaşmasını sağlama inceliğini gösterdiği için altkitap'a emeği geçen herkesi kutluyorum.

altkitap edebiyatımızın içinde güzel bir noktada ve hala edebiyatımıza hizmet etmekte: Geride bıraktığımız 2006 senesinde seçici kurulu Adnan Kurt, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy ve Yekta Kopan'dan oluşan  "altkitap 2006 öykü ödülü" verildi. Feryal Tilmaç "Trilobis" adlı öyküsüyle birincilik ödülünü almaya hak kazandı.

Uzun sözün kısası, http://www.altkitap.com/ adresine bir uğrayın derim. Eminim bu adreste kaybedeceğiniz zamandan çok daha değerli şeyler kazanacaksınız!

Oku Beni Bırak Beni...

img_yanmenu Radikal gazetesinin bizlere kazandırdığı pek çok şeyden sadece birisi "Sokak Kitapları". "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti" diyenlerdenseniz, gelin başkalarının hayatını da değiştirmeye başlayın." sloganıyla yola çıkmış ve oldukça yol kat etmiş bir proje. Şu an itibariyle 9134 kitap sokaklarda elden ele dolaşıyor, sizleri bekliyor. Bu kitaplara ulaşmak veya kendi kitaplarınızı bu projeye dahil etmek de sizin elinizde; bunun için kampanyaya katılan mekanlara uğramanız yeterli. Bu mekanlar o kadar çoklar ve çeşitliler ki insan şaşırıyor. Örneğin 3.Kolordu Lojmanlarından tutun da Anadolu Ekspresine; Yapı Kredi Sanat Galerisinden Vatan Burger King'e kadar her yer sokak kitaplarının mekanı. Sadece İstanbul'da yüz küsür mekan mevcut.

Projenin okuyucuya sunduğu güzelliklerden birisi de; elinde tuttuğu kitabın öyküsünü, daha önce nereleri dolaştığını oluşumun http://www.sokakkitaplari.com/ adresli sitesinden öğrenebilmesi. Bu projeyle her kitabın farklı bir öyküsü de yazılmış oluyor, hem de Edirne'den Kars'a uzanabilecek bir öyküsü...

Proje kapsamında karşılıksız kitaplar edinebileceğiniz gibi bireysel katkılarda da bulunabilirsiniz. Örneğin kütüphanenizde Türkiye yollarına düşmek için can atan onlarca kitabı projeye bağışlayabilirsiniz. Yok ben kitaplarımı severim, kimseyle paylaşamam diyorsanız toplu kitap alımları yaparak yepyeni kiapları Türkiye yollarına serpebilirsiniz... Kitap bağışlamanızın dışında da yapılabilecek çok şey var; en azından mekanınızın kapılarını kitaplara açabilir yüzlerce sokak kitapları mekanından birisine sahip olabilirsiniz. "Böyle bir amaca hizmet etmek, herkese her yerde kitaplara karşılıksız ulaşma imkanı vermeye çalışmak her kitapseverin sorumluluk duygusuyla üstleneceği anlamlı bir görevdir." inancındayım. Haydi siz de bu oluşuma destek verin...

Not: Konu hakkında daha geniş bilgi için: www.sokakkitaplari.com

Baba ve Piç

elif_safak Her adımda daha da ağırlaşan çantam sırtımda, okulun tüm yorgunluğu bedenime sinmiş, yürüyordum caddede. Akşamüzeri kaldırıma kurulan korsan cd ve kitap tezgahlarına da göz gezdirerek her zaman kitap aldığım kitap sergisine yöneldim. (Korsan kitapları da öyle her yerden alamıyor insan, onlar da kalite kalite.) Yeni neler çıkmış göz gezdirirken bir anne oğul geldiler, anladığım kadarıyla çocuğa öğretmeni Atatürk hakkında bir kitap okuma ve özet çıkartma ödevi vermiş. Zamanın reklam bombalarından nasiplenmiş olsa gerek çocuğun annesi "Şu Çılgın Türkler"i kaptı yerden. Uzunca bir süre evirdi çevirdi, sayfalarını kontrol etti, sonunda 5 YTL çıkarttı verdi. O sırada çocuk, garip olmasa gerek, büyük bir mutlulukla "Baba ve Piç" diye bağırdı. Kadın bir an için anlam veremese de nar kırmızısı "Baba ve Piç"i görünce anladı: "Sus terbiyesiz!" Çocuk korkuyla:  ama orada öyle yazıyor, diyebildi ancak.

Elif Şafak'la tanışmam bu vesileyle oldu. O gün satın alıp, çantama koyduğum kitaplar arasında "Baba ve Piç" de vardı. Daha sonradan kitap mahkemelik olacak, protestolar yaşanacaktı. Kitabı bir çırpıda okuyup bitirdim, kendimden birşeyler bulabildim. Hayatta okunması gereken yüz kitap listesinde yer alamayacak olsa da şu hayatta okurken kaybedeceğiniz zamandan fazlasını kazanacağınız bir kitap "Baba ve Piç".

Elif Şafak, "Bir tarafta mağrur laikçi modernistler konumlanmış. Burunlarından kıl aldırmazlar, tek bir eleştiri yapamazsın. Orduyla devletin yarsı onların arkasında. Öte tarafta muhafazakar gelenekçiler, Osmanlı mazisine hayran, onlar da atalarına laf ettirmez, eleştiri kaldırmaz. Halkla devletin geri kalanı onların arkasında. Ee, bize ne kalıyor?" yazarken Türkiyenin sosyolojik yapısını oldukça ortaya koyuyor. Okuyan, yazan her insanın düştüğü toplumdan uzak olma, kendi olma durumunu "Toplum ile benlik arsında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asma köprü varsa, umutsuzca ikisini bağlamaya çabalamak yerine, pekâlâ asma köprüyü yakıp Topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen Benliğin tarafında kalabilirsin." yazarak açıklıyor... Türkiye'de sık sık yaşadığımız askeri müdahaleleri ve halkın bu müdahaleler karşısındaki tepkisizliğini "Ordunun yönetime el koymasından daha kötü ne olabilir? Ordunun yönetime el koyduğunu kimsenin iplememesi." yazarak ortaya koyuyor. Ayrıca not defterime yazdığım pek çok sözü de "Baba ve Piç"in satırlarından aşırdım: "Yalvarırım beni hem bilgili hem güçsüz kılma." gibi.

Kitap içerisinde Türkler ve Ermeniler hakkında farklı bakış açılarını bulabilir, ucundan acıcık olsa da bilgi sahibi olabilirsiniz. Mesela ben Ermenilerin burunlarının pek normal olmadığını "Baba ve Piç"i okuyarak öğrendim. Platonun her türlü fiziksel teması iğrenç ve rezil bulduğunu ve Elif Şafak'ın bu noktadaki bakış açısını büyük bir edebi tad alarak gördüm: "Platon her türlü fiziksel teması rezil ve iğrenç kabul eder çünkü Eros’un gerçek gayesinin güzellik olduğunu düşünür. Cinsellikte güzellik yok mu hiç? Platon’a göre hayır. O daha “yüce amaçlar” peşindedir. Bana sorarsan nice düşünür gibi Platon’un da derdi, adamakıllı düzüşmemiş olmasıdır."

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, ama ben bu kadarının kitabı tanıyabilmeniz için yeterli olacağını düşünüyorum. Kitap hakkında gözden kaçırılmaması gereken bir nokta da kitabı Aslı Biçen'in dilimize kazandırmış olması: Kitabın orjinali hatırladığım kadarıyla İngilizce idi.  Ayrıca kitap içerisinde Johnny Cash'ten pek çok alıntıyı da bulmanız mümkün, sevenlerine duyrulur.

Not: Fotoğraf elifsafak.us adresinden alınmıştır.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.