| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

26 "edebiyat" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"edebiyat" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Ahmet Ümit ve Polisiye Roman

Ahmet Ümit Tatilde okuyacak kitap yoksunluğu yaşanıyordu ki yardımıma Ahmet Ümit kitapları koştu. Öncesinde hiç okumamıştım Ahmet Ümit'i. Hatta daha öncesinde bir iki istisna dışında adam akıllı bir polisiye roman da alıp okumamıştım. Geride kalan tatilin bana kazandırdığı önemli bir şey oldu polisiye roman ilgisi. Üç günde iki kitap bitti. İlk olarak Beyoğlu Rapsodisi'ni alıp, okudum. Sonrasında ise Kavim'i aldım. Gerçi Kavim tam bitmedi, son sayfalar hala beni bekliyor.

Ahmet Ümit'i ve polisiye romanları önerebilirim. Daha öncesinde roman okumak zaman kaybı demiştim ama bugün gelinen noktada roman önerebiliyorum. Bu bir çelişki mi? Hayır, bu bir sentez: Roman okumak zaman kaybıdır ama sıkılmadan zaman kaybetmek isterseniz roman okuyun, tercihen de polisiye bir roman.. Gerçi Ahmet Ümit, zamanınızı boşa harcatmamak için de bolca çalışmış çabalamış: Her iki kitap ve özellikle de Kavim'in içerisinde oldukça bilgi var. Hıristiyanlık, Süryanilik ve daha pek çok bilgi edinebilirsiniz kitapta..

Ayrıca okuduğum her iki kitapta da fonu İstanbul oluşturuyor. Özellikle Beyoğlu Rapsodisi'nde Beyoğlu'nu adım adım dolaşıyormuş gibi hissedebiliyorsunuz. Beyoğlu olunca kitaplarda yeme, içme de kaçınılmaz oluyor. İstanbul'un yeme ve içme kültüründen de birşeyler kapıyorsunuz romanların satırlarından.

Sözün özü, alıp okumaya değecek kitaplar yazmış Ahmet Ümit. Özellikle de uzun bir tatil söz konusu olunca, alın bir okuyun; zamanın nasıl geçtiğini anlamakta zorlanacaksınız..

Ödünç Kitap Vermek ya da Vermemek..

Kitaplık Dünya üzerinde paylaşımı kitaplar kadar mümkün olan çok az şey vardır. Bu sebepten dolayıdır ki kitaplar tozlu bir raf bulana kadar elden ele dolaşırlar. Çoğu zamansa çıktıkları yuvaya bir daha geri dönmezler, kuş yuvadan bir kez uçmaya görsün artık onu bir daha göremezsiniz..

Bu kitapların bir karakteristiği, eşinize dostunuza verdiğiniz kitaplar işte bu yüzden bir türlü geri gelmiyor. Okuduğum kadarıyla bu sadece Türkiye için geçerli bir şey de değil, örneğin İspanyollar da bu dertten muzdarip olmuşlar ki atasözlerinde bile yer etmiş bu olgu: "Okumak için başkasına verilen kitap ya geri gelmez, ya da gelirse işe yaramaz."

Bu noktada çoğu kitabını kaybetmiş bir kitapsever olarak, kendimce güzel bir çözüm yolu buldum. Madem eşinizi dostunuzu kütüphanenize sokuyorsunuz ve onlar da sizin kitaplarınıza geçici süreyle talip oluyorlar.. Sakın ola kitaplarınızı onlara geçici bir süreliğine vermeyin. Çünkü İspanyolların da dediği gibi ya o kitabınız için öngördüğünüz geçici süre hiç geçmez, geçse bile kitabınız artık o eksi kitabınız olmaz. Sizin bu noktada yapmanız gereken şey; eşinizin dostunuzun istediği kitabı raftan almak, cebinizden çıkarttığınız kalemle o kitabın hemen ilk sayfasına "Değerli dostum.." diye başlayan güzel bir armağan yazısı yazmak ve sonunda da kitabı arkadaşınıza hediye etmek olmalıdır. Bunu yaptığınız zaman hem elden çıkması muhtemel bir şeyi değerlendirmiş, hem de dostunuzun gözünde daha iyi bir yer tutmuş olursunuz.. Benden söylemesi..

İki Yeni Proje: "Sınırlar Arasında" ve "Kitap Okudum"

23 Temmuz 2008 itibariyle iki yeni projeye başladım. "Okan Yüksel Yazıyor.." blogumun yanı sıra bundan böyle "Sınırlar Arasında" ve "Kitap Okudum" adlı iki ayrı blogla da karşınızda olacağım.

"Sınırlar Arasında" tamamen akademik kaygılarla oluşturulacak bir blog. Gördüğüm uluslararası ilişkiler öğreniminin yansımalarını sunacağım. Dünya'da gelişen olaylara bakış açımı, uluslararası literatüre dayandırarak ve uzun uzadıya yazacağım. Bu noktada, pek tabii çok sık güncelleyemeyeceğim "Sınırlar Arasında"yı..

"Kitap Okudum" adlı blog ise, "Sınırlar Arasında"dan oldukça farklı bir yapıda olacak. Burada, daha öncesinde okuduğum kitapların önemli satırlarını paylaşacağım. Bilgisayarımda uzun süredir bulunan "Altı Çizilecek Satırlar" adlı klasörü bu blog aracılığıyla sizlere sunacağım. Böylece internetin bilgi denizine düşünceler serpiştirmenin yanı sıra değer verdiğim kitapları sizlere önerme ve tanıtma imkanını da yakalamış olacağım.

"Sınırlar Arasında"yı iki haftada ya da ayda bir güncellemeye çalışacağım. "Kitap Okudum"da ise bu süre çok daha kısa olacak, her hafta yeni bir kitapla karşınıza çıkacağım. Umarım her iki projede de başarıyı yakalarız, umarım başarı her zamanki gibi yakınım(ız)da olur..

Korsana Yenildik, Kapatıyoruz!

Korsan Kita Bugün öğle yemeğimi Sıhhiye Orduevi'nde yedikten sonra Karanfil Sokak'a kitapçılara bakmaya gidiyordum. Selanik Caddesi'ne saptım ve kocaman, kapkara bir afiş gördüm: Korsana Yendildik, Kapatıyoruz! Afiş İndeks kitapevinin ön cephesini tamamen kaplıyor, her kenarında da herşey %50 indirimli yazıyordu. Tabii haliyle kalabalığa da uyarak kitapevine girdim. Gerçekten de herşey etiketinin yarısına satılıyordu. Kitaplar kapanın elinde kalıyordu..

Böyle durumlarda ne yapmam gerektiğini kesitiremiyorum. Kitapları yarı fiyatından alsam fırsatçı gibi mi olurum endişesi taşırım, sonra da almazsam başkalarının alacağını düşünürüm. Bu çelişki içerisinde raflarda uzanan kitaplara göz gezdirmeye başladım.. Ardından birer birer sıkıştırmaya başladım kollarımın arasına. Kasaya geldiğimde kollarımda onu aşkın kitap vardı. Buna rağmen çok az bir para istediler. Sadece Oktay Sinanoğlu'nun "Ne Yapmalı" kitabı için 7 YTL indirim yaptılar. Hikmet Özdemir'in "Doğan Avcıoğlu" adlı kitabını ise sadece 3 YTL'den saydılar. Annem'in bir hafta öncesinde Balıkesir'den 36 YTL'ye aldığı Kuran'ı sadece 18 liraya saydılar.. Annem dayanamadı, helallik istedi

Korsan kitaplar gerçekten heryeri kuşattılar. Bundan en büyük zararı yazarlar kadar yayınevleri ve kitapçılar görüyor. Örneğin İndeks kitapevi bugün korsana yenildi, kapanıyor. Daha sırada pek çok kitapevi var kapılarını kapatmayı bekleyen.. Böyle giderse buna bir çözüm bunacağını da sanmıyorum.. Kitapevleri ve yazarlar adına üzülüyorum..

Türk Aydını ve Köylüsü

Yakup Kadri "Her memleketin köylüsüyle okumuş yazmış zümresi arasında, aynı derin uçurum var mıdır, bilmiyorum! Fakat okumuş bir İstanbul çocuğu ile bir Anadolu köylüsü arasındaki fark bir Londralı İngilizle bir Pencaplı Hintli arasındaki farktan daha büyüktür." yazıyor Yakup Kadri, Yaban'ında.. Katılmamak elde değil, o günlerin Anadolu toprağı için yapılan bu sosyolojik saptama bugün için bile hala geçerli sayılabilir. Tabii, bir takım değişiklikler de göz önüne alınmalı.

İlk olarak Türkiye'de artık bir İstanbul-Anadolu ayrımı en azından entelektüel anlamda kalmadı. İstanbul artık Anadolu'dan daha fazla Anadolulu. Anadolu'yu büyük oranda İstanbullulaştıramasak ( Blogtaki en uzun kelimem oldu, tamı tamına 22 harf ) da İstanbul'u Anadolulaştırdık.. Anadolu da bu süreçte kendi içinde değişime uğradı, kültürel anlamda önemli gelişmelere sahne oldu. Bugün gelinen noktada aydınımızın coğrafi bir bağlılığı söz konusu değil. Aydın artık İstanbul'da olduğu kadar Anadoluda da var. Yani aydın, belirli bir coğrafyanın ürünü değil artık.. Tüm Türkiye aydın yetiştirecek potansiyelde.. Bu noktada Yakup Kadri'nin İstanbullu ve Anadolulu saptaması günümüz realitesi içerisinde gerçekçi değil. Bu ayrım artık sadece aydın ve halk olarak yapılabilir. Çünkü artık halk da aydın da hemen her coğrafyada, hemen her bölgede..

Yakup Kadri'nin Yaban'ında yer alan aydın ve halk arasındaki çelişki günümüzde coğrafi olmasa da kafa yapısı olarak hala var. Bu çelişkiyi Cumhuriyet aydınlanması ortadan kaldırmaya çabalasa da halkın büyük bölümünün kafasındaki örüncek ağları temizlenemedi. Halk ile aydın arasındaki uçurum, ortadan kaldırılamadı. İşte bu sebepten dolayı bugün Atlantik ötesindekiler ve yerli işbirlikçileri Anadolu insanına bu toprağın aydın insanlarından daha yakın! Bu toprağın halkı, bu toprağın aydınındansa o malum camiayı kendisine daha yakın hissediyor. Burada bir eylem gereği söz konusu, Türk aydını bu topraklarda aydınlık bir gelecek istiyorsa halka arasındaki uçurumu giderme sorumluluğunu hissetmelidir. Aksi halde bu topraklarda yüz yılı aşkın süredir verilen aydınlanma/aydınlatma savaşını Türk aydınının cehalet karşısında kazanma şansı yoktur..

Tarih Yeniden Yazılırken: Saddam Hüseyin

Saddam Hüseyin Geçen gün D&R'da kitaplara göz gezdirirken tanıdık bir isim gözüme çarptı: Ferhat Pirinçci. Ferhat Pirinçci, Uluslararası İlişkiler dersini aldığım Prof. Dr. Tayyar Arı'nın asistanı. Tayyar Arı'nın uygun olmadığı zamanlarda dersi kendisiyle işledik, yeri geldi konular hakkında tartıştık. Yine okulumuz (Uludağ Üniversitesi) hocası, Veysel Ayhan'la bir kitaba imza atmış Ferhat hocamız; "Tarih Yeniden Yazılırken: Saddam Hüseyin"..

Kitap hocamın olunca haliyle aldım ve Bursa-Ankara yolu boyunca neredeyse çoğunu okudum. Oldukça akıcı ve daha da önemlisi bilgilendirici bir kitap. Saddam Hüseyin, Baas ve Irak'ın temel dinamikleri hakkında pek çok bilgi içeriyor. 1914'lerden başlayan kitap, günümüz ABD işgaline kadar olan süreci bir roman tadında ama akademik bir alt yapıyla okuyucuya sunuyor.

Kitap içerisinde pek çok çarpıcı bilgi de mevcut. Kitabı okuyana kadar Baas'ın ideolojisi hakkında, açıkçası, çok da derinlemesine bir bilgim yoktu. Okuduktan sonra, görüm ki Baas doğrusuyla yanlışıyla bir aydınlanmayı "kendince" hedef edinmiş. Yaptığı pek çok uygulama, oldukça kısmi de olsa, bana Cumhuriyet aydınlanmasını ve Atatürk inkılaplarını anımsattı.. Kitaptaki şu satırlar bu noktada oldukça önemli:

"(Baas) Başka bir deyişle, toplumun Marksist ilkeler çerçevesinde Sovyet tipi örgütlenmesinden ziyade, tarım, kültür, eğitim, yazı.. vb. alanlarda yapılacak inkılaplarla dönüştürülmesini öngörmekteydi. Ayrıca seküler karakteri ağır basan bir Arap milliyetçiliği ideolojisi savunulmaktaydı." ... "Partinin, Arap milliyetçiliği ve ilerlemeci söylemler üzerine kurulması ve en önemlisi de laik bir yönetimi benimsemesi Saddam için önemliydi." ... "Baas, 1968'den sonra yürüttüğü programla, kitlelere kendi ideolojisini benimsetmeye çalışmış, din bilginlerinin toplum üzerindeki etkisini doğrudan kırmaya yönelmiş, eğitim alanında dini okullar kapatılırken, bunların yerini Baas ideolojisinin yaygınlaştırılmasına dönük yeni okullar almış ve bu çerçevede zorunlu eğitim kampanyaları başlatılmıştır." ... "Farklı yöntemlerle de olsa ülkesinde yüzbinlerce kişinin okur-yazar olmasını sağlayan Saddam'a bu kampanya nedeniyle UNESCO tarafından ödül bile verilmiştir."

Elbette bunlar kısmi benzerlikler, Baas oldukça insanın canını yakmış ve hatta on binlerce insanın canını almış bir parti. Genel anlamda bizimle kıyaslanamaz bile.. Yaptığım sadece eğitim alanındanki atılımlardaki benzerlikleri göstermek. Ki bu noktada bile farklar mavcut, mesela Saddam'ın okuma yazma kursalarına katılıp da okuma yazma öğrenemeyenlere 3 yıl hapis cezası vermesi aramızdaki farkı ortaya koymaya yetiyor..

Kitap içerisinde bloga konu olabilecek daha pek çok nokta var, hepsini paylaşırsam sonrasında Ferhat hocayla bir tehlif davamız olabilir Bu noktada kitabı almanızı öneriririm, bugün Irak'ta yaşanan olayların temellerini görme şansını kitabı okuyarak yakalayabilirsiniz.. Ya da benim gibi bir Irak noktasında bilgi eksiğiniz varsa, kitaptaki bilgiler sizi oldukça şaşırtabilir..

Ulusal Edebiyat Yarışması'ndan Mansiyon Ödülü :)

kalem Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin düzenlediği Ulusal Deneme Yarışması sonuçları açıklanmış. Uzun süre önce "Edebiyat Yarışması" başlığında bahsetmiş, umarım denememle bir ödül alabilirim demiştim. Bugün üniversite kampüsünde dolaşırken, yarışmanın sonuçlandığı ve ödül alan makaleleri bildiren bir ilan gördüm. Yukarıdan aşağıya ödül alan denemeleri tek tek gözden geçirdim ki, mansiyon sırasında "Okan Yüksel - Cevapsız Sorular ve Zaman Üzerine Deneme" satırını gördüm. İnsan var ettiği birşeylerin diğer insanlar tarafından, özellikle de akademik bir geçmişi olan insanlar tarafından ödüllendirilmesi karşısında inanılmaz bir mutluluk yaşıyor. Yaşadığım bu mutluluğu sizlerle paylaşmak istedim. Denememi Divitt'teki köşeme ekledim, dilerseniz buradan okuyabilirsiniz..

Kitap Okumak; Okuduğum ve Okuyacağım Kitaplar..

Bursa-Ankara yolunda bir an düşündüm ve elimdeki pek ünlü, pek klasik romanı artık açmamak üzere çantama attım! Karar vermiştim o an, artık roman falan okumak yoktu: saf düşünce arıyordum artık, edebiyat değil.. Hayat kısa ve pek önemli düşünceleri pek önemsiz sanatlarla bezemenin bir anlamı yok, ben düşünceyi en saf haliyle seviyorum.

Artık okuyacağım kitapları da bu noktaya dikkat ederek seçiyorum. Zeka ve düşüncenin o mükemmel ışığını göremediğim satırları okuyarak zaman kaybetmiyorum. Romanlara bir süreliğine el veda diyor ve araştırma kitaplarına kesin bir dönüş yapıyorum. Önder Ajanda Blog'tan bir mim göndermiş, okuduğum ve okuyacağım kitapları sıralamamı istemiş. Memnuniyetle, diyor ve aşağıda sıralıyorum..

Okuduğum son kitapların hepsini değil ama önerilebilecek olanlarını paylaşayim: İşgal İstanbul'u (Ernest Hemingway), Dünyada ve Türkiye'de Gençlik (Fulya ve Hasan Basri Gürses), Sol Müdahale (Prof. Yalçın Küçük). Okuyacaklarıma gelirsek de, belirttiğim gibi araştırma kitapları üzerinde yoğunlaşmayı planlıyorum. Bu noktada ilk fırsatta alacağım kitaplar şunlar: Siz Kimi Kandırıyorsunuz (Soner Yalçın), Epilepsi ve Orgazm (Prof. Yalçın Küçük).. İlerleyen zamanda listeyi güncellemeye çalışacağım, son olarak mim için teşekkür ederim Önder. Saygı ve sevgi ile..

Edebiyat Yarışması..

kalem Uludağ Üniversitesi, güzel bir etkinliğe daha imza attı. Üniversite öğrencilerine yönelik bir edebiyat yarışması düzenlendi. Deneme ve şiir alanlarında başvurular için son gün 31 Mart 2008. Ben de bugün bir denememle yarışmaya katıldım. Yarışmanın sonuçları gelecek aylarda açıklanacak. Şimdiden bir heyecan sardı içimi, bakalım sonumuz ne olacak?

Edebiyat yarışmaları, özellikle de gençlere yönelik olanları çok büyük önem arz ediyor. Türkiye'de edebiyata gönül vermiş gençler çoğunlukla ailelerinden olumsuz tepkiler alıyorlar. Sen doktor, mühendis ya da git öğretmen ol; ondan sonra yazarsın mantalitesiyle hareket ediyor ebeveynlerimiz. İşte bu noktada yarışmalar büyük bir misyon üstleniyor, yetkin gençler ailelerine birşeyler gösterebiliyor bu yarışmalar sayesinde: ben yazarak da başarılı olabilirim, diyebiliyor!

Umarım edebiyat yarışmalarının sayısı gün geçtikçe artar, genç yazarların buna fazlasıyla ihtiyacı var. Ayrıca organize edilen yarışmaların iletişim sorunları da oldukca can sıkıyor. Bu noktada hazırlanacak bir blog, oldukça ziyaretçi çeker sanıyorum. Edebiyat yarışmalarını, katılım koşullarını ve sonuçlarını konu edinen bir bloga ihtiyacımız var. Umarım birileri bunu yapar..

Divitt Edebiyat-Kültür

divitt Dün hayatımda ilk defa bir yerde yazmam için teklif aldım, öncesinde şaşırdım; biryerlerden teklifler gelmesini bekliyordum ama böylesine iyi bir yerde yazı hayatıma başlama fırsatı bulacağımı sanmıyordum. Sağolsun Mehmet Kadir Bey, beni orada yazmaya layık görümüş olacak ki kendisinden çok güzel bir davet aldım. Artık edebi yazılarımla Divitt'te olacağım. Herkesi de Divitt'e bakliyorum.

Oluşum içerisinde çok güçlü isimler var, onların yanında fazlaca sönük kalacağımın bilincinde onların ışıklarından birşeyler kapmaya çalışacağım. Umarım başarılı da olurum.. Şu an için öykü, deneme, anlatı  ve elbette TV-Sinema bölümleri bana cazip geliyor. Aralarından bir tercih yapacağım ve o alanda eserler vermeye çalışacağım.

İlerleyen zamanda Divitt'te çok güzel bir arşiv oluşturacağıma inanıyorum. Bu noktada blogumdan farklı bir yüzle karşınıza çıkacağım; yani artık hepinizi Divitt'e de beklerim.. Divitt için tıklayın.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.