Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

8 tane "ekonomi" etiketli yazı bulundu "ekonomi" tagli diger ogeler resimler , videolar

Abdüllatif Şener: 'Türkiye'yi Soyuyorlar'

abdullatif_sener Abdüllatif Şener, hepimizin yakından tanıdığı bir isim: AKP'nin kurucularından ve geçen dönemin AKP'li maliye bakanı. Fatih Altaylı'ya açıklamalarda bulunmuş sayın Şener; "Türkiye’de özelleştirilen kurumların hepsi hizmet sektöründe. Alan yabancılar hemen hemen hiç bir yeni yatırım yapmıyorlar. Karlı kuruluşları alıyorlar. Ödedikleri paranın çok daha fazlasını bir kaç yıl içinde kar transferi olarak yurt dışına çıkarıyorlar. Para basan kuruluşlarımızı, bir kaç yıllık karları karşılığında devrediyoruz. Bunun en iyi örneği telekom şirketleri. Bunların kar transferleri bir kaç yıl içinde Türkiye’deki cari açığı bir kaç katına çıkaracak. Rakamlara bakarsanız net olarak görülüyor. Türkiye’den dışarıya giden kar transferi bir kaç yıl içinde 89 milyon dolardan 2 milyar dolara çıkmış. Bu daha da büyüyecek. Şimdi otoyolları da satacaklarmış. Yahu size ne zararı var. Her yıl belirli bir geliri var. Taş atmadan kol yormadan. Şimdi onları da satacaklar. Peşin parayı al kısa bir süre rahatla ama geleceği sat. Şuursuzca yapılan bir işlem. Bakın bu şirketlerin hiç biri üretim yapan alanlardan gelmiyor. Ya finans, ya telekom. Hepsi hizmet sektörü."diyor..

Bunlar çok önemli açıklamalar. Yapılan yanlış ekonomik planlamanın kabulü sayın Şener'in ağzından dökülen bu sözler. Sorulması gereken onlarca soru var. Sayın Şener de bu sorularn muhattapları arasında. Kendisi acaba bu açıklamaları ve saptamalarını zamanında Tayyip Erdoğan'ın kulağına da fısıldadı mı? Kendisinin de içinde bulunuduğu geleneğin icraatları sonucu Türkiye'nin bu hallere düşürülmesinde Sayın Şener acaba kendisini ne kadar sorumlu buluyor? Bu işler, altına imza atıp da sonradan biz yanlış yaptık denilecek kadar basit işler mi? Karartılan bir ülkenin geleceği, yurdum insanının yarınları karartılan. Umarım tüm sorumlularda hesap sormasını becerir yurdum insanı?!

60 Adet Atatürk Barajını Çöpe Atmak

atatürk_barajı Türkiye dış borçlarla döndürülen bir ülke halini aldı. Bunun sorumluluğunu bugüne kadar gelen her hükümet aldığı dış borçlar oranınca paylaşıyor. Bu ülkeyi ekonomik olarak dışa bağımlı hale getiren zihniyet maalesef hala iktidarda ve yurdum insanının emeği bu politikalarla sömürülüyor. Türkiye sömürgeleştiriliyor!

Bugün gelinen noktada aldığımız borçları, borç alarak ödemeye çalışıyoruz. Bu noktada da yüksek faizlerle karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz bir hal alıyor. Dünyanın genel olarak rahatladığı ekonomik sürecin sonlarına gelindiği şu günlerde Türkiye'de artık birileri halka hesap vermeli. Sadece 2003'ün başından 2007 yılına kadar olan süreçte Türkiye 184.000.000.000 $ faiz ödemiş bulunuyor. Bu para resmen çöpe atılıyor, bu paranın asıl sahipleri ise yurdum insanı! Halkımın parasını birilerinin çöpe atmaya hakkı yok! Yüz seksen dört milyar dolar demek, haklı bir şekilde övündüğümüz Atatürk Barajından 60 tane daha yapabilmek demek! Kimsenin yanlış ekonomi politikalarıyla böylesine büyük bir değeri cebimizden aşırmaya hakkı yok! Daha doğrusu yok-tu?!

Eşitim, Eşitsin, Eşit, Eşitiz, Eşitsiniz, Eşitler...

aydın_doğan Eşitlik hakkında çokça laf sarf edilmiş bunca zamandır. İnsanların eşit olabilirliği ya da olamazlığı üzerine bolca kafa yorulmuş. Bugün gelinen noktada,ben eşitliğe pek de inanmıyorum. Sadece olması gereken ama olması hiç de muhtemel olmayan bir ütopya olarak görüyorum eşitliği. Sadece nispeten daha eşit günlere gelebilmeyi umut ediyor ve bunun için çalışıyorum.

Bakunin güzel bir laf söylemiş zamanında: "Ekonomik eşitlik olmaksızın verilen politik eşitlik bir teranedir, bir sahtekarlıktır, bir yalandır." Bugün bu yalanın üzerine kurulmuş bir dünyada yaşıyoruz. Vergi rekortmenleri listesindeki 100 mükellefin geçen yıl ödediği vergi, 61 ilin beyanına dayanan vergi tahsilatından fazla. Hadi hepsini geçtim, sadece Aydın Doğan'ın tek başına ödediği vergi 33 vilayetten fazla.

Paranız oranınca gücünüz oluyor yaşadığımız sistemde ve bu sistemde böylesine bir dengesizlik olması eşitliği çok çoook uzaklara itiyor. Eşitlik tatlı bir ütopya, günümüz gerçeklerinden çok çok uzaklarda kalmış bir ütopya.. Hiçbirimiz eşit değiliz, ya çok çok ilerilerde ya da çok çoook gerilerdeyiz.

Peki ne yapmalı? Komünist mi olsak? Bu topraklar komünist olacak olsa yıllar önce olurdu, komünizmin çetin yollarına sapıp da bu halk için başınızı yakmaya değmez. Alan mutlu, veren mutlu. Siz komünist olmaya değil de Aydın Doğan olmaya bakın. Bu halk belki de bunu hak ediyor?!


Üniversitelerde Öğrenci Kalitesi

amfi Daha önce de yazdığım üzere Uludağ Üniversitesi İİBF'de öğrenim görüyorum. Bugüne kadar derslerde anlatılacak pek çok şey yaşadım, bir çoğunu burada sizlerle paylaştım. Bugün de öyle yapacağım, yurdum üniversitelerini değil ama yurdum üniversitelisini yazacağım..

Ders, Devrim Tarihi. Konu, Atatürk Dönemi İktisat Politikaları. Hocamız konuyu anlattı ve ardından öğrencilere söz vermek istedi; günümüz iktisat politikaları hakkında neler düşündüğümüzü sordu. Amfi 200 kişilik ama çıt yok, nedense kimsenin yurdum ekonomisi hakkında söyleyecek en azından bir lafı yok! Utandım, ben söz istedim. Kendimce yorumlar yaptım, oturdum. Hoca sınıfa bakıyor, söz almak isteyen olup olmadığını soruyor tekrar. Çık yok 200 kişilik amfiden..

Hocamız aramızda iktisat öğrenimi gören olan olmadığını soruyor, yirmi otuz el kalkıyor. Hocamız onlara sorular sormaya başlıyor; Türkiye'nin güncel ekonomi politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz, diyor. Cevaplar birer birer geliyor: "Hocam, büyüklerimiz bizden daha iyi biliyordur.." (Gülüşmeler) "Hocam, ben arkadaşımın dediklerine katılıyorum" (Gülüşmeler)..

Uludağ Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler noktasında en saygın hocalara ve eğitime sahip üniversitelerimizden birisi. Öğrenci noktasında ise, tüm yurdum üniversitelerinde de olduğu gibi vasat! Bu insanlar İktisadi ve İdari Bilimler okuyor, yarın Türkiye'yi bu insanlar yönetecek, ekonomiye bu insanlar yön verecek. Üzülüyorum onlar ve daha önemlisi yurdum adına. Yazık!

Zekeriya Beyaz Evinin Kapısını odatv.com'a Açıyor..

zekeriya beyaz Zekeriya Beyaz'ın evinden bize ne, diyebilirsiniz. Nitekim sizin yerinizde olsam ben de aynı tepkiyi verirdim, işin açıkçası pek de ilgilendirmezdi beni Zekeriya Beyaz'ın evi. OdaTv buna gerek duymuş olacak ki, böyle bir haber hazırlamış. Haberin videosunu buradan izlerken, şaşırdım. Bir profesörün, özellikle de televizyon televizyon dolaşan ve kitapları oldukça rağbet gören bir profesörün evi bu halde olmamlıydı. İşin açıkçası Zekeriya Beyaz'ın o orta halli evini görünce üzüldüm, ne bileyim çok daha lüks olmasını bekliyordum. Aynı şaşkınlığı geçen günlerde Ergenekon operasyonu sırasında gözaltına alınan İlhan Selçuk'un evi noktasında da yaşamıştım..

Bu ülkede ekonomik krizin falan geleceği yok, biz zaten uzunca yıllardan beri ekonomik buhranlar içerisindeyiz de haberimiz yok! Türkiye'nin adı en fazla geçen profesörünün, en saygın gaztecisinin ve pek çok değerli ismin evi öylesine sıradan ve basit ki insan üzülüyor.

Zekeriya Beyaz'ı pek profesör saymam, hatta fazla da ciddiye alınacak bir isim olarak görmem. Zamanında verdiği demeçleriyle Cumhuriyet değerleriyle bolca çelişmiş bir insan olması bakımından da hiç haz etmem. Ama, ne olursa olsun; bu ülkenin bir profesörü olarak görünüyor ve bence bu ülkenin profesörleri verilen üç kuruş maaştan fazlasını hak ediyor, en azından etmeli! Videoyu bağlantıdan izlediğiniz vakit, benimle aynı fikirde olursunuz sanırım..

ATO'nun Enflasyon Oranı %275 Çıkıyor

enflasyon Ciddi devlette her kurum kişiliğini korumalı, çeşitli kurumlar onun ya da bunun emri altında kişiliksizleştirilmemeli. Bugün Türkiye'de maalesef bunları yaşayabiliyoruz, çeşitli kurum ve kuruluşlar kamudan ziyade hükümetlerin olabiliyorlar..

Resmi enflasyon rakamları açıklandığında güldüm. Evet, ağlanacak halimize güldüm. Sözde enflasonumuz %8.2 imiş. Enflasyonumuz hesaplanırken öylesine materyaller kullanılmış ki, afiyet olsun: dinamit lokumu bile var :)) ATO ise gerçeğe daha yakın bir oran ortaya koyuyor, listesine dinamit lokumu yerine kırmızı mercimek veya evlerimize aldığımız gıda maddelerini alıyor. Listeye alınan maddeler "En fazla kullanılan 100 madde" adında ve bence gerçeğe çok daha yakın bir sonuç veriyor. En fazla kullanılan 100 madde içerisinde ise şunlar var: ekmek, çay, un, kira bedeli, elektrik, kömür, su, doğal gaz, belediye otobüsü ve dolmuş ücretleri..

Ciddi devletle başladık, ciddi devletle bitirelim: Bir devlet ciddi olmak iddiasındaysa, halkını matematiksel oyunlarla kandırmaz! Halkına lokum diye dinamit lokumu yedirmez! Bugün gelinen noktada bunu görüyoruz.. Ama şükür ki Sinan Aygün gibi değerlerimiz de mevcut, ciddi insanlarımız hala bizlerle..

Ekonomi Sıkışıyor, Sıkıştırıyor: Demiştim!

hürriyet Çok değil, iki gün önce yazmıştım: Ekonomi sıkışıyor ve özellikle de AKP iktidarını sıkıştırıyor demiştim. (Okumak için tıklayınız.) Bu kadar erken başlayacağını bilmiyordum ama. Ekonomi düşüş sinyallerini şiddetle ve beklenenden çok önce verdi. Ben bu kadar erken olacağını sanmıyordum ama Hürriyet'in internet yayınına girince herşey önümde belirdi. Acı bir tablo. Manşeterin yarısı ekonomi ile ilgili! Bakın neler diyor Hürriyet manşetinden: Dolarda Hızlı Yükseliş, Dünyayı Resesyon Korkusu Sardı, Piyasada Büyük Panik, Piyasa Uzmanları Uyarıyor: Dikkatli Olun..

Tayyip Erdoğan bu güne kadar dünya piyasalarındaki olmlu havanın kaymağını yedi! Şimdi rüzgar ters yönden esiyor, işte şimdi göreceğiz AKP'nin ekonomi politikaları başarılı mı oldu başarısız mı?

Kaybedersek hepimiz kaybedeceğiz: AKP büyük ihtimalle DSP başkanlığındaki koalisyon ile aynı kaderi paylaşacak ve bizim evimize giren paranın değeri yine baş aşağı olacak. Üzücü bir durum. Umutlu muyum? Umutlu olmak gerekiyor.. Bu bir süreç işi ve AKP'nin ekonomi kadroları bunu kotarabilirlerse hiçbir sorun kalmayabilir, umarım bir sorun da kalmaz..

Made In P.R.C.

ci Dünyamızın büyüyen devi Çin, ucuz ve kalitesiz mallarıyla hayatımıza fazlasıyla girdi. Çevremiz Çin mallarıyla kuşatıldı adeta, ardından da Çin mallarının olmayan kalitelerini gördük.. Ve hep birlikte Çin mallarından pek de birşey olmayacağına kanaat getirdik ki Çin'li üreticiler bu sorunun da üstesinden geldiler. Nasıl mı?

Bir malın Çin malı olup olmadığını İngilizce bilsin, bilmesin her yurdum insanı "Made in China" ibaresinden anlamakta. Bu noktada, bu ibare kalitesizliği ve bunun sonucu olan (ya da nedeni) ucuzluğu çağrıştırmakta. Yurdum insanı ise artık ucuz ve kaliteli mal, Çin'li üretici de pek tabii pazar arayışında. Bu noktada Çin'li üreticini yardımına "Çin Halk Cumhuriyeti" (People's Republic of China) açılımı koşuyor. Artık Çin mallarına "Made in China" ibaresi yerine "Made in P.R.C." ibaresi kullanılıyor. Yurdum insanı bu ibareyi "Aaaa hem ucuz, hem de Çin malı değil." diye alıgılıyor ama pek tabii yanılıyor. Çünkü; Made in China = Made in R.P.C! Bu noktada aman dikkat, Çin oyununa gelemyin sakın!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.