| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

18 "ekonomi" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"ekonomi" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

10 Yıldır Aynı Telefonu Kullanmak...

Cep Telefonu Türkiye'nin en tanınmış plastik markaları Fırat Pen'in ve Fırat Boru'nun sahibi Nevzat Demir, bir toplantı sırasında Nokia 3310 marka bir telefonla görüntülenmiş. Hürriyet'in ilgili haberinde Nevzat Demir'in şu açıklamaları yer alıyor: "10 senedir aynı telefonu kullanıyorum, 10 sene daha bu telefonu kullanmaya devam edeceğim" Nevzat Demir'in "Neden yeni telefon almıyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap ise daha çarpıcı: "O kadar zengin değilim!"

Türkiye'nin en zengin insanlarından bir tanesi, Nevzat Demir. Buna karşın 10 yıldır kullandığı telefonu değiştirecek kadar zengin olmadığını söylüyor. Buna benzer bir açıklamayı uzun zaman önce ünlü iş adamı Sakıp Sabancı da yapmış ve otomobilini değiştirmeyi düşünmediğini söylemişti.

Umarım yurdum insanı Nevzat Demir'den ve Sakıp Sabancı'dan yeteri kadar ders alabilir ve tüketim çılgınlığından kendini biraz olsun kurtarabilir. Aksi halde yarınlarda yurdum insanının durumu pek iç açıcı olamayacağa benziyor!

Erkek Egemen Dünya ve 3G

Cep Telefonu Malumunuz, çok yakın bir zamanda Ulaştırma Bakanlığı 3G lisanslarını bir ihale Turkcell, Vodafone ve Avea arasında paylaştırdı. Sonrasında ise bu üç GSM devinin 3G reklamları dönmeye başladı sinema ve televizyonlarda. İstisnasız her reklamda ana karakter erkekti ve cep telefonları erkeklerin ellerindeydi. Bu reklamların tek ortak noktası bu da değildi.. Kadınlar tüm bu reklamlarda sadece bir motiften ibaretti: erkeklerin cep telefonlarına ekledikleri bir motif!

Uzun zamandır yazıyorum, bu ülkede kadınlar ve erkekler eşit değiller diye. Kadınları göremiyorum hayatın içinde, kadınların adları var ama kendileri yok Türkiye'de. Bu noktada söz konusu GSM firmalarına da kızamıyorum, ne de olsa onların gördüğü gerçeği ben de görebiliyorum: bu ülkede telefon faturalarını erkekler ödüyorlar. İş sadece telefon faturalarıyla da sınırlı kalmıyor, bu ülkede ekonomiye de politikaya da erkekler yön veriyor. Ne büyük bir acıdır, kadınlar için.. Yurdum kadınları için..

Ticaretin Kökeni Çalmaktır!

Ticaret Bu yıl mükemmel bir ders alıyorum, ders kadar mükemmel bir akademisyenden. Bu noktada da pek çok malzeme ediniyorum blog için. İşte bunlardan birisini paylaşacağım, "Ticaretin Kökeni Çalmaktır!" başlığı altında.

Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek maksadıyla, sözü hemen Siyasi Tarih adlı ders kitabımızın yazarı Prof. Dr. Oral Sander'e bırakıyorum. Diyor ki Oral Sander; "Yerel güvenliğin sağlanmasıyla, değer verilen maddelerin ele geçirilmesinde zora başvurma geçerli yol olmaktan çıkınca, bunların ticaretle sağlanması seçeneğine başvuruldu. Böylece etkili yerel savunmanın gelişmesiyle, korsan gemileri yerini ticaret gemilerine, haydutlar da tüccarlara bıraktı. Hatta çoğu haydut ve korsan, meslek değiştirerek, tüccar oldular." Oral Sander, verdiği dipnotta da şunları eklemeyi ihmal etmiyor: "Bugün özellikle ABD'deki iş adamlarının genel olarak temel nitelikleri ve hatta açıkça benimsedikleri iş ilkeleri ile Batı'nın tüccarlarının çıkış noktası arasındaki koşutluk ilginçtir."

Hal böyle olunca, ABD'li petrol firmalarının petrol, silah firmalarının silah satabilmek için savaşlar çıkartıp çocukları öldürtmelerine; gelişmekte olan ülkeleri sömürmelerine pek şaşırmamak gerekiyor. Sonuç itibariyle onlar, hala ilk günkü noktada; korsanlık ve haydutluk yapmaya devam ediyorlar. Sanırım birileri akıllanmadığı sürece bu işte başarılı olmaya devam da edecekler.

Kum Torbamız Kalmadı, İnsan Verelim?!

Tuzla1 Batan bir gemiden kurtuluşun, genellikle, tek yoludur filika. Dünya'da bu böyledir, dünden bugüne can kurtarmışlardır filikalar, dünyanın hırçın denizlerinde.. Gelin görün kü dünyanın garip coğrafyaları, bir o kadar da garip insanları var. Ne yazıktır ki bu gariplikler de hep bizi, yurdum insanını buluyor.. Tüm dünyadaki deniz kazalarında insan hayatını, dondurucu soğuktan, anaforlardan, dev dalgalardan kurtarmak için tasarlanmış can kurtarma filikası, yurduma özgü ihmallerle can alıyor.

Tuzla'da 3 insan öldü, 16'sı yaralandı. Tamamen ihmalden, tamamen çaresizlikten. Bu insanların kobay olarak kullanıldığı iddia ediliyor, ne acı yurdum insanının hali? Üzülüyorum. Konu hakkında görüşlerini paylaşan bir mühendis, belki de farkında bile olmadan, durumu çok güzel açıklamış. Demiş ki, "Ancak denemelerde tabii ki torba kullanılması gerekiyor. Sanırım torba bulamamışlar." İşte herşey bu kadar basit, kum torbası bulamıyorlar ama üzülmeye gerek yok: Türkiye'de insan hayatı kum torbasından daha ucuz.. Almayanı dövüyorlar!?

Stratejik ve Ekonomik Olarak Ham Petrol ve Gaz Taşımacılığı

Boru Hattı Sanırım ilk olarak lisede sözü edilmeye başlandı Anadolunun stratejik konumundan. Hep beraber öğrendik Anadolu'nun ne kadar da önemli bir toprak olduğunu.. Fakat, nedense bu bilginin ayrıntılarına pek inilmedi, Anadolunun neden bu kadar önemli olduğu pek anlatılmadı. Sadece önemli olduğu söylendi ve geçildi..

Bugün gelinen noktada bir uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak bu önemi çok daha iyi anlıyabiliyorum. Denizlere ulaşmak ve birilerinin denizlere ulaşmasına aracılık edebilmenin önemini fark edebiliyorum artık..  Bu noktada Türkiye'nin bir ulaştırma potansiyelinin olduğuna inanıyorum.. Doğu'nun yeni zenginliklerini, yani petrolünü ve doğal gazını Batı'ya sunabileceğimizi düşünüyorum. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı'nı ve çok daha öncesinde inşa edilmiş olan Yumurtalık Boru Hattı'nı bu noktada çok ciddiye alıyorum.

Türkiye gelecek planlarında boru ile yapılan bu karlı taşımacılığa özellikle yer vermeli. Bu işin ekonomik getirileri, bizi petrol piyasasından oldukça nemalanır bir hale getirecektir. Ayrıca dünya petrolünde az da olsa söz sahibi olabilme olanaklarımız da bu yolla doğacaktır. Dünyamızın en stratejik maddesine, petrole yön vermek ilerleyen yıllarda Türkiye'nin elini güçlendirecektir. Bu noktada mevcut projelerin genişletilmesinin ve yeni projelerin temellerinin atılmasının gerektiğini düşünüyorum. Dilerim, Türkiye bu potansiyeli değerlendirir..

Korsana Yenildik, Kapatıyoruz!

Korsan Kita Bugün öğle yemeğimi Sıhhiye Orduevi'nde yedikten sonra Karanfil Sokak'a kitapçılara bakmaya gidiyordum. Selanik Caddesi'ne saptım ve kocaman, kapkara bir afiş gördüm: Korsana Yendildik, Kapatıyoruz! Afiş İndeks kitapevinin ön cephesini tamamen kaplıyor, her kenarında da herşey %50 indirimli yazıyordu. Tabii haliyle kalabalığa da uyarak kitapevine girdim. Gerçekten de herşey etiketinin yarısına satılıyordu. Kitaplar kapanın elinde kalıyordu..

Böyle durumlarda ne yapmam gerektiğini kesitiremiyorum. Kitapları yarı fiyatından alsam fırsatçı gibi mi olurum endişesi taşırım, sonra da almazsam başkalarının alacağını düşünürüm. Bu çelişki içerisinde raflarda uzanan kitaplara göz gezdirmeye başladım.. Ardından birer birer sıkıştırmaya başladım kollarımın arasına. Kasaya geldiğimde kollarımda onu aşkın kitap vardı. Buna rağmen çok az bir para istediler. Sadece Oktay Sinanoğlu'nun "Ne Yapmalı" kitabı için 7 YTL indirim yaptılar. Hikmet Özdemir'in "Doğan Avcıoğlu" adlı kitabını ise sadece 3 YTL'den saydılar. Annem'in bir hafta öncesinde Balıkesir'den 36 YTL'ye aldığı Kuran'ı sadece 18 liraya saydılar.. Annem dayanamadı, helallik istedi

Korsan kitaplar gerçekten heryeri kuşattılar. Bundan en büyük zararı yazarlar kadar yayınevleri ve kitapçılar görüyor. Örneğin İndeks kitapevi bugün korsana yenildi, kapanıyor. Daha sırada pek çok kitapevi var kapılarını kapatmayı bekleyen.. Böyle giderse buna bir çözüm bunacağını da sanmıyorum.. Kitapevleri ve yazarlar adına üzülüyorum..

Karpuz Artık Kabak Tadı Veriyor..

Karpuz Hayatımın büyük bölümünü Adana'da geçirince ve ailemin bir tarafı da Adana'lı olunca ister istemez tarıma karşı ilgi duyuyorum. Geçen haftalarda Ceyhan nehrinin hemen kenarında, Adana'nın iyice bir köyünde bulunan aile dostlarımızı ziyarete gittik. Ziyarette, pek tabii toprak ve su çerçevesinde sohbetler yapıldı. Karpuzun fiyatının düşmesinden ve hatta elde kalıp satılamamasından yakınıyordu herkes. Bu noktada suçluyu da başka yerde aramıyorlar, kendilerini suçlu görüyorlardı..

"Bu iş kabak tadı verdi artık.." diyorlardı ki aslında gerçekte de olan buydu: Yurdum çiftçisi kısa zamanda çok verim alabilmek için kabaklara karpuz aşılamıştı. Ciddi ciddi karpuzunuzdan kabak tadı alabiliyordunuz yani  Bu yöntemle bir tonluk verim alınan topraktan 1,5 ve hatta 2 ton verim alınabildi. Doğa buna öyle ya da böyle müsade etse de iktisat böyle birşeyi kaldıramadı. Az olan değerlidir prensibi, bu sefer çok olan karpuza işletildi ve karpuz değersizleşti..

Şimdi tüm çiftçiler asıl suçlu olarak kendilerini ve biraz da olsa kabağı görüyorlar. Bence suç ne çiftçilerin ne de kabağın. Kabakla karpuz üretmek, fena bir fikir değil. Verim iki katına çıkıyor. Karpuz kabak tadı verebiliyor ama yine de verim iki katına çıkıyor. Böylelikle fazla ürünler ihraç edilebilir kanaatindeyim. İster 1. sınıf, isterse de kabaktan ötürü 2. sınıf kabul edilsinler; bu karpuzları Batı'ya olmasada Doğu'ya ihraç edebiliriz sanıyorum. O gün bana kabaklı ve kabaksız olmak üzere servis edilen karpuzlar arasında o kadar büyük bir tad farkı yoktu. Bunu bence acımasızca yargılamak yerine, oturup nasıl kullanabiliriz diye düşünmeliyiz..

Unutmadan şunu da söyleyeyim, tek gördüğüm kabaktan üretilmiş karpuzlar değildi. İster inanın, ister inanmayın; üzüm ağacı gördüm. Yurdum çiftçisi boş durmamış, söğüte üzüm aşılamış Üzüm sezonu da gelmişken, dikkat edin dedim..

İsmet İnönü'den Dış Borçlanma Tezi

ismet inönü Şu son zamanlarda kendimi kitaplara verdim, kitaplardan bloga olabildiğince malzeme topladım. Artık önümüzde uzanan zamanda bunları sizlerle paylaşacağım: Elbette, kendi yorumumu ve görüşlerimi de konuya dahil ederek..

Hilmi Yavuz, "Cumhuriyetimize Dair" adlı kitapta İsmet İnönü hakkında birbirinden ilginç bilgiler veriyor. Bu bilgiler arasında beni mutlu eden ve üzen pek çok detay var. Mesela şu satırları günümüz gerçeklerini göz önüne alıp okuyunca insan üzülmeden edemiyor: "Bunlardan birisi de İsmet Paşa'nın daha devletçi, daha içe kapanık, kendi kaynaklarımızla meseleleri halledelim yaklaşımıdır. Neden, çünkü büyük borçlar yaşamışlar, Duyun-u Umumiye'yi yaşamış bu insanlar. Yeni Türkiye'nin kaynaklarının nasıl faize, nasıl borca gittiğini, ne kertede suiistimal edildiğini görmüşler. 'Evet, fakiriz bulamıyoruz, ama günün birinde öyle bir Türkiye inşa edeceğiz ki, bütün bunların acısını biz çıkaracağız.' İsmet Paşa'nın tezi bu."

Bugün gelinen noktada İsmet Paşa'nın haklı çıkmadığını, haklı çıkartılmadığını görüyoruz. Cumhuriyetin kurulduğu o kıt kaynaklar içinde dış borca bu kadar uzak bir zihniyetten, bugünlerde herşeyimizi borçlarla idare ettiğimiz zihniyete ne acı bir geçiş yaşanmış, görüyoruz. İsmet İnönü'nün o hayalindeki Türkiye'yi de dış borç salmalında feda ettik! Büyüyemedik, küçülttük kendimizi!

Bugün kimseye İsmet İnönü misali dış borçla aranızı tamamen açın diyemem ama dış borç alırken elinizi bir vicdanınız üzerine koyun derim. Bugün gelinen noktada ekonomik bağımlılığımızın en temel sebebi şirin görünen o dış borçlardan başka birşey değil! Dış borç, belki, lazmım ama bir bakıma da bağımlılık sebebi. Bağımsızlık ise önemli!

Ve Kemal Derviş Sahneye Çıkar..

Kemal Derviş "AKP artık miadını doldurdu, oluşacak boşluğu kim doldurur bilinmez.." diyorduk ki boşluğu kimlerin dolduracağını gördük. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği yaptığı geniş katılımlı organizasyona Kemal Derviş'i davet etti. Derviş, 2001 krizi sonrası Türkiye'nin sırtını düzeltmesi için yazılan reçetenin sahibi. Dünyada da saygın bir isim, şu anda da Birleşmiş Milletler'de çok önemli bir konumda. Kendisi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'na başkanlık ediyor..

Kemal Derviş'in sahneye böyle ani bir şekilde girmesi ve Türkiye üzerine böylesine konuşması oldukça önemli. Oluşabilecek bir ara dönemde, Kemal Derviş'i bakanlık ve hatta başbakanlık koltuğunda görürseniz sakın ola şaşırmayın..

Kemal Derviş'li bir dönem günümüz Türkiye'sinden misyon açısından pek de farklılaşmayacaktır. Vizyon noktasında ise daha Batılı, daha sosyal-demokrat bir çizgi beklemekteyim. AKP'nin Arap coğrafyasına baktığı şu günlerde, Batılı vizyonuyla Kemal Derviş oldukça potansiyel arz ediyor.

İktisadi Konjonktür Devresi ve Türkiye

Ekonomi Dünya genelinde hemen her ekonomik sistemin ve tüm bu sistemlerin bileşkesi olan global ekonominin çeşitli karakteristikleri mevcut. Çeşitli zaman aralıklarında refah ve bunalım dönemleri yaşanmakta. Üç ila on yıl süren her periyot (Konjonktür devresi.), kriz dönemlerinden başlayarak (Mesela 2001 Krizi.) dip, canlanma, doruk ve gerileme olmak üzere, dört aşamadan oluşmakta. Bu devre günümüz ekonomisini oluşturuyor, 21. yüzyılda hemen her ekonomi üç ila on yıllık periyotlarda refah ve bunalım arasında inişler, çıkışlar yaşıyor..

Bizler de bu periotlardan birisini yaşıyoruz. DSP-MHP-ANAVATAN koalisyonunu hükümetten düşüren 2001 ekonomik krizindan (Periot içerisindeki "dip" bölge.) bugüne periodu tamamlamış görünüyoruz. Periotun dibe vurma, canlamla ve doruk noktasına çıkma aşamalarını yaşadı Türkiye ekonmisi. Geriye ise periyodu tamamlayacak son aşama kaldı: gerileme ve dibe vurma.. Bugün Türkiye'de yaşanan ekonomik bunalımın sebebi, iktisatçıların "konjonktür devresi" dedikleri bu periyotlar sistemi. Türkiye, global ekonomide olduğu gibi "gerileme" aşamasında ve bu noktada Türkiye ekonomisi oldukça güçsüz bir profil sergiliyor.

AKP hükümeti sırasında dünya ekonomik sisteminin bir sonucu olan canlanma ve doruk ekonomi seviyesine ulaşma aşamalarını geride bıraktık. Bugüne kadar yaşanan tüm refah konjonktür devresi dolayısıyla idi. Bugün de konjonktür devresi sonucu ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor. AKP hükümetinin ekonomi politikaları ne kadar başarılı ya da ne kadar başarısız; işte şimdi bunu görme zamanımız geldi. Durgun denizlerde kaptanlık yapma rahatlığı artık çok gerilerde kaldı, ekonomi dalgalı denizlere doğru seyrediyor. Bize de AKP'nin bu dalgalı denizde ekonomiye nasıl kaptanlık yapacağını izlemek düşüyor..

Umutlu muyum? Değilim. AKP global ekonominin kendisine en büyük lütfu olan canlanma ve doruk seviyeye ulaşma aşamalarında yeteri kadar başarı sergileyemedi. Geride kalan yıllara bakınca, insanın aklına özelleştirme adı altında yabancılara satılan Türkiye'nin en karlı kamu kurumları geliyor. Tüm dünya gelişip, karlılığını arttırırken; biz kar getiren kamu iktisadi teşebbüslerimizi elden çıkardık. AKP ekonominin en rahat zamanında, ekonomimizi güçlendirmek yerine sadece günü kurtarma telaşına düştü. Dünümüzü kurtardı ama yarınımızı feda etti. Yarın artık çok yakınımızda, hem de korkutacak kadar yakınımızda. Ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor ve bilim gerileme sonundaki aşamayı bize söylüyor: dibe vurma.. O aşamada umarım AKP işini kotarır?!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.