| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

8 "eleştiri" etiketi kullanan gönderi "eleştiri" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Şafak Sezer'li Chery Reklamı ve Bir İki Söz..

Chery Jee Bilmiyorum, siz de benim gibi misiniz: Ben reklamları baştan sonra izlemekten zevk alıyorum. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama sanırım zamanında reklamcı olmak istememden kaynaklanıyor. Hal böyle olunca bundan böyle reklamlara dair de birşeyler yazmaya karar verdim..

Şu sıralar yazmaya değer gördüğüm reklamlardan bir tanesi Şafak Sezer'li Chery reklamı. Reklamı izler izlemez bir mantık hatası olduğunu düşündüm. Bir Jeep reklamı yapacaksınız ve reklam malzemeniz olan jeepin zarar görmemesi için onu fırçayla değil de tellallarla yıkayacaksınız.. Böyle bir mantık olabilir mi? Jeep dediğin dağda bayırda çamur içinde gitmek için üretilmiyor mu? Jeep'in temel özelliği zor şartlarda zorluklara karşı baş edebilmesi değil mi? Bu sebeple jeep reklamlarında jeepleri çamur içinde sunuluyor genellikle..

Bu noktada, ben Chery'nin nasıl bir imaj çizmeye çalıştığını anlamakta zorlandım. Bizden jeep alın ama sakın ola dağa bayıra çıkmayın yoksa jeepinizle orada kalırsınız mı demeye getiriyorlar? Ayrıca geçen gün Şafak Sezer'in Ali Atıf Bir'in Kanal Türk'teki reklamcılık programında bu "orijinal" senaryoya dair söylediklerini dinleyince aklıma Subaru'nun Kanada'daki Sumocularla çektiği benzer reklam geldi! Demek ki pek "orijinal" de değilmiş bu reklam!

Neden Yazıyorum?

Yazmak Blog yaz(a)madığım bunca zamanda en fazla eleştiri yazmak istedim. Sanırım beni yazmaya teşvik eden en güçlü kaynak eleştirme isteği. Karşılaştığım onca aksaklığı, eksikliği ve basitliği bu satırlarda eleştiremeyince inanın bunaldım. Hal böyle olunca blogumun aslında bir terapi aracı olduğunu fark ettim ve kendi kendime şunu sordum: Blogu olmayan insanlar nasıl oluyor da bunalmıyorlar? Blogum olmasaydı, garip ama hayat benim için çok daha zor olacaktı.

Yazmak ve daha da önemlisi okunuyor olmak dünyadaki en önemli mutluluk kaynaklarımdan bir tanesi. Şu an mutluyum çünkü yazıyorum, az sonra da mutlu olacağım çünkü siz bunu okuyor olacaksınız. İyi ki varız, varsınız..

Teşekkürler Okan Bayülgen!

Okan Bayülgen Uzun zamandır Okan Bayülgen'in Disko Kralı'ndaki performansını eleştiriyor ve birşeylerin değişmesi gerektiğini yazıyordum. Zamanla Yüksel Aytuğ ve birçok televizyon eleştirmeni de bu doğrultda yazılar kaleme aldılar. Bugün gelinen noktada Okan Bayülgen'in ve Disko Kralı'nın değişimini, mutlulukla izliyorum..

Evet, işte şimdi oldu Okan Bayülgen! Disko kralının son iki bölümü sana da Kanal D'ye de fazlasıyla yakıştı. Baştan sonra, heyecan ve zevkle izledim her iki bölümü de. Özellikle doksanlı yılların konu alındığı geçen haftaki bölüm bir harikaydı.

Tüm bu yaşadıklarım bana gösterdi ki, insanların onlarca yıl bir işin zirvesinde kalmasının bir nedeni var: Eleştirileri ciddiye almak ve gereğini yapmak. Yenilikse yenilik, değişiklikse değişiklik.. Okan Bayülgen, işte bunun farklında olduğu için bunca yıldır zirvede.

9 Milyon Dolarlık Hayal Kırıklığı: AROG İzlenimleri

AROG Cem Yılmaz'ı oldum olası hak ettiği yerden çok çoook yukarlarda olan birisi olarak düşündüm. Bugün gelinen noktada, ne kadar da haklı olduğumu A.R.O.G sayesine yurdum insanı da görmüş oldu. Daha filimin reklamları yapılmada başlamadan önce, sözlükte şunları yazmıştım: "G.O.R.A. gibi ilköğretimin ilk dönemindeki çocuklara hitap edebilecek bir mizahla yapılmış filimsi. Düşünceden ve mizahtan o kadar uzaktır ki ismi bile ilkokul matığıyla ilk filmin tersten okunuşundan ibarettir."

Bugün ise bu söylediklerimi Türkiye'nin saygın oyuncuları, eleştirmenleri tekrarlıyor. Sinema eleştirmeni Bekir Hazar şunları söylemiş: "Bence film çok kötü ve basit olmuş. Beklentilerin çok altında bir film olmuş. A.R.O.G kesinlikle 9 milyon dolarlık bir film gibi durmuyor. (...) Gördük ki çocuk filmi olmuş resmen." Tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi'nin görüşleri de Bekir Hazar'la aynı yönde. Sururi, A.R.O.G hakkında şunu söylüyor: "A.R.O.G, çocuk filminden öteye gitmiyor.."

Artık herkesin, kral çıplak demesinin zamanı geldi, de geçiyor. Cem Yılmaz gibi isimlerin "Türkiye'nin en iyi komedyeni" sıfatını hak etmediğini, Türkiye'nin bu kadar basit bir ülke olmadığını herkes görmeli. Bu tür isimlere ve böylesine başarısız projelerine övgüler yağdırmak, aslen yurdum insanına hakaret etmektir. Yazıktır, günahtır..

Okan Bayülgen, Ne Oldu Sana?

Okan Bayülgen Daha bir ay öncesinde Disko Kralı'nı eleştirmiş ve programın Okan Bayülgen'e yakışmadığını yazmıştım. (Bkz: Okan Bayülgen ve Disko Kralı) Bugün gelinen noktada, görüyorum ki böyle düşünen tek kişi ben değilim. Sabah Gazetesi'nde televizyon eleştirileri yapan Yüksel Aytuğ da Okan Bayülgen'in disko kralındaki performansını eleştirmiş köşesinde. Aytuğ şöyle başlamış yazısına: "'Ne oldu sana Okan?' dedirten hatalar ve gaflar zincirinin hangi birini sayayım?" Sonrasında ise gözüne çarpan hataları ve gafları sıralamış Aytuğ. (Bkz: Ne Oldu Sana Okan Bayülgen? )

Okan Bayülgen'in artık ciddi ciddi kendisini ve programını yenilemeyi düşünmesi gerekiyor. Aksi halde hep birlikte Disko Kralı'nı değil ama bir kariyerin sonunu izlemek durumunda kalacağız. Ki bu hepimiz için üzücü olacağa benziyor

Pizza Pizza, 30 Dakika Yalan Oluyor?!

Pizza Pizza Öğrenciliğin vazgeçilmezlerinden bir tanesi, pizza.. Leziz bir tad, iyi bir doyurucu Ulaşması da bir o kadar kolay, basit reklam mantığıyla: bir telefon kadar yakınımızda.. Pek çok pizzacı, size sipariş ettiğiniz pizzayı en geç 30 dakika içerisinde getirmeyi garanti ediyor. Hatta Pizza Pizza, web sayfasında 30 dakika içerisinde size iletilmeyen pizzalardan ücret alınmayacağını idda ediyor..

Gelin görün ki herşey lafta, sözde kalıyor.. Bugün Pizza Pizza'ya online olarak sipariş verdim; sipariş vaktim Pizza Pizza'nın kendi belgelerinde 19:41 olarak geçiyor. Pizzamın elime ulaşması ise 20:41. Elimde iki belge var; birisi Pizza Pizza'nın kendi sipariş, diğeri kredi kartımın ödeme belgesi. İkisi arasında tamı tamına 60 dakika, 1 saat zaman farkı var! Bu noktada pizzamı bedava almam gerekiyordu, hatta 2 kez bedava almam gerekiyordu. Ama herşey Pizza Pizza'nın web sayfasındaki gibi olmuyor, 60 dakikalık bir gecikmeye rağmen pizzamı bedavaya alamıyorum. Hal böyleyken, Pizza Pizza'nın 30 dakika garantisi en kibar tabirle ayıptır.. Cebinden çıkan üç kuruş para insanı üzmüyor ama kandırılmış olmak üzüyor.

Sözlükte Çaylak Olmak..

oster_preview Hiç beklemiyordum, sözlük beni öyle bir etkisine almış ki bir anda kendimi "çaylaksınız" ibaresinin karşısında buldum. Şaşırdım, neden çaylaklık moduna girecek kadar sinirlendiğimi düşündüm? Ardından cevabını buldum, sözlüklerde yazar seviyesi git gide düşüyordu. Ya da hep mi böyleydi, orasını bilemiyorum. Bugün bir kritik yapma gereği duydum ve sözlük hakkında biraz kafa yordum..

Öncelikle sözlük yazarlarının gizli olması noktasına değinmeliyim, bu noktada pek Nihat Genç taraftarı değilim; sözlük yazarlarının hakkını onlara veriyorum. Kişiliklerini saklayarak birşeyler ortaya koymaları onlar için aslında bir zaaf değil, zorunluluk. Birşeyler hakkında atıp tutarken, karşı görüşten kişilerce dövülme ve hatta öldürülme ihtimaliniz bile var! Bu noktada bir eleştiriyi uygun görmüyorum.

Sözlüklerin asıl eleştirilecek noktası bir bilgi paylaşım sitesi olmaktan öte eğlence ve boşalım sitesi konumuna düşmeleri. Sözlükler niteliksiz, ve hatta doğruluğu fazlaca şüphe götürür bilgilerle dolmuş durumda. Yazarlar bilgi edinmek veya bilgi vermek amacından çok uzaklaşmış ve adını duyurmak hevesinde! Gerçekliği olmayan bilginin de bir yararı olmayacağı pek açık; bu noktada sözü ekşi sözlük'e bırakıyorum: "Bu sitede yazilanlarin hicbiri dogru degildir."

Doğruluğunun yanı sıra sözlüklerin başlıca bir diğer sorunu da entelektüel yapıdan hayli uzakta olması. Açılan başlıklar ve karşılaştırmalı başlık analizleri yaptığınız zaman günümüz gençliğinin entelektüel seviyesizliğini görmemiz fazlaca mümkün!

Bugün kendi içimde de bir kritik yaptım ve karar verdim: Sözlüklerde edindiğim bilgi ve harcadığım zaman birbirinden çok uzakta! Sanırım sözükler noktasında uzun bir ara vermemin zamanı gelmiş de geçiyor..

Toprak Olmak ya da Olmamak!

çocuk7 "Ellili yıllarda Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında, Yahya Kemal'i en yeni şiirleri yayınlanırmış. Yahya Kemal öldüğünde cenazesinin ardında bir insan seli halinde akmış insanlar. İstanbul'da dükkanlar kapanmış. Kitapçılar vitrinlerine üstadın resimlrini asmışlar... Toplum, toprak gibidir, ne ekerseniz o filizlenir." yazıyordu Necati Güngör, Kaçakyayın'ın bilmem hangi sayısında.. Bugün gelinen noktada aldığım eğitimin de sayesine bu satırları daha iyi okuyabiliyorum. Evet, torpak gibiyiz ve bu de edilgenliğimizdir bizim. İnsan toprak gibi olmamalıdır, çünkü insan işlenecek bir metaryalden farklıdır; yani insan doğadaki taştan, ağaçtan veya demirden farklı olmalıdır!

Temennilerim bu yöndeydi ama yanıldığımı görüyorum artık. İnsan fazlasıyla edilgen, insan hayatının çok az bir noktasında etken olabiliyor ve o noktalar da edilgenliği arasında yok olup gidiyor. Şunu bir düşünsenize; bu ülkenin nüfusunun neredeyse tamamına yakını Müslüman. Eğer bu insanları birer bebekken ailelerinden alıp Hristiyan ailelere devşirseydik, çok çok büyük bir bölümü muhtemelen Hristiyan olacaklardı! E o zaman nerde kaldı, insanın etkenliği?!

Edilgeniz, hem de fazlasıyla! İşte bu noktada da eleştirisel bakış önem kazanıyor. Eleştirdiğimiz kadar etken, daha doğrusu kendimiz olabiliyoruz! Bu sebepten eleştirmeli inandığımız herşeyi! Hatta ilk başta en doğru bulduklarımızı, en inandıklarımızı eleştirmeliyiz. Aksi halde Kur'an bile okumadan kendini Müslüman sanan, dininden bir haber Allah Allah nidalarıyla insanları yakan birer zerzavat olmaktan ileri pek gidemeyiz. Belki kendinizi kandırabilir ve gönül rahatlığıyla günlerinizi geçirebiliriz ama unutmayın ki inandığınız Tanrı İslam'a göre de diğer dinlere göre de kanmaz! İslam'ı veya herhangi bir dini, hatta ideolojiyi kendi seçtiğimiz oranda sahiplenebiliriz! Hatta şunu da deneyimlerim bana gösterdi ki: anadan doğma Müslüman olan bir zatla, Hristiyan veya Yahudi dömesi bir Müslüman arasında dağlar kadar inanç farklı var! İnsan seçtiği şeye inanır, seçtirildiği değil! Bu noktada herkese okumak düşüyor, dinini aklının süzgecinden geçirmek ve o zaman da hala aynı şevkle inanıyorsa gerçek Müslüman olmak düşüyor, bilmem anlatabildim mi?

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.