| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

15 "ermenistan" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"ermenistan" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Röportaj: Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya ile Türk-Ermeni İlişkileri

Politik Akademi'de ulusal ve uluslararası gündeme ışık tutan akademik röportajlarla karşınızda oluyoruz. Gün geçtikçe daha da büyüyor, güçleniyoruz. Türkiye'nin dört bir yanındaki dostlarımız röportajlarını yapmaya başladılar. Aramıza yeni katılan Mehmet Fatih Öztarsu arkadaşımız da Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Türk-Ermeni İlişkileri ve Azerbaycan başlıklı söyleşi hala gündemimizi oluşturan Türk-Ermeni ilişkilerini akademik bir perspektiften inceliyor bugüne ve yarınlara dair saptamalarda bulunuyor. Konuyla ilgilenen arkadaşlarımızın bu güzel söyleşiyi okumlarını öneriyor ve emeği geçen Mehmet Fatih Öztarsu arkadaşımıza ve Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya hocamıza teşekkür ediyorum. "Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya ile Türk-Ermeni İlişkileri ve Arzerbaycan" konulu söyleşiye ulaşmak için tıklayınız.

Karabağ Sorunu ve Bir Katliam: Hocalı

Barış Özdal Geçtiğimiz haftalarda Hocalı katliamının 17. yıldönümünü anma etkinlikleri çerçevesinde üniversitemizde "Dünden Bugüne Karabağ Sorunu ve Hocalı Faciası" konulu bir konferans düzenlendi. Organizasyonu Uludağ Üniversitesi, Azerbaycan İstanbul Konsolusluğu ve Haydar Aliyev Vakfı tarafından üstlenilen konferansa Prof. Dr. Mehmet Genç, Yard. Doç. Dr. Barış Özdal, Dr. Samir Jafarov ve Azerbaycan İstanbul Başkonsolosu Doç. Dr. Sayyad Aran katıldı.

Gerek konferans sırasında anlatılanlar, gerekse konferans öncesinde sergilenen katliam fotoğrafları, bana bir kez daha, insanoğlunun ne kadar da vahşileşebileceğini gösterdi. Anlatılanlara da fotoğraflara da inanmak istemedim ama hepsi birer gerçektiler. İnsanlık adına üzüldüm, Türkler tarafından katledildiklerini iddia eden Ermenilerin Türklere yönelik böylesine bir katliama imza atmış olmaları da beni oldukça düşündürdü. Katliama tanıklık eden bir gazetecinin şu sözleri ise dehşetin boyutunu daha da iyi kavrayabilmemi sağladı: "Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türkünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti."

Konferansın sonlarına doğru, yaşananlar unutulmasın istiyoruz, dedi Azerbaycan İstanbul Konsolosu Doç. Dr. Sayyad Aran. İçimden, "hiç unutulur mu?" dedim.. Acı hiç unutulur mu?

Canan Arıtman ve Ermeni Olmak ya da Olmamak

Canan Arıtman Birçok aydın ve gazetecinin altına imza attıkları özür diliyorum kampanyası, gündemdeki yerini hala tüm sıcaklığıyla koruyor. Pek tabi, değişerek ve genişleyerek. CHP milletvekili Canan Arıtman, olayı çok farklı bir boyuta taşıyarak; Abdullah Gül'ün kampanyaya sıcak baktığını ve bunun altında Abdullah Gül'ün Ermeni bir aileden geldiği gerçeği yattığını iddia etti. Abdullah Gül ise bu iddayı tepkiyle karşıladı ve aile geçmişini ortaya koyarak saf bir Türk ve Müslüman olduğunu ortaya koymaya çalıştı.

Gelinen noktada birileri Abdullah Gül'ün kökenini araştıra ve tartışa dursun ben bu konulara girmeyeceğim. Çünkü, herşeyden önce böyle bir tartışmaya girmek, böyle bir tartışmanın içinde yer almak abestir. İnsanların ailelerinin kökeni sadece ama sadece o insanları ilgilendirir. Bu noktada Abdullah Gül'ün Ermeni Olması ya da olmaması beni ilgilendirmemektedir.

Ama burası Türkiye ve Türkiye'de Ermeni kökenli olmak hala utanılacak birşeymiş gibi sunuluyor ve sanılıyor. Oysaki bu ülkede ırkçı bir ayrım söz konusu olmamlı, bu ayrım öncelikle insanların beyinlerinden silinmeli. Bu noktada, Abdullah Gül'ün Ermeni olmadığını açıklayış şekli de beni oldukça üzdü. Abdullah Gül sanki Ermeni olmak bir suçmuş da o bu suçu işlememiş olduğunu kanıtlamaya çalışıyormuş izlenimi verdi. Oysa Cumhurbaşkanına yakışacak olan tüm bu açıklamalarının yanında, en azından bir dipnot olarak Ermeni olmanın Cumhurbaşkanı olmak için bir engel olmadığını da açıklamaktı. Bence, bu açıklamayı yapmayan Abdullah Gül'ün, Canan Arıtman'dan düşünce yapısı olarak çok da büyük bir farkı yok. Her ikisi de bir Ermeninin Cumhurbaşkanı olmayacağı noktasında hemfikir görünüyorlar.

"Ermenilerden Özür Diliyorum!"

Ece Temelkuran Gündem boş olunca, medya eline ne geçirirse kullanıyor.. Bir de işin içinde ünlü simalar varsa, işin sonu gelmek bilmiyor. Bir takım aydının techir maduru Ermenilerden özür dilemesinin bu kadar büyütülmesini de ben buna bağlıyorum. Aslında böylesine büyütülecek birşey yok ortada..

Kendi kadar güzel yazan bir yazarımız, Ece Temelkuran'ın da içinde olduğu isimler Ermenilerden "kendi adlarına" özür dilemişler. Bu noktada onlara birşey diyemem, sonuçta herkesin kendi adına özür dileme hakkı var. Bu noktada kararlarına saygı duyuyorum. Ve aslında, iş burada bitiyor. Ama medya bitirir mi, önüne gelene soruyor: peki siz özür diler misiniz? Sonrasında ise ister istemez herkes birşeyler diyor ve tartışma büyüyor.

Tarışma bu kadar büyümüşken, ben de ister istemez tartışmaya dahil oluyorum. Kendi kendime soruyorum, böylesine bir özür metninin altına imza arar mıyım? Atacağımı sanmıyorum, sonuç itibariyle dün de bugün de hiçbir sorun yaşamadım Ermenilerle. Onların haklarına sonuna kadar saygı gösterdim, onlar da benim haklarıma saygı gösterdiler. Özürü gerektirecek bir durum her iki taraf için de söz konusu olmadı, yani. Peki, yıllar yıllar öncesinde yaşananlar ve dökülen onca kan ne olacak? Dökülen kanlar beni, pek tabi, ilgilendiriyor ama ben kendimi kan döken veya kanı dökülen taraftan birisi olarak görmüyorum.. Bu noktada da kampanyanın anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Buna rağmen "keni adlarına" özür dileyen isimlerin birer vatan hainiymiş gibi sunulmasına da karşıyım. O insanlar, "kendi adlarına" özür dileme hakkına sahipler ve bu haklarını kullanmışlar. Doğrudur, yanlıştır.. Bence tam anlamıyla yanlış olmasa bile gereksizdir ama saygı duymaktan başka yapacak birşeyim de yok.

Not: Konu, Ermenistan ve Ermeniler olunca daha önce Ermenistan üzerine yazdığım iki yazım aklıma geldi. Bakmanızı öneririm: Ah Şu Ermenistan - I ve Ah Şu Ermenistan - II

Tayyip Erdoğan'ın Denge Politikası

Tayyip Erdoğann Son zamanlarda Rusya, ABD'ye açık açık kafa tutmaya başladı. Bunu en açık şekliyle Gürcistan sınırını Rus tankları yıkarken gördük. Rusya artık tek kutuplu bir dünyayı kabul etmiyor, hatta devlet başkanı ağzıyla tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olduğunu dünyaya duyuruyor. Bu da bir konjonktür değişikliğini doğuruyor. Dünya artık tek kutuplu sistemden çift kutuplu uluslararası düzene doğru yol alıyor..

Cumhuriyet kurulurken de bu böyleydi. Süper bir güç değildik ama süper güçlerin arasında bir denge politikası kurarak rahat nefes alabildik. Atatürk'ün ilkelerini bile biraz oradan biraz buradan aldık. 21. yüzyıla gelindiğinde yine denge politikasından bahsedelir oldu. Bunu devletin en üst noktasındaki isimlerden duymak da ayrıca rahatlattı beni.

Bu noktada Tayyip Erdoğan'ın şu açıklamasını çok anlamlı ve yerinde buluyorum: "Şimdi Gürcistan olayından sonraki süreçte bizi bir tarafa doğru itmeye çalışıyorlar. Bazıları tümüyle ABD'nin, bazıları tümüyle Rusya'nın tarafına itmeye çalışıyor. Oysa biri en yakın müttefikimiz olan ABD, diğeri ise enerji başta olmak üzere önemli ticaret hacmimizin bulunduğu Rusya. Ben Türkiye'nin tümüyle bir tarafa itilmesine müsaade etmem."

Türkiye iki ateş arasında kendisini soğuktan korumasını bilmeli. Yalnız bu noktada öylesine bir denge kurmalı ki, ne o tarafa ne de bu tarafa gereğinden fazla yaklaşmamalı. Aksi halde soğuktan korunmak derdindeyken yanıp kül olabilir. İki ateş arasında doğru yerde durmaktan ibaret bu denge politikası ve şu an için tek reçetemiz bu..

Abdullah Gül, Ermenistan Yolcusu..

Abdullah Gül Geçen haftalarda Ermenistan'la Türkiye'nin ümit milli takımları bir maç yaptı. Futbola hiç ilgim olmamasına rağmen denk gelmişken, maçın açılışını izledim. Çünkü birşeyi merak ediyordum, Ermeni taraftarların İstiklal Marşı okunurken neler yapacağını görmek istiyordum. Öncelikle bizim marşımız okundu ve fonda ıslıklar, bağrışmalar duyuldu. Buna çok bozuldum. Her ne olursa olsun oradaki taraftarlardan saygı beklemiştim.

Sonrasında ise Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan'dan bir davet geldi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e; Sarkisyan, Abdullah Gül'ü Ermenistan'a milli maçı birlikte izlemeye çağırdı. Şimdi herkes bu davetin kabul edilip edilmemesi üzerine teoriler üretiyor. Edersek vatan elden gidiyor, etmezsek de duvarlarla çevrili bir Türkiye olacağımız propagansı yapılıyor.

İşin açıkçası, öncesindeki deneyimlerimi göz önüne alarak maç sırasında hoş olmayacak durumlar oluşacaktır sanıyorum. Bizi zor durumda bırakacak pankartlar açılabilir ve bu bizim adımıza hiç hoş olmaz. Tüm bunlara karşın, ben yine de diyalogtan yanayım. Belki, "Abdullah Gül ne olursa olsun Ermenistan'a gitmelidir!" diyemem ama gitmese bile ileride bir diyalog oluşturmalıdır.

Daha önce de belirttiğim gibi bunu en üst makamlar yoluyla yapmasak bile gençler olarak bizler yapmalıyız. Belki Abdullah Gül'ün diyalogları konumu itibariyle politik ve diplomatik kaygılarla şekillenmek durumunda kalabilir. Oysaki biz gençlerin diyalogları sadece insanı kaygılarla şekillenecektir. Bu noktada belki bu görev Abdullah Gül'den çok bizlerin.. Cebimde yeteri kadar para olsa, doldururum üniversite gençlerini uçaklara, Ermenistan'a milli maça götürürüm. Belki böyle yıkılabilir, o yıkılmaz sanılan tabular..

İran İslam Cumhuriyeti ve İlişkiler

Ahmedi Nejat Ece Temelkuran'ın Ermenistan için söylediği birşey vardı: "Ey yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Bu önerme maalesef sadece Ermenistan için geçerli değil, Irak da bize uzak, Suriye de, İran da.. Bu sanırım bizim içimizden gelen bir politika değil, Batı'dan "ithal" etmek zorunda kaldığımız bir politika..

Daha lise yıllarında Milli Güvenlik kitaplarında okuduk, "dış tehditler" başlığı altında: Dost bildiğimiz sınırdaşlarımızın aslında bizi içten içe kemiren sinsi düşmanlar olduğunu. Nedense (!) Milli Güvenlik kitaplarımızda sıralanan bu tehditler arasında ABD yoktu!? İran ise ilk başta geleniydi.. Sebebi ise İran'ın şeriatla yönetilmesi ve bu yönetimi Türkiye'de de etkin kılma çabasıydı. Yıllar geçince gördük ki İran'ın böyle bir amacı yokmuş, bunu amaç edinen güç ABD imiş?!

Bu ülkenin kemalistleri de bu ülkenin ılımlı islamcıları da İran'ı hor gördü. Eksik bildi, güçsüz bildi. Oysaki İran (sadece dış politikada) her iki güruhun da yapamadığını yaptı, yapıyor. Dünyanın süper gücüyle restleşebiliyor, kendince de olsa tam bağımsızlığını koruyabiliyor. Ben, kişisel olarak İran'a saygı duyuyorum. Halka ve aydınlara yaptığı baskıyı, o iğrenç idam görüntülerini elbette kabul etmiyorum ama sadece şeriatla yönetiliyor diye İran'ın hor görülmesine de bir anlam veremiyorum. Bu noktada sözü Prof. Yalçın Küçük'e bırakıyorum: "İran büyük bir uygarlıktır ve İraniler büyük bir millettir, hep Batı'ya karşı oldular. Bugünkü (şeriatla yönetilen) İran'ı kalıcı sanmak çok yanlıştır. İran değişir. Uzun dönemi düşünmeliyiz ve İran ile hep birlik aramalıyız. Dün de bugün de en çok şeriatla yönetilen ülke İsrail'dir. İsrail Yahudi Şeriatı ile yönetilen çok dindar bir ülkedir. Din yasaları işlemektedir. Sudi Arabistan kadar ve belki daha çok şer'idir. Öyleyse şeriatla yönetilen İsrail ile bu kadar yaklaşıldığı bir zamanda İran sözünden rahatsız olmak yadırgatıcıdır."

Ah Şu Ermenistan - II

Erivan Havaalanı En son Arto Boyacıyan'da kalmıştık, kendisinin Ermenilerle ortak bir kaderi paylaştığımızı anlatan şu satırlarını yazmıştım: "Ama şurada, hemen Erivan'ın dışında bir nükleer santral var. Patladı mı ne Ermeni kalır ne Türk.." Gerçekten de öyle, aynı topraklarda yaşayan insanların kaderi de çoğu zaman benzer oluyor..

Neyse, biz Ermenistan'ı tanımaya dönelim şimdi. Kitapta, oldukça ilginç bir ayrıntı gözüme çarptı: Ermenistan'ın bir Donanma Bandosu var. Bunda ne var demeyin, çünkü Ermenistan bir kara ülkesi, Ermenistan'da deniz yok.. Ama ilginç bir şekilde Ermenistan Donanma Bandosu var..

Göze çarpan bir diğer nokta da Ermenilerin sanata, özellikle de heykel ve edebiyata düşkünlüğü. Bu ilgi büyük boyutlarda, bunu Silva Gabudikyan'ın ağzından dökülmüş şu sözlerde görebiliyoruz: "Ama biz acı ile yaşamıyoruz sadece. Dünyanın, insanlık tarihinin iyiliklerini de önemsiyoruz. Burası iki yüz yıl önce Shakespeare çevirmiş, okumuş bir ülke! Bu, birşey demektir, önemli birşey demektir."

Ermenistan hakkında yazılacak yüzlerce paragraf daha var ama bunları yazacak ne yerim ne de zamanım var. Onları hiç ama hiç bilmiyoruz, bunu anlatmak amacıyla yazdım yazdıklarımı da.. Ece Temelkuran'ın da dediği gibi maalesef "En yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Bunu değiştirme gücü bence gençlerde.. Bunu ne devlet politikaları ne de politikacılar değiştirebilir, bunu değiştirecek tek güç Türk ve Ermeni gençleri.. Bu noktada Ermeni blog yazarlarına ulaşma imkanımız olsaydı keşke, birlikte birşeyler yapabilseydik onlarla..

Ah Şu Ermenistan - I

Ermenistan Ermenistan; bize bir o kadar yakın ve bir o kadar da uzak.. Evet, hemen yanıbaşımızda belki ama aynı zamanda ulaşamayacağımız kadar da uzağımızda.. Bunu Ece Temelkuran benden çok daha açıklayıcı ve edebi sunmuş. Diyor ki; "En yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Gerçekten de öyle değil mi? Ne biliyoruz hemen yanıbaşımızdaki Ermenistan ve Ermeniler hakkında? Eminim okyanus ötesindeki bir Brezilya'ya dair bilgilerimiz Ermenistan'dan çok daha fazladır.. Ermeni bir üniversite öğrencisi, Phil Gamelian'ın bir saptamsı bu noktada son derece haklı: "Ermeniler sürekli olarak Türkler hakkında konuşur, düşünür ve yazar. Ama Türkler, Ermeniler hakkında hiç konuşmuyor."

Bu noktada Ermenistan hakkında, Ermenistan'ın önde gelen isimlerinin Ece Temelkuran'la yaptıkları söyleşiler biraz olsun aramızdaki sis perdesini aralar sanıyorum. Örneğin Levon Ananyan'ın şu sözleri Ermenistan'ın sanat ve kültür hayatı hakkında oldukça açıklayıcı: "Bizim halkımız çok okuyan bir halktır. Ama serbest pazar ekonomisi her şeyi değiştiriyor elbette. Sovyet Ermenistan'ında şiir kitapları 40, romanlar 60 bin adet basılırdı. Telif ücretleri çok yüksekti. Ama bağımsızlıktan sonra devlet desteği çekilince yazarlar kendilerini finanse edecek insanlar aradılar. O finansman da şartlı geliyor. Bu yüzden bazen romanların üzerinde finanse eden otelin resmini ya da sponsor ne istiyorsa onu görebiliyorsunuz. Bu ülke yoksulluk yüzünden insanları tarafından terk edilen bir ülke. Ama biz hala okyanuslar için yazıyoruz."

Ermenistan'ın milli şairleri arasında sayılan ve Nazım Hikmet'le de dostluğu olan Silva Gabudikyan ise şunları söylüyor Ece Temelkuran'a: "Siz çok zor bir zamanda geldiniz küçük hanım. Bu ülke bütün bir yaşama sistemini değiştirdi. Ardından çok canımızı yakan Karabağ savaşı geldi. Sonra 1988'deki deprem... Elli bin kişi öldü, ülkenin yarısı yıkıldı. Kapalı sınırlar yüzünden yardım gecikti. Bağımsızlık ilan edildiği gün, bütün bu sıkıntıların on beş yıl süreceğini hiç kimse düşünmemişti. Biz küçükhanım, dört yıl elektriksiz yaşadık. Bu ülke, dört yıl mum ışığında yaşadı. Giysileriyle yatıp kalktı bütün halk. Ülkenin dörtte biri göç etti. Siz küçükhanım, işte böyle şeyler yaşamış bir halkın ruhunu anlamaya çalışıyorsunuz."

Ermenistan ise ortak bir coğrafyada, ortak bir kaderi yaşıyoruz. Oysaki ben yukarıdaki satırları okuyuncaya kadar, bu konuda pek de bilgi sahibi sayılmazdım. Oysa biz aynı toprağın ekmeğini yiyoruz. Arto Boyacıyan bunu çok güzel ortaya koyuyor: "Ama şurada, hemen Erivan'ın dışında bir nükleer santral var. Patladı mı ne Ermeni kalır ne Türk." (Ah Şu Ermenistan - II yakında..)

Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi: 21. Yüzyılın İpek Yolu..

Bakü-Tiflis-Kars Yurdum gündemi genellikle sunni olaylarla geçiştirilse de arada sırada ciddi ciddi olaylara da tanık oluyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı gibi oldukça iyi bir proje sonrası Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan yeni bir projenin daha temellerini atıyor: Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi..

Söz konusu proje sonrasında tarihi İpek Yolu'na benzer, 21. yüzyılın şartlarına uygun bir ulaşım ağı kurulmuş olacak. Dünya'nın yeni petrol ve doğalgaz merkezi konumundaki Orta Asya cumhuriyetleri ile kesintisiz demiryolu bağlantısına imkan sağlayacak projenin hayata geçirilmesiyle Londra'dan kalkacak bir tren kesintisiz olarak Çin'e ulaşabilecek. Bu da demiryolu üzerinden oldukça fazla yük akışı demek oluyor. Türkiye ve özellikle TCDD bu yük akışından oldukça nemalanacaktır.

İşin ekonomik boyutunun yanında bir diğer önemli boyutu ise stratejik olması. BTK Dermiryolu projesi Türkiye Cuhuriyeti'ni Türki devletlere ve daha da önemlisi gelecek on yıllarda büyük gelişim gösterecek Doğu'ya bağlıyacak. Bu noktada Gürcistan benim kafamda büyük soru işaretlerine sebep oluyor. Nedeni ise Gürcistan'ın daha öncesinde Rusya ve şimdi de ABD etki alanı içerisinde olması. Hal böyle olunca ulaşım noktasında sadece büyük ağabeylerin onayları ile birşeyler yapabileceğiz. Bu noktada Türkiye'nin Azerbaycan'la ortak ve güvenli bir sınıra sahip olamamasının kaybettirdiklerini acı bir şekilde görüyoruz.

Tüm bunlara karşın, projenin çok önemli olduğuna inanıyor ve dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Gelecek yıllarda proje sonuçlandığı vakit, bunu hep birlikte göreceğiz..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.