| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

13 "fatih altaylı" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"fatih altaylı" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Ali Atıf Bir ve Münevver Karabulut Cinayeti

Ali Atıf Bir Münevver Karabulut'un gencecik yaşta canice öldürülmesi gündeme bomba gibi düştüğü vakit hemen her köşe yazarı bu konuda birşeyler yazdı. Ali Atıf Bir de bu konu hakkında kalem oynatan köşe yazarlarından birisi. Ali Atıf Bir'in yazdıklarını anlamak öncesinde zor, diyor ki Ali Atıf Bir: "Türkiye’de çeşitli ihmaller ve çatışmalar nedeniyle binlerce ölüm varken en önemli olayımız "kesik baş" cinayeti mi yani?" Bununla da kalmıyor ve zanlının ailesini kurban olarak lanse ederek devam ediyor Ali Atıf Bir: "Hangimiz Nida Garipoğlu’nun suçunun kesin olarak ispatlandığını söyleyebilir ki? O halde niye böylesine bir linç havasına girildi? Yoksa Internet ölçümlerinde 'kesik baş' cinayetini çok okunduğunu mu fark ettik? Nida Garipoğlu İnternet kurbanı mı yani? Gerçekten mi?"

Yani, Ali Atıf Bir başı kesilerek öldürülen bir genç kızın bu kadar önemsenmesinden rahatsız oluyor. Yapmayın diyor, asıl kurban başı kesilip, canice öldürülen kız değil diyor, asıl mağdur Garipoğlu ailesi diyor. Münevver'in ne önemi var diyor. Diyor da diyor.. En azından ben köşesinde yazılanlardan bu anlamı çıkartıyorum.

Nasıl bir insan olaya böyle yaklaşabilir ki, nasıl olur da "kurban" sıfatı başı kesilen bir kızcağız için kullanılmaz da kızcağızın başını kestiği iddia edilen ve polisten kaçan kişinin amcası için kullanılabilir?!

Şaşırıyor insan, bir köşe yazarının neden böyle bir yazıyı kaleme aldığını anlamıyor. Ama sonrasında taşlar bir bir yerine oturuyor. Ali Atıf Bir aynı makale içinde şunları da yazıyor ve bizleri aydınlatıyor: "İki gün önce Hayyam Garipoğlu ile telefonda Burgaz Rakı üzerine konuşurken bu konu açıldı…"

Buradan anlıyoruz ki Ali Atıf Bir, katil zanlısının amcasıyla konuşuyor. Ne üzerine konuşuyor Burgaz Rakı üzerine konuşuyor. Onur Baştürk blogunda soruyor ve cevaplıyor: "Neden? Çünkü Burgaz Rakı’nın danışmanıymış…" Sonrasında Fatih Altaylı herşeyi birer birer Haber Türk'te yazıyor.. Burgaz Rakı kiminmiş, kızcağızı öldürdüğü iddia edilen katil zanlısının amcası Hayyam Garipoğlu'nun!

Ve bizler de anlıyoruz ki Ali Atıf Bir'in bu yazıyı kaleme almasının nedeni tamamen duygusa imişl!?

Yazık Ali Atıf Bir'in gazeteceliğine, insanlığına!

Umarım bir an önce Ali Atıf Bir, bunun böyle olmadığını belgeleriyle kanıtlar. Aksi halde tüm bunlar onun için büyük bir leke olarak kalacağa benziyor!

Gazete Haber Türk'ün farkı belli oldu..

Gazete Haber Türk Fatih Altaylı farklı bir gazete diyerek yola çıkmıştı, aldık okuduk ve baktık ki çok da farklı bir gazete değil. Gazete Haber Türk'ün içeriğiyle fark yaratabileceğini düşünüyordum, farkın ancak içerikle ve duruşla yakalanabileceğini yazdım. Bugün gelinen noktada Haber Türk'ün içeriğinin de duruşunun da diğer gazetelerden çok da farkı olmadığını söyleyebilirim.

Fatih Altaylı'nın yapmaya çalıştığı Hürriyet görünümlü bir Zaman gazetesi çıkartmak: biraz ordan, biraz buradan katarak tüm Türkiye'yi kucaklayan bir gazete var etmek. Bunu Haber Türk'ün son reklamlarında da görmek mümkün: STV'nin ünlü Sır Kapısı'ndan tanınma oyuncular "modern Türk ailesi" rolünde Haber Türk okuyorlar. Herşey oldukça açık ve az biraz da itici. Sanki işin mayası tutmamış izlenimi veriyor insana.

Evet, yapılmaya çalışan farklı birşey ama inandırıcılıktan çok uzak. Hürriyet ve benzerleri zaten kalıplaşmış bir okura sahip ve Haber Türk bu gazetelerden pek de okur çalamaz. AKP yalakalığında da Haber Türk (seçim öncesi ekstra yalakalığına rağmen) Zaman'ın veya Yeni Şafak'ın yanından bile geçemez. Fatih Altaylı'nın önünde tek potansiyel eski gazetesi Sabah ve benzerleridir. Sabah'tan olabildiğince okur çalabilir Altaylı ama dikkat etmesi gereken birşey var: Sabah Çalık Grubu'na ait ve Çalık'ın ucu Tayyip Erdoğan'a uzanıyor! Tayyip Erdoğan kızarsa, Sabah'ta yapılan tüm yalakalıklara rağmen Sabah'ı nasıl Ciner'in elinden aldıysa, Haber Türk'ü de alır.. Aman dikkat Fatih Altaylı!

Ve Gazete Haber-Türk..

Fatih Altaylı Uzun zamandır yazıyordu Fatih Altaylı, ben de gazete hakkında duyduklarımı paylaşmaya çalışıyordum burada. Bugün gelinen noktada artık elle tutulur birşey halini aldı Gazete Haber Türk, yaptığı reklam çalışmasıyla da kendisini tüm Türkiye'ye duyurmayı başardı. Slogan, Haber Türk'ün farklı bir gazete olacağı yönündeydi. Aldık, baktık: diğer gazetelerden farkları vardı. Tüm sayfalar olmasada, en azından kapak farklı bir kağıda basılmıştı. Ayrıca, ana gazetenin yanında ek yerine küçük gazeteler verilmekteydi. Peki ama bunlar yeterli miydi?

Haber Türk'e reklamların da etkisiyle bir ilgi gösterildi, buna rağmen Haber Türk'ün tiraj sıralamasında ilk ona ancak son sıradan girebildi. 200.000 civarındaki tiraj azımsanacak birşey değil ama zamanla nasıl bir değişim olacağı da önemli. Bu değişimin olumlu ya da olumsuz olması Haber Türk'ün içeriğiyle ilgili. Farklı kağıta basılmakla yakalanamayan fark, farklı içerikle yakalanabilir. Ki zaten önemli olan da bu değil midir? Farklı olmak kağıt kalitesiyle olmuyor, o kağıdın üzerinde yazanla oluyor: haberle, yorumla oluyor.. Gazetecilik ile oluyor.. Umarım Haber Türk bu farkı yaratabilir..

Hoşgeldin, CNA: Ciner News Agency

Fatih Altaylı uzun zamandır Ciner Medya'nın yapacağı atakları yazıp duruyordu. Açıkçası bunca zamandır somut birşeyler göremeyince, ben ümitlerimi yitirmeye başlamıştım ki karşıma Ciner News Agency (CNA) çıktı. Ciner Medya grubu kendi haber ajansını kurdu ve artık gruba ait yayınları (Örn. HaberTürk) bu kaynaktan beslemeye başladı. Bence, Türkiye'de medya adına yaşanan güzel bir gelişme CNA..

Pek tabi çok seslilik vs.  sadece CNA ile sağlanamayacak, sonuçta CNA'nın Doğan Haber Ajansı'ndan (DHA) çok da farklı bir yerde olacağını sanmıyorum. Yani, çok fazla birşey beklemek de anlamsız. Ama şunu da görmek gerekiyor, Aydın Doğan; Turgay Ciner'i ve M. Emin Karamehmet'i yok etmek istemesine rağmen sadece yaralayabildi. Bugün gelinen noktada her iki ismin de yaralarını sardıklarını ve büyüdüklerini görüyoruz. Küçülen ise Aydın Doğan olacağa benziyor.. CNA ve Ciner'in ilerleyen süreçteki atılımlarını bu açıdan değerlendirince olay oldukça çekici bir hal alıyor. Bakalım, oyunun sonunda kazanan kim olacak?

Emin Çölaşan, Ciner'le Anlaştı ve Erdoğan-Doğan Savaşı

Emin Çölaşan Hürriyet'ten olaylı bir şekilde ayrılan ve sonrasında Hürriyet'in tirajlarını sarsan Emin Çölaşan uzunca bir süredir Sözcü gazetesinde yazıyordu. Emin Çölaşan OdaTv'ye çeşitli açıklamalarda bulunmuş ve ilerleyen süreçte Turgay Ciner'le çalışacağını söylemiş. Anlayacağımız Emin Çölaşan tekrar bir kitle gazetesinde yazmaya başlayacak.. Gazetenin adı ise halen belli değil, gazete belli ama adı değil. Bu da nasıl oluyor demeyin. Çünkü bu gazte şu anda yayın hayatına başlamış değil ve ayrıca adı da henüz açıklanmadı. Altı yedi aydır bu gazetenin oluşumuna dair tüyoları Fatih Altaylı köşesinde yazıyordu. Bugün ise gazetenin yılbaşından hemen sonra çıkacağını öğrendik. Gazetenin Türkiye'de bir ilk olacağını söyleyen Fatih Altaylı kadro noktasında da iddialı idi. Emin Çölaşan'ın açıklamaları Fatih Altaylı'yı haklı çıkarır yönde. Artık gazeteyi elimize alıp okuyuncaya kadar sabredip bekleyeceğiz. Her şey üç dört ay sonrasında belli olacak nasıl olsa.

Bu noktada Aydın Doğan'ın neler düşündüğünü, açıkçası, çok merak ediyorum. Bir zamanlar AKP ile iyi geçinmek adına kapı önüne koyduğu Emin Çölaşan'a bugünlerde Aydın Doğan'ın çok ihtiyacı var. Çünkü AKP, artık o eski AKP değil! Ve artık AKP Doğan'a karşı! Bakalım şimdi de Aydın Doğan AKP karşıtı olmadığı için birilerini kapı dışarı edecek mi? Ve üstüne de utanmadan basın özgürlüğü diyebilecek mi?

Bugün Doğan'ın yaptığı muhalefete inanmıyorum! Turgay Ciner'in yaptığına da inanmıyorum, dün de inanmamıştım. Sabah ve ATV'ye el konulmasın diye yapılan ucuz yalakalıklar öylesine bir hal almıştı ki Sabah ve ATV'ye el konulduğu zaman üzülmedim bile! Oh olsun, yaptığınız ucuz yağcılık işe yaramadı; dedim!

Bunların alın birini vurun ötekine.. Bugün muhalif göründükleri AKP iktidarının ve Tayyip Erdoğan'ın asıl mimarları bu medya patronlarıdır! Aydın Doğan olmasaydı ne AKP ne de Tayyip Erdoğan olurdu, Turgay Ciner olmasaydı ne AKP ne de Tayyip Erdoğan olurdu! Herşeyi kendileri yaptılar ve belki de bu işlerin bu kadar ilerilere gidebileceğini düşünemediler bile. Yağmurdan kaçarken tutuldular AKP'nin dolusuna..

Türkiye'nin En Çok Okunan Köşe Yazarı: Haydar Dümen

Köşe yazarları arasında keskin bir rekabet var, hemen hepsi en fazla okunan köşe yazarı olma telaşında. Bunu istiyorlar çünkü patronlarının karşısında okuyucu sayıları kadar anlamlı ve etkili olabiliyorlar. Önceleri yapılan araştırmalarda halka kimi okuduklarını sormuşlar, halk da haliyle Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök ya da Fatih Altaylı gibi isimleri vermiş.. Oysa büyük bir yanlış bu, Türkiye'nin en fazla okunan köşe yazarı ne Ertuğrul Özkök ne Fatih Altaylı ne de bir başkası. Türkiye'nin en fazla okunan köşe yazarı Haydar Dümen. İnsanlar belki bunu açıkça söylemekten çekiniyorlar ama tirajlar bize bunu haykırıyor..

Bir programda Haydar Dümen, ne kadar okuru olduğunu soran bir vatandaşa şu cevabı vermişti: "Posta'da yazmaya başladığım gün, Posta'nın tirajında 60.000 artış oldu. Bu da gösteriyor ki, beni takip eden en azından 60.000 okurum var.." 60.000 okur demek, neredeyse başlı başına bir gazete demek. Öyle ki Türk basınında 60.000 tirajı geçemeyen onlarca gazete var. Haydar Dümen, tek başına onlarca gazeteden fazla okunuyor ülkede. Hangileri mi bu gazeteler, sayayim: 57.000'le Yeniçağ, 55.000'le Taraf, 44.000'le Bugün, 42.000'le Radikal, 26.000'le Tercüman, 15.000'le Referans, 9.000'le Birgün.. İşte bu gazetelerin hiçbir tanesi Haydar Dümen kadar okunmuyor.

Bu durum iyi midir, kötü müdür; bilmiyorum. Burada yapabileceğim iki üç saptama var ama. Öncelikle şunu görüyoruz, halkımızın büyük bölümü cinsellik noktasında bilgisiz. Buna rağmen, ne mutlu ki, en azından bu noktada bilgi edinme telaşı içerisinde. Ayırca dünya genelinde genel geçer bir saptama daha çıkartabiliyoruz bu noktada: cinsellik satar ve sattırır. Posta gazetesi bunu anlamış olduğu için bugün Türkiye'nin en fazla satılan gazetesi..

Sağ-Sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Laik-İslamcı ve İnsan!

Ne kadar da çok bölünmüşüz, ya da ne kadar da çok bölmüşler bizleri.. Bugün de bölüyorlar, şimdi Laik ve İslamcı ayrımını kullanıyorlar; yakında bir yenisini daha bulacaklardır muhtemelen. Bizler ise yarınlarda da bölünmeye devam edeceğiz, en azından görünen bu.. Yarınlarda da cepheleşme tehlikesi kuvvetle muhtemel, çünkü biz tarihten ders almayı bilmeyen bir milletiz..

Büyük ağabeylerin (Zamanında ABD ile SSCB) çıkar çatışması içinde ezilen, yitip giden canlar insanımızın aklını hala başına getiremedi. Ne yazıktır ki insanım bugün de birbiriyle kavgalı. Oysa bu kavganın önderi olan insanlar hiç de kanlı bıçaklı değiller. Daha geçen haftalarda Fatih Altaylı'dan öğrendik: Darbe günlüklerini yazmakla itham edilen Org. Özden Örnek'in oğlunun AKP'ye yakınlığıyla bilinen firmalarda çalıştığını..

Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Ama yurdum insanı unutmayı tercih ettiği için, çoğu zaman geçmişe dair çıkarımlar yapamıyor. Oysa Soner Yalçın'ın Reis'indeki şu satırlar geçmişte yaşanan kavganın gerçek boyutlarını çok güzel ortaya koyuyor: "Solcu babalar ile Ülkücü babalar nedense hiç kavga etmiyorlardı. Hatta bazıları ikili bile oynuyordu. Alparslan Türkeş'le görüştüğü için, "solcu baba" Dündar Kılıç'ın bürosu solcular tarafından kurşunlanmıştı. (...) İşin tuhafı Ülkücülerle ilişkisi herkesçe bilinen Oflu İsmail, solculara yakın Dündar Kılıç'ın eniştesiydi. Hadi "babaların" ikili oynamasını anlayabiliriz, ama, Çorum Sungurlu MHP İlçe Başkanı Şakir Babuç'un Dev-Yol'a silah satarken yakalanmasını nasıl değerlendireceksiniz?"

Prof. Yalçın Küçük Merak Edilen Soruların Yanıtlarını Verdi..

Teke Tek Dün haberleştirdiğim üzere Prof. Yalçın Küçük, Teke Tek'te Fatih Altaylı'nın konuğu oldu. Program içerisinde Yalçın Küçük hakkında merak edilen pek soru cevap buldu. Öncelikle Yalçın Küçük'ün Abdullah Öcalan ile olan ilişkisi netlik kazandı. Bu ilişkinin nedenleri ve sonuçları masaya yatırıldı. Bu noktada Yalçın Küçük'ün şu açıklamaları dikkat çekti: "Ben Abdullah Öcalan ile görüştüm, onu Türkist yaptım, Kemalist yaptım. Onu Kemalist, Türkist yaptığım için Barzani medyası hergün bana saldırıyor."

Programın diğer konuğu olan Yeni Şafak Gazetesi yazarı, Fikri Akyüz dün yazımda belirttiğim kaygıların ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu. Dün, "Bu Fikri Akyüz de kim oluyor da Prof. Yalçın Küçük'ün karşısına çıkartılıyor? Fikri Akyüz'ün boyu kadar kitabı var Yalçın Küçük'ün.." yazmıştım. Ardından Fikri Akyüz'ün programdaki şu açıklamaları geldi "Biz ilkokul, lise kitparlarından böyle öğrendik." Fikri Akyüz, tarih bilgisinin ilkokul, lise seviyesinde olduğunu ortaya koydu böylece. Bunun ve benzeri bilgi eksikliklerinin üzerine Yalçın Küçük'ün Fatih Altaylı'ya dönüp şunları söylemesi beni gülmekten kırıp geçirdi: "Ben buraya ders vermeye gelmedim. Bu çocuğa ders verdirmeyin bana.."

Yalcin_Kucuk1 Programda Yalçın Hoca'nın şu sözleri de ayrıca dikkate değerdi, bunları ilerleyen zamanlarda detaylarıyla incelemeyi umut ediyorum: "Ben yazarım, çok az okurum.", "Bugün hakim olan bir grup bu işi (PKK) bitirmek istemiyor.", "O bölgenin (Türkiye'nin doğusu.) bizden ayrılmasını istiyorlar.", "Darbenin başı Hilmi (Özkök) Paşadır.", "Musul'u almazsan, Diyarbakır'ı verirsin.", "Türkiye büyümezse küçülür.", "Ben Kemalizm'den aşağı düşmem!", "Bugün 1918 şartları var, hepimiz Kemalistiz.", "Yaşar (Büyükanıt) Paşa Hazretlerini içerideki iki arkadaşını ziyaret etmelidir.", "Ergenekon davası Bürüksel'de, Kudüs'te pişirilmiştir.", "AKP'ye açılan kapatma davası millidir.", "Hilmi Özkök yargılanacaktır!"..

Programı kaçırdıysanız, mutlaka telafi etmenizi öneriyorum. Fikri Akyüz adlı şahsın her türlü gereksiz soru ve muhabbetleri dışında oldukça yararlı bir program oldu. Fatih Altaylı'nın blogunda yakın zamanda program tekrar yayınlanacaktır, arada bir göz atarsanız izleyebilirsiniz.

Prof. Yalçın Küçük, Bu Gece Teke Tek'te..

Yalçın Küçük1 Prof. Yalçın Küçük, hemen her alanda kendinden söz ettiren ciddi bir isim. Politik, edebi veya bilimsel çalışmaları pek çok kişinin ve özellikle de ordu mensubu insanların ilgisini çekiyor. Fikirleri, bu ülkenin en etkin isimlerince tartışılıyor ve yorumlanıyor.

Son zamanlarda yaptığı çalışmalarla ulusalcı kitlelerin ufkunu açtı Yalçın Küçük, pek çok platformda bir sosyalist olmasına karşsın ulusalcılğı ve hatta Türk milliyetçiliğini savundu. Birileri bundan çok rahatsız olmuş olacak ki, Yalçın Küçük'ün geçmişine dair arştırmalar yapılmaya ve Yalçın Küçük yıpratılmaya başladı. Samanyolu Televizyonu'nun öncülük ettiği ve malum çevrenin ilgilendiği bu gelişmeler sonrasında pek çok okuyucum bana Yalçın Küçük'ü sormaya başladı. Burada onun adına cevap vermem, elbette hoş olmayacaktır. Bu sebepten, cevap arayan okurlarım bu gece 23:30'da Kanal 1 ekranlarında yayınlanacak olan Fatih Altaylı ile Teke Tek programını izleyebilirler. Programda Sayın Küçük'e bu soruların da yöneltileceğini ve uygun şekilde cevaplandırılacağını sanıyorum..

Not: Programda Prof. Yalçın Küçük'le birlikte Yeni Şafak yazarı Fikri Akyüz de konuk olacakmış. Bu Fikri Akyüz de kim oluyor da Prof. Yalçın Küçük'ün karşısına çıkartılıyor? Fikri Akyüz'ün boyu kadar kitabı var Yalçın Küçük'ün.. Fatih Altaylı ya sadece Yalçın Küçük'ü konuk etseydi ya da karşısına illa birilerini oturtacaksa Yalçın Küçük kalitesinde bir adam bulsaydı..

1 Ayda Altaylı'dan 2. Bomba: Tayyip Eroğdan Skandalı!

Recep Tayyip Erdoğan İki aydan fazla bir süre geçti, "Erdoğan, Doğan'a Karşı" başlıklı yazım üzerinden. İki isim arasındaki çatışmayı ve bu noktada iki isimin de birbirini yıpratacak çok önemli bilgilere sahip olduğunu yazmıştım. Aydın Doğan noktasında; "Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur." yazmışım..

Bugün gelinen noktada bir kez daha geleceğe dair görülerimin doğru çıktığına şahit oldum. Aydın Doğan, elindeki dosyayı parça parça servis etmeye başladı. Çok büyük bir haber sızdırılmış Fatih Altaylı'ya. Sayın Altaylı da elindeki bilgileri kamuoyuna sunarak bugün büyük bir bomba patlattı. Haberin içeriği kısaca şöyle: Aydın Doğan üç yıllık ortağı olan OMV ile Ceyhan'da bir petrol rafinerisi kurmaya çalışıyor. Uzun uğraşlara rağmen nedense (?) bir türlü ruhsat alınamıyor. Bunun üzerine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yabancılara olan zaafını göz önüne alan Aydın Doğan, yabancı ortağını Erdoğan'la görüşmeye yolluyor.. Skandal işte bu görüşme sırasında yaşanıyor: Tayyip Erdoğan, Doğan'ın yabancı ortağına Doğan'la olduğu sürece bu işi yaptırmayacağını söylüyor ve Doğan yerine hükümete yakınlığıyla bilinen Çalık grubuyla bu işi yapmasını öneriyor. Tabii Çalık'a da hemen bir ruhsat ayarlıyor..

Bunun üzerine şoka uğrayan yabancı ortak, Doğan'ın yanına gelerek olanları anlatıyor. Yaşadıklarını anlattıktan sonra da Aydın Doğan'a Türkiye'de bir iş yapmamasını çünkü Tayyip Erdoğan'ın Doğan'a hiçbirşey yaptırmamakta kararlı olduğunu söylüyor ve hatta bu sebepten Türkiye'yi terk etmesini öneriyor.

Bunları duyan Aydın Doğan, ne düşünmüştür bilmiyorum. Ama akıllıca birşey yapıyor ve ortağına bunları noter huzurunda tekrarlayıp tekrarlayamayacağını soruyor. Yabancı ortak, bunu kabule diyor ve tercüman ile noter yardımıyla tüm bu yaşananlar kayıtlara geçiriliyor. Tüm bu belgeler bizlere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sıfatıyla Tayyip Erdoğan'ın iş takipçiliği yaptığını ortaya koyuyor. Eğer iddalar belgelerle kanıtlanırsa Cumhuriyet tarihinin en büyük skandallarından birisiyle karşı karşıyayız demektir..

Not: Fatih Altaylı'nın konuyla ilgili yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.