Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

6 tane "felsefe" etiketli yazı bulundu "felsefe" tagli diger ogeler resimler , videolar

Yeni Bir İnsan Yaratmak, Kendi Ellerinizle..

Baba Çocuk Davranışçı psikolojinin kurucusu Watson "Bana bir çocuk verin her ne istiyorsanız yapayim." diyor. İsterseniz hırsız, isterseniz diplomat ya da sıradan biri. Watson için geleceği belirlemek işte bu kadar basit. İnsan doğanın sıradan bir parçasıdır. Tıpkı bir saat gibi mekaniğin kanunlarına göre işler ve en önemlisi de her sonucun bir sebebi vardır..

Watson'ı Pınar Türen'in "Denedim" adlı kitabında tanımış ve uzun zamandır kafamda kurduğum bir takım savları sağlam bir temele oturtma imkanı bulmuştum. Watson fikirlerimle birebir örtüşmese de büyük oranda aynı noktadayız. Bu ise; bana, düşüncelerimin sağlam bir temelde olduğunu gösteriyor.

İnsanın edilgenliğine, özellikle sosyal bilimlerin içerisine yavaş yavaş girdiğim şu günlerde daha fazla şahit oluyorum. Bunu yazılarımda da çok kez dile getirdim. Hepimiz edilgen bireyleriz, ailemizin ve toplumun birer sonucuyuz. Bu ne kadar kişiliğimizi etkiler, açıkçası tam olarak bilemiyorum ama büyük oranda etkileri olduğunu kendimde görebiliyorum.

Bu noktada ailelerimiz ya da toplum suçlanabilir mi, bilmiyorum. Yarın bizler de aynı statüde olacak ve bizler de çocuklarımızın hayatlarını büyük oranda çizeceğiz. Bu bir suçtan ziyade, insanın doğası sanıyorum. Yarın çocuklarımızı ister istemez şekillendirmek durumunda kalacağız. Çocuklarımız büyüdükleri zaman kendi kararlarını verdiklerini düşünseler bile çoğu zaman yıllar öncesinde bizim onlar için verdiğimiz kararı, kendileri veriyormuşcasına tekrar edecekler..

The Secret..

the_secret Blog yazarları birer birer yazınca kendimi ne zamandır eksik hissediyordum. Evet efendim, bu satırlar da benim "The Secret" yazımı oluşturuyor :)) Artık ben de tam bir blog yazarı olacağım bu vesileyle :)

Öncelikle işin felsefesini anlatayim, bilenler bu paragrafı atlayabilirler, The Secret en kaba anlatımla insanların beyinlerinde istedikleri ve güzel şeyleri (yani hayalleri) var ettikleri sürece bunların olacağını iddia ediyor. Bu noktada da felsefe çekim yasasıyla temellendiriliyor ve güzel düşünceler güzel bir hayatı sizlere sunacaktır deniliyor. Tabii prpagandanın nimetlerinden fazlaca nasiplenmiş yayın ekibi bunu daha edebi ve inandırıcı sunuyorlar: "Birşeyi istediğin zaman, evrenin ruhunda bu istek, ruh oluşur ve isteğinin gerçekleşmesi için iş birliği yapar."

İşin felsefesi, insana ah keşke bu gerçek olsa dedirtecek kadar güzel. Açıkçası ben felsefenin anlatıldığı söz konusu DVD'yi izlerken bir çok kez gel-gitler yaşadım. Hala da olabilir taraftarıyım.. Zaten bu felsefeyle tanışmam "%100 Düşünce Gücü" ve ardından da "Sınırsız Güç" ile olmuştu, bu noktada The Secret bir sırı açıklamaktansa bilinen birşeyi "kendince" bilimsel temellere oturtuyor. The Secret, şunu soruyor: "Dünya'nın %1'lik kesiminin global gelirin %96'sına sahip olması sizce bir tesadüf mü?" Ardından bu soruyu tesadüf olmadığı noktasında cevaplıyor ve bunu iddia ettiği güzel şeyler düşünmek sırrına bağlıyor. Ben bunu bir sır'dan öte kapitalizme bağlıyorum mesela ve bu noktada The Secret tüm inandırıcılığını yitiriyor. Bir bakıma sadece kitleleri uyuşturma misyonu gözüme çarpıyor..

Ama iddialar da hemen yok sayılabilecek türden değil, yani yalan yanlış olduklarını da söyleyemem. Zaten güzel şeyler düşünmenin bir zararı olacağını da sanmıyorum ama hayatınızı da Televole izleyen taşralı kız moduna sokup sadece hayallerden kurulu bir dünyada yaşamayın derim. Hayatın gerçekleri var ve The Secret gerçekliği fazlaca su götürür bir felsefe..

Az Sözle Çok Şey Anlatmak...

Uzun zamandır yazıyorum, hayata olan bakışım görüşüm hakkında.. Bazen uzatıyorum, gereğinden fazla dönüp dolaştırıyorum lafı ama sonuçta anlatıyorum. Size saygımdan dolayı bu noktada kendimi frenlemeye de çabalıyorum..

Gün geliyor yazdıklarımı, uzun uzun yazdıklarımı okuyorum ve sonra da Aristotales, Ficthe veya Hegel'e dönüyorum. Adamlar çok dolular ya, çok...

Mesela benim hayatta tek başımayız iddiam ve onca yazım Aristotales sayesinde çok daha somutlaşıyor: Ne diyor Aristotales? "Dostlarım, dünyada dost yoktur.." Bunun dışında Ficthe ve Hegel'in de hakkını yememli.. Hayat bizden ibaret diyordum, Ficthe "Ben'in yarattığı dünya dışında hiçbirşey yoktur" diyor.. Ben tarihi gösteriyorum, birşey yapmalı diyorum; Hegel: "Tarihten aldığımız ders, tarihten ders almadığımızdır.." diyor..

Onlara bakıyorum, kendime bakıyorum ve kendimce söyleniyorum: Okan; daha yolun çok başındasın, oku okuyabildiğin kadar...

Boş Vermişim Dünyaya...

çocuk4 Fonda Nilüfer; estetiğin zirvesinde bir havayla söylüyor: Temmuz, Ağustos, Eylül... / Her Mevsimde Durma Gül / Hayat İnan Çok Kısa / Belki Çıkmayız Yaza...

Yaza çıkar mıyım, çıkmaz mıyım bilmiyorum; ilgilenmiyorum da... İlgilendiğim; her mevsimde durmadan gülmek, daha doğrusu gülebilmek. Hayata gelmişiz bir kere değil mi; gülmeyeceğiz de ne yapacağız? O güzelim tadları midemizde zulalamayacağız, sevgiliyle yağmurlu bir günde ıslanmayacağız da ne yapacağız?

On dokuzumda anladım ki, hayattan zevk almayı bilmemek ayıp! Gelmişiz bir kere, ne bu aptalca hırslar ve ne bu aptalca koşuşturma. Nereye koştuğumuzu ve kim için koştuğumuzun bilincinde bile olmadan ne bu koşuşturma? Bir durma ve günlerin geçip gittiğinin farkına varma zamanıdır bugün, en azından benim için. Dur be Okan, düşünmeden dur be yarını; bugünün tadını çıkart. Yarın gelsin önce bir, o zaman düşünürsün...

Hayat Bir Postmodern Roman!?

çocuk2 Hayat bir postmodern roman: Hiçbirimiz ondan aslında hiç bir bok anlamadığımızı itiraf edemiyoruz; eleştirmenler dahil... Bu noktada Tuna Kiremitçi'ye ben de katılıyorum ve insanların bu anlamsızlık içinde gereksiz onca şeyin peşinde kendilerini heba etmelerine bir anlam veremiyorum. Ey insanlık, anlam veremediğin bu hayat hızla gelip geçerken önünde iki seçenek var: Birincisi, bu kısacık hayatta saçmasapan soru ve sorunlarla uğraşmak. Diğeri, herşeyi unutup sadece geçip giden zamana zevkler ve anlamlar katmak...

Her iki yolun sonu da aynı; bastığın bu topraklardan yok olmak. Hayat kısaca, ölümden ibaret! Bu noktada hayatın kısalığının bilincinde olmak çok önemli. İnsan hayatın kısacık olduğunu anlarsa, gelip geçen anların değerini daha iyi anlayacaktır. Hayattını gereksiz mevzularla yıpratmayacak ve karartmayacaktır.Yüz yıl öncesinde beni bilen kimse yoktu, çünkü ben yoktum. İki üç yüzyıl sonra da beni bilen kime olmayacak, çünkü ben o zaman da var olmayacağım. Hal böyleyken nerde kaldı benim varlığım? Bunları düşünüyorum, düşünüyorum ama Descartes gibi varlığımı hissedemiyorum. Düşünüyorum, öyleyse varım demiş ya zat-ı şahane. Ben de düşünüyorum ama bende tık yok. Sanırım ikimiz farklı şeyler düşünüyoruz :)))

Ana fikri meçhul bir yazı oldu bu seferki. Ama yine de ben bu yazıda vermek istediğim ana fikri açıklayayim: Hayat kısa bir rüya, yaşayabildiğini yaşa ve olabildiğince zevk al! Gez, toz, aşık ol, hayatın tadını çıkar. Ve daha önemlisi daha mutlu ve zevkli bir rüya için bol bol oku ve öğren. İnsan öğrenip, okudukça zevkleri inceliyor ve hayat daha güzel bir hal alıyor. Bu kısacık rüyada, bu satırları okuyarak beni de rüyanıza katmanız çok ince bir davranış ayrıca, bu sebepten sizlere minnettarım...

Ecel Kapımı Sonbaharda Çalsa...

Sonbaharda ölmek istediğime karar verdim. Düşünsenize, o sararmış yapraklar dökülürken, güneş o yakıcı gücünden birşeyleri yiğtirirken toprak altına girmek... O nemli ve serin toprağa etinizin temas etmesi, o mükemmel an...

Sonbaharda ölmek istediğime karar verdim. Yorgun ve sararmış yapraklar, üzerime atılan toprağın arasında kaybolsun istiyorum. Sonbaharda tüm doğayla birlikte toprağa dönmek ve tüm kışı karla kaplı toprakların içinde geçirmek; ilkbaharda dirilme umuduyla ölümü kucaklamak... Garip ama bunu fazlasıyla istiyorum!

Evet, ben sonbaharda ölmek istiyorum. Mutluyum şu an,  sadece ölümümü hiç bugünkü kadar güzel hayal edemediğime üzülüyorum. Bugüne kadar ölümden korktuğum için kendime kızıyorum. Ölmek sözlüklerde yazan anlamından çok daha farklı birşeymiş oysa ki. Bizi korkutmak için söylenen onca söz yalan! Ölüm sözlüklerde yazdığı gibi yiğtip gitmekse, acıysa ve sadece cayır cayır yanmaksa hepimiz ölümsüzüz...

Sonbaharda ölmek istediğime karar verdim bugün . Bulutlu ve toprak kokan bir havada... Yaprakların toprağı tamamen örttüğü, yerin sarardığı bir günde... Akşam ezanından az önce ölmek, evet böyle bir anda ölmek istedim bugün...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.