| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

6 "gazete" etiketi kullanan gönderi "gazete" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Gazetecilik, demokrasi içindir!

Gazetecilik Ankara'ya gelince ve yapacak çok işim de olayınca kendimi kitaplara verdim. Geçen günlerde Dost Kitapevinde bolca dolaştıktan sonra, bolca kitap alıp öğrenim kredimi son damlasına kadar kullandım. Param kalmadı ama bolca kitabım oldu. Aldığım kitapların büyük bir bölümü gazetecilikle ilgili kitaplar ve bunlar arasında şu an okuduğum kitap Bill Kovach ve Tom Rosensiel imzalı "Gazeteciliğin Esasları". Kitabın satırlarında beni besleyecek pek çok bilgiye rastgeldim, bu sebepten daha kitabı henüz yarılamama rağmen kitabı sizlere önerebilirim.

Daha fazla uzatmadan konumuza gelecek olursam, kitabın "Gazetecilik Ne İçindir?" adlını taşıyan ilk bölümde şu satırlar dikkatimi çekti ve sizlerle paylaşmak, tartışmak istedim: "Gazetecilik, toplum oluşturmak içindir. Gazetecilik, vatandaşlık kavramının ortak payda olması içindir. Gazetecilik, demokrasi içindir. Serbest bilgi akışı ile iyice güçlenen milyonlarca insan, kendilerine yeni hükümetler seçip, ülkelerindeki siyasi, toplumsal ve iktisadi yaşamın daha iyi sürmesi için yeni kurallar oluşturma işine doğrudan dahil olmuşlardır."

Bu tanım üzerinde fazlaca düşünmek gerekiyor. Türkiye'de gazetecilik bu tanıma ne kadar uygun? Türkiye'de yapılan gazeteciliğin demokrasi için olduğunu söylemek ne kadar da güç. Bizim gazetecilerimiz ve gazetelerimiz bırakın demokrasi için var olmayı, birbirleriyle 'o'cu ya da 'bu'cu oldukları için savaş halindeler. Ya da 'o'nun ya da 'bu'nun adamı oldukları için..

ABD'de yapılan kamuoyu araştırmalarında toplam nüfusun %45'i basının demokrasiyi koruduğunu düşündüğünü belirtmiş. Bu azımsanacak bir oran değil ve bence çok önemli. ABD halkının %45'i basın ve demokrasi arasında bir bağ olduğunu ve bu bağın demokrasiyi koruduğunu algılayabilmişken, bizim en ünlü gazetecilerimizin bile basın ile demokrasi arasındaki bağı kuramamış olması ne acı! Bizim demokrasimizin eksiklerinden bir tanesi de bu: gazetecilik! Hatta Türkiye'nin bir eksiği mi demeli?!

Gereksiz Bilgi Bombardımanı ve Korunma Yolları

Medya4 Güzel bir kitaptan güzel bir söz okudum, üzerinde düşündüm, yazdım ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. Üç çeşit bilgi vardır, yazıyordu kitapta: esaslı bilgi, faydalı bilgi ve lüzumsuz bilgi. Bu çerçevede düşünmeye başladım ve bildiklerimin çoğunun aslında birer "lüzumsuz bilgi" olduğunu gördüm. Bilmesine biliyordum ama bildiklerimin bana ne faydası oluyordu ki?

Örneğin, geçen günlerde düşen Air France uçağını, yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini biliyordum veya İran'da yapılan seçimleri de biliyordum veya gündemin öne çıkan başlıklarını da.. Düşününce tüm bunların lüzümsuzluğuna kanat getirdim. Bana ne bunlardan? Air France uçağının düşmesinin benim hayatıma ne gibi bir etkisi olabilir? Ya da orada ölen yüzlerce insan benim hayatımda ne gibi bir değişiklik yapabilir? Hayır yapamaz! O uçak düşmeseydi de benim hayatım bugünkünden farklı olmayacaktı. Öyleyse neden bileyim ki Air France uçağının düştüğünü? Neden beynimi meşgul etsin bu lüzumsuz bilgi? Neden uçağın nasıl düştüğüyle ilgili teorileri üreteyim?

Bilim bunun adını "enformasyon bombardımanı" olarak koymuş ve sonuçlarını da saptamış: "İnanın, ihtiyacı olmayan enformasyon ile zihnini doldurmak suretiyle düşüncelerini ve yargılarını törpülemek, bu yolla kişinin bakış açısında daralmala sebebiyet vererek, neticede sağlıklı düşünmenin bir yerden sonra imkansızlaşmasına neden olmak."

Enformasyon bombardımanı her geçen gün etkisini arttırıyor ve bize düşen gözümüzü, kulağımızı kapatmak! Evet, yanlış okumadınız: enformasyon bombardımanından kendimizi korumak için gözümüzü ve kulağımızı kapatmalıyız. Sadece esaslı ve daha da önemlisi bizim adımıza faydalı bilgileri edinmekle yetinmeliyiz. Bu noktada haber kaynaklarımızı belirlemeli ve ilgi alanımıza dair bir haber kaynağından beslenmeliyiz. Örneğin mesleğinize ya da ilgi alanlarınızdan herhangi birisine dair bir blogtan veya bir dergiden.. Aksi halde başınıza gelecekleri bilim şimdiden öngörüyor: "...neticede sağlıklı düşünmenin bir yerden sonra imkansızlaşması..."

Abdülkerim Kırcı İntihar Etti..

Gazi olmak ne demektir, bunu çok iyi biliyorum. Adana'da tam üç yıl boyunca Adana Şehit Aileleri ve Malülleri Derneği'nin gönüllü bir çalışanıydım. Bu süreç dahilinde şehit aileleriyle ve gazilerle bir arada olma imkanım oldu. Hepsini tanıdım, sevdim..

Gazete ve teleziyonda Abdülkerim Kırcı'yı görünce aklıma o günler geldi.. Abdülkerim Kırcı da o onlarca gazi gibiydi muhtemelen, onun da kendine göre sorunları vardı. Tüm bunlara rağmen yaşama savaşı veriyordu. Nasıl yaşamasındı ki, onca namlunun hedefine girip hala yaşıyor olmak zaten başlı başına bir şanstı..

Belki kurtuldu Kalaşnikof ya da Bixi namlularından ama kendini bilmez gazete ve gazetecilerin namlusundan kurtulamadı: Vuruldu Abdülkerim Kırcı! Öldü! Öldürüldü!

Birileri artık şunun farkına varmalı: gazeteler, dergiler, kitaplar.. bunların hepsi birer silah. Her gün ateşleniyor bunlar, birilerinin üzerine.. Abdülkerim Kırcı olayı da bundan ibaret: bir takım gazete ve gazeteciler namlusunu Abdülkerim Kırcı'ya yönelttiler.. Yazık, atışları isabetli oldu.. Öldürdüler Devlent Övünç Madalyalı Abdülkerim Kırcı'yı..

Emin Çölaşan, Ciner'le Anlaştı ve Erdoğan-Doğan Savaşı

Emin Çölaşan Hürriyet'ten olaylı bir şekilde ayrılan ve sonrasında Hürriyet'in tirajlarını sarsan Emin Çölaşan uzunca bir süredir Sözcü gazetesinde yazıyordu. Emin Çölaşan OdaTv'ye çeşitli açıklamalarda bulunmuş ve ilerleyen süreçte Turgay Ciner'le çalışacağını söylemiş. Anlayacağımız Emin Çölaşan tekrar bir kitle gazetesinde yazmaya başlayacak.. Gazetenin adı ise halen belli değil, gazete belli ama adı değil. Bu da nasıl oluyor demeyin. Çünkü bu gazte şu anda yayın hayatına başlamış değil ve ayrıca adı da henüz açıklanmadı. Altı yedi aydır bu gazetenin oluşumuna dair tüyoları Fatih Altaylı köşesinde yazıyordu. Bugün ise gazetenin yılbaşından hemen sonra çıkacağını öğrendik. Gazetenin Türkiye'de bir ilk olacağını söyleyen Fatih Altaylı kadro noktasında da iddialı idi. Emin Çölaşan'ın açıklamaları Fatih Altaylı'yı haklı çıkarır yönde. Artık gazeteyi elimize alıp okuyuncaya kadar sabredip bekleyeceğiz. Her şey üç dört ay sonrasında belli olacak nasıl olsa.

Bu noktada Aydın Doğan'ın neler düşündüğünü, açıkçası, çok merak ediyorum. Bir zamanlar AKP ile iyi geçinmek adına kapı önüne koyduğu Emin Çölaşan'a bugünlerde Aydın Doğan'ın çok ihtiyacı var. Çünkü AKP, artık o eski AKP değil! Ve artık AKP Doğan'a karşı! Bakalım şimdi de Aydın Doğan AKP karşıtı olmadığı için birilerini kapı dışarı edecek mi? Ve üstüne de utanmadan basın özgürlüğü diyebilecek mi?

Bugün Doğan'ın yaptığı muhalefete inanmıyorum! Turgay Ciner'in yaptığına da inanmıyorum, dün de inanmamıştım. Sabah ve ATV'ye el konulmasın diye yapılan ucuz yalakalıklar öylesine bir hal almıştı ki Sabah ve ATV'ye el konulduğu zaman üzülmedim bile! Oh olsun, yaptığınız ucuz yağcılık işe yaramadı; dedim!

Bunların alın birini vurun ötekine.. Bugün muhalif göründükleri AKP iktidarının ve Tayyip Erdoğan'ın asıl mimarları bu medya patronlarıdır! Aydın Doğan olmasaydı ne AKP ne de Tayyip Erdoğan olurdu, Turgay Ciner olmasaydı ne AKP ne de Tayyip Erdoğan olurdu! Herşeyi kendileri yaptılar ve belki de bu işlerin bu kadar ilerilere gidebileceğini düşünemediler bile. Yağmurdan kaçarken tutuldular AKP'nin dolusuna..

Pazar Kahvaltısında Gazete Okumak..

azetekahvaltı Oldum olası yemek yemek önemli bir iş olmuştur benim için. Sorarlar ya "Yaşamak için mi yersin, yemek için mi yaşarsın?" diye.. Ben yemek için yaşayanlar arasındayım. Yemek ve damak tadı çok önemli, şu dünyaya gelmiş giderken güzel birşeyler tıkıştırmalı insan ağzına..

Annem sağolsun evde hiçbir zaman kahvaltılar atlanmadı ve hatta hayatımın en önemli öğünü oldu kahvaltılar. Ama hiçbir zaman gazete olmazdı kahvaltı masamızda, evin ritüeli kahvaltı sonrası hala çay içilmeye devam edilirken babamın oturma odasında uzanıp günün gazetesini okumasıydı. Böyle bir düzende yetiştiğimden midir, bilmiyorum: kahvaltı masasında gazete gördüğümde şaşırıyorum. İki noktada da saygısızca karşılıyorum; birincisi gazeteyi yaratan muhabir ve yazarlar, ikincisi o sofrada sunulan güzellikler adına..

Kahvaltı sofrasında gazete okunması komik ve anlamsız. Karşımda dumanı tüten bir sucuklu yumurta dururken Hürriyet'in manşetinde olsam bile elimi gazeteye uzatacağımı sanmıyorum. Ayrıca gazete okumak da ciddi bir iş olarak algılanmalı artık yurdumda. Elde kalem ve makas tutarak okunmalı gazete, önemli haberlerin altları çizilmeli, gerekli bölümler kesilmeli ve dosyalanmalı.. Uzun lafın kısası ne kahvaltıya meze yapılmalı gazete, ne de gazeteye meze yapılmalı kahvaltı..

Ayrıca Not: Yazıda Hurriyet demişken, AKP'nin kapatılma davası gündemde bu kadar kaynarken acaba nedendir Hurriyet yazarlarının bu suskunluğu? Gündemde böylesine bir malzeme varken Bekir Coşkun'un "Arılar", Tufan Türenç'in "Yoksul Bir Gencin Başarı Öyküsü", Mehmet Y. Yılmaz'ın "Dünya Barışı İçin Karikatür" başlıklı yazıları ne kadar gazetecilik oluyor?

Radikal Genç!

radikal

Radikal gazetesi uzun zamandan beri hayatımıza bir güzellik sunuyor, biz gençlere: Radikal Genç! Belirli bir yaş dilimindeki, sanırım tavan olarak 25, gençlerin ve özellikle üniversite öğrencilerinin yazdıkları makaleleri değerlendirerek on beş günde bir ek yayınlıyor ve böylelikle "toplumun yarı-aydın sınıfı kabul edebileceğimiz üniversite öğrencileri"nin sanata, politikaya ve özellikle gündelik güncel mevzulara bakışını sunuyor...

Bu noktada üniversitelerimizdeki eğitim kalitesini de gözler önüne seriyor, bu noktada kanımca tarihsel belge özelliği de taşıyor. Ayrıca insana birşeyler öğretiyor; genç ve oldukça dinamik!

Radikal Genç'in az sayıdaki benzerlerinden belki de en önemli farkı, gelen yazılar için yazı sahiplerine duyduğum kadarıyla 40 YTL tehlif ödemesi. Sözlüklerden yaptığım taramaya göre geç de olsa ödüyorlarmış söz konusu tehlifi. Ayrıca sözlük dedikodularından yansıyanlar arasında küçük de olsa "Aydın Doğan sansürü" olduğunu okudum, genç bir dostumuzun "Aydın Doğan ve benzeri medya patronları..." satırı "Kimi medya patronları..." olarak başkalaşıma uğratılmış...

Bu arada almak isterseniz: Radikal Genç, iki haftada bir Salı günleri Radikal gazetesinin bir eki olarak yayınlanıyor. Sanırım yarın boş geçecek ama gelecek Salı pek tabii alabilirsiniz. Öneririm, en azından yeni tadlar ve özellikle genç soluklar duymanız için.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.