| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

8 "gazetecilik" etiketi kullanan gönderi "gazetecilik" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Ali Atıf Bir ve Münevver Karabulut Cinayeti

Ali Atıf Bir Münevver Karabulut'un gencecik yaşta canice öldürülmesi gündeme bomba gibi düştüğü vakit hemen her köşe yazarı bu konuda birşeyler yazdı. Ali Atıf Bir de bu konu hakkında kalem oynatan köşe yazarlarından birisi. Ali Atıf Bir'in yazdıklarını anlamak öncesinde zor, diyor ki Ali Atıf Bir: "Türkiye’de çeşitli ihmaller ve çatışmalar nedeniyle binlerce ölüm varken en önemli olayımız "kesik baş" cinayeti mi yani?" Bununla da kalmıyor ve zanlının ailesini kurban olarak lanse ederek devam ediyor Ali Atıf Bir: "Hangimiz Nida Garipoğlu’nun suçunun kesin olarak ispatlandığını söyleyebilir ki? O halde niye böylesine bir linç havasına girildi? Yoksa Internet ölçümlerinde 'kesik baş' cinayetini çok okunduğunu mu fark ettik? Nida Garipoğlu İnternet kurbanı mı yani? Gerçekten mi?"

Yani, Ali Atıf Bir başı kesilerek öldürülen bir genç kızın bu kadar önemsenmesinden rahatsız oluyor. Yapmayın diyor, asıl kurban başı kesilip, canice öldürülen kız değil diyor, asıl mağdur Garipoğlu ailesi diyor. Münevver'in ne önemi var diyor. Diyor da diyor.. En azından ben köşesinde yazılanlardan bu anlamı çıkartıyorum.

Nasıl bir insan olaya böyle yaklaşabilir ki, nasıl olur da "kurban" sıfatı başı kesilen bir kızcağız için kullanılmaz da kızcağızın başını kestiği iddia edilen ve polisten kaçan kişinin amcası için kullanılabilir?!

Şaşırıyor insan, bir köşe yazarının neden böyle bir yazıyı kaleme aldığını anlamıyor. Ama sonrasında taşlar bir bir yerine oturuyor. Ali Atıf Bir aynı makale içinde şunları da yazıyor ve bizleri aydınlatıyor: "İki gün önce Hayyam Garipoğlu ile telefonda Burgaz Rakı üzerine konuşurken bu konu açıldı…"

Buradan anlıyoruz ki Ali Atıf Bir, katil zanlısının amcasıyla konuşuyor. Ne üzerine konuşuyor Burgaz Rakı üzerine konuşuyor. Onur Baştürk blogunda soruyor ve cevaplıyor: "Neden? Çünkü Burgaz Rakı’nın danışmanıymış…" Sonrasında Fatih Altaylı herşeyi birer birer Haber Türk'te yazıyor.. Burgaz Rakı kiminmiş, kızcağızı öldürdüğü iddia edilen katil zanlısının amcası Hayyam Garipoğlu'nun!

Ve bizler de anlıyoruz ki Ali Atıf Bir'in bu yazıyı kaleme almasının nedeni tamamen duygusa imişl!?

Yazık Ali Atıf Bir'in gazeteceliğine, insanlığına!

Umarım bir an önce Ali Atıf Bir, bunun böyle olmadığını belgeleriyle kanıtlar. Aksi halde tüm bunlar onun için büyük bir leke olarak kalacağa benziyor!

Gazetecilik, demokrasi içindir!

Gazetecilik Ankara'ya gelince ve yapacak çok işim de olayınca kendimi kitaplara verdim. Geçen günlerde Dost Kitapevinde bolca dolaştıktan sonra, bolca kitap alıp öğrenim kredimi son damlasına kadar kullandım. Param kalmadı ama bolca kitabım oldu. Aldığım kitapların büyük bir bölümü gazetecilikle ilgili kitaplar ve bunlar arasında şu an okuduğum kitap Bill Kovach ve Tom Rosensiel imzalı "Gazeteciliğin Esasları". Kitabın satırlarında beni besleyecek pek çok bilgiye rastgeldim, bu sebepten daha kitabı henüz yarılamama rağmen kitabı sizlere önerebilirim.

Daha fazla uzatmadan konumuza gelecek olursam, kitabın "Gazetecilik Ne İçindir?" adlını taşıyan ilk bölümde şu satırlar dikkatimi çekti ve sizlerle paylaşmak, tartışmak istedim: "Gazetecilik, toplum oluşturmak içindir. Gazetecilik, vatandaşlık kavramının ortak payda olması içindir. Gazetecilik, demokrasi içindir. Serbest bilgi akışı ile iyice güçlenen milyonlarca insan, kendilerine yeni hükümetler seçip, ülkelerindeki siyasi, toplumsal ve iktisadi yaşamın daha iyi sürmesi için yeni kurallar oluşturma işine doğrudan dahil olmuşlardır."

Bu tanım üzerinde fazlaca düşünmek gerekiyor. Türkiye'de gazetecilik bu tanıma ne kadar uygun? Türkiye'de yapılan gazeteciliğin demokrasi için olduğunu söylemek ne kadar da güç. Bizim gazetecilerimiz ve gazetelerimiz bırakın demokrasi için var olmayı, birbirleriyle 'o'cu ya da 'bu'cu oldukları için savaş halindeler. Ya da 'o'nun ya da 'bu'nun adamı oldukları için..

ABD'de yapılan kamuoyu araştırmalarında toplam nüfusun %45'i basının demokrasiyi koruduğunu düşündüğünü belirtmiş. Bu azımsanacak bir oran değil ve bence çok önemli. ABD halkının %45'i basın ve demokrasi arasında bir bağ olduğunu ve bu bağın demokrasiyi koruduğunu algılayabilmişken, bizim en ünlü gazetecilerimizin bile basın ile demokrasi arasındaki bağı kuramamış olması ne acı! Bizim demokrasimizin eksiklerinden bir tanesi de bu: gazetecilik! Hatta Türkiye'nin bir eksiği mi demeli?!

Gazetecilik Tartışmaları, Oray Eğin ve Tabii Ki Bloglar!

Oray Eğinn Akşam gazetesinde son bir haftadır gazetecilik tartışmaları yapılıyor. Akşam yazarları Oray Eğin ve Serdar Turgut arasındaki bu tartışmaya tartışmaya bugün üçüncü kişiler de dahil olmaya başladı. Anlaşılan bu tartışma daha da renklenerek devam edecek.

Tartışmanın gazetecilik üzerine olması nedeniyle ben de takip etmeye başladım. Oray Eğin'in "Kim Bu Yeni Gazeteciler" başlıklı yazısında sinema eleştirmeniliği ve bloglar üzerine, güzel bir saptama gözüme çarptı. Oray Eğin'in blogların gücünü görebilmiş olmasından ötürü memnunum, umarım diğer köşe sahipleri de bu gücün farkına bir an önce varırlar. Sözü daha fazla uzatmadan, Oray Eğin'e bırakıyorum:

"Yaklaşık bir yıldır, Batı basınını takip edenler 'Film eleştirmenliği öldü mü' sorusuna yanıt arandığını da fark etmiştir illa ki. Olayın özeti şu: İnternet'teki blog'larda bir filmi eleştiren binlerce yazıyı bulmak mümkün. Bunların bir kısmı çöp olmakla berber, azımsanmayacak bir kısmı da mesleki disiplin içinde, titizce hazırlanmış eleştiriler. Ve eminim filmlerin potansiyel izleyicileri üzerinde de etkisi giderek daha da artacaktır. Hal böyleyken, günümüz gazetecileri hala bir sinema eleştirmenine maaş ödemeli mi?
Blog yazarlığının haberciliğe bir diğer etkisi ise gündelik hayata dair kimi meselelerin, daha evvel gazetelerin sayfalarına alamayacakları kadar 'sıradan' oldukları düşünülen konuların da haber yapılması.
"

Uğurlar Olsun, Uğur Mumcu..

Uğurlar olsun ey güzel insan, uğurlar olsun.. Senden çok şey öğrendik, kitaplarınla büyüdük, gazetecilik ne demekmiş seninle öğrendik. Bugün gelinen noktada on binlerce Uğur Mumcu'muz var, yerini doldurmak için canla başla çalışan, çabalayan. Gencecik, tertemiz on binlerce Uğur Mumcu'muz var..

24 Ocak işte bunun için önemli! 24 Ocak öncesinde bir tek Uğur Mumcu'muz vardı, bugün on binlerce Uğur'umuz var. Bir kez daha; bir öldük, bin doğduk..

Senden bize kalan bir keskin kalem, bir kırık gözlük.. Ve tabi, onur, namus ve şeref..

Abdülkerim Kırcı İntihar Etti..

Gazi olmak ne demektir, bunu çok iyi biliyorum. Adana'da tam üç yıl boyunca Adana Şehit Aileleri ve Malülleri Derneği'nin gönüllü bir çalışanıydım. Bu süreç dahilinde şehit aileleriyle ve gazilerle bir arada olma imkanım oldu. Hepsini tanıdım, sevdim..

Gazete ve teleziyonda Abdülkerim Kırcı'yı görünce aklıma o günler geldi.. Abdülkerim Kırcı da o onlarca gazi gibiydi muhtemelen, onun da kendine göre sorunları vardı. Tüm bunlara rağmen yaşama savaşı veriyordu. Nasıl yaşamasındı ki, onca namlunun hedefine girip hala yaşıyor olmak zaten başlı başına bir şanstı..

Belki kurtuldu Kalaşnikof ya da Bixi namlularından ama kendini bilmez gazete ve gazetecilerin namlusundan kurtulamadı: Vuruldu Abdülkerim Kırcı! Öldü! Öldürüldü!

Birileri artık şunun farkına varmalı: gazeteler, dergiler, kitaplar.. bunların hepsi birer silah. Her gün ateşleniyor bunlar, birilerinin üzerine.. Abdülkerim Kırcı olayı da bundan ibaret: bir takım gazete ve gazeteciler namlusunu Abdülkerim Kırcı'ya yönelttiler.. Yazık, atışları isabetli oldu.. Öldürdüler Devlent Övünç Madalyalı Abdülkerim Kırcı'yı..

Türkiye'nin En Çok Okunan Köşe Yazarı: Haydar Dümen

Köşe yazarları arasında keskin bir rekabet var, hemen hepsi en fazla okunan köşe yazarı olma telaşında. Bunu istiyorlar çünkü patronlarının karşısında okuyucu sayıları kadar anlamlı ve etkili olabiliyorlar. Önceleri yapılan araştırmalarda halka kimi okuduklarını sormuşlar, halk da haliyle Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök ya da Fatih Altaylı gibi isimleri vermiş.. Oysa büyük bir yanlış bu, Türkiye'nin en fazla okunan köşe yazarı ne Ertuğrul Özkök ne Fatih Altaylı ne de bir başkası. Türkiye'nin en fazla okunan köşe yazarı Haydar Dümen. İnsanlar belki bunu açıkça söylemekten çekiniyorlar ama tirajlar bize bunu haykırıyor..

Bir programda Haydar Dümen, ne kadar okuru olduğunu soran bir vatandaşa şu cevabı vermişti: "Posta'da yazmaya başladığım gün, Posta'nın tirajında 60.000 artış oldu. Bu da gösteriyor ki, beni takip eden en azından 60.000 okurum var.." 60.000 okur demek, neredeyse başlı başına bir gazete demek. Öyle ki Türk basınında 60.000 tirajı geçemeyen onlarca gazete var. Haydar Dümen, tek başına onlarca gazeteden fazla okunuyor ülkede. Hangileri mi bu gazeteler, sayayim: 57.000'le Yeniçağ, 55.000'le Taraf, 44.000'le Bugün, 42.000'le Radikal, 26.000'le Tercüman, 15.000'le Referans, 9.000'le Birgün.. İşte bu gazetelerin hiçbir tanesi Haydar Dümen kadar okunmuyor.

Bu durum iyi midir, kötü müdür; bilmiyorum. Burada yapabileceğim iki üç saptama var ama. Öncelikle şunu görüyoruz, halkımızın büyük bölümü cinsellik noktasında bilgisiz. Buna rağmen, ne mutlu ki, en azından bu noktada bilgi edinme telaşı içerisinde. Ayırca dünya genelinde genel geçer bir saptama daha çıkartabiliyoruz bu noktada: cinsellik satar ve sattırır. Posta gazetesi bunu anlamış olduğu için bugün Türkiye'nin en fazla satılan gazetesi..

Cumhurbaşkanının PKK'lıları Affetmesi ve Yeşil Medya

Ahmet Necdet Sezer bu noktada çok defa itham altında bırakıldı. Özellikle Zaman ve Yeni Şafak gazetesi Ahmet Necdet Sezer'i hoş olmayan haberlerle PKK'lılara arka çıkıyor gibi gösterdi, kendilerince bir açık yakaladıklarına inandılar ve tüm güçleriyle saldırdılar. Olayın zevkine o kadar daldılar ki olayın gerçek yüzünü bile göremediler. Oysaki PKK'lıları affettiği için suçladıkları Cumhurbaşkanı'nın önüne gelen liseyi AKP'li Adalet Bakanı hazırlamıştı. Yani PKK'lı isimlerin tahliye talebini AKP'li Adalet bakanı Cemil Çiçek imzalamıştı!

Bugün aynı şeyleri Abdullah Gül yapıyor, PKK'lı militanları affediyor. Hiç bakıyor musunuz Zaman ve Yeni Şafak'ın haberlerine? En ufak bir olumsuz itham yok! Buna ne denir bilmiyorum ama gazetecilik denilmeyeceğinden eminim.. Bu çifte standartı hiç hoş karşılamıyorum. İslam gömleğini giymiş bu iki gazte acaba ne kadar anlamışlar İslam ahlakını!? Bence her ikisine de anlatmalı İslam ahlakında böylesine döneklik ve çifte standart olmadığını!

Oyuna Gelme! Oyunu Sen Yönet!

Basın Türkiye'de en fazla oyun oynanan ve kullanılan mecra. Bir oyun bitiyor, arkasından bir diğeri başlıyor ve bu düzen aksamadan devam ediyor. Bu gün de bir oyun oyanıyor ve oyunu oynayanlar her zaman olduğu gibi kazanıyorlar...

Mevzumuz Hürriyet gazetesi! Emin Çölaşan'ın işine son verilmesi sonrası, Perşembe günü tirajı aniden 30.000 düşen Hürriyet ardından da 44.000 okurunu kaybetti. Bu böyle gidemezdi, gazetenin dehalarından Ertuğrul Özkök olaya el koydu. Kaybedilen okurlar bir an önce tekrar kazanlımalıydı! Ertuğrul Özkök hemen işe koyuldu. Kardeş kuruluşta bir canlı yayına katılan başbakanın Bekir Coşkun için sarf ettiği talihsiz bir sözünü cımbızlayarak manşet yaptı. Ardından da Hürriyet'te yapmacık bir muhalefet başladı. Böylece Emin Çölaşan'ın kapı dışarı edilmesiyle kaybedilen, genellikle AKP'nin duruşunu benimsemeyen kitle gazeteye geri çekilmeye çalışıldı. Ki son günlerdeki tirajlar bu kitlenin gazeteye yavaş yavaş döndüğünü göstermekte. Bu noktada Hürriyet'e boykot edin gibi bir önerim olmayacak, sadece gazete okumanın aslında yazılan o satırları okumaktan çok daha kompleks birşey olduğunu görmenizi diliyorum. Bu dileğim gerçekleştiği taktirde, Ertuğrul Özkök dehası gerekeni yine yapacaktır ama bu gelişme süreci sonrası basınımız nitelik kazanacaktır.

Not: Bloguma Ertuğrul Özkök gibi dehalar aranmakta, kendisine güvenen okurlarım okan_yuksel@yahoo.com adresini kullanabilirler ))

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.