| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

50 "hayat" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"hayat" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Yeni Bir Hayat, Gerisi Bayat..

Hayat oldukça durağan olmaya başladı, yeniye dair hemen hiçbir şey yok hayatımda. Herşey monotonlaştı, geride kalan beş aylık süreçte kendime çok ama çok az şey kattım. Ama buna bir son vereceğim! Kendimi yeniden inşa edeceğim. Pek tabi ki, tüm bunlar "ha" deyince olmayacak ama bu süreç sonrasında dönüp geriye baktığım zaman birşeylerin değiştiğini göreceğim.

Hayatımda çok şeyi değiştirmek istiyorum, bunca zamandır alt yapısını oluşturduğum tüm değişiklikleri hayatıma yansıtmamın zamanı geldi. Artık yeni bir Okan, yeni bir ben olacak.. Bunun tüm hayatıma, dosta düşmana ve tabi ki bloguma da yansımaları olacak. Bunca zamandır bloguma gösteremediğim ilgiyi bu süreçle beraber olabildiğince göstereceğim.

Sözün özü, bugünden sonra karşınıza farklı bir Okan, farklı bir blog ile çıkmaya çalışacağım. Umarım kısa zamanda uzun yollar kat edebilirim, edebiliriz..

Ve Tekrar Üniversite..

Bayram tatilini tam bir hafta uzattıktan sonra tekrar Bursa'dayım. Bursa, her zamanki gibi yeşil ve güzel.. İnsanlara karşı sıcak bir yüzü yok, hatta soğuk bir vizyonu olduğu bile söylenebilir ama her nedense seviyorum bu şehri..

Dersler de Bursa'yla ve üniversiteyle birlikte başladı, doğal olarak. Vizeler fena değildi, en azından iki AA geliyor. Finalde çok daha iyisini yapmak için çalışma, çabalama zamanı da geldi. Bir ders haricinde, betimsel istatistik, diğer tüm derslerde "mükemmel" başarı seviyesine ulaşma kararı aldım. Hayatımda ilk defa %100 başarı için çabalayacağım, hayırlısı.. Bakalım ne olacak, ilerleyen süreçte yine bu satılarda paylaşacağım.

Baldur's Gate ve Nietzsche

Nietzschee Bilgisayar oyunları tarihinde çok ayrı bir yeri vardır, çokça insan tarafından aranmış ve çoğunca bulunamamış bir oyun.. Baldur's Gate! Bundan dokuz on yıl öncesinde evde bir efsane halini almıştı. Abim ve ablam ellerinde İngilizce-Türkçe sözlük, oturup Baldur's Gate oynuyorlardı. Oyunun CD kapları ise bilgisayar masasının en güzel köşesinde gururla sergileniyordu. O zamanlar için bir oyunun birden çok CD'ye çekilmiş olması pek rastlanır değildi, oysaki Baldur's Gate tamı tamına 5 CD ediyordu.. 1998 yılında verilen hemen her ödülü aldı Baldur's Gate. O, gerçekten bir efsaneydi..

Bayram münasebetiyle memlekete dönünce, dolapları karıştırdım; ne var, ne yok diye.. Baktım, efsane karşımda tozlar içinde yatıyor. O zamanlar bir çocuk olarak oyunu anlayamamış ve itilmiş olmamın acısıyla olacak, hemen oyunu bilgisayara yükledim. Az öncesine kadar da oyunu oynamaktaydım, ta ki oyunun başında Nietzsche'den alınan sözü sizle paylaşmaya karar verene kadar.. Oyunun konusu, insanlığın da en temel konusu olan: iyilerle kötülerin savaşı. Oyunda ise kötüler, aynen bugün de olduğu gibi, kana susamış canavarlar. İşte bunların üstüne, oyun yapımcıları Nietzsche'nin şu sözüyle başlatma gereği duymuşlar Baldur's Gate'i: "Canavarlar ile savaşanlar, kendilerinin canavara dönüşmemesi konusunda temkinli olmalılar.. Cehennem'e uzun bir süre bakarsanız, Cehennem de size geri bakar.."

Çevremizi kuşatmış yüz binlerce canavar varken, canavarlaşmamak zor! Ama asıl önemli olan da bu, insan olarak gelmek ve aynı insani duygularla gitmek.. Umarım, oyunda ve oyundan pek de farklı olmadığını düşündüğüm şu dunyada canavarlaşmadan kalabiliriz. Bunca canavar arasında; insan kalmak, insan kalabilmek zor ama gerekli..

Doğruyu bulmak..

Zaman zaman hayata dair farkındalıklarımı da paylaşmaya çalışıyorum bu satırlarda. Bugün de öyle bir zaman, hayata dair bir iki satır karalamak istiyorum. Meselemiz doğruyu bulmak, bunu daha da somutlaştırırsak, meselemiz doğru yolu bulmak..

Bugüne kadar doğrunun sadece zeki ve çok çok bilgili insanlar tarafından bulunabileceğine inanıyordum. Özellikle çocukluk dönemimde, dönemin verdiği saflık ve temizlikle, bilgi edindikçe ahlaklı olunacağına ve doğru yolda yürüneceğine inanıyordum. Bugün gelinen noktada hayatın o kadar basit ve insanların da o kadar iyi olmadıklarını çok iyi biliyorum! Doğruyu bulmak, ne bilgiyle ne de zekayla alakalı birşey.. Doğruyu bulmak zeka ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlak sorunu!

Hayat İnsana, İnsanlardan Nefret Etmesini Öğretiyor!

İnsan Ferhan Şensoy'lu "Son Ders" filminden bu söz. Eski solcu ve tabi 68'li bir sosyalist gencin yıllar yıllar sonrasında kurduğu holdingin genel müdür odasında sarf ettiği sözler bunlar: Hayat insana, insanlardan nefret etmesini öğretiyor!

Güzel insanlar tanıdım, içten insanlar.. Belki okuyorlardır, bilemiyorum; lisedeki arkadaşlarımı içten sevmiş ve onlardan da böylesine bir karşılık almıştım. Öncesinde de ilkokuldaki dostlarım da öyleydiler. Bir aile gibi olmuştuk, her şey içten ve güzeldi. Bugün, üniversitede de oldukça çok dostum var: Beni içtenlikle sevdiklerine inandığım ve benim de içtenlikle sevip saydığım..

Tüm bu güzel dostluklara rağmen, neden söze "Hayat insana, insanlardan nefret etmesini öğretiyor!" diye başlıyorum? Bunun sebebi şu olsa gerek, üç beş insan bozuntusunun onlarca ve belki de yüzlerce insana olan dostça bakışımızı etkilemesi! Bu bir bardak siyanüre benziyor; o bir bardak siyanür, tonlarca temiz suyu kirletiyor ve içilmez kılıyor. Bu insan bozuntuları da böyleler, tertemiz koca bir toplumu kirletiyorlar. Ve insan üç beş insan bozuntusu yüzünden tüm insanlardan nefret edebiliyor. Ama dostlar sağ olsun, onlar sayesinde görebiliyorum insanlığın içindeki o güzel cevherleri.. İyi ki varsınız ve yanımdasınız dostlar. Her birinize teker teker teşekkürler, iyi ki varsınız ve onlardan çoksunuz..

Erken Emeklilik(miş)!

Emekli Devletin sosyal güvenlik sistemi zar zor sürdürülebilirken, birileri bu işten kar etmeye başladı. Hal böyle olunca da ortalığı bankaların erken emeklilik reklamları aldı. Bu reklamları izlerken aklıma bir soru takıldı: İnsan, gerçekten de, bu reklamlardaki gibi işinden daimi olarak kaçmak ister mi?

İnsanlar gerçekten de işlerini bir zorunluluk olarak mı görüyorlar? Kendilerine ayıracak tek zaman diliminin emeklilik olduğunu mu düşünüyor milyonlarca insan? Eğer hal buysa, çok yazık. Hayat; tüm hayallerin emeklilik sonrasına erteleneceği bir yer değil. Birincisi hayat sanılan kadar uzun değil, ikincisi bu hayata bir daha gelebileceğimiz meçhul! Bunlar da ortadayken, insanın hayallerini emeklilik sonrasına ertelemesi, bu sebepten de erken emeklilik peşinde koşması çok büyük bir hata. Hayat bu gün için de güzel kılınmalı, emekli olamadan da hayatın tatlarını çıkartabileceğini anlamalı artık insanlar.. Yoksa kaybedecek olan kendileri olacak. Kaybettikleri ise koca bir hayat..

Hayat Hoştur, Gerisi Boştur!

Hint düşünce dünyasının keskin kast sistemi ve dünyasal hazlara olan soğuk bakışı sebebiyle olsa gerek tüm bunlara bir tepki oluşuyor vakti zamanında. Egemen Aryanlara ve baskıcı Brahman rahiplerine karşı ezilen Çarvak halkı kendi felsefesini ve düşünce sistemini kuruyor ve diyor ki: "Sadece Brahman dini değil, tüm dinler yalan üzerine temellenmiştir. Tüm veda mitolojisi uydurmadır. Bunları uydurarak halkı köleleştiren rahipler ve Upanişadlar sahtekâr ve yalancılardır." Bu çıkışın ardından Çarvak materyalizmi şu çözümü sunuyor insanoğluna: "Hayat hoştur, gerisi boştur!"

Dinlerin tamamının gereksiz veya boş şeyler üzerine kurulduğunu düşünmesem de Çarvak halkının hayatın hoş olduğu tezine sonuna kadar katılıyorum. Bence, bu hayattaki en büyük eşeklik hayatın güzel bir şans olduğunu göremeden ölüp gitmektir. Hayat hoştur, güzeldir; pek tabii yaşamasını bilene! İşte bu sebepten diyorum ki gününüzü gün edin; çünkü o günler sayılı.. Hayatı bir azap veya ceza olarak görmeyin; hayatın güzel yanları kötü yanlarından çok daha fazla.. Hayat olabildiğince hoş.. Hayatınızı bir sanat eseriymişçesine yaşayın çünkü en önemli eseriniz yaşadığınız hayat olacak!

Ortaçağ, Rönesans, Aydınlanma ve Avrupa

Sosyal Düşünceler Tarihi adında seçmeli bir dersim var. Dersin içeriği insanı ve insana ait düşünceleri anlamlandırmaktan oluşuyor. İnsanı ve insana ait düşüncelerin gelişimini anlamak noktasında temel kaynağımız Doç. Dr. Ayhan Aydın'ın "Düşünce Tarihi ve İnsan Doğası" adlı kitabı. İlkçağ Felsefesi ile başlayan serüven 20. yüzyıl felsefesine kadar uzanıyor. İşte tam da bu noktada bir sorun su yüzüne çıkıyor: bu serüveni acaba bizler yaşadık mı? Yurdum insanı ortaçağ karanlığından kurtulabildi mi? Rönesans'la ışığa koştu ve sonrasında da Aydınlanma ile bilimin ışığına boğuldu mu?

Düşünce tarihi ve insan doğası diye Avrupalıların düşünce tarihlerini ve doğalarını inceliyoruz. Oysaki bizler onların yaşadığı süreçleri yaşamadık. Bizim bir ortaçağımız olmadı, olduysa da onlarla aynı zaman ve şekilde olmalı. Bir aydınlanmamız da, ne yazık ki, onlarınki kadar etkili biçimde olmadı. Tarihi, kazananlar yazdırdı; bunu biliyordum. Bugün görüyorum ki tarihte kazananların yazdıkları tek şey tarih değil. Biz bugün insan olarak Avrupalı'yı görüyoruz ve sadece onun düşünce iklimini tüm insanlığın düşünce iklimiymişçesine okuyoruz. Oysaki bu insanlığın diğer üyelerine yapılabilecek en ağır haksızlık.

İşte tüm bu sebeplerden dolayıdır ki, Düşünce Tarihi ve İnsan Doğası demek sadece Avrupa düşünce tarihi ve de sadece Avrupalıların doğası olmamalı. Bu topraklar da göz önüne alınmalı, bu topraklarda da düşüncenin, ağır aksak olsa bile, bir seyir izlediği kabul edilmeli. Bu toprakların ve üstündeki insanların varlıklarını, bu insanların da bir düşünce iklimlerinin olduğunu kabul etmediğimiz sürece Düşünce Tarihi'ni Avrupa sınırlarına hapsetmiş oluruz. İşte bu noktada genç akademisyenlere büyük işler düşüyor, bu toprakların düşünce iklimini, doğunun siyasi tarihini yazmak genç akademisyenlere düşüyor. Gördüğüm kadarıyla yaşlıcalarından daha çalışkan ve bilgililer. Onlara güveniyorum, inanıyorum..

Erasmus, Evlilik ve Tabi Delilik!

evlilik Vizeler yavaş yavaş ağırlığını hissettirmeye başladı. Okumalar, not çıkartmalar; birinci, ikinci ve tabii ki üçüncü genel tekrarlar Çalışmalar böylesine yoğun sürüp giderken blog için de çeşitli notlar çıkarttım. Bunları zamanla, bu platformda paylaşmayı düşünüyorum.

Örneğin bugün mevzuumuz evlilik ve tabii ki delilik! Lafı, evlilik deliliktir demeye getirmiyorum. Erasmus böyle söylüyor: "Deli olmazsa, kimse bir başkasıyla evlenmez." Haklı mı, bilmiyorum. Evlilik deneyimi olmamış bir üniversite öğrencisi olarak Erasmus'un pek de haklı olduğunu sanmıyorum. Ama dediğim gibi bu bir deneyim meselesi. Herkesin eşinden memnun olduğunu sanmak safça, insanların bir ve hatta pek çoğu eşinden memnun değil! Bu çeşitli eserlerin ithafından bile okunabiliyor, mesela Francis Hacklett bir eserini eşine şu şekilde ithaf ediyor: "Bu esere karşı gösterdiği ilgisizlik bana sürekli bir üzüntü olan karıma..."

Bunların dışında bir kadınla (veya erkekle) her anımı paylaşmak, en azından benim için, katlanılabilecek bir durum gibi görünmüyor. İnsanın doğası gereği yalnız yaşaması gerektiğine inanıyorum, aksi halde mutlu olamayacağına inanıyorum.

Zaman ne gösterir bilemiyorum ama umarım bir gün gelir ve bu satırların hatalı olduğunu yazmamı gerektirecek bir insanla tanışabilirim. Zor bir ihtimal ama imkansız değil..

Hayatı Dolu Dolu Yaşamak...

Şu son günlerde hayatı dolu dolu yaşıyorum. Hemen hemen her dakikamda ne yapmam gerektiğini biliyorum. Bunun başlıca sebebi, pek tabii sınavların bir hayli yaklaşması ve üzerimdeki onca sorumluluk. Çalışmaktan ve hayatımın dolu dolu geçmesinden memnun oluyorum. Nedendir bilmiyorum ama çalışmak, hoşlandığım şeyler üzerine çalışmak beni çok mutlu kılıyor. Bu tadı aldım, artık bundan sonra çalışmanın peşini bırakacağımı sanmıyorum.. Bu noktada hayatımda da büyük değişimler yaşanacağa benziyor. Bu değişimler doğal olarak bloga da yansıyacak.. Değişim çok uzağım(ız)da değil..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.