| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

50 "hayat" etiketi kullanan gönderi (sayfa 3)"hayat" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Kılavuz, öğrenciye..

Eğitim Şu son günlerde internet beim için ulaşılması pek kolay birşey değil, haliyle günü gününe yazamıyorum. Öncelikle bu noktada affınıza sığınarak devam ediyorum..

Şu son günlerde Sosyal Düşünceler Tarihi dersim için okumalar yapıyorum. Okumlarım sırasında şu satırlarla karşılaştım ve bu satırlara kayıtsız kalamadım: "Kılavuz, öğrenciye bütün izleri öğretmelidir. Ama gideceği yolu seçmemelidir.."

İşte resmi eğitim ve öğretimin hemen hemen tüm dünyadaki en temel sorunu bu: Ufacık çocuklara kılavuzluk adı altında kendi bildiği yolu göstermek! Oysaki eğitim o çocukları politik ve dini olarak endoktrine etmektense o çocuklara kendi seçimlerini yapma hakkını sunmalı. Bunu din, ideoloji ve felsefe noktasında da yapmalı. Örneğin çocuklara hemen her ideolojiyi objektif bir şekilde sunmalı, adam gibi ve eşit ölçüde dinler tarihini okutmalı.. Çocuklara herşeyi öğretmeli ama kendi doğrularını "evrensel doğrular"mışcasına o küçücük beyinlere kazımaya kalkmamalı! Çocuklar kendi ideolojilerini, kendi dinlerini ve hatta dillerini seçebilmeli..

Tüm bunlar doğru olsalar da şimdilik sadece "tatlı bir rüya"dan ibaret.. Dünya devletleri hala devletin millet üzerinde politik endoktrinasyon hakkı olduğuna inanıyor. Umarım kısa zamanda bu yanlış inanışın ne kadar boş olduğu görülebilir.

Oğuz Atay, Selim ve Tutunamayanlar..

Tutunamayanlar Pek adetim değildir ama bugün size kendi satırlarımı sunmayacağım. En azından bir seferlik yazma ve paylaşma hakkımı Oğuz Atay'a bırakacağım. Sizlere Tutunamayanlar'dan satırlar sunacağım..

"Selim'in içgüdüleri iyi gelişmemişti. Çıkarını pek bilmezdi. Oysa... çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. Her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler bunda başarıya ulaşacaklardır. Kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. Bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. Ölüm bile onların adını duyurmaya yemeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. Mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasında sıkışıp kaybolacaktır. Cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. Ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır... Hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir.."

Ve Ankara..

Ve artık Ankara'dayım.. Kısacık kalacak da olsam yazmak istedim. Yarın Adana'ya geçiyorum. 22'sinde ise Bursa'ya dönüyorum. Umarım daha uzun bir zaman yolculuk etmek zorunda kalmam. Şöyle bir altı ay Bursa il sınırından dışarıya çıkmak istemiyorum. Bugün yolda uyumamak için hemen her petrolde durup yüzümü yıkadım, yollar bitmek bilmedi Şimdi ise çok yorgun ve tabii uykusuzum. Derin bir uyku zamanı.. Gece görüşmek üzere, tabii uyanabilirsem  

Ve İlhan Berk de Gider..

İlhan Berk 

Uzun İnce Bir Yoldayım: Gidiyorum Gündüz Gece..

Pasta Bugün, 25.08.2008, benim doğum günüm  Pek doğum günlerime önem vermesem de yazmamazlık edemedim bu sefer. Madem dünyaya gelmek için Adana'yı sıcağın boğduğu bir Ağustos sabahını seçmişim; öyleyse Adana da Ağustos'un 25'i de özel olmalı En azından benim için..

Doğum günümde değişik birşeyler yapmak telaşı almıştı bir haftadır beni. Ne yapsam, ne yapsam diye düşünürken.. Buldum! Ne yapacağıma, karar verdim. İnsanlar doğum günlerinde kendilerini kaybedene kadar eğlenmeyi tercih etselerde ben bu seferlik kendimi bulmak için inzivaya çekileceğim. En azından bir haftalığına Toroslar üzerinde kurulu, yüzlerce yıllık bir yaylada konaklayacağım. Dedemin, babamın günlerinin geçtiği bir bahçe içerisinde, mükemmel bir terasa sahip bir evde hayatı ve hayatımı düşüneceğim. Kolay mı, hiç farkında olmadan 20 yıl kaldı geride. Oysa ben hiçbir zaman 15'imi geçemeyeceğimi sanıyorum.. Bugün anladım ki Aşık Veysel'in de dediği gibi uzun ince bu yolda durmak olmuyor, yürüyoruz gündüz gece. Ve bende bir keder, bir düşünce.. Bu iki kapılı handa, gerisi meçhul o son kapıya yaklaşıyorum son sürat.. Daha anlamadan, neden ve niçin olduğunu tüm bunların? Hayat garip, bir o kadar güzel, bir o kadar kötü.. Seviyorum ama..

Not: İnziva süresince, yazı periodum haftada 3 yazıya düşebilir. Şimdiden affınıza sığınıyorum ve anlayışınıza güveniyorum..

Bitlis'te 5 Minare, Beri Gel Oğlan Beri Gel..

Bitlis TRT 2 ekranlarında izledim, bir spiker Bitlis'li çocuklarla Bitlis'e dair sorular soruyordu. Söz dündü dolaştı, hepimizin bildiği "Bitliste 5 minare.." diye başlayan türküye geldi. Spiker şakayla karışık, haydi say bakalım şu 5 minareyi dedi.. Ufaklık ciddiye almış olacak ki, bulundukları tepeden parmağıyla da göstererek saymaya başladı: Ulu Camii Minaresi, Şerefiye Camii Minaresi..

Sunucu çocuğun teker teker saymasından olacak, şaşırarak sordu bu türkünün öyküsünü. Çocuk hevesle alatmaya başlıyordu ki yanındaki arkadaşı atıldı hemen. Bir çırpıda anlattı zamanında nasıl olup da bir babanın böylesine bir ağıt yakabildiğini.. O güzel çocuğun anlatımından aklımda kaldığı şekilde paylaşıyorum:

Bitlis birinci dünya savaşı öncesinde nüfusu otuz binleri aşan bir yerleşim yeridir. Fakat savaşın olumsuz şartlarına dayanamayan insanlar birer birer Bitlis'i terk etmeye başlarlar. Nüfus kısa sürede iki, üç bin seviyelerine kadar düşer. Tüm bunlardan habersiz, düşmanla canı pahasına savaşan Bitlis'li bir baba ve oğul memleketlerine dönerler. Geride eşlerini, kız kardeşlerini, neleri varsa bırakmış ve savaşmışlardır. Baba tüm bunları kaybetmiş olabileceğini bildiğinden olsa gerek, şehre girmeye cesaret edemez. Oğlun'a söyler. Oğlum, git bak Bitlis'e der.. Oğul tepeyi aşar ve görür Bitlis'in harabeye dönmüş o korkunç halini. Döner babasını ve der ki, "Bitliste kalmış ayakta, sadece 5 minare.." İşte o anda herşeyini ve belki de en önemlisi var olduğu toprağı kaybeden baba başlar ağıdını yakmaya, oğluna haykırır gitme, beri gel diyerek: "Bitlis'te 5 minare, beri gel oğlan beri gel.."

İşte bu acıdır, acının en saf halidir..

Ve koca bir yıl geride kaldı..

Final Bugün son final sınavım da geride kaldı. İktisat, Uluslararası Politika, Devrim Tarihi, Medeni Hukuk ve şimdi de Anayasa Hukuku.. Koca bir yıl geride kaldı, acısıyla tatlısıyla.. Üniversitede koca bir yıl..

Bugün gelinen noktada beni en mutlu eden şeyler; kısacık bir yıla sığdırdığım onlarca dostluk, kafama soktuğum onca bilgi.. Öğrenim dönemi başında nasıl okuyup da anlayacağım dediğim kitapları şimdi A'dan Z'ye bilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Koca bir kitabın hemen her başlığını bilmek, hemen her sayfasından birşeyler hatırlamak çok güzel.. İnsan geride kalan günlerin boşuna gelip geçmediğini daha iyi anlayabiliyor böylelikle.

Şimdi karşımda uzun bir yaz tatili var.. Ankara ya da Adana'da kalacağım, daha karar veremedim. Kısa bir ara da Mersin ya da Ayvalık kaçamağı yapacağım. Geride kalan kısım ise çalışıp, çabalayarak geçecek. Özellikle Blog kitabıma yoğunlaşacağım, onlarca kitap devireceğim ve en önemlisi artık profesyonel olarak çalışma hayatına girecek, bir medya kuruluşunda profesyonel iş hayatıma ilk adımımı atacağım. Üç ayımı medyayla içli dışlı geçirmek istiyorum.. Bu işin mutfağına girmenin zamanı geldi de geçiyor, treni kaçırmamak lazım..

Daha Uzun Bir Hayat Mümkün Mü?

Uyku Hayatı niceliksel olarak uzatmak, günümüz tıp bilimi göz önüne alınınca pek de mümkün görünmüyor. En azından bizim neslimiz için ortalama 60, olmadı 70 yıllık bir ömür söz konusu. Bunu uzatmak ve daha uzun bir hayata sahip olmak için geç kaldık..

Ne mutlu ki; nicelik noktasında kaybetsek de niteliksel olarak daha uzun bir hayat yaşamamız mümkün. Bunu yapmak içinse uyku düzenimizi tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Pek çoğumuz günün ortalama 8 saatini yatakta uyuyarak geçiriyor. 8 saat demek 24 saatlik bir günün 3'te 1'i demek.. 60 yıllık bir hayatın 20 yılı demek..

20 yıl hiç de az bir süre değil. Ciddiye alınması ve katılabildiği kadar hayata katılası bir süre zarfı 20 yıl. Bu 20 yıldan hayatımıza birşeyler katabilmek içinse yapmamız gerken tek birşey var: daha az uyumak..

Peki bu mümkün mü? Elbette mümkün. Bunu başaran insanlar oldukça fazla sayıdalar ve bu insanların bir çoğunu da tanıyorsunuz. Mesela Leonardo da Vinci hayatını günde 3 saatlik uyku periotlarıyla geçirmiş. Thomas Edison ise günde saadece 2 saatini uykuya ayırmış. Leeds Üniversitesi bu dehaları da ciddiye almış olacak ki, "Uykuyu her gün 5 dakika azalt" yöntemiyle 4 saatlik SAĞLIKLI br uyku düzeni sağlanableceğini kanıtlamış..

Uzun lafın kısası, daha uzun bir hayat mümkün. Bunun için milyarlarca lira ya da sizin için vazgeçilmez şeyler vermeniz gerekmiyor; tek yapmanız gereken daha az uyumak..

Zekeriya Beyaz Evinin Kapısını odatv.com'a Açıyor..

zekeriya beyaz Zekeriya Beyaz'ın evinden bize ne, diyebilirsiniz. Nitekim sizin yerinizde olsam ben de aynı tepkiyi verirdim, işin açıkçası pek de ilgilendirmezdi beni Zekeriya Beyaz'ın evi. OdaTv buna gerek duymuş olacak ki, böyle bir haber hazırlamış. Haberin videosunu buradan izlerken, şaşırdım. Bir profesörün, özellikle de televizyon televizyon dolaşan ve kitapları oldukça rağbet gören bir profesörün evi bu halde olmamlıydı. İşin açıkçası Zekeriya Beyaz'ın o orta halli evini görünce üzüldüm, ne bileyim çok daha lüks olmasını bekliyordum. Aynı şaşkınlığı geçen günlerde Ergenekon operasyonu sırasında gözaltına alınan İlhan Selçuk'un evi noktasında da yaşamıştım..

Bu ülkede ekonomik krizin falan geleceği yok, biz zaten uzunca yıllardan beri ekonomik buhranlar içerisindeyiz de haberimiz yok! Türkiye'nin adı en fazla geçen profesörünün, en saygın gaztecisinin ve pek çok değerli ismin evi öylesine sıradan ve basit ki insan üzülüyor.

Zekeriya Beyaz'ı pek profesör saymam, hatta fazla da ciddiye alınacak bir isim olarak görmem. Zamanında verdiği demeçleriyle Cumhuriyet değerleriyle bolca çelişmiş bir insan olması bakımından da hiç haz etmem. Ama, ne olursa olsun; bu ülkenin bir profesörü olarak görünüyor ve bence bu ülkenin profesörleri verilen üç kuruş maaştan fazlasını hak ediyor, en azından etmeli! Videoyu bağlantıdan izlediğiniz vakit, benimle aynı fikirde olursunuz sanırım..

Unutulmak, Yok Olmak..

Fotoğrafa bu güne kadar büyük önem verdim, elimden geldiğince fotoğraf makinamı yanıbaşımdan eksik etmedim. Olabildiğince fotoğraf çektim, fotoğrafımı çektirdim. Fotoğrafın hayatın hızla akıp giden sularında bize "o" anlar sunduğunu ve "o" anları ebediyete taşıdığına inanıyordum. Fotoğraflarımla unutulmayacağımı düşünüyordum, fotoğraflarım beni yarınlarda da var kılacak yanılgısına düşmüştüm..

2008'in hemen başlarında öğrendim ki, değil bir fotoğraf karesi hayatta hiçbir şey bizi geleceğe taşıyamayacak. Hepimiz unutulmaya mahkumuz, hepimizin yaptıkları bir gün unutulacak. Yüzyıllar sonra birileri dönüp "kimler gelmiş, kimler geçmiş" dediği zaman varlığımızın gölgesi dahi olmayacak. "Yok" olacağız, yarınlarda dünyada bir tane daha "Okan Yüksel" olmayacak..

Hayat hızla akıp geçiyor, yaşanan herşey birgün unutulacak; hani uykuya dalarsınız ve sanki "yok"muşsunuz gibi olursunuz ya: işte o zaman da öyle olacak. Yani "yok" olacaksınız, ardınızdan bir kaç kişi, belki,  zamana direnerek anılarınızı zihinlerinde koruyabilecek ama zaman onların da "yok"luğuna sebep olacak. Bu sebepten bugüne kadar çektiğim, çektirdiğim tüm fotoğraflar tüm anlamını yitirdi. Geriye sadece mutluluklar ve hüzünler kaldı; hayat duygulardan ibaret: mutluluktan, acıdan.. Bu sebepten, anınızı geleceğe taşımak gibi boş uğraşlarla anlarınızı katletmeyin; siz siz olun anınızın tadını çıkartın..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.