Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

13 tane "iktisat" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"iktisat" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kum Torbamız Kalmadı, İnsan Verelim?!

Tuzla1 Batan bir gemiden kurtuluşun, genellikle, tek yoludur filika. Dünya'da bu böyledir, dünden bugüne can kurtarmışlardır filikalar, dünyanın hırçın denizlerinde.. Gelin görün kü dünyanın garip coğrafyaları, bir o kadar da garip insanları var. Ne yazıktır ki bu gariplikler de hep bizi, yurdum insanını buluyor.. Tüm dünyadaki deniz kazalarında insan hayatını, dondurucu soğuktan, anaforlardan, dev dalgalardan kurtarmak için tasarlanmış can kurtarma filikası, yurduma özgü ihmallerle can alıyor.

Tuzla'da 3 insan öldü, 16'sı yaralandı. Tamamen ihmalden, tamamen çaresizlikten. Bu insanların kobay olarak kullanıldığı iddia ediliyor, ne acı yurdum insanının hali? Üzülüyorum. Konu hakkında görüşlerini paylaşan bir mühendis, belki de farkında bile olmadan, durumu çok güzel açıklamış. Demiş ki, "Ancak denemelerde tabii ki torba kullanılması gerekiyor. Sanırım torba bulamamışlar." İşte herşey bu kadar basit, kum torbası bulamıyorlar ama üzülmeye gerek yok: Türkiye'de insan hayatı kum torbasından daha ucuz.. Almayanı dövüyorlar!?

Kenan Evren, ABD'ye olan "bağımlılığımızı" anlatıyor..

Kenan Evren Ne kadar da habersiz mişiz dünyadan.. Oysa bizler ilkokul kitaplarında yazılanlardan ibaret sanıyorduk tüm dünyayı.. O kitaplarda yazan herşeyin kayıtsız, şarsız doğru olduğunu düşünüyorduk. Oysa daha biz o satırları okurken yalanlanmaya başlamış o kitaplarda yazılanlar..

Yıl 1995.. Kenan Evren TGRT ekranlarında halka şunları söylüyor, kitaplarımızda yazan tam bağımsızlığın aksine yurdum insanının ABD'ye olan bağımlılığını anlatıyor: "ABD'nin bazı girişimleri oluyor. İstekleri oluyor, bunları kabul ettikten sonra arkası geliyor. Parmağınızı veriyorsunuz kolunuzu kaptırıyorsunuz. (...) Çünkü ABD'ye çok bağımlı bir hale gelmişiz. Hem ekonomik olarak, hem de siyasi olarak."

Aradan 13 yıl geçti, acaba biz mi ilerleme kaydettik, yoksa ABD mi? Geçen 13 yılda nispeten daha özgür olabildik mi? Yoksa..

Karpuz Artık Kabak Tadı Veriyor..

Karpuz Hayatımın büyük bölümünü Adana'da geçirince ve ailemin bir tarafı da Adana'lı olunca ister istemez tarıma karşı ilgi duyuyorum. Geçen haftalarda Ceyhan nehrinin hemen kenarında, Adana'nın iyice bir köyünde bulunan aile dostlarımızı ziyarete gittik. Ziyarette, pek tabii toprak ve su çerçevesinde sohbetler yapıldı. Karpuzun fiyatının düşmesinden ve hatta elde kalıp satılamamasından yakınıyordu herkes. Bu noktada suçluyu da başka yerde aramıyorlar, kendilerini suçlu görüyorlardı..

"Bu iş kabak tadı verdi artık.." diyorlardı ki aslında gerçekte de olan buydu: Yurdum çiftçisi kısa zamanda çok verim alabilmek için kabaklara karpuz aşılamıştı. Ciddi ciddi karpuzunuzdan kabak tadı alabiliyordunuz yani :) Bu yöntemle bir tonluk verim alınan topraktan 1,5 ve hatta 2 ton verim alınabildi. Doğa buna öyle ya da böyle müsade etse de iktisat böyle birşeyi kaldıramadı. Az olan değerlidir prensibi, bu sefer çok olan karpuza işletildi ve karpuz değersizleşti..

Şimdi tüm çiftçiler asıl suçlu olarak kendilerini ve biraz da olsa kabağı görüyorlar. Bence suç ne çiftçilerin ne de kabağın. Kabakla karpuz üretmek, fena bir fikir değil. Verim iki katına çıkıyor. Karpuz kabak tadı verebiliyor ama yine de verim iki katına çıkıyor. Böylelikle fazla ürünler ihraç edilebilir kanaatindeyim. İster 1. sınıf, isterse de kabaktan ötürü 2. sınıf kabul edilsinler; bu karpuzları Batı'ya olmasada Doğu'ya ihraç edebiliriz sanıyorum. O gün bana kabaklı ve kabaksız olmak üzere servis edilen karpuzlar arasında o kadar büyük bir tad farkı yoktu. Bunu bence acımasızca yargılamak yerine, oturup nasıl kullanabiliriz diye düşünmeliyiz..

Unutmadan şunu da söyleyeyim, tek gördüğüm kabaktan üretilmiş karpuzlar değildi. İster inanın, ister inanmayın; üzüm ağacı gördüm. Yurdum çiftçisi boş durmamış, söğüte üzüm aşılamış :) Üzüm sezonu da gelmişken, dikkat edin dedim..

İsmet İnönü'den Dış Borçlanma Tezi

ismet inönü Şu son zamanlarda kendimi kitaplara verdim, kitaplardan bloga olabildiğince malzeme topladım. Artık önümüzde uzanan zamanda bunları sizlerle paylaşacağım: Elbette, kendi yorumumu ve görüşlerimi de konuya dahil ederek..

Hilmi Yavuz, "Cumhuriyetimize Dair" adlı kitapta İsmet İnönü hakkında birbirinden ilginç bilgiler veriyor. Bu bilgiler arasında beni mutlu eden ve üzen pek çok detay var. Mesela şu satırları günümüz gerçeklerini göz önüne alıp okuyunca insan üzülmeden edemiyor: "Bunlardan birisi de İsmet Paşa'nın daha devletçi, daha içe kapanık, kendi kaynaklarımızla meseleleri halledelim yaklaşımıdır. Neden, çünkü büyük borçlar yaşamışlar, Duyun-u Umumiye'yi yaşamış bu insanlar. Yeni Türkiye'nin kaynaklarının nasıl faize, nasıl borca gittiğini, ne kertede suiistimal edildiğini görmüşler. 'Evet, fakiriz bulamıyoruz, ama günün birinde öyle bir Türkiye inşa edeceğiz ki, bütün bunların acısını biz çıkaracağız.' İsmet Paşa'nın tezi bu."

Bugün gelinen noktada İsmet Paşa'nın haklı çıkmadığını, haklı çıkartılmadığını görüyoruz. Cumhuriyetin kurulduğu o kıt kaynaklar içinde dış borca bu kadar uzak bir zihniyetten, bugünlerde herşeyimizi borçlarla idare ettiğimiz zihniyete ne acı bir geçiş yaşanmış, görüyoruz. İsmet İnönü'nün o hayalindeki Türkiye'yi de dış borç salmalında feda ettik! Büyüyemedik, küçülttük kendimizi!

Bugün kimseye İsmet İnönü misali dış borçla aranızı tamamen açın diyemem ama dış borç alırken elinizi bir vicdanınız üzerine koyun derim. Bugün gelinen noktada ekonomik bağımlılığımızın en temel sebebi şirin görünen o dış borçlardan başka birşey değil! Dış borç, belki, lazmım ama bir bakıma da bağımlılık sebebi. Bağımsızlık ise önemli!

İktisadi Konjonktür Devresi ve Türkiye

Ekonomi Dünya genelinde hemen her ekonomik sistemin ve tüm bu sistemlerin bileşkesi olan global ekonominin çeşitli karakteristikleri mevcut. Çeşitli zaman aralıklarında refah ve bunalım dönemleri yaşanmakta. Üç ila on yıl süren her periyot (Konjonktür devresi.), kriz dönemlerinden başlayarak (Mesela 2001 Krizi.) dip, canlanma, doruk ve gerileme olmak üzere, dört aşamadan oluşmakta. Bu devre günümüz ekonomisini oluşturuyor, 21. yüzyılda hemen her ekonomi üç ila on yıllık periyotlarda refah ve bunalım arasında inişler, çıkışlar yaşıyor..

Bizler de bu periotlardan birisini yaşıyoruz. DSP-MHP-ANAVATAN koalisyonunu hükümetten düşüren 2001 ekonomik krizindan (Periot içerisindeki "dip" bölge.) bugüne periodu tamamlamış görünüyoruz. Periotun dibe vurma, canlamla ve doruk noktasına çıkma aşamalarını yaşadı Türkiye ekonmisi. Geriye ise periyodu tamamlayacak son aşama kaldı: gerileme ve dibe vurma.. Bugün Türkiye'de yaşanan ekonomik bunalımın sebebi, iktisatçıların "konjonktür devresi" dedikleri bu periyotlar sistemi. Türkiye, global ekonomide olduğu gibi "gerileme" aşamasında ve bu noktada Türkiye ekonomisi oldukça güçsüz bir profil sergiliyor.

AKP hükümeti sırasında dünya ekonomik sisteminin bir sonucu olan canlanma ve doruk ekonomi seviyesine ulaşma aşamalarını geride bıraktık. Bugüne kadar yaşanan tüm refah konjonktür devresi dolayısıyla idi. Bugün de konjonktür devresi sonucu ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor. AKP hükümetinin ekonomi politikaları ne kadar başarılı ya da ne kadar başarısız; işte şimdi bunu görme zamanımız geldi. Durgun denizlerde kaptanlık yapma rahatlığı artık çok gerilerde kaldı, ekonomi dalgalı denizlere doğru seyrediyor. Bize de AKP'nin bu dalgalı denizde ekonomiye nasıl kaptanlık yapacağını izlemek düşüyor..

Umutlu muyum? Değilim. AKP global ekonominin kendisine en büyük lütfu olan canlanma ve doruk seviyeye ulaşma aşamalarında yeteri kadar başarı sergileyemedi. Geride kalan yıllara bakınca, insanın aklına özelleştirme adı altında yabancılara satılan Türkiye'nin en karlı kamu kurumları geliyor. Tüm dünya gelişip, karlılığını arttırırken; biz kar getiren kamu iktisadi teşebbüslerimizi elden çıkardık. AKP ekonominin en rahat zamanında, ekonomimizi güçlendirmek yerine sadece günü kurtarma telaşına düştü. Dünümüzü kurtardı ama yarınımızı feda etti. Yarın artık çok yakınımızda, hem de korkutacak kadar yakınımızda. Ekonomimizde "gerileme" yaşanıyor ve bilim gerileme sonundaki aşamayı bize söylüyor: dibe vurma.. O aşamada umarım AKP işini kotarır?!

AKP'nin GAP Açılımı ve Düşündürdükleri

Atatürk Barajı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır'da yaptığı açıklamada Güneydoğu Anadolu Projesi'ne (GAP) hız vereceklerini belirtmiş. GAP, Türkiye'nin kalkınma hamlesindeki en önemli etaplardan birisini oluşturuyor. Türkiye'yi siyasal, kültürel ve ekonomik olarak kalkındırılması amacıyla başlatılmış bir proje GAP..

AKP'nin böylesine bir zamanda da olsa bir GAP açılımı yapması, en azından GAP'ı birilerinin hatırlaması güzel şey. Yalnız yapılan açıklama insanın kafasında çözümlenmesi gereken onlarca soru işaretine gebe.. AKP'nin GAP noktasındaki samimiyetinden emin olmamız gerekiyor ama önümüzde duran manzara AKP'nin pek de samimi olmadığını gösteriyor.

Neden mi? Çünkü AKP'nin GAP'ı ağzına alması ekonomimizin büyük sıkıntılar yaşadığı ve geleceğinin de sıkıntılı olacağı öngörülen bir döneme rastgeldi. Bugün Türkiye, düne göre çok daha güçsüz bir ekonomiye sahip. Ekonomi, para demek. Ekonomi kötüyse, para yok demek. Para yoksa GAP yok demek. Sayın Erdoğan, keşke yapacaklarını açıklarken tüm bunları hangi kaynaklarla yapacağını da ortaya koysaydı. En azından çok daha inandırıcı ve heyecanlı olurdu yeni GAP atakları..

Tayyip Erdoğan, GAP'ı iktidarlarının daha o ilk başında, ekonomi zorda olmadığı günlerde dile getirseydi çok daha inandırıcı olurdu. Ama bugün bölgede bir DTP rüzgarı varken ve AKP hemen önümüzdeki yerel seçimlerde o rüzgarın önünü keseceğini alenen beyan etmişken yeni GAP atağı pek de inandırıcı gelmiyor. Keşke inanabilsek, keşke söylenenler birgün gerçekleşse..

1 Fatih Terim = 8.5 Cumhurbaşkanı = 15 Başbakan

Fatih Terim Bu ülkede bir Fatih Terim, 8.5 Cumhurbaşkanı ediyor. Sistem bunu gerektiriyor ve sistemin gerektirdikleri yerine getiriliyor. Bu ülkede Fatih Terim'in tek başına yaptığını 8.5 Cumhurbaşkanı ya da 15 Başbakan zar zor yapabiliyor?!

Fatih Terim, futbolu temsil ediyor ve futbol en kibar tabirle "kitleleri sürüleştiriyor". Ne başbakan ne de cumhurbaşkanı bir Fatih Terim kadar sürü var edemiyor. Bu yurdumda da böyle, dünyada da böyle.. Bir ABD başkanının danışmanı, bir pop starının danışmanından çok daha az para kazanıyor. Dönem çobanların para kazandığı bir dönem ve siz ne kadar sürü var ederseniz o kadar kazanıyorsunuz..

Fatih Terim'e kişisel olarak kızıyor muyum, evet kızıyorum. Gerçi kimse hesabına devlet tarafından her ay 135.595 YTL yatırılmasından kolay kolay rahatsızlık duymaz. Fakat, Türkiye gibi bir ülkede ayda 135.595 YTL maaş almak, birilerin sofrasından ekmek çalmak demektir! Bir de bunun üzerine çıkıp benden bir tane, meclistekilerden 550 tane var demek en kibar tabirle abesle iştigaldir. Sayın Terim'den bir tane bile bu ülkeye fazla gelmektedir, ben milli takımlar teknik direktörüne 135.595 YTL maaş ödenmesini hazmedimyorum. Fatih Terim'i de açıkçası pek lüzumlü bir şahsiyet olarak görmüyorum.. Eğer kendisinin değerini 135.595 YTL olarak görüyorsa Sayın Terim, Avrupa'nın kapıları kendisine sonuna kadar açık?!

Beşiktaş'ta Bir Tayyare Fabrikası

Nuri Demira "Beşiktaş'ta Bir Tayyare Fabrikası" yakın geçmişimizin önemli isimlerinden Nuri Demirağ'ı ve özellikle havacılık çalışmalarını konu alan bir belgesel. Belgesel yakında vizyona girecek ve umarım kitlelere istenildiğinde neler yapılabileceğini gösterecek..

Nuri Demirağ şu "Biz de bir zamanlar uçak üretiyormuşuz.." söyleminin gerçek kahramanı. O uçakları üreten isim işte, Nuri Demirağ! O günden bugüne unutulmaya yüz tutumuş bir iş adamı, üretim adamı Nuri Demirağ. Kendisinin yaptıkları sadece uçak üretmekle de sınırlı kalmadı, çok geniş bir çerçeve dahilinde pek çok ilke de izma attı kendisi: İlk muhalefet partisini kurdu, Ankara'nın doğusuna ilk demiryolunu yaptı, ilk yerli paraşütü ve ilk yerli sigara kağıdını üretti, ilk şehir ve köy planlarını hazırladı Nuri Demirağ. Bunlarla da sınırlı kalmadı ve yurdum kalkınma hareketine uçak fabrikasının yanında şu hizmetleri oldu: Bursa'da Merinos, Karabük'te demir-çelik, İzmit'te selüloz ve Sivas'ta çimento fabrikalarını kurdu.

Nuri Demirağ gibi bir ismi tanımak ve onu örnek almak sanırım her Cumhuriyet gencinin görevidir. Bu noktada en azından www.nuridemirag.com bağlantısına bir göz atmanızı öneririm. Bugün her zamandan çok daha fazla ihtiyacımız var Nuri Demirağ gibi özgüveni yüksek insalara. Kendimizi aşağılık saymaktan, biz birşey yapamayız inancından sıyrılmanın zamanıdır. Kendisi 1942 yılında şunları söylüyor: "Bizim çocuklardan, gelişigüzel birini çağırıp: 'Dünyanın en iyi tayyaresini yapar mısın?' diye sorunuz. Size, mümkün değil 'yapamam' cevabını vermez. Çünkü 'yapamam demek, benliğimden, varlığımdan vazgeçtim. Aczimi zaafımı kabul ettim.' demektir. Halbuki Türk aciz değildir ki aczi kabul etsin." Bugün acıdır ama aciz olduğunu kabul edenler var, işte biz onlardan değiliz. Hedefimiz dünyanın en iyi uçaklarını yapmak; en yüksek binalarını, en uzun köprülerini inşa etmektir. Bu hedefler aracılığıyla Anadolu halkını medeniyetin zirvesine taşımaktır..  Benim hayat misyonumun bir parçasıdır Nuri Demirağ..

60 Adet Atatürk Barajını Çöpe Atmak

atatürk_barajı Türkiye dış borçlarla döndürülen bir ülke halini aldı. Bunun sorumluluğunu bugüne kadar gelen her hükümet aldığı dış borçlar oranınca paylaşıyor. Bu ülkeyi ekonomik olarak dışa bağımlı hale getiren zihniyet maalesef hala iktidarda ve yurdum insanının emeği bu politikalarla sömürülüyor. Türkiye sömürgeleştiriliyor!

Bugün gelinen noktada aldığımız borçları, borç alarak ödemeye çalışıyoruz. Bu noktada da yüksek faizlerle karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz bir hal alıyor. Dünyanın genel olarak rahatladığı ekonomik sürecin sonlarına gelindiği şu günlerde Türkiye'de artık birileri halka hesap vermeli. Sadece 2003'ün başından 2007 yılına kadar olan süreçte Türkiye 184.000.000.000 $ faiz ödemiş bulunuyor. Bu para resmen çöpe atılıyor, bu paranın asıl sahipleri ise yurdum insanı! Halkımın parasını birilerinin çöpe atmaya hakkı yok! Yüz seksen dört milyar dolar demek, haklı bir şekilde övündüğümüz Atatürk Barajından 60 tane daha yapabilmek demek! Kimsenin yanlış ekonomi politikalarıyla böylesine büyük bir değeri cebimizden aşırmaya hakkı yok! Daha doğrusu yok-tu?!

Eşitim, Eşitsin, Eşit, Eşitiz, Eşitsiniz, Eşitler...

aydın_doğan Eşitlik hakkında çokça laf sarf edilmiş bunca zamandır. İnsanların eşit olabilirliği ya da olamazlığı üzerine bolca kafa yorulmuş. Bugün gelinen noktada,ben eşitliğe pek de inanmıyorum. Sadece olması gereken ama olması hiç de muhtemel olmayan bir ütopya olarak görüyorum eşitliği. Sadece nispeten daha eşit günlere gelebilmeyi umut ediyor ve bunun için çalışıyorum.

Bakunin güzel bir laf söylemiş zamanında: "Ekonomik eşitlik olmaksızın verilen politik eşitlik bir teranedir, bir sahtekarlıktır, bir yalandır." Bugün bu yalanın üzerine kurulmuş bir dünyada yaşıyoruz. Vergi rekortmenleri listesindeki 100 mükellefin geçen yıl ödediği vergi, 61 ilin beyanına dayanan vergi tahsilatından fazla. Hadi hepsini geçtim, sadece Aydın Doğan'ın tek başına ödediği vergi 33 vilayetten fazla.

Paranız oranınca gücünüz oluyor yaşadığımız sistemde ve bu sistemde böylesine bir dengesizlik olması eşitliği çok çoook uzaklara itiyor. Eşitlik tatlı bir ütopya, günümüz gerçeklerinden çok çok uzaklarda kalmış bir ütopya.. Hiçbirimiz eşit değiliz, ya çok çok ilerilerde ya da çok çoook gerilerdeyiz.

Peki ne yapmalı? Komünist mi olsak? Bu topraklar komünist olacak olsa yıllar önce olurdu, komünizmin çetin yollarına sapıp da bu halk için başınızı yakmaya değmez. Alan mutlu, veren mutlu. Siz komünist olmaya değil de Aydın Doğan olmaya bakın. Bu halk belki de bunu hak ediyor?!


Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.