| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

14 "iktisat" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"iktisat" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Eşitim, Eşitsin, Eşit, Eşitiz, Eşitsiniz, Eşitler...

aydın_doğan Eşitlik hakkında çokça laf sarf edilmiş bunca zamandır. İnsanların eşit olabilirliği ya da olamazlığı üzerine bolca kafa yorulmuş. Bugün gelinen noktada,ben eşitliğe pek de inanmıyorum. Sadece olması gereken ama olması hiç de muhtemel olmayan bir ütopya olarak görüyorum eşitliği. Sadece nispeten daha eşit günlere gelebilmeyi umut ediyor ve bunun için çalışıyorum.

Bakunin güzel bir laf söylemiş zamanında: "Ekonomik eşitlik olmaksızın verilen politik eşitlik bir teranedir, bir sahtekarlıktır, bir yalandır." Bugün bu yalanın üzerine kurulmuş bir dünyada yaşıyoruz. Vergi rekortmenleri listesindeki 100 mükellefin geçen yıl ödediği vergi, 61 ilin beyanına dayanan vergi tahsilatından fazla. Hadi hepsini geçtim, sadece Aydın Doğan'ın tek başına ödediği vergi 33 vilayetten fazla.

Paranız oranınca gücünüz oluyor yaşadığımız sistemde ve bu sistemde böylesine bir dengesizlik olması eşitliği çok çoook uzaklara itiyor. Eşitlik tatlı bir ütopya, günümüz gerçeklerinden çok çok uzaklarda kalmış bir ütopya.. Hiçbirimiz eşit değiliz, ya çok çok ilerilerde ya da çok çoook gerilerdeyiz.

Peki ne yapmalı? Komünist mi olsak? Bu topraklar komünist olacak olsa yıllar önce olurdu, komünizmin çetin yollarına sapıp da bu halk için başınızı yakmaya değmez. Alan mutlu, veren mutlu. Siz komünist olmaya değil de Aydın Doğan olmaya bakın. Bu halk belki de bunu hak ediyor?!


Tarihe Işık Tutmak: 1940'lı Yıllar

Elimde çok güzel bir dergi var, Ocak 1949 basımı bir Bütün Dünya dergisi..

Artık dedemin mi, annemlerin ya da babamların gençliğinden kalma bir eser mi bilmiyorum. Sadece okduğum ve şaşırdığım bir noktayı paylaşmak istiyorum. Bir tablo var, başlığı: "Türkiye'nin Vaziyeti"

Nüfus: 1945'te 18.860.000 kişi. Bunun %75'i ziraatle geçinmektedir.

Öğretim: 1927'de halkın %91'i okuma ve yazma bilmiyordu. 1935'de latin alfabesi kabul edildikten sonra, bu nisbet % 84,5 a düştü. Daha yeni olan istatistiklere göre nispet halen %80'dir.

Devletleştirilmiş Sanayi Şubeleri: Demiryolları, kömür madenleri, dokuma sanayii, şeker istihsali.

Başlıca İhracatı: Tütün, hububat ve zahire, yağlı yemişler, deri, krom.

Başlıca İthalatı: Makine.

Kadınların Vaziyeti: Harem hayatı ortadan kalkmıştır. Kadınlar kanuni, içtimai, siyasi ve iktisadi sahada erkeklerle müsavidir. 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanundan sonra fazla kadınla evlenmek yasaktır.

Rey Hakkı: Kadın ve erkekler meclis seçiminde 22 yaşından itibaren seçmek ve 30 yaşından itibaren de seçilmek hakkına sahiptirler.

Tarihe çok güzel not düşmüşler, paylaşmak istedim. Nereden nereye geldiğimizi ve nereden nerelere açılacağımızı düşündüm, ister istemez. Umarım gelişiriz, büyürüz; aydınlığın ve bilimin ışığında..

Made In P.R.C.

ci Dünyamızın büyüyen devi Çin, ucuz ve kalitesiz mallarıyla hayatımıza fazlasıyla girdi. Çevremiz Çin mallarıyla kuşatıldı adeta, ardından da Çin mallarının olmayan kalitelerini gördük.. Ve hep birlikte Çin mallarından pek de birşey olmayacağına kanaat getirdik ki Çin'li üreticiler bu sorunun da üstesinden geldiler. Nasıl mı?

Bir malın Çin malı olup olmadığını İngilizce bilsin, bilmesin her yurdum insanı "Made in China" ibaresinden anlamakta. Bu noktada, bu ibare kalitesizliği ve bunun sonucu olan (ya da nedeni) ucuzluğu çağrıştırmakta. Yurdum insanı ise artık ucuz ve kaliteli mal, Çin'li üretici de pek tabii pazar arayışında. Bu noktada Çin'li üreticini yardımına "Çin Halk Cumhuriyeti" (People's Republic of China) açılımı koşuyor. Artık Çin mallarına "Made in China" ibaresi yerine "Made in P.R.C." ibaresi kullanılıyor. Yurdum insanı bu ibareyi "Aaaa hem ucuz, hem de Çin malı değil." diye alıgılıyor ama pek tabii yanılıyor. Çünkü; Made in China = Made in R.P.C! Bu noktada aman dikkat, Çin oyununa gelemyin sakın!

Üniversite, Dersler ve İnsan

Sonunda ciddi ciddi derslere başladık. Artık elimiz boş gidemiyoruz üniversiteye, dönerken de elimiz ve beynimiz hep daha fazla dolu oluyor. Ne mutlu bizim için. Dersler çok dolu geçiyor, üniversitenin lise ile pek da alakasının olmadığını gördüm. En büyük farkları eğitim kalitesinde; üniversitenin eğitim kadrosu ve kalitesi oldukça iyi.

Salı günü "İktisada Giriş" dersi vardı. İnsanın üzerine, insana dair uzun uzun bir konuşma dinledik. Profesörümüz tahtaya birşeyler karaladı ve ben okuduklarımdan nedense mutlu oldum. Çünkü iddialarım akademik temel kazanıyordu. Mevzu yine "ben" ve bencillik. Üst başlık, "İnsana Dair Genel Kabuller" idi ve başlık altında söz konusu genel kabuller sıralanmıştı. İlk sırada ne vardı dersiniz: İnsan bencil bir varlıktır. Ben yazınca inanmayanlar oluyordu, artık bir zahmet iktiasada giriş kitabı bulup okusunlar ))

Dün de hukuk dersimiz vardı, laiklik üzerinde durduk uzunca bir süre. Ardından anayasa geldi ve ben yeniden düşünmeye başladım yurdum gündemini.

Hal an itibaryle böyle, üniversite beni beklediğimden güzel karşıladı. Tek sorun hala öğrenci işleri, şimdi de ders seçiminde bir sorun olduğunun farkına vardım. Aman Allahım, ne olacak benim bu halim? ))

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.