| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

18 "islam" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"islam" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

ABD Adana Konsolosu Eric Green'le..

Eric Green Bugün, gazeteci-yazar Yüksel Mert ile yerel Akdeniz Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sekin'e bir ziyarette bulunduk. Ziyaretimiz esasında Amerika Birleşik Devletleri Adana Konsolosu Eric Green'in de orada olduğunu öğrendik. Ve sonrasında da kendisiyle görüşme fırsatı bulduk.

Eric Green, uzun zamandır Adana'da görev yapıyor. Daha öncesinde de bir toplantı sebebiyle kendisiyle görüşmüştüm. Bugün kendisini çok daha samimi, çok daha sıcak buldum. Özellikle artık Türkçe konuşmaya başlamış olması oldukça hoşuma gitti. "İnşallah"larına, "maşallah"larına kendisiyle birlikte bol bol güldük..

Sohbet sırasında Akdeniz TV Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sekin, Eric Green'e "ABD hakkında görüşlerim belli, ABD'yi olmasa da sizi çok seviyorum" dedi. Bir bakıma benim düşüncelerime de tercüman olmuş oldu.

Yüksel Mert ise gazetecilik dürtüsüyle olsa gerek, son günlerde Çin'de yaşanan olaylar hakkında konsolosun neler düşündüğünü sordu. Eric Green ise tam bir diplamat gibi yaşanan olayları detaylı izleyemediğini ve bu sebepten bir görüş belirtemeyeceğini söyledi. Ancak Çin'in Sincan bölgesindeki nüfus poltikasının farklında olduklarını ve ayrıca olayların ABD ile ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyduklarını belirtti.

Günün olayı ise Yüksel Mert'in daha önce Kuran hediye ettiği Eric Green'i Müslüman olmaya davet etmesiydi. Bunun üzerine bolca gülüştük ve Eric Green beklemediğim bir samimiyetle cevap verdi: "Ben Müslüman olmayı kabul edebilirim ama Müslümanlar beni kabul etmez!"

Sohbet sonrasında ise Eric Green'le el sıkıştık ve vedalaştık. Benim için çok yararlı bir görüşme oldu, en azınan mesleğimi yapan profesyonel bir insanı tanıma fırsatım oldu. Ayrıca Politik Akademi'den de bahsetme şansı buldum, bu noktada yakın zamanda Politik Akademi için yeni bir röportaj yapabilirim Eric Green'le, bekleyin! Tabii zaman ve şartlar müsait olursa..

Aleyküm Selam, Obama!

Barack Obama ABD üzerine yadığım son yazılarda altını çizdiğim gibi ABD dış politikasında bir değişiklik yaşanıyor. Fakat bu değişimi iyi değerlendirmek gerekiyor çünkü değişen ABD'nin amaçları değil, sadece amaca giden yolda kullanılan araçlar. ABD Türkiye'de İslam aracının pek de işe yaramadığını, İslam'ı alet ederek amaçlarına ulaşamayacağını anlamış olsa da İslam'ı kullanmaktan da vazgeçmiş değil. Türkiye'de olmasa da Orta Doğu'da İslam hala bir ABD silahı gibi kullanıyor. ABD, Müslümanları kendi değerleriyle vurmaya, kıvama getirmeye çalışmakta..

Barack Obama'nın son çıkışları, Mısır'da yaptığı konuşmasına "Esselamü-n-aleyküm" diye başlaması, din kitaplarından referanslar vermesi vb. tüm eylemlerin altında Obama'nın İslam sevgisinden çok bölgedeki ABD çıkarlarının yattığı aşikar. Bush'un aksine Obama, birşeylerin topla tüfekle yapılamayacağının farkında ve bu noktada karşısında Napolyon örneği var. Napolyon "Biz gerçek Müslümanlarız" diyordu 1798'de. Bugün aynısını Obama diyor. Napolyon "Biz gerçek Müslümanlarız" açıklamasını yaptığı Mısır'ı işgal etti, gerçek bir Müslüman olarak! Bugün aynısını Obama da düşünüyor olmasın?

Tüm bunları birileri görmüyor olacaklar ki hala olayın ciddiyetinin farkında değiller. Umarım "Esselamü-n-aleyküm" diye konuşmasına başlayan Obama'yı "Aleyküm Selam" diye manşet yapan Yeni Şafak editörleri ve "Obama'nın Yolu Açık Olsun" diyen Fehmi Koru da tüm bunları görebilir!

Bugün Bayram!

Bugün bayram! Bu münasebetle tüm okurlarımın bayramlarını kutluyorum. Daha nice güzel bayramlarda, bu satırlarda buluşmak dileğiyle, esen kalın.

Dinler Arası Diyalog

İnançların kişiye özgü olması ve inançlar noktasında yapacağım saptamaların kırıcı olabileceğinden ötürü mümkün olduğunca bu konularda yazmamaya dikkat ediyorum. Bunun yanı sıra hemen hemen hiçbir yazımda herhangi bir dinin kutsal kitabından aktarımlar da yapmıyorum. Örneğin Kur'an-ı Kerim'den yapacağım bir alıntının Hıristiyan bir okur tarafından ciddiye alınmaması ya da tam tersinin yaşanması olasılığı her zaman muhtemel.

Tüm bunlara karşın, bugün yazmama sebep olan mevzu hakkında Kur'an-ı Kerim'den aktarımlar yapacağım. Dinler arası diyalog adı altında yürütülen faaliyetlerin İslam'la ne kadar çeliştiğini ayetler aracılığıyla sizlere anlatmaya çalışacağım. Yahudi örgütlerinden yüksek başarı ve hizmet ödülleri alan ve "Müslüman" kimliği üzerinden bir yerlere gelmiş isimlerin İslam'dan ne kadar uzak olduğunu umarım bu ayetler çarpıcı şekilde gösterirler:

Bakara, 120; Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'tan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.

Ali İmran, 28; Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'tan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihayet gidiş Allah'adır.

Maide, 51; Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

Sanırım ayetler her şeyi net olarak ortaya koyuyor. İslam için bir şeyler yapıyor görünerek İslam'a rağmen bir şeyler yapmak ne kadar Müslümanlık oluyor, birilerinin bunu ciddi ciddi düşünmeleri gerekiyor artık..

Sinan, Selimiye'yi Süleymaniye'yi Yaparken..

Selimiye Geçen gün Cumhuriyet'te dolu dolu bir yazı vardı. Cavlı Çulfaz imzalı yazının bir bölümünde Mimar Sinan hakkında şu yorum yapılmış: "Sinan Selimiye'yi, Süleymaniye'yi tasarlayıp yaparken, besbelli ki, hem uhrevi, hem de manevi bir esin kaynağına sahipti. Ama mimarlık ve yapı tekniği kurallarında da çağının en ilerisiydi.."

Bu satırları okuyunca günümüzde neden bir Sinan daha yaratamadığımıza hayıflandım. İnanmak hayattaki en ama en kolay şey ama değersiz. Belki Hz. Muhammed zamanında değerliydi, çünkü büyük bedeller istiyordu! Bugün ise inançlı olmak hiçbir bedel istemiyor. Bu noktada da insanların "inançlı" olmaktan daha başka birşeyler olması gerekiyor. Her Müslüman'ın "inançlı" olmaktan daha farklı meziyetleri olmalı! Aksi halde İslam da Müslümanlar da küçük durumlara düşecek, düşürülecektir. Herbirimiz, en azından (evet, en azından) Sinan kadar geliştirmeliyiz kendimizi. Bugün birileri "sadece inanma"nın kolaylığına kaçıyorlar, oysaki Sinan ve diğerleri sadece inanmaktan çok daha fazlasını yaptılar.. Bugün ise yoklar, elde bir işe yaramaz, en kolayı inanmak olduğu için inanan yığınlar var! Üzülüyorum hallerine, İslam'ı düşürdükleri hallere!

"Erotik Şarkıcı" Hilal Cebeci: Tesettürden Vazgeçmem!

Hilal Cebeci Başlığın aslı Akşam'da şöyle: "Erotik Şarkıcı: Tesettürden Vazgeçmem" Okuyunca diyecek tek bir kelime bulamadım, gülsem mi ağlasam mı öncesinde karar veremesem de sonrasında bolca güldüm.

Tesettürü alet etmedikleri birşey kalmadı sonunda.. Politikada, ekonomide ve şimdi de magazinde tesettürü kullanıyor bir takım insanlar. Olan ise samimi duygularla kapanan yurdum insanına oluyor. Erotik pozlarıyla gündeme oturan "erotik şarkıcı" Hilal Cebeci tesettüre girmesini basın mensuplarına şöyle açıklamış: "Alkolik bir babanın ve sinir hastası bir annenin kızıyım. Yaşadığım sorunlardan ötürü tesettüre girdim. (...) Psikolojik yardım alıyordum. Geceleri banklarda yatardım ve camiye giderdim. Bundan sonra türbanla gezmeye devam edeceğim."

Buradan Hilal Cebeci'nin psikologuna sesleniyorum: "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; yurdum gençliği yeni pozlar bekliyor!" Ya da şöyle mi demeli; "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; İslam bunların elinde kirleniyor!"

İngiliz Kilisesi'nden "Evrimin Babası" Darwin'e Özür..

Darwin İngiliz Kilisesi, evrim teorisinin kurucusu, dünyanın gelmiş geçmiş en önemli bilim adamlarından birisi olan Charles Darwin'den özür diledi. Kilise, Darwin'in fikirlerini "aşırı savunmacı ve duygusal" davranarak reddediği gerekçesiyle şu özür metnini yayınladı: "Charles Darwin, Anglikan Kilisesi, seni yanlış anladığı ve gösterdiğimiz ilk tepki yüzünden diğerlerini de bu yanlış anlamaya teşvik ettiği için sana bir özür borçludur. İnsanlar ve kurumlar hata yapar. Biz Hıristiyanlar ve Kilise de birer istisna değiliz."

Bu metin biyolojinin omurgasını oluşturan Evrim Teorisini ve Charles Darwin gibi büyük bir dehayı yok saymaya çalışan bilim dışı çevrelere kapak olsun Bu çevreler ne yazık ki Türkiye'de de varlar ve daha da acısı İslam'ı da böyle bir hata içine sürükleme telaşındalar. Bugün haçlılar bu hatadan dolayı özürler dilerken bizim aklı evvellerin İslam'ı böyle bir noktaya sürükleme telaşlarına anlam vermek güç! Ya çok saf ve cahiller ya da bilmediğimiz bir art niyetleri var?!

Bu noktada herkese bilimsel yayınları öneriyorum. Ne idüğü belirsiz adamların yazdıkları deli saçması yayınlardansa bilimsel yayınları okumalıyız. Tubitak'ı ya da National Geograpic benzeri kuruluşları ciddiye almalı insanlar. Aksi halde kandırılmaktan öteye geçemezler.

Ve son olarak şunu belirtmek istiyorum. Bugün gelinen noktada görüyoruz ki kilise bilime karşı bir mağlubiyet daha aldı! Bilimin önünde hiçbir şeyin duramadığı gibi kilise de duramadı! Umarım birileri bundan gerekli dersi alırlar da İslam'ı hurafeler içinde boğulmaktan kurtarırlar!!!

Bir Tahran Şehir Tiyatrosu Vardı.. Ne Oldu Ona?

Bundan yıllar yıllar öncesinde Tahran'ın bir şehir tiyatrosu vardı. Bu tiyatroda oyunlar sahnelenir, insanlar bu oyunları zevk ve mutlulukla seyrederlerdi. Ve bir gün geldi, Tahran Şehir Tiyatrosu da İran'daki diğer tiyatrolara birlikte kapatıldı!

İş bu aşamaya gelene kadar neler yaşandığını Soner Yalçın çok güzel kaleme almış ve olayın öncesini yazmış. Diyor ki Soner Yalçın, "Herkes yeni rejime yaranma telaşındaydı. Tahran Kent Tiyatrosu'nun önünde Henry Moore'nin yaptığı fülüt çalan adam yontusu vardı. İran İslam Cumhuriyeti olunca yeni rejime yaranmak isteyen Berlin'de tiyatro bilimleri öğrenimi görmüş; yeni okumuş tiyatro müdürü hemen heykelin pipisini kestirdi. İnanın şaka değil. Fakat pipisi kesilerek sorun giderilemedi. Çünkü bu kez heykelin dişi mi erkek mi olduğu kafaları karıştırdı! Tiyatro müdürü heykeli giydirmek istedi. Ama mollalar kesin çözümü buldu; heykel parçalanarak çöpe atıldı! Bir süre sonra da yeni rejime yaranmak isteyen müdürün işine son verildi; tiyatrolara yasak getirildi!"

Şimdi ben bu satırları okuyunca, sizinle paylaşmak ve kafama takılan bir soruyu da sormak istedim.. Hani olmaz ya oldu diyelim, Türkiye'de birgün İslam siyasallaşsa ve iktidara gelse; acaba birileri kendilerini pipi keserek kurtarabilirler mi? Yoksa akıbetletleri Tahran Şehir Tiyatrosu müdüründen farksız mı olur?

Ve Ankara..

Sonunda bilgisayarımın başına geçebildim. Bir haftayı aşkın süredir Bursa yollarını arşınladım, onca işi hallettim.. Şu an hissettiğim şey ise fazlaca bir yorgunluk

Posta kutumda yüzlerce posta birikmiş, hepsini zamanla cevaplamaya çalışacağım. Ayrıca blogumla da artık daha fazla ilgileneceğim. Özlemişim yazmayı Gündemden uzak kalsam da gazetelerin arşivlerini tekrar bir gözden geçirerek eksikliklerimi gidereceğim. Özellikle yurdum insanına yanlış kılavuzluk eden şu Deniz Feneri'nin üzerine yoğunlaşacağım. Bu tür organizasyonlar yüzünden İslam'ın nasıl kötü durumlara düşürüldüğü üzerinde uzun uzun duracağım..

Yalnız şimdi dinlenmem gerekiyor. Ne kadar yol yaptım, inanın ben bile bilmiyorum.. Belki akşama, belki de yarın görüşmek üzere..

İran İslam Cumhuriyeti ve İlişkiler

Ahmedi Nejat Ece Temelkuran'ın Ermenistan için söylediği birşey vardı: "Ey yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Bu önerme maalesef sadece Ermenistan için geçerli değil, Irak da bize uzak, Suriye de, İran da.. Bu sanırım bizim içimizden gelen bir politika değil, Batı'dan "ithal" etmek zorunda kaldığımız bir politika..

Daha lise yıllarında Milli Güvenlik kitaplarında okuduk, "dış tehditler" başlığı altında: Dost bildiğimiz sınırdaşlarımızın aslında bizi içten içe kemiren sinsi düşmanlar olduğunu. Nedense (!) Milli Güvenlik kitaplarımızda sıralanan bu tehditler arasında ABD yoktu!? İran ise ilk başta geleniydi.. Sebebi ise İran'ın şeriatla yönetilmesi ve bu yönetimi Türkiye'de de etkin kılma çabasıydı. Yıllar geçince gördük ki İran'ın böyle bir amacı yokmuş, bunu amaç edinen güç ABD imiş?!

Bu ülkenin kemalistleri de bu ülkenin ılımlı islamcıları da İran'ı hor gördü. Eksik bildi, güçsüz bildi. Oysaki İran (sadece dış politikada) her iki güruhun da yapamadığını yaptı, yapıyor. Dünyanın süper gücüyle restleşebiliyor, kendince de olsa tam bağımsızlığını koruyabiliyor. Ben, kişisel olarak İran'a saygı duyuyorum. Halka ve aydınlara yaptığı baskıyı, o iğrenç idam görüntülerini elbette kabul etmiyorum ama sadece şeriatla yönetiliyor diye İran'ın hor görülmesine de bir anlam veremiyorum. Bu noktada sözü Prof. Yalçın Küçük'e bırakıyorum: "İran büyük bir uygarlıktır ve İraniler büyük bir millettir, hep Batı'ya karşı oldular. Bugünkü (şeriatla yönetilen) İran'ı kalıcı sanmak çok yanlıştır. İran değişir. Uzun dönemi düşünmeliyiz ve İran ile hep birlik aramalıyız. Dün de bugün de en çok şeriatla yönetilen ülke İsrail'dir. İsrail Yahudi Şeriatı ile yönetilen çok dindar bir ülkedir. Din yasaları işlemektedir. Sudi Arabistan kadar ve belki daha çok şer'idir. Öyleyse şeriatla yönetilen İsrail ile bu kadar yaklaşıldığı bir zamanda İran sözünden rahatsız olmak yadırgatıcıdır."

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.