Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

14 tane "islam" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"islam" tagli diger ogeler resimler , videolar

Sinan, Selimiye'yi Süleymaniye'yi Yaparken..

Selimiye Geçen gün Cumhuriyet'te dolu dolu bir yazı vardı. Cavlı Çulfaz imzalı yazının bir bölümünde Mimar Sinan hakkında şu yorum yapılmış: "Sinan Selimiye'yi, Süleymaniye'yi tasarlayıp yaparken, besbelli ki, hem uhrevi, hem de manevi bir esin kaynağına sahipti. Ama mimarlık ve yapı tekniği kurallarında da çağının en ilerisiydi.."

Bu satırları okuyunca günümüzde neden bir Sinan daha yaratamadığımıza hayıflandım. İnanmak hayattaki en ama en kolay şey ama değersiz. Belki Hz. Muhammed zamanında değerliydi, çünkü büyük bedeller istiyordu! Bugün ise inançlı olmak hiçbir bedel istemiyor. Bu noktada da insanların "inançlı" olmaktan daha başka birşeyler olması gerekiyor. Her Müslüman'ın "inançlı" olmaktan daha farklı meziyetleri olmalı! Aksi halde İslam da Müslümanlar da küçük durumlara düşecek, düşürülecektir. Herbirimiz, en azından (evet, en azından) Sinan kadar geliştirmeliyiz kendimizi. Bugün birileri "sadece inanma"nın kolaylığına kaçıyorlar, oysaki Sinan ve diğerleri sadece inanmaktan çok daha fazlasını yaptılar.. Bugün ise yoklar, elde bir işe yaramaz, en kolayı inanmak olduğu için inanan yığınlar var! Üzülüyorum hallerine, İslam'ı düşürdükleri hallere!

"Erotik Şarkıcı" Hilal Cebeci: Tesettürden Vazgeçmem!

Hilal Cebeci Başlığın aslı Akşam'da şöyle: "Erotik Şarkıcı: Tesettürden Vazgeçmem" Okuyunca diyecek tek bir kelime bulamadım, gülsem mi ağlasam mı öncesinde karar veremesem de sonrasında bolca güldüm.

Tesettürü alet etmedikleri birşey kalmadı sonunda.. Politikada, ekonomide ve şimdi de magazinde tesettürü kullanıyor bir takım insanlar. Olan ise samimi duygularla kapanan yurdum insanına oluyor. Erotik pozlarıyla gündeme oturan "erotik şarkıcı" Hilal Cebeci tesettüre girmesini basın mensuplarına şöyle açıklamış: "Alkolik bir babanın ve sinir hastası bir annenin kızıyım. Yaşadığım sorunlardan ötürü tesettüre girdim. (...) Psikolojik yardım alıyordum. Geceleri banklarda yatardım ve camiye giderdim. Bundan sonra türbanla gezmeye devam edeceğim."

Buradan Hilal Cebeci'nin psikologuna sesleniyorum: "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; yurdum gençliği yeni pozlar bekliyor!" Ya da şöyle mi demeli; "Ey psikolog insanı, elini çabuk tut; İslam bunların elinde kirleniyor!"

İngiliz Kilisesi'nden "Evrimin Babası" Darwin'e Özür..

Darwin İngiliz Kilisesi, evrim teorisinin kurucusu, dünyanın gelmiş geçmiş en önemli bilim adamlarından birisi olan Charles Darwin'den özür diledi. Kilise, Darwin'in fikirlerini "aşırı savunmacı ve duygusal" davranarak reddediği gerekçesiyle şu özür metnini yayınladı: "Charles Darwin, Anglikan Kilisesi, seni yanlış anladığı ve gösterdiğimiz ilk tepki yüzünden diğerlerini de bu yanlış anlamaya teşvik ettiği için sana bir özür borçludur. İnsanlar ve kurumlar hata yapar. Biz Hıristiyanlar ve Kilise de birer istisna değiliz."

Bu metin biyolojinin omurgasını oluşturan Evrim Teorisini ve Charles Darwin gibi büyük bir dehayı yok saymaya çalışan bilim dışı çevrelere kapak olsun :) Bu çevreler ne yazık ki Türkiye'de de varlar ve daha da acısı İslam'ı da böyle bir hata içine sürükleme telaşındalar. Bugün haçlılar bu hatadan dolayı özürler dilerken bizim aklı evvellerin İslam'ı böyle bir noktaya sürükleme telaşlarına anlam vermek güç! Ya çok saf ve cahiller ya da bilmediğimiz bir art niyetleri var?!

Bu noktada herkese bilimsel yayınları öneriyorum. Ne idüğü belirsiz adamların yazdıkları deli saçması yayınlardansa bilimsel yayınları okumalıyız. Tubitak'ı ya da National Geograpic benzeri kuruluşları ciddiye almalı insanlar. Aksi halde kandırılmaktan öteye geçemezler.

Ve son olarak şunu belirtmek istiyorum. Bugün gelinen noktada görüyoruz ki kilise bilime karşı bir mağlubiyet daha aldı! Bilimin önünde hiçbir şeyin duramadığı gibi kilise de duramadı! Umarım birileri bundan gerekli dersi alırlar da İslam'ı hurafeler içinde boğulmaktan kurtarırlar!!!

Bir Tahran Şehir Tiyatrosu Vardı.. Ne Oldu Ona?

Bundan yıllar yıllar öncesinde Tahran'ın bir şehir tiyatrosu vardı. Bu tiyatroda oyunlar sahnelenir, insanlar bu oyunları zevk ve mutlulukla seyrederlerdi. Ve bir gün geldi, Tahran Şehir Tiyatrosu da İran'daki diğer tiyatrolara birlikte kapatıldı!

İş bu aşamaya gelene kadar neler yaşandığını Soner Yalçın çok güzel kaleme almış ve olayın öncesini yazmış. Diyor ki Soner Yalçın, "Herkes yeni rejime yaranma telaşındaydı. Tahran Kent Tiyatrosu'nun önünde Henry Moore'nin yaptığı fülüt çalan adam yontusu vardı. İran İslam Cumhuriyeti olunca yeni rejime yaranmak isteyen Berlin'de tiyatro bilimleri öğrenimi görmüş; yeni okumuş tiyatro müdürü hemen heykelin pipisini kestirdi. İnanın şaka değil. Fakat pipisi kesilerek sorun giderilemedi. Çünkü bu kez heykelin dişi mi erkek mi olduğu kafaları karıştırdı! Tiyatro müdürü heykeli giydirmek istedi. Ama mollalar kesin çözümü buldu; heykel parçalanarak çöpe atıldı! Bir süre sonra da yeni rejime yaranmak isteyen müdürün işine son verildi; tiyatrolara yasak getirildi!"

Şimdi ben bu satırları okuyunca, sizinle paylaşmak ve kafama takılan bir soruyu da sormak istedim.. Hani olmaz ya oldu diyelim, Türkiye'de birgün İslam siyasallaşsa ve iktidara gelse; acaba birileri kendilerini pipi keserek kurtarabilirler mi? Yoksa akıbetletleri Tahran Şehir Tiyatrosu müdüründen farksız mı olur?

Ve Ankara..

Sonunda bilgisayarımın başına geçebildim. Bir haftayı aşkın süredir Bursa yollarını arşınladım, onca işi hallettim.. Şu an hissettiğim şey ise fazlaca bir yorgunluk :(

Posta kutumda yüzlerce posta birikmiş, hepsini zamanla cevaplamaya çalışacağım. Ayrıca blogumla da artık daha fazla ilgileneceğim. Özlemişim yazmayı :) Gündemden uzak kalsam da gazetelerin arşivlerini tekrar bir gözden geçirerek eksikliklerimi gidereceğim. Özellikle yurdum insanına yanlış kılavuzluk eden şu Deniz Feneri'nin üzerine yoğunlaşacağım. Bu tür organizasyonlar yüzünden İslam'ın nasıl kötü durumlara düşürüldüğü üzerinde uzun uzun duracağım..

Yalnız şimdi dinlenmem gerekiyor. Ne kadar yol yaptım, inanın ben bile bilmiyorum.. Belki akşama, belki de yarın görüşmek üzere..

İran İslam Cumhuriyeti ve İlişkiler

Ahmedi Nejat Ece Temelkuran'ın Ermenistan için söylediği birşey vardı: "Ey yakınımızdakilerdir bizim en uzak komşularımız.." Bu önerme maalesef sadece Ermenistan için geçerli değil, Irak da bize uzak, Suriye de, İran da.. Bu sanırım bizim içimizden gelen bir politika değil, Batı'dan "ithal" etmek zorunda kaldığımız bir politika..

Daha lise yıllarında Milli Güvenlik kitaplarında okuduk, "dış tehditler" başlığı altında: Dost bildiğimiz sınırdaşlarımızın aslında bizi içten içe kemiren sinsi düşmanlar olduğunu. Nedense (!) Milli Güvenlik kitaplarımızda sıralanan bu tehditler arasında ABD yoktu!? İran ise ilk başta geleniydi.. Sebebi ise İran'ın şeriatla yönetilmesi ve bu yönetimi Türkiye'de de etkin kılma çabasıydı. Yıllar geçince gördük ki İran'ın böyle bir amacı yokmuş, bunu amaç edinen güç ABD imiş?!

Bu ülkenin kemalistleri de bu ülkenin ılımlı islamcıları da İran'ı hor gördü. Eksik bildi, güçsüz bildi. Oysaki İran (sadece dış politikada) her iki güruhun da yapamadığını yaptı, yapıyor. Dünyanın süper gücüyle restleşebiliyor, kendince de olsa tam bağımsızlığını koruyabiliyor. Ben, kişisel olarak İran'a saygı duyuyorum. Halka ve aydınlara yaptığı baskıyı, o iğrenç idam görüntülerini elbette kabul etmiyorum ama sadece şeriatla yönetiliyor diye İran'ın hor görülmesine de bir anlam veremiyorum. Bu noktada sözü Prof. Yalçın Küçük'e bırakıyorum: "İran büyük bir uygarlıktır ve İraniler büyük bir millettir, hep Batı'ya karşı oldular. Bugünkü (şeriatla yönetilen) İran'ı kalıcı sanmak çok yanlıştır. İran değişir. Uzun dönemi düşünmeliyiz ve İran ile hep birlik aramalıyız. Dün de bugün de en çok şeriatla yönetilen ülke İsrail'dir. İsrail Yahudi Şeriatı ile yönetilen çok dindar bir ülkedir. Din yasaları işlemektedir. Sudi Arabistan kadar ve belki daha çok şer'idir. Öyleyse şeriatla yönetilen İsrail ile bu kadar yaklaşıldığı bir zamanda İran sözünden rahatsız olmak yadırgatıcıdır."

Hz. İsa, 21. Yüzyıl Türkiye'sinde Yaşasaydı..

Hz. İsa Evet, sorum açık: Hz. İsa, 21. yüzyıl Türkiye'sinde yaşasaydı yaşananlara karşı nasıl bir duruş sergilerdi. Kutsal yaratıcının dünyadaki elçilerinden bir tanesi olarak yaşananlara karşı neler yapardı?

Bu soruları sordum ama şunu da kabul ediyorum: çok da mantıklı bir alt yapısı olmayabilir soruların. Ama ben bu soruların cevabını buldum. Zaten sizlere sormamın sebebi de sorunun cevabını biliyor ve sizlerle yaplaşmak istiyor olmam. Daha önce belirttiğim gibi Ahmet Ümit'in polisiye bir romanı olan Kavim'i okuyordum, az önce bitirdim. Kitapta Hz. İsa hakkında bilmediğim onca şey öğrendim, işte bu onca şey arasında sorumun da yanıtı var. Romanın kahramanlarından birisi olan akademisyen Can'ın ağazından paylaşıyorum: "İsa, yüzyıllardır beklenen kurtarıcıyı temsil ediyordu. O çağlarda yahudi din adamları tam bir çürümüşlük içindeydiler. Kutsal şehir Kudüs, Roma İmparatorluğu'nun işgali altındaydı, daha da kötüsü Yahudi din adamları, işgalcilerle uyum içinde yaşıyordu. Yahudilerin büyük tapınağı ile Roma garnizonu yan yanaydı. Halk, din adamlarından umudu kesmiş, kendilerini kurtaracak Mesih'i bekliyordu. İsa, bu beklenen Mesih oldu işte. Birden olmadı kuşkusuz; başta kendisi bile inanamamıştı buna. Ama süreç, onu da başkalarını da inandırmayı başardı. Zorlu bir mücadeleydi. Sürekli çatışma yaşanıyordu. Ferisi denilen tutucu din adamları, İsa'ya karşı çıkıyorlardı. İsa da onlarla düşünsel bir çatışmaya girdi. Bir tür ideolojik mücadele."

Roman kahramanı Can, sadece Hz. İsa'yı anlatmış. Ben Hz. Muhammed'in de bugün yaşıyor olsaydı aynılarını yapacağını düşünüyorum. İşgalci kuvvetlere ve özellikle de bu kuvvetlerin yerli işbirlikçilerine karşı duracağına inanıyorum. Peygamberler her zaman ilerici oldular, belki zamanla miadları dolu oluşan boşluğu bir diğeri aldı. Hz. Musa'nın ardından Hz. İsa ve sonunda da Hz. Muhammed geldi. Bugün 21. yüzyılda da bir peygambere ihtiyaç var. Gelecek mi, gelmeyeceği yazıyor kutsal kitapta. O zaman iş bize düşüyor; aydınlanma yolunda yürüyen aydın gençlere..

Tatilde Kitap: Medeniyetler Çatışması..

Tatilde okunması hiç de gerekli olmayan kitaplar listesi yapılsa, Samuel Huntington'un Medeniyetler Çatışması adlı çalışması liste başı olur sanıyorum. Oldukça bilgi dolu ve kaliteli bir çalışma olmasına rağmen Akdenize karşı  oturup okunacak bir kitap değil Medeniyetler Çatışması. Buna rağmen alternatiflerimin olmaması sebebiyle bu kitaba devam ediyorum..

Medeniyetler Çatışması senaryosu içerisinde bize İslam Medeniyeti düşüyor. Batı Medeniyeti'ne dahil sayılmıyoruz haliyle. Bu noktada kendimizi Batı, Hıristiyan Medeniyeti karşısında oldukça edilgen gördüm. Batı, medeniyetler çatışması içerisinde karşısında durduğu İslam Medeniyeti'ni kendi kafasına göre şekillendirebilecek güce ulaşmış. Oysa Çin ve diğer medeniyetler kendi başlarına evrimsel bir süreç içerisindeler. İslam Medeniyeti ise Batı'nın dilediği kalıplara çoktan sokuluyor. Bu noktada düşünce insan, Batı'dan ithal "Ilımlı İslam"ın İslam'a en büyük hakaret olduğunu görebiliyor.

Sağ-Sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Laik-İslamcı ve İnsan!

Ne kadar da çok bölünmüşüz, ya da ne kadar da çok bölmüşler bizleri.. Bugün de bölüyorlar, şimdi Laik ve İslamcı ayrımını kullanıyorlar; yakında bir yenisini daha bulacaklardır muhtemelen. Bizler ise yarınlarda da bölünmeye devam edeceğiz, en azından görünen bu.. Yarınlarda da cepheleşme tehlikesi kuvvetle muhtemel, çünkü biz tarihten ders almayı bilmeyen bir milletiz..

Büyük ağabeylerin (Zamanında ABD ile SSCB) çıkar çatışması içinde ezilen, yitip giden canlar insanımızın aklını hala başına getiremedi. Ne yazıktır ki insanım bugün de birbiriyle kavgalı. Oysa bu kavganın önderi olan insanlar hiç de kanlı bıçaklı değiller. Daha geçen haftalarda Fatih Altaylı'dan öğrendik: Darbe günlüklerini yazmakla itham edilen Org. Özden Örnek'in oğlunun AKP'ye yakınlığıyla bilinen firmalarda çalıştığını..

Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Ama yurdum insanı unutmayı tercih ettiği için, çoğu zaman geçmişe dair çıkarımlar yapamıyor. Oysa Soner Yalçın'ın Reis'indeki şu satırlar geçmişte yaşanan kavganın gerçek boyutlarını çok güzel ortaya koyuyor: "Solcu babalar ile Ülkücü babalar nedense hiç kavga etmiyorlardı. Hatta bazıları ikili bile oynuyordu. Alparslan Türkeş'le görüştüğü için, "solcu baba" Dündar Kılıç'ın bürosu solcular tarafından kurşunlanmıştı. (...) İşin tuhafı Ülkücülerle ilişkisi herkesçe bilinen Oflu İsmail, solculara yakın Dündar Kılıç'ın eniştesiydi. Hadi "babaların" ikili oynamasını anlayabiliriz, ama, Çorum Sungurlu MHP İlçe Başkanı Şakir Babuç'un Dev-Yol'a silah satarken yakalanmasını nasıl değerlendireceksiniz?"

Türkiye'yi Evrensel Düşünmek

USA Bugünlere kadar gazetelerde, televizyonlarda yapılan tartışmalar sadece yurt sınırları içeriside, kısır bir döngüden ibaretti. Hemen hemen tüm politik olaylar Türkiye sınırları içerisindeki dinamikler çerçevesinde ele alındı. Oysa ki bu büyük bir hata ve daha da önemlisi yanlış sonuçlar veren bir formüldü. Bugün gelinen noktada analizcilerimiz iç dinamiklerin ana kaynağının dış dinamikler olduğunu fark ettiler..

Bugünlere kadar yurdum güncel politiğinde yaşanan her olay ve olgunun temelleri büyük oranda uluslararası konjonktür sonucu meydana geldi. Turgut Özal "Küçük Amerika olacağız.." dediği vakit ABD politikaları Orta Doğu'da "Küçük Bir Amerika" yaratmaktan yanaydı.. Bugün Tayyip Erdoğan ve çevresindekilerin "Ilımlı İslam.." dedikleri vakit de ABD'nin Orta Doğu'da "Ilımlı Bir İslam" var etmek istedikleri vakte denk geldi.

Türkiye'de artık analiz yapmak, olay ve olgulara evrensel bakmayı gerekli kılıyor. Evrensel perspektiften bakmadığınız sürece analizleriniz inandırıcılığını yitiriyor.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.