| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

18 "islam" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"islam" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Hz. İsa, 21. Yüzyıl Türkiye'sinde Yaşasaydı..

Hz. İsa Evet, sorum açık: Hz. İsa, 21. yüzyıl Türkiye'sinde yaşasaydı yaşananlara karşı nasıl bir duruş sergilerdi. Kutsal yaratıcının dünyadaki elçilerinden bir tanesi olarak yaşananlara karşı neler yapardı?

Bu soruları sordum ama şunu da kabul ediyorum: çok da mantıklı bir alt yapısı olmayabilir soruların. Ama ben bu soruların cevabını buldum. Zaten sizlere sormamın sebebi de sorunun cevabını biliyor ve sizlerle yaplaşmak istiyor olmam. Daha önce belirttiğim gibi Ahmet Ümit'in polisiye bir romanı olan Kavim'i okuyordum, az önce bitirdim. Kitapta Hz. İsa hakkında bilmediğim onca şey öğrendim, işte bu onca şey arasında sorumun da yanıtı var. Romanın kahramanlarından birisi olan akademisyen Can'ın ağazından paylaşıyorum: "İsa, yüzyıllardır beklenen kurtarıcıyı temsil ediyordu. O çağlarda yahudi din adamları tam bir çürümüşlük içindeydiler. Kutsal şehir Kudüs, Roma İmparatorluğu'nun işgali altındaydı, daha da kötüsü Yahudi din adamları, işgalcilerle uyum içinde yaşıyordu. Yahudilerin büyük tapınağı ile Roma garnizonu yan yanaydı. Halk, din adamlarından umudu kesmiş, kendilerini kurtaracak Mesih'i bekliyordu. İsa, bu beklenen Mesih oldu işte. Birden olmadı kuşkusuz; başta kendisi bile inanamamıştı buna. Ama süreç, onu da başkalarını da inandırmayı başardı. Zorlu bir mücadeleydi. Sürekli çatışma yaşanıyordu. Ferisi denilen tutucu din adamları, İsa'ya karşı çıkıyorlardı. İsa da onlarla düşünsel bir çatışmaya girdi. Bir tür ideolojik mücadele."

Roman kahramanı Can, sadece Hz. İsa'yı anlatmış. Ben Hz. Muhammed'in de bugün yaşıyor olsaydı aynılarını yapacağını düşünüyorum. İşgalci kuvvetlere ve özellikle de bu kuvvetlerin yerli işbirlikçilerine karşı duracağına inanıyorum. Peygamberler her zaman ilerici oldular, belki zamanla miadları dolu oluşan boşluğu bir diğeri aldı. Hz. Musa'nın ardından Hz. İsa ve sonunda da Hz. Muhammed geldi. Bugün 21. yüzyılda da bir peygambere ihtiyaç var. Gelecek mi, gelmeyeceği yazıyor kutsal kitapta. O zaman iş bize düşüyor; aydınlanma yolunda yürüyen aydın gençlere..

Tatilde Kitap: Medeniyetler Çatışması..

Tatilde okunması hiç de gerekli olmayan kitaplar listesi yapılsa, Samuel Huntington'un Medeniyetler Çatışması adlı çalışması liste başı olur sanıyorum. Oldukça bilgi dolu ve kaliteli bir çalışma olmasına rağmen Akdenize karşı  oturup okunacak bir kitap değil Medeniyetler Çatışması. Buna rağmen alternatiflerimin olmaması sebebiyle bu kitaba devam ediyorum..

Medeniyetler Çatışması senaryosu içerisinde bize İslam Medeniyeti düşüyor. Batı Medeniyeti'ne dahil sayılmıyoruz haliyle. Bu noktada kendimizi Batı, Hıristiyan Medeniyeti karşısında oldukça edilgen gördüm. Batı, medeniyetler çatışması içerisinde karşısında durduğu İslam Medeniyeti'ni kendi kafasına göre şekillendirebilecek güce ulaşmış. Oysa Çin ve diğer medeniyetler kendi başlarına evrimsel bir süreç içerisindeler. İslam Medeniyeti ise Batı'nın dilediği kalıplara çoktan sokuluyor. Bu noktada düşünce insan, Batı'dan ithal "Ilımlı İslam"ın İslam'a en büyük hakaret olduğunu görebiliyor.

Sağ-Sol, Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Laik-İslamcı ve İnsan!

Ne kadar da çok bölünmüşüz, ya da ne kadar da çok bölmüşler bizleri.. Bugün de bölüyorlar, şimdi Laik ve İslamcı ayrımını kullanıyorlar; yakında bir yenisini daha bulacaklardır muhtemelen. Bizler ise yarınlarda da bölünmeye devam edeceğiz, en azından görünen bu.. Yarınlarda da cepheleşme tehlikesi kuvvetle muhtemel, çünkü biz tarihten ders almayı bilmeyen bir milletiz..

Büyük ağabeylerin (Zamanında ABD ile SSCB) çıkar çatışması içinde ezilen, yitip giden canlar insanımızın aklını hala başına getiremedi. Ne yazıktır ki insanım bugün de birbiriyle kavgalı. Oysa bu kavganın önderi olan insanlar hiç de kanlı bıçaklı değiller. Daha geçen haftalarda Fatih Altaylı'dan öğrendik: Darbe günlüklerini yazmakla itham edilen Org. Özden Örnek'in oğlunun AKP'ye yakınlığıyla bilinen firmalarda çalıştığını..

Bu dün de böyleydi bugün de böyle. Ama yurdum insanı unutmayı tercih ettiği için, çoğu zaman geçmişe dair çıkarımlar yapamıyor. Oysa Soner Yalçın'ın Reis'indeki şu satırlar geçmişte yaşanan kavganın gerçek boyutlarını çok güzel ortaya koyuyor: "Solcu babalar ile Ülkücü babalar nedense hiç kavga etmiyorlardı. Hatta bazıları ikili bile oynuyordu. Alparslan Türkeş'le görüştüğü için, "solcu baba" Dündar Kılıç'ın bürosu solcular tarafından kurşunlanmıştı. (...) İşin tuhafı Ülkücülerle ilişkisi herkesçe bilinen Oflu İsmail, solculara yakın Dündar Kılıç'ın eniştesiydi. Hadi "babaların" ikili oynamasını anlayabiliriz, ama, Çorum Sungurlu MHP İlçe Başkanı Şakir Babuç'un Dev-Yol'a silah satarken yakalanmasını nasıl değerlendireceksiniz?"

Türkiye'yi Evrensel Düşünmek

USA Bugünlere kadar gazetelerde, televizyonlarda yapılan tartışmalar sadece yurt sınırları içeriside, kısır bir döngüden ibaretti. Hemen hemen tüm politik olaylar Türkiye sınırları içerisindeki dinamikler çerçevesinde ele alındı. Oysa ki bu büyük bir hata ve daha da önemlisi yanlış sonuçlar veren bir formüldü. Bugün gelinen noktada analizcilerimiz iç dinamiklerin ana kaynağının dış dinamikler olduğunu fark ettiler..

Bugünlere kadar yurdum güncel politiğinde yaşanan her olay ve olgunun temelleri büyük oranda uluslararası konjonktür sonucu meydana geldi. Turgut Özal "Küçük Amerika olacağız.." dediği vakit ABD politikaları Orta Doğu'da "Küçük Bir Amerika" yaratmaktan yanaydı.. Bugün Tayyip Erdoğan ve çevresindekilerin "Ilımlı İslam.." dedikleri vakit de ABD'nin Orta Doğu'da "Ilımlı Bir İslam" var etmek istedikleri vakte denk geldi.

Türkiye'de artık analiz yapmak, olay ve olgulara evrensel bakmayı gerekli kılıyor. Evrensel perspektiften bakmadığınız sürece analizleriniz inandırıcılığını yitiriyor.

ABD'nin Yeşil Kuşak Politikaları ve 21. Yüzyıl..

sam_amca ABD'nin "Yeşil Kuşak" diye adlandırılan "Ilımlı İslam" projesi üzerine yazacağım bugün, genel bilinene dair eleştirilerimi ve sorularımı ortaya koymaya çalışacağım. Malumunuz politika ile ABD kendine zarar vermeyecek bir İslam yaratma peşindeydi ve zamanında bunu yaptı. Bugün gelinen noktada hala aynı düşüncede olduğunu sanmıyorum, ABD'nin İslam'ı kendi çıkarına kullanma dönemi bitmemiş olabilir ama ABD kullanmak için artık ılımlı bir İslam var etme hevesini, bence, büyük ölçüde yitirdi..

Bunun belli başlı sebepleri var ve bence en önde geleni de İslam'ın ılımlı başlasa da ilerleyen zamanda sertleşerek ABD karşıtı bir tutum sergilemesi. Bu ABD politikalarını oldukça olumsuz etkileyen bir sonuç doğuruyor. Bu sebepten ABD'nin artık bir İslam fobisi olduğuna inanıyor ve bu noktada Ilımlı İslam'ın artık ABD'ye pek de sıcak gelmediğini iddia ediyorum.

Haklı olarak, ılımlı sayılan İslami partilerin iktidarlarının ABD tarafından desteklendiğini belirtecek ve bunun sebebini soracaksınız. Ben de size cevap olarak hangi İslami parti diye soracağım. Türkiye'de İslami bir parti göremiyorum, sadece öyle görünen ama ölen haçlı askerlerinin ruhlarına fatiha okuyabilen bir garip parti görüyorum. ABD birilerini asla Ilımlı İslam uğruna desteklemiyor bu topraklarda, destekleme sebebi ABD'nin Ortadoğu taşeronluğunu üstlenmeleri.. Ilımlı İslam dönemi ve rantı kapanmıştır sanıyorum, artık taşeronlar pastadan büyük payları kapıyorlar..

Cumhurbaşkanının PKK'lıları Affetmesi ve Yeşil Medya

Ahmet Necdet Sezer bu noktada çok defa itham altında bırakıldı. Özellikle Zaman ve Yeni Şafak gazetesi Ahmet Necdet Sezer'i hoş olmayan haberlerle PKK'lılara arka çıkıyor gibi gösterdi, kendilerince bir açık yakaladıklarına inandılar ve tüm güçleriyle saldırdılar. Olayın zevkine o kadar daldılar ki olayın gerçek yüzünü bile göremediler. Oysaki PKK'lıları affettiği için suçladıkları Cumhurbaşkanı'nın önüne gelen liseyi AKP'li Adalet Bakanı hazırlamıştı. Yani PKK'lı isimlerin tahliye talebini AKP'li Adalet bakanı Cemil Çiçek imzalamıştı!

Bugün aynı şeyleri Abdullah Gül yapıyor, PKK'lı militanları affediyor. Hiç bakıyor musunuz Zaman ve Yeni Şafak'ın haberlerine? En ufak bir olumsuz itham yok! Buna ne denir bilmiyorum ama gazetecilik denilmeyeceğinden eminim.. Bu çifte standartı hiç hoş karşılamıyorum. İslam gömleğini giymiş bu iki gazte acaba ne kadar anlamışlar İslam ahlakını!? Bence her ikisine de anlatmalı İslam ahlakında böylesine döneklik ve çifte standart olmadığını!

Nike Müslüman Oldu, Mu Acaba?

nikeislam Dünyanın en önde gelen spor giyim markalarından birisi olan Nike, Türkiye pazarında ilginç reklam yöntemleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Hatta, gariptir ama, tarihte Müslüman'lara çok kez oynanan bir oyunu tekrar ederek: Müslüman olarak )

Nike, 2008 bahar koleksiyonunun tanıtımını yaparken Avrupa'da ve Türkiye'de aynı afişi kullanıyor: Yalnız önemli bir detayı çok farklı sunarak! Nike, Batı'da kullandığı "Yes to shaking what your mama gave you" (Annenin sana verdiklerini çalkalamaya ever!) sloganını Türkiye sınırları içerisinde bir başkalaşıma uğratıyor ve "Yaradanın verdiklerini çalkalamaya evet!" olarak sunuyor. İki ihtimal var; birincisi Nike'ın İngilizce bilmeme ihtimali ve diğeri Nike'ın hala Müslümanları bu yolla kandırabileceğine inanması?

Böylesine ucuz oyunlar, iyi bir kültürel araştırma yapılmadan oynanmaya kalkarsa birileri için pahalıya patlayabilir. Örneğin, Türkiye'de Yaradanın verdiği şeyler çalkalamaktan öte kutsal sayılmakta. "Yaratılanı sev, Yaratandan Ötürü." felsefesi hepimizin malumu. Bu noktada Nike, başarısız bir reklam kampanyası yürütmüş oluyor, kendileri adına üzgünüm..

Muhafazakar Eşcinsel

cemil_ipekçi Geçen günlerde muhafazakar geleneğe sahip bir partinin eski belediye başkan aday adayının seçim broşürleri elime geçi. Sevgili başkan adayımız kendisini tanıtırken, ne gariptir ki " İlerici Muhafazakar" terimini kullanmış. Şaşırdım, garipsedim. Taşradır, su götürür dedim.

Ama o da ne: eşcinsel modacımız Cemil İpekçi "Kadın olsaydım Türban takardım.." açıklamasıyla gündeme geldi, bana yine şaşırmak düştü. Şaşırma noktam elbette bir eşcinselin türban duyarlılığı değildi, bu noktada Grup yorum gibi sol grupların da duyarlı olduklarını biliyordum. Beni şaşırtan asıl nokta bu açıklamanın yapıldığı günlerde Cemil İpekçi'nin "Ben muhafazakar bir eşcinselim" açılması oldu.

Sormak istityorum; Sayın İpekçi, neyi muhafaza ediyorsunuz? Muhafaza ettiğiniz değerler İslami değerler ise İslam'da eşcinsellik yoktur! Yani yine, yurdumdan "Bu ne pehriz, bu ne lahana turşusu" haberi. Gülüp geçmeli, arada bir de blogla meze edilmeli..

Son olarak belirteyim, fotoğraf odatv.com'un bir çalışması. Madem Cemil İpekçi, türban takacak; biz nasıl duracağını gösterelim çabası olsa gerek. Odatv burada biraz bel altı vurmuş ama pek de fena olmamış fotoğraflar..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.