| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

3 "kampanya" etiketi kullanan gönderi "kampanya" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Gazze'ye Sadece Para Yardımı Yapmak Ne Kadar Doğru?

Açlık İsrail'in Filistin'e karşı aşırı güç kullanması yine binlerce masumun canına mal oldu. Bir o kadar da yaralı insan var Gazze'de ve ortada bir açlık hüküm sürüyor. İnsanların evleri yıkıldı, anneleri babaları ve belki de gencecik çocukları öldü. Ne mutlu ki yurdum insanı, o insanların acısını kendi acısı bildi: binlerce kilometre ötedeki acıyı yüreğinde hissetme büyüklüğünü gösterdi Türkiye'de insanlar.

Onların acısına ortak olunca, haliyle bu acıya bir son vermek için gerek resmi, gerek özel pek çok kampanya düzenlendi. Bugün hala son sürat sürüyor bu yardım kampanyaları, insanlar ceplerinde ne varsa veriyorlar, Gazze halkı için.. Ama bir sorun var, çok önemli bir sorun. Gazze'deki insanların karnı doysun diye verdiğimiz paralar insanların karnını o kadar da doyurmuyor. Neden mi? Nedeni açık, İsrail Filistin'e uyguladığı ambargo. Kerem Şalom ya da Refahiye, her iki sınır kapısından da gıda geçişine izin verilmiyor. Deniz ise İsrail gemilerince abluka altında tutuluyor, yani deniz yolu da kapalı. Peki, verdiğimiz paralarla Gazze'ye nasıl gıda ulaşıyor? Verdiğimiz paralar Gazze'ye gıda olarak değil, nakit olarak gidiyor ve bu paralarla Gazze içindeki mevcut gıda pazarlarında gıdaya çevrilerek hakla dağıtılıyor. Böylece yemekte bir tutam tuzumuz dahi olmuyor, ayrıca halkın burnundan getiren karaborsa ekonomisini desteklemiş oluyoruz.

Gazze halkı bizden daha  fazla ve farklı bir destek bekliyor. Bunu devlet eliyle, diplomasi aracılığıyla yapılması gerekiyor. Öncelikli olarak İsrail'in ambargosuna bir son verilmesi için bugünden daha farklı ve gerçekçi bir dış politika üretilmeli, aksi halde cebimizdeki tüm parayı versek bile Gazze sınırından içeri bir tek süt şişesi bile sokamayacağız.

Canan Arıtman ve Ermeni Olmak ya da Olmamak

Canan Arıtman Birçok aydın ve gazetecinin altına imza attıkları özür diliyorum kampanyası, gündemdeki yerini hala tüm sıcaklığıyla koruyor. Pek tabi, değişerek ve genişleyerek. CHP milletvekili Canan Arıtman, olayı çok farklı bir boyuta taşıyarak; Abdullah Gül'ün kampanyaya sıcak baktığını ve bunun altında Abdullah Gül'ün Ermeni bir aileden geldiği gerçeği yattığını iddia etti. Abdullah Gül ise bu iddayı tepkiyle karşıladı ve aile geçmişini ortaya koyarak saf bir Türk ve Müslüman olduğunu ortaya koymaya çalıştı.

Gelinen noktada birileri Abdullah Gül'ün kökenini araştıra ve tartışa dursun ben bu konulara girmeyeceğim. Çünkü, herşeyden önce böyle bir tartışmaya girmek, böyle bir tartışmanın içinde yer almak abestir. İnsanların ailelerinin kökeni sadece ama sadece o insanları ilgilendirir. Bu noktada Abdullah Gül'ün Ermeni Olması ya da olmaması beni ilgilendirmemektedir.

Ama burası Türkiye ve Türkiye'de Ermeni kökenli olmak hala utanılacak birşeymiş gibi sunuluyor ve sanılıyor. Oysaki bu ülkede ırkçı bir ayrım söz konusu olmamlı, bu ayrım öncelikle insanların beyinlerinden silinmeli. Bu noktada, Abdullah Gül'ün Ermeni olmadığını açıklayış şekli de beni oldukça üzdü. Abdullah Gül sanki Ermeni olmak bir suçmuş da o bu suçu işlememiş olduğunu kanıtlamaya çalışıyormuş izlenimi verdi. Oysa Cumhurbaşkanına yakışacak olan tüm bu açıklamalarının yanında, en azından bir dipnot olarak Ermeni olmanın Cumhurbaşkanı olmak için bir engel olmadığını da açıklamaktı. Bence, bu açıklamayı yapmayan Abdullah Gül'ün, Canan Arıtman'dan düşünce yapısı olarak çok da büyük bir farkı yok. Her ikisi de bir Ermeninin Cumhurbaşkanı olmayacağı noktasında hemfikir görünüyorlar.

Kirlenen Türkçe

ataturk_harf_devrimi Nedendir bilmiyorum? Son zamanlarda yabancı sözcüklerle sık sık karşılaşır oldum. Her gün dolaştığım sokakların bir Türk sokağı olduğunu algılamakta artık güçlük çekiyorum. Mağazaların isimleri, ürünlerin üzerlerindekiler tamamen yabancı geliyor bana. Haber bültenlerini, köşe yazarlarını algılamak için yanımda küçük el sözlükleri taşıyacağım günler ufukta görülüyor gibi. Bunları abartıyor muyum acaba? Türkiye’nin önde gelen gazetelerinin birisinin genel yayın yönetmeni “Gazeteler bir eğlence aracı haline gelmiştir.” derken maalesef “eğlence” kelimesini “entertainment” kelimesini birçok kez tekrarladıktan sonra telaffuz ediyor. Neden? Yoksa kullandığı kelimelerin Türkçelerini hatırlamakta zorluk mu çekiyor!?

Sokakların, sohbetlerin ve insanların bana yabancı kokmasının nedenini medyaya bağladım diyelim. Peki ya, neden medya Türkçe var iken yabancı dilleri kullanmak arzusunda? Bunun nedeni de maalesef sokakta dolaşan, benimle sohbet eden, okuduğum gazetede yazan, izlediğim televizyonda program yapan insanlar; yani kocaman bir toplum: Son yüzyıllarda batının olanı üstün saymaya, ciddiye almaya başlayan, Türkçeyi yabancı diller sınıfında küçük görme gafleti içerisinde olan ve benim de mensubu olduğum bir toplum. Bundan dolayı yabancı adlı, Türk mağazaları rağbet görmekte; arz ve talep dolayısıyla da yavaş yavaş mağazaların adları bana daha fazla yabancılaşmakta. İnsanlar sohbetlerinde yabancı kelimeleri kullanmayı üstünlük sayarak sık sık yabancı kelimeleri kullanmakta. Öğrenciler gördükleri yarım yamalak yabancı dil derslerinde öğrendikleri yabancı sözcükleri sohbetlerine katmakta, bunun nedeni de yabancı kelime kullanmayı üstün sayan zihniyettir. Bilim adamlarımız dahi halkla iletişim kurarken yabancı terim kullanma hastalığından kurtulamamaktadır. Anlattıkları meseleyi zaten zorlanarak anlayan bizler, araya bir de yabancı kelimeler girdiğinde konudan tamamen kopuyoruz. Korkarım “Ağır ol molla sansınlar” sözü yerini “Yabancı dille konuş bilgili sansınlar” sözüne bırakmıştır.

Aileler çocuklarının yabancı dil öğrenmeleri için çabalar göstermekte; çocuklarını kurslara göndermekte, özel dersler aldırmaktadırlar. Bunu yavaş yavaş her sokağa yayılan yabancı dil dershaneleri somut şekilde gösteriyor. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine arttığı görülmeyen yabancı dil kursları; maalesef ülkemde anaokullarına kadar inmiştir. Yedi yaş öncesi çocukları önceleri, “Bir, iki, üç…” diye sayarken artık bunun yanında “One, two, three...” diye saymaya başlayan bir toplumun mensubuyum. Peki, bunun ne zararı var? Yabancı dil bilmenin ne zararı var diyenleriniz elbette vardır, olmalıdır. Yabancı dil öğrenmenin kimseye bir zararı olmayacaktır; fakat yabancı dil öğrenmek ana dil tamamen öğrenilmeden yapılmamalıdır. Bunun aksini, bu gün görüldüğü gibi çok acı olur. Yeni nesiller yabancı dille ana dilleri arasındaki farkların ayrımını yapamazlar.

Sizce neden evrenselleşen bir dünyada; milletlerin, dinlerin, dillerin bir yapılmaya çalışıldığı bir dönemde “Türkçe kirleniyor!” diye haykırıyorum? Bayanlar baylar, ben de en az sizin kadar ırkçılığın, din üzerine kurulu katliamların ve birbirini anlayamayan milyarca insanın yaşadığı dünyanın bir mensubu olmaktan haz duymuyorum. Fakat birileri bunun böyle olmaması gerektiğini söylerken; birleşim noktasına kendi değerlerini koymaya çalışıyorlar. Tüm insanlık kendi dinlerini, kendi dillerini, kendi değerlerini benimsesin istiyorlar. Bence bu bir kültür kıyımıdır; fakat bunu anlamayan milletler evrensel olduklarını sanıp kendi dillerini, kendi kültürlerini öğrenmeyerek emperyalist dünyanın başındakilere benzemeye çalışıyorlar. Ne mi oluyor? İki tabure arasında kalıyorlar. Bir bakıma her ikisinde de oturamıyorlar. Her an düşüp yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar.

Ben herkesin ortak bir dili konuştuğu, ortak insani değerlerin taşıdığı, atalarından dolayı hor görülmeyen insanların olduğu bir dünyada barış içinde yaşmak istiyorum; fakat bu dünyanın herkesin İngilizce konuştuğu, sadece Amerikalıların ve Avrupalıların insan sayıldığı ve insanların değerlerinin atalarıyla belirlendiği bir dünyayla karıştırılmasını istemiyorum.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.