| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

9 "kapitalizm" etiketi kullanan gönderi "kapitalizm" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Tarımsal Kalkınma Modelleri ve Sanayi

Endüstri Türkiye gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alıyor. Bu gidişle daha uzun yıllar bu kategoride yer alamaya da devam edecek.. Çünkü gelişimin temellerini hala tam olarak atabilmiş değiliz. Bugün gelinen notkada elimizde hala tarım var. Tarımın ötesine geçtiğimizi söylemek güç, özellikle de dünya böylesine bir gelişim süreci içerisindeyken!

Türkiye'nin ilk yerli otomobilinin üretim serüvenini anlatan "Devrim Arabaları" filminde, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'in şu konuşması içinde bulunduğumuz durumu net bir biçimde ortaya koyuyor: "Türkiye'nin sık sık bir tarım memleketi olduğunu söylerler. Nitekim de doğrudur. Bir vapur dolusu pamuk karşılığı ancak birkaç otobüs alabiliyoruz. Ot satmakla neticeye varmak kadil değildir. Bu cihetle sanayi lazımdır."

Ne kadar doğru, sözler: Evet, sanayi lazımdır! Ciddi ciddi üretim yapmaya başlamamız, ürünlerimizle var olduğumuzu tüm dünyaya göstermemiz lazım. 21 yılını Anadolu toprağı üzerinde geçirmiş bir genç olarak, bu topraklarda birşeyler üretilemiyor olması, bizlerin sadece "pazar" olarak görülüyor olmamız beni fazlasıyla üzüyor. Üretmek istiyorum, başarmamızı istiyorum! Cemal Gürsel filmde yer alan bir diğer konuşmasında şunları kaydediyor: "Türkiye'de otomobil yapılmaz diyorlar. Bu tamamen kara bir düşüncenin mahsülüdür. Türk ulusunun kendi sanayisini yapacak kuvvete ve kabiliyete sahip olduğunu biliyorum. Bu memleket kendi otomobilini yapacaktır."

Buna ben de inanıyorum bu memleket kendi sanayisini kuracaktır. Bunu bizler yapacağız, kendi emeğimizle var olarak yarınların kalkınmış Türkiye'si!

Ç.Ü. Öğrencileri YÖK'ün Harç Zammını Protesto Etti

YÖK Protestosu İstanbul, Ankara, İzmir ve şimdi de Adana.. Çukurova Üniversitesi öğrencileri Yüksek Öğretim Kurumu'nun öngördüğü harç zammını protesto etmek için sokaklardaydı. Bugün Adana'da Atatürk Parkı'nda toplanan yüze yakın öğrenci hep bir ağızdan yapılan zamları protesto etti.

Tüm öğrenci ve veliler adına Çukurova Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğrencisi Cihan Durmuş açıklama yaptı: "Bizler aydınlık bir Türkiye için ümitlerimizi korurken, okumaya çalışırken bizlere uygulanan bu ekonomik zorluklar niye? Eğer üniversite kontenjanlarını arttırmanın sebebi okullara yeni öğrenciler değil de yeni müşteriler çekmekse; unutmasınlar ki bizler müşteri değil öğrenciyiz! Ülkemizdeki emekçilerin ücret standartları, açlık ve yoksulluk sınırı göz önündeyken üniversitelere yapılan bu faiş zamma bir çözüm istiyoruz! ... Hepimizin babası bizlere birer gemicik hediye edemiyor. İçinde bulunduğumuz kriz ortamında ebeveynlerimiz işsiz kalmış durumdayken bizleri okutmak için çabalayan ailelerimizin öngrülen harç miktarlarını ödemesini beklemek hiçbir vicdan ve insaf sahibine yakıştırılamaz."

Basın açıklaması sırasında öğrenci ve veliler şu ise sloganları attılar: "Eğitim hakkımız satılamaz", "Atam bizi YÖK ediyorlar",  "Hortumcuya değil, eğitime bütçe", "Üniversiteler şirket olmayacak", "Türkiye uyuma, öğrencine sahip çık"

Harç Protrstosu Toplanan üniversite öğrencileri ve veliler saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunması sonrasında olaysız bir şekilde dağıldı. Basın açıklamasına katılan öğrenciler yapacaklarının bu kadarla sınırlı kalmayacağını, üniversitelerde öğretime başlanmasının ardından daha kitlesel eylemlerin organize edileceğini söylediler.

Umuyorum yapılan basın açıklaması beklenen etkiyi yapar ve artık YÖK öğrencilerin cebinden elini çeker. Aksi halde eğitimin hala bir hak olduğunu iddia etmek güçleşecek. Çünkü bu gidiş devam ederse, eğitim sadece parası olan bir zümrenin parasını verip aldığı bir hizmet olarak! Tüm bunlar ne Cumhuriyet'le ne de insanlıkla bağdaştırılabilecek şeyler değil! Eğitim insanın en temel hakkı ve insan eğitim almak için para vermeye zorlanamaz, zorlanmamalı!

( Basın açıklamasının videoları izlemek için buraya tıklayınız, sözlüğe ulaşmak için buraya tıklayınız. )

10 Yıldır Aynı Telefonu Kullanmak...

Cep Telefonu Türkiye'nin en tanınmış plastik markaları Fırat Pen'in ve Fırat Boru'nun sahibi Nevzat Demir, bir toplantı sırasında Nokia 3310 marka bir telefonla görüntülenmiş. Hürriyet'in ilgili haberinde Nevzat Demir'in şu açıklamaları yer alıyor: "10 senedir aynı telefonu kullanıyorum, 10 sene daha bu telefonu kullanmaya devam edeceğim" Nevzat Demir'in "Neden yeni telefon almıyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap ise daha çarpıcı: "O kadar zengin değilim!"

Türkiye'nin en zengin insanlarından bir tanesi, Nevzat Demir. Buna karşın 10 yıldır kullandığı telefonu değiştirecek kadar zengin olmadığını söylüyor. Buna benzer bir açıklamayı uzun zaman önce ünlü iş adamı Sakıp Sabancı da yapmış ve otomobilini değiştirmeyi düşünmediğini söylemişti.

Umarım yurdum insanı Nevzat Demir'den ve Sakıp Sabancı'dan yeteri kadar ders alabilir ve tüketim çılgınlığından kendini biraz olsun kurtarabilir. Aksi halde yarınlarda yurdum insanının durumu pek iç açıcı olamayacağa benziyor!

Organize Edebilme Yeteneği ve Organizasyon

organizasyon Yıllar geçtikçe hayata dair birçok çok şey öğreniyor insan, farkındalıkları zamanla artıyor. Organize edebilme kabilyeti ve organizasyon da benim için böyle bir farkındalık. Yıllar geçtikçe anladım ki başarılı olmanın bir anahtarı da organize edebilme yeteneği. İnsanlar, ellerinde bulunan maadi ve manevi imkanlar dahilinde yaptıkları organizasyonlarla bir yerlere gelebiliyorlar. Organize edebilen ve elindekileri verimli kılabilen insan başarılı oluyor.

Bugün önde gelen tüm devlet başkanlarının veya CEO'ların ortak özelliği diğer insanları bir amaç etrafında organize edebilmeleri. Bu noktada her yönetici adayının, insan da dahil, elindeki hemen her kaynağı verilmli bir şekilde organize edebilmyi öğrenmesi gerekiyor. Bu noktada özellikle İİBF öğrencilerinin seçmeli derslerde organizasyon vb. bir dersi mutlaka almaları gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde hayatta iyi bir yerlere gelmek, en azından çalışma hayatında iyi bir pozisyona gelmek pek de mümkün görünmüyor.

Türkiye Solu ve Ütopya

Cumhuriyet Mitingi Thomas Moore'un başyapıtı, Ütopya'ya tekrar göz gezdirdim. (Daha öncesinde Siyaset Bilimi'nde zorunlu olarak okutulmuştu.) Kitaptan yeni yeni şeyler kaptım, bu noktada Türkiye üzerine de saptamalar yapma imkanı da buldum. Kitapta da öylesine saptamalar var ki, Türkiye'nin güncel politiğinde bu saptamaları sınayabiliyoruz..

Örneğin, kitabın sonlarına doğru Moore şu saptamayı yapıyor: "Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz." Bu saptmayı aklımızın bir kenarında tutup Türkiye'nin politik dağılımına bakalım. Bizde sol kültür, en azından CHP, orta ve üst sınıfta bulunan seçmene dayanıyor. Türkiye'de birşeylerin değişimesini ağzı açlıktan kokan on milyonlarlar değil, refah içinde yaşayan beş on milyon insan istiyor.

Bu noktada AKP ve CHP'nin seçmenlerine bakmak çok açıklayıcı olur inancındayım. CHP sol ve eşitlikten yana bir gelenekten gelmesine rağmen kentlerin en varlıklı mahallelerinden oy toplarken, AKP varoşlardan oy topluyor. Garip gelebilir ama gerçek. Moore bunu yıllar yıllar öncesinden görebilmiş, zaten Ütopya'sını değerli kılan da bu değil mi?

Ticaretin Kökeni Çalmaktır!

Ticaret Bu yıl mükemmel bir ders alıyorum, ders kadar mükemmel bir akademisyenden. Bu noktada da pek çok malzeme ediniyorum blog için. İşte bunlardan birisini paylaşacağım, "Ticaretin Kökeni Çalmaktır!" başlığı altında.

Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek maksadıyla, sözü hemen Siyasi Tarih adlı ders kitabımızın yazarı Prof. Dr. Oral Sander'e bırakıyorum. Diyor ki Oral Sander; "Yerel güvenliğin sağlanmasıyla, değer verilen maddelerin ele geçirilmesinde zora başvurma geçerli yol olmaktan çıkınca, bunların ticaretle sağlanması seçeneğine başvuruldu. Böylece etkili yerel savunmanın gelişmesiyle, korsan gemileri yerini ticaret gemilerine, haydutlar da tüccarlara bıraktı. Hatta çoğu haydut ve korsan, meslek değiştirerek, tüccar oldular." Oral Sander, verdiği dipnotta da şunları eklemeyi ihmal etmiyor: "Bugün özellikle ABD'deki iş adamlarının genel olarak temel nitelikleri ve hatta açıkça benimsedikleri iş ilkeleri ile Batı'nın tüccarlarının çıkış noktası arasındaki koşutluk ilginçtir."

Hal böyle olunca, ABD'li petrol firmalarının petrol, silah firmalarının silah satabilmek için savaşlar çıkartıp çocukları öldürtmelerine; gelişmekte olan ülkeleri sömürmelerine pek şaşırmamak gerekiyor. Sonuç itibariyle onlar, hala ilk günkü noktada; korsanlık ve haydutluk yapmaya devam ediyorlar. Sanırım birileri akıllanmadığı sürece bu işte başarılı olmaya devam da edecekler.

1 Fatih Terim = 8.5 Cumhurbaşkanı = 15 Başbakan

Fatih Terim Bu ülkede bir Fatih Terim, 8.5 Cumhurbaşkanı ediyor. Sistem bunu gerektiriyor ve sistemin gerektirdikleri yerine getiriliyor. Bu ülkede Fatih Terim'in tek başına yaptığını 8.5 Cumhurbaşkanı ya da 15 Başbakan zar zor yapabiliyor?!

Fatih Terim, futbolu temsil ediyor ve futbol en kibar tabirle "kitleleri sürüleştiriyor". Ne başbakan ne de cumhurbaşkanı bir Fatih Terim kadar sürü var edemiyor. Bu yurdumda da böyle, dünyada da böyle.. Bir ABD başkanının danışmanı, bir pop starının danışmanından çok daha az para kazanıyor. Dönem çobanların para kazandığı bir dönem ve siz ne kadar sürü var ederseniz o kadar kazanıyorsunuz..

Fatih Terim'e kişisel olarak kızıyor muyum, evet kızıyorum. Gerçi kimse hesabına devlet tarafından her ay 135.595 YTL yatırılmasından kolay kolay rahatsızlık duymaz. Fakat, Türkiye gibi bir ülkede ayda 135.595 YTL maaş almak, birilerin sofrasından ekmek çalmak demektir! Bir de bunun üzerine çıkıp benden bir tane, meclistekilerden 550 tane var demek en kibar tabirle abesle iştigaldir. Sayın Terim'den bir tane bile bu ülkeye fazla gelmektedir, ben milli takımlar teknik direktörüne 135.595 YTL maaş ödenmesini hazmedimyorum. Fatih Terim'i de açıkçası pek lüzumlü bir şahsiyet olarak görmüyorum.. Eğer kendisinin değerini 135.595 YTL olarak görüyorsa Sayın Terim, Avrupa'nın kapıları kendisine sonuna kadar açık?!

Kazanmak, Kazanmak, Kazanmak...

çocuk55 Hayatta malumunuz her zaman birşeylerin peşinden koşuyor, kazanmak uğruna kendimizden birşeyler veriyoruz. Çoğu zaman verdiklerimizden fazlasını kazanıyoruz, kimi zaman sadece kaybetmekle yetiniyoruz. Gerçi mevzumuz bunlar değil, bugün mevzu sadece "kazanmak".

Hayatta herşeyi kazanabiliyoruz; ÖSS'yi ders çalışarak, yeni bir arabayı veya evi emeğimiz karşılığında kazanabiliyoruz. Kapitalizm tüm acımasızlığıyla birlikte bizlere bunu sunabiliyor. Ama hayatta herşey kazanılamamalı; örneğin ben seveceğim kızı kazanmamalıyım! Evet hayatta herşeyin bir yolu yordamı var ama insan dostunu, belki de aşkını nasıl kuralları belirlenmiş bir yolda yürüyerek kazanır ki? Ben dostumu veya aşkımı kazanmışsam onların dostluğu veya sevgililiği nerede kalıyor? Bir insanı elde etmenin yolu veya belirli bir bedeli olmamalı ya, insan biraz farklı olmalı...

Ama olmuyor değil mi? Bu noktada aciziz. Hayatta herşeyin kazanılması; herşeyi kazanmak için belirli bir yolun, yordamın olması hoş değil. Hani vardır ya "Erkekleri etkilemenin 100 yolu" veya "Burcuna göre kadınları etkilemenin yolları." vari kitaplar, bunlardan da dert yanıyorum. Ya ben sevdiğim insanı daha önceden belirlenmiş yollardan etkileyip kazanabileceksem, o insan nasıl sevgilim olur?

Hayat ve sevgi zaman zaman çok zor ve daha da acısı tek kişilik. Ben sevdiğim insanı kazanmak istemiyorum, aksi halde insanlığımdan birşeyler yiğtirmekten korkuyorum. Çünkü sadece hayvanların birbirini etkileme klişeleri olduğuna inanıyorum, insanların değil. Ve ben bunları yazarken simge durumuna indirgenmiş bir web sayfasında "İnsanın en yakını maymunlar. Hatta bu benzerlik son bulgularla yüzde 99'a çıkıyor" yazıyor...

Ve ben de sizlere sesleniyorum. Acı ama üstün insan olma yolunda hala tek bir adım dahi atamamışız. Olsa olsa "hayvanlar alemi +1" dir değerimiz. Ve 18 yılda şunu öğrendim: Okan, hayatta çok seveceğin dostların veya sevgililerin olacak ama hiç birisi senin "bir tanen" olamayacak. Çünkü onların acı da olsa bir bedeli ve bu bedeli ödeyecek senden başka insanlar da var olacak. Hal böyleyken aşkın ve sevginin bedensel ihtiyatçan öte olduğunu kim söyleyebilir. 2007 yılının şu soğuk 24 Eylül'ünde bir selam da benden olsun sana Freud...

Dünya'nın Güneş'in Çevresinde Döndüğü Büyük Bir Yalan!!!

ara Saçmalamıyorum, son derece ciddiyim! Bilimadamlarının Dünya Güneş'in çevresinde dönüyor safsatasına uzun bir süredir şüpheyle yaklaşıyordum ve bugün bunun gerçek dışı olduğuna emin oldum. Dünya Güneş'in etrafında dönmüyor, tabii siz şimdi lise fen kitaplarına fazla inandığınız için benim bu satırlarımı sallamayacaksınız ama ben son derece ciddiyim: Dünya Güneş'in etrafında dönmüyor! Dünya gücün ve bu güce sahip olmamıza sebep olan tek şeyin; paranın çevresinde turluyor. Hem de hiç durmayacakmışçasına...

Bu günkü mevzumuz para! Hani zat-ı şahane demiş ya "Para, para, para...", biz de demişiz ya "Varlığı bir dert, yokluğu kara..." Ben bu yaşıma geldim ama henüz varlığını dert edinmedim )) İşin karasını da umarım gözlerimi yumama kadar görmem. Parasızlık zor şeydir, pek yaşamadım ama tahmin edebiliyorum.

"Para Para Para" demişken Napolyon'u anmamak olur mu? Adam cihanı birbirine katmış ama sonunda doğru bir laf etmiş: Para, para, para... Sırf bu sebepten Napolyon'u eksik de sayıyorum, ne demek "para,para,para..."? Eksik söylemiş zat-ı şahane, ben diyorum ki; çok para, çok daha para, çok daha fazla para...

Şu Okan da ne paragöz adammış demeyin şimdi. Ben böyle değildim, malumunuz hayat böyle yaptı beni )) Paranın gücünü geç de olsa gördüm, kendi kendime sordum bu para ne mükemmel birşeymiş böyle? Düşünsenize paranız oranında adamsınız, paranız oranında seviliyorsunuz, paranız oranında lafınız geçiyor bu ülkede. Paranız kadar bu ülkede varsınız. Hatta paranız kadar bu dünyada varsınız! Bunu üzülerek olsa da gördüm, hayat paradan ibaret!!! Devlet hastanelerini, Türkiye'nin görülmeyesice şartlarını görünce anladım paramla var olduğumu. Üniversiteye katkı paylarını, kayıt ücretlerini ödeyince anladım paramla okuduğumu! Bu ülkede yurttaş olmak bile bedava değil, bir avuç toprağınız olsa bile vergisiz oturtmazlar sizi orda...

Böylesine basit bir fikir için bu kadar satır heba etmeyelim, zaten söyleyeceğimi en başında söyledim: Para para para...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.