İnsan hayatında önem verilmeyen, fakat hayatın gidişatını değiştirecek anlar olur. Bilmem siz bu anların farkına varabiliyor musunuz? Bundan yıllar önce bir hafta sonu okul arkadaşlarımla okulun yorucu atmosferinden uzaklaşmaya çabalıyorduk: Klasik haftasonu muhabetleri, yemek, sinema, buz pateni ve ardından D&R... Bu noktada benim hayatım D&R'da bir kitap rafının önünde değişti. Cebimde kalan son parayla bir kitap almak istedim ve gözüme iki kitap kestirdim. Bunlardan birisi öykü antolojisi, bir diğeri de Ekber Babayev'in Nazım Hikmet kitabı idi. Uzunca bir süre bu iki kitabı da elimde çevirdim, param olsa ikisini alacaktım ama yoktu. Sonuçta o kitaplardan birisi, tahmin edeceğiniz üzere Ekber Babayev'in Nazım Hikmet kitabı o gün eve benimle döndü. Bu gün bile düşünmekteyim, eğer o gün öykü antolojisini alsaydım hayatımda neler değişecekti? Ben nasıl bir ben olacaktım, kim bilir? Hayat buydu işte, önemsiz saydığımız kararlar hayatımız üzerinde bizden daha fazla söz sahibi oluyorlardı...
Bu gün konumuz ben ve Nazım Hikmet! Daha doğru bir tabirle benim gözümden Nazım Hikmet...
Nazım Hikmet'le tanışmam yukarıda anlattığım şekilde oldu. O kitabı okudukça onu daha iyi anladım, küçücük yaşta şiir neymiş en ustasından öğrendim. Hayatıma büyük bir etkisi oldu, hatta hayatıma yön veren insanlardan birisi... Onu okuduktan sonra inşaatta çalışan işçilere, sokakları temizleyen belediye görevlilerine, seyyar satıcılara kolay gelsin demeye başladım. Bu gün bunları unutsam da o zamanlar ufacık bir çocuğun her önüne gelene kolay gelsin amaca demesi hoş olmuştur herhalde :)))
Geçen hafta katre'nin blogunda Biket İlhan'ın Mavi Gözlü Dev filmi hakkında bir eleştiri okudum ve filmi alıp izledim. Nazım Hikmet'in hapishane günlerini de böylelikle görmüş oldum. Çok üzüldüm, utandım: böylesine büyük bir şairi 12 yıl 7 ay boyunca duvarların ardına tıktığımız için kendimizden utandım. Türkiye'de Nazım Hikmet olmanın ne kadar da zor olduğunu, Nazım Hikmet olmak için ne bedeller ödeneceğini biraz olsun korkarak gördüm. Bir insanın bir dava uğruna neler yapabileceğini, nelerden feragat edebileceğini takdir ederek öğrendim. Ve en önemlisi hayatın her yerde, her zamanda ve koşulda devam ettiğini, devam etmesi gerektiğini anladım.
Şiirin mükemmeliğini, Nazım Hikmet gibi bir ustadan öğrenme şerefine eriştim. Bu son Nazım Hikmet yazım olmayacak, elbet devamı gelecek. Şimdi kısa da olsa bir mola...
dörtnala gelip uzak asya'dan
akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim
bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak
bu cehennem, bu cennet bizim
kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana olan kulluğunu,
bu davet bizim...
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Not: Nazım Hikmet fotoğraflarıyla hazırlanmış, Leman Sam'ın eşsiz sesinden "Memeleket" şarkısını dinlemek için videolar bölümüne göz atınız. Fotoğraflar ve mükemmel bir ses için şiddetle önerilir.