| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

22 "kitap" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"kitap" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Gazetecilik, demokrasi içindir!

Gazetecilik Ankara'ya gelince ve yapacak çok işim de olayınca kendimi kitaplara verdim. Geçen günlerde Dost Kitapevinde bolca dolaştıktan sonra, bolca kitap alıp öğrenim kredimi son damlasına kadar kullandım. Param kalmadı ama bolca kitabım oldu. Aldığım kitapların büyük bir bölümü gazetecilikle ilgili kitaplar ve bunlar arasında şu an okuduğum kitap Bill Kovach ve Tom Rosensiel imzalı "Gazeteciliğin Esasları". Kitabın satırlarında beni besleyecek pek çok bilgiye rastgeldim, bu sebepten daha kitabı henüz yarılamama rağmen kitabı sizlere önerebilirim.

Daha fazla uzatmadan konumuza gelecek olursam, kitabın "Gazetecilik Ne İçindir?" adlını taşıyan ilk bölümde şu satırlar dikkatimi çekti ve sizlerle paylaşmak, tartışmak istedim: "Gazetecilik, toplum oluşturmak içindir. Gazetecilik, vatandaşlık kavramının ortak payda olması içindir. Gazetecilik, demokrasi içindir. Serbest bilgi akışı ile iyice güçlenen milyonlarca insan, kendilerine yeni hükümetler seçip, ülkelerindeki siyasi, toplumsal ve iktisadi yaşamın daha iyi sürmesi için yeni kurallar oluşturma işine doğrudan dahil olmuşlardır."

Bu tanım üzerinde fazlaca düşünmek gerekiyor. Türkiye'de gazetecilik bu tanıma ne kadar uygun? Türkiye'de yapılan gazeteciliğin demokrasi için olduğunu söylemek ne kadar da güç. Bizim gazetecilerimiz ve gazetelerimiz bırakın demokrasi için var olmayı, birbirleriyle 'o'cu ya da 'bu'cu oldukları için savaş halindeler. Ya da 'o'nun ya da 'bu'nun adamı oldukları için..

ABD'de yapılan kamuoyu araştırmalarında toplam nüfusun %45'i basının demokrasiyi koruduğunu düşündüğünü belirtmiş. Bu azımsanacak bir oran değil ve bence çok önemli. ABD halkının %45'i basın ve demokrasi arasında bir bağ olduğunu ve bu bağın demokrasiyi koruduğunu algılayabilmişken, bizim en ünlü gazetecilerimizin bile basın ile demokrasi arasındaki bağı kuramamış olması ne acı! Bizim demokrasimizin eksiklerinden bir tanesi de bu: gazetecilik! Hatta Türkiye'nin bir eksiği mi demeli?!

Gereksiz Bilgi Bombardımanı ve Korunma Yolları

Medya4 Güzel bir kitaptan güzel bir söz okudum, üzerinde düşündüm, yazdım ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. Üç çeşit bilgi vardır, yazıyordu kitapta: esaslı bilgi, faydalı bilgi ve lüzumsuz bilgi. Bu çerçevede düşünmeye başladım ve bildiklerimin çoğunun aslında birer "lüzumsuz bilgi" olduğunu gördüm. Bilmesine biliyordum ama bildiklerimin bana ne faydası oluyordu ki?

Örneğin, geçen günlerde düşen Air France uçağını, yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini biliyordum veya İran'da yapılan seçimleri de biliyordum veya gündemin öne çıkan başlıklarını da.. Düşününce tüm bunların lüzümsuzluğuna kanat getirdim. Bana ne bunlardan? Air France uçağının düşmesinin benim hayatıma ne gibi bir etkisi olabilir? Ya da orada ölen yüzlerce insan benim hayatımda ne gibi bir değişiklik yapabilir? Hayır yapamaz! O uçak düşmeseydi de benim hayatım bugünkünden farklı olmayacaktı. Öyleyse neden bileyim ki Air France uçağının düştüğünü? Neden beynimi meşgul etsin bu lüzumsuz bilgi? Neden uçağın nasıl düştüğüyle ilgili teorileri üreteyim?

Bilim bunun adını "enformasyon bombardımanı" olarak koymuş ve sonuçlarını da saptamış: "İnanın, ihtiyacı olmayan enformasyon ile zihnini doldurmak suretiyle düşüncelerini ve yargılarını törpülemek, bu yolla kişinin bakış açısında daralmala sebebiyet vererek, neticede sağlıklı düşünmenin bir yerden sonra imkansızlaşmasına neden olmak."

Enformasyon bombardımanı her geçen gün etkisini arttırıyor ve bize düşen gözümüzü, kulağımızı kapatmak! Evet, yanlış okumadınız: enformasyon bombardımanından kendimizi korumak için gözümüzü ve kulağımızı kapatmalıyız. Sadece esaslı ve daha da önemlisi bizim adımıza faydalı bilgileri edinmekle yetinmeliyiz. Bu noktada haber kaynaklarımızı belirlemeli ve ilgi alanımıza dair bir haber kaynağından beslenmeliyiz. Örneğin mesleğinize ya da ilgi alanlarınızdan herhangi birisine dair bir blogtan veya bir dergiden.. Aksi halde başınıza gelecekleri bilim şimdiden öngörüyor: "...neticede sağlıklı düşünmenin bir yerden sonra imkansızlaşması..."

TÜYAP Bursa 7. Kitap Fuarı

MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ Çanakkale sonrası, TÜYAP Bursa 7. Kitap Fuarı'nda aldım soluğu. Yayınevleri de kitaplar da dergiler de mükemmeldi. Böylesine bir ortamda bulunmaktan mutluluk duydum, tüm kalabalığına rağmen tüm standları birer birer gezdim. Haliyle bolca kitap ve dergi de almış oldum, ilerleyen süreçte bu kitap ve dergilerden birsürü makale çıkacağa benziyor..

Yazarlar noktasında ise Osman Pamukoğlu ve Muazzez İlmiye Çığ ile görüşebilme imkanım oldu. Muazzez Hanım, tüm zarifliği ve gülen yüzüyle imzaladı kitabımı. Üniversite öğrencisi olduğumu da öğrenince, devrimlerin bekçisi olduğumuzu ve Mustafa Kemal Atatürk'ü bir an dahi unutmamamız gerektiğini söyledi. Bu noktada kendisine katılmamak elde değil.. Osman Pamukoğlu ile zaman yetersizliğinden kitabımı imzalatma ve fotoğraf çekilme imkanım olamadı. Yalnızca elini sıkabildim ve HEP'te başarılı olmasını diledim.. Ayrıca HEP'in Bursa'da ve Türkiye'nin diğer pek çok il ve ilçesinde örgütlendiğini de öğrendim.

Üzüldüğüm tek nokta, haftalar öncesinde telefonla görüşüp buluşmak üzere anlaştığımız Yüksel Mert ile görüşememek oldu. Akis Kitap standında gözüm onu aradı ama maalesef geç kalmıştım. Ben de bunun acısını kitabından çıkarttım, Büyük Türk Milleti adlı kitabını aldım ve okumaya başladım. Artık buluşmak memlekete (Adana) kısmet olur sanıyorum.

TÜYAP - BUTTİM Muazzez İlmiye Çığ1 Yüksel Mert TÜYAP - OKAN YÜKSEL

Yalçın Küçük, Kemalist Mi?

Yalcin_Kucuk1 Bursa'da, kütüphanemin bir köşesi Yalçın Küçük imzalı onca kitapla dolu. Evime konuk olan arkadaşlar, haliyle soruyorlardı kim bu Yalçın Küçük diye.. Bende kendimce, eğirisyle doğrusuyla anlatmaya çalışıyordum. Şu son zamanlarda yaşananlardan olacak, soruların niteliği değişmeye başladı. Artık sorular Yalçın Küçük neci ya da Yalçın Küçük Kemalist mi, diye geliyor.

Bir kez de buradan cevap vermek istiyorum: Hayır, Yalçın Küçük bir Kemalist değil. En azından onun kendisini Kemalist saydığını düşünmüyorum. Yalçın Küçük kendisini sosyalist olarak görüyor ve kitaplarında bunu çok açık bir dille belirtiyor. Aforizmalar'ında Sosyalizm başlığı altında şunlar yer alıyor: "Eğer bizler sosyalistsek, dünyanın tüm nimetlerini yaşadığımız dünyada bulamadığımız için sosyalistiz. Bizler, dünyanın bütün güzelliklerini ortaklaşa yaşayabileceğimiz, bütün zenginliklerini paylaşabileceğimiz tek düzen sosyalizm olduğu için sosyalistiz."

Peki o zaman Yalçın Küçük neden Kemalist söylemlerle karşımıza çıkıyor? Bunu da yine aynı eserdeki Kemalizm başlığındaki şu paragraf çok güzel açıklıyor: "Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz. Geriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz." Bu ne demek oluyor? Bu, şu demek oluyor: Yalçın Küçük, Kemalizm'i ileriye atılmış bir adım olarak görüyor ve daha da ilerilere (ona göre sosyalizme) gidebilmek için bu adımdan geriye dönülmemesi gerekiyor. Bugün Yalçın Küçük, Kemalizm'i bu ülkede en iyi savunan insanlardan bir tanesi. Bunu bir sosyalist olarak (kendince) sosyalizme giden bu yoldan dönmemek için yapıyor. Başarılı mı, zaman gösterecek..

Not: Yalçın Küçük'ün Ergenekon çerçevesinde zindana atılmasına karşı ne düşündüğümü merak eden dostlar, Yeni Harman'ın Ocak sayısının kapağına bakabilirler.

Ticaretin Kökeni Çalmaktır!

Ticaret Bu yıl mükemmel bir ders alıyorum, ders kadar mükemmel bir akademisyenden. Bu noktada da pek çok malzeme ediniyorum blog için. İşte bunlardan birisini paylaşacağım, "Ticaretin Kökeni Çalmaktır!" başlığı altında.

Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek maksadıyla, sözü hemen Siyasi Tarih adlı ders kitabımızın yazarı Prof. Dr. Oral Sander'e bırakıyorum. Diyor ki Oral Sander; "Yerel güvenliğin sağlanmasıyla, değer verilen maddelerin ele geçirilmesinde zora başvurma geçerli yol olmaktan çıkınca, bunların ticaretle sağlanması seçeneğine başvuruldu. Böylece etkili yerel savunmanın gelişmesiyle, korsan gemileri yerini ticaret gemilerine, haydutlar da tüccarlara bıraktı. Hatta çoğu haydut ve korsan, meslek değiştirerek, tüccar oldular." Oral Sander, verdiği dipnotta da şunları eklemeyi ihmal etmiyor: "Bugün özellikle ABD'deki iş adamlarının genel olarak temel nitelikleri ve hatta açıkça benimsedikleri iş ilkeleri ile Batı'nın tüccarlarının çıkış noktası arasındaki koşutluk ilginçtir."

Hal böyle olunca, ABD'li petrol firmalarının petrol, silah firmalarının silah satabilmek için savaşlar çıkartıp çocukları öldürtmelerine; gelişmekte olan ülkeleri sömürmelerine pek şaşırmamak gerekiyor. Sonuç itibariyle onlar, hala ilk günkü noktada; korsanlık ve haydutluk yapmaya devam ediyorlar. Sanırım birileri akıllanmadığı sürece bu işte başarılı olmaya devam da edecekler.

Oğuz Atay, Selim ve Tutunamayanlar..

Tutunamayanlar Pek adetim değildir ama bugün size kendi satırlarımı sunmayacağım. En azından bir seferlik yazma ve paylaşma hakkımı Oğuz Atay'a bırakacağım. Sizlere Tutunamayanlar'dan satırlar sunacağım..

"Selim'in içgüdüleri iyi gelişmemişti. Çıkarını pek bilmezdi. Oysa... çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. Her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler bunda başarıya ulaşacaklardır. Kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. Bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır. Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. Ölüm bile onların adını duyurmaya yemeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. Mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasında sıkışıp kaybolacaktır. Cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir. Ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır... Hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir.."

KeyLife TV Yayın Hayatına Başladı..

KeyLife Uzun süredir alt yapı çalışmaları süren KeyLife Tv sonunda test yayınına başladı. Bu güzel haberi KeyLife'ın alt yapı çalışmalarını yürüten ve ilerleyen süreçte proje yönetimini üstlenecek Gökçen Karan'dan aldım. Açıkçası bu haberle internette görsel medyaya olan inancım perçinlenmiş oldu. Oda Tv, Televidyon ve şimdi de KeyLife Tv.. Umarım bu hızlı ilerleyiş, ivmelenerek devam eder ve böylece görsel medya tekellerden, oligopol bir yapıdan kurtulur.

KeyLife Tv, açıkçası, beni oldukça ümitlendirdi. Şu an için çok zengin bir arşive sahip olmasa da kısa bir süre içerisinde bu arşivi oluşturacağa benziyor. Program çeşitliliği oldukça fazla, bu noktada Televidyon'dan ayrılıyor. KeyLife'ta astrolojiden teknolojiye, uluslararası magazinden yerel edebiyat bültenlerine kadar oldukça geniş bir çeşitlilik sunulmuş. Ben özellikle Gökçen Bey ve Seda Cebeci'nin sundukları Kültür Kazanı adlı programı tuttum. Programın 2. bölümünde edebiyat dünyasının vampirle ilişkisi ve "vampirli kitaplar"dan bahsedilmiş. Oldukça ilginç olmuş.

Sözün özü, özgür medyanın internetle hayat bulacağına olan inancım bir kez de KeyLife Tv ile perçinlenmiş oldu. Bu noktada projeye en azından bir göz atmanızı öneriyor ve bu projede emeği geçen herkese teşekkürlerimi iletiyorum..

Ahmet Ümit ve Polisiye Roman

Ahmet Ümit Tatilde okuyacak kitap yoksunluğu yaşanıyordu ki yardımıma Ahmet Ümit kitapları koştu. Öncesinde hiç okumamıştım Ahmet Ümit'i. Hatta daha öncesinde bir iki istisna dışında adam akıllı bir polisiye roman da alıp okumamıştım. Geride kalan tatilin bana kazandırdığı önemli bir şey oldu polisiye roman ilgisi. Üç günde iki kitap bitti. İlk olarak Beyoğlu Rapsodisi'ni alıp, okudum. Sonrasında ise Kavim'i aldım. Gerçi Kavim tam bitmedi, son sayfalar hala beni bekliyor.

Ahmet Ümit'i ve polisiye romanları önerebilirim. Daha öncesinde roman okumak zaman kaybı demiştim ama bugün gelinen noktada roman önerebiliyorum. Bu bir çelişki mi? Hayır, bu bir sentez: Roman okumak zaman kaybıdır ama sıkılmadan zaman kaybetmek isterseniz roman okuyun, tercihen de polisiye bir roman.. Gerçi Ahmet Ümit, zamanınızı boşa harcatmamak için de bolca çalışmış çabalamış: Her iki kitap ve özellikle de Kavim'in içerisinde oldukça bilgi var. Hıristiyanlık, Süryanilik ve daha pek çok bilgi edinebilirsiniz kitapta..

Ayrıca okuduğum her iki kitapta da fonu İstanbul oluşturuyor. Özellikle Beyoğlu Rapsodisi'nde Beyoğlu'nu adım adım dolaşıyormuş gibi hissedebiliyorsunuz. Beyoğlu olunca kitaplarda yeme, içme de kaçınılmaz oluyor. İstanbul'un yeme ve içme kültüründen de birşeyler kapıyorsunuz romanların satırlarından.

Sözün özü, alıp okumaya değecek kitaplar yazmış Ahmet Ümit. Özellikle de uzun bir tatil söz konusu olunca, alın bir okuyun; zamanın nasıl geçtiğini anlamakta zorlanacaksınız..

Ödünç Kitap Vermek ya da Vermemek..

Kitaplık Dünya üzerinde paylaşımı kitaplar kadar mümkün olan çok az şey vardır. Bu sebepten dolayıdır ki kitaplar tozlu bir raf bulana kadar elden ele dolaşırlar. Çoğu zamansa çıktıkları yuvaya bir daha geri dönmezler, kuş yuvadan bir kez uçmaya görsün artık onu bir daha göremezsiniz..

Bu kitapların bir karakteristiği, eşinize dostunuza verdiğiniz kitaplar işte bu yüzden bir türlü geri gelmiyor. Okuduğum kadarıyla bu sadece Türkiye için geçerli bir şey de değil, örneğin İspanyollar da bu dertten muzdarip olmuşlar ki atasözlerinde bile yer etmiş bu olgu: "Okumak için başkasına verilen kitap ya geri gelmez, ya da gelirse işe yaramaz."

Bu noktada çoğu kitabını kaybetmiş bir kitapsever olarak, kendimce güzel bir çözüm yolu buldum. Madem eşinizi dostunuzu kütüphanenize sokuyorsunuz ve onlar da sizin kitaplarınıza geçici süreyle talip oluyorlar.. Sakın ola kitaplarınızı onlara geçici bir süreliğine vermeyin. Çünkü İspanyolların da dediği gibi ya o kitabınız için öngördüğünüz geçici süre hiç geçmez, geçse bile kitabınız artık o eksi kitabınız olmaz. Sizin bu noktada yapmanız gereken şey; eşinizin dostunuzun istediği kitabı raftan almak, cebinizden çıkarttığınız kalemle o kitabın hemen ilk sayfasına "Değerli dostum.." diye başlayan güzel bir armağan yazısı yazmak ve sonunda da kitabı arkadaşınıza hediye etmek olmalıdır. Bunu yaptığınız zaman hem elden çıkması muhtemel bir şeyi değerlendirmiş, hem de dostunuzun gözünde daha iyi bir yer tutmuş olursunuz.. Benden söylemesi..

İki Yeni Proje: "Sınırlar Arasında" ve "Kitap Okudum"

23 Temmuz 2008 itibariyle iki yeni projeye başladım. "Okan Yüksel Yazıyor.." blogumun yanı sıra bundan böyle "Sınırlar Arasında" ve "Kitap Okudum" adlı iki ayrı blogla da karşınızda olacağım.

"Sınırlar Arasında" tamamen akademik kaygılarla oluşturulacak bir blog. Gördüğüm uluslararası ilişkiler öğreniminin yansımalarını sunacağım. Dünya'da gelişen olaylara bakış açımı, uluslararası literatüre dayandırarak ve uzun uzadıya yazacağım. Bu noktada, pek tabii çok sık güncelleyemeyeceğim "Sınırlar Arasında"yı..

"Kitap Okudum" adlı blog ise, "Sınırlar Arasında"dan oldukça farklı bir yapıda olacak. Burada, daha öncesinde okuduğum kitapların önemli satırlarını paylaşacağım. Bilgisayarımda uzun süredir bulunan "Altı Çizilecek Satırlar" adlı klasörü bu blog aracılığıyla sizlere sunacağım. Böylece internetin bilgi denizine düşünceler serpiştirmenin yanı sıra değer verdiğim kitapları sizlere önerme ve tanıtma imkanını da yakalamış olacağım.

"Sınırlar Arasında"yı iki haftada ya da ayda bir güncellemeye çalışacağım. "Kitap Okudum"da ise bu süre çok daha kısa olacak, her hafta yeni bir kitapla karşınıza çıkacağım. Umarım her iki projede de başarıyı yakalarız, umarım başarı her zamanki gibi yakınım(ız)da olur..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.