Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

12 tane "kitap" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"kitap" tagli diger ogeler resimler , videolar

İki Yeni Proje: "Sınırlar Arasında" ve "Kitap Okudum"

23 Temmuz 2008 itibariyle iki yeni projeye başladım. "Okan Yüksel Yazıyor.." blogumun yanı sıra bundan böyle "Sınırlar Arasında" ve "Kitap Okudum" adlı iki ayrı blogla da karşınızda olacağım.

"Sınırlar Arasında" tamamen akademik kaygılarla oluşturulacak bir blog. Gördüğüm uluslararası ilişkiler öğreniminin yansımalarını sunacağım. Dünya'da gelişen olaylara bakış açımı, uluslararası literatüre dayandırarak ve uzun uzadıya yazacağım. Bu noktada, pek tabii çok sık güncelleyemeyeceğim "Sınırlar Arasında"yı..

"Kitap Okudum" adlı blog ise, "Sınırlar Arasında"dan oldukça farklı bir yapıda olacak. Burada, daha öncesinde okuduğum kitapların önemli satırlarını paylaşacağım. Bilgisayarımda uzun süredir bulunan "Altı Çizilecek Satırlar" adlı klasörü bu blog aracılığıyla sizlere sunacağım. Böylece internetin bilgi denizine düşünceler serpiştirmenin yanı sıra değer verdiğim kitapları sizlere önerme ve tanıtma imkanını da yakalamış olacağım.

"Sınırlar Arasında"yı iki haftada ya da ayda bir güncellemeye çalışacağım. "Kitap Okudum"da ise bu süre çok daha kısa olacak, her hafta yeni bir kitapla karşınıza çıkacağım. Umarım her iki projede de başarıyı yakalarız, umarım başarı her zamanki gibi yakınım(ız)da olur..

Korsana Yenildik, Kapatıyoruz!

Korsan Kita Bugün öğle yemeğimi Sıhhiye Orduevi'nde yedikten sonra Karanfil Sokak'a kitapçılara bakmaya gidiyordum. Selanik Caddesi'ne saptım ve kocaman, kapkara bir afiş gördüm: Korsana Yendildik, Kapatıyoruz! Afiş İndeks kitapevinin ön cephesini tamamen kaplıyor, her kenarında da herşey %50 indirimli yazıyordu. Tabii haliyle kalabalığa da uyarak kitapevine girdim. Gerçekten de herşey etiketinin yarısına satılıyordu. Kitaplar kapanın elinde kalıyordu..

Böyle durumlarda ne yapmam gerektiğini kesitiremiyorum. Kitapları yarı fiyatından alsam fırsatçı gibi mi olurum endişesi taşırım, sonra da almazsam başkalarının alacağını düşünürüm. Bu çelişki içerisinde raflarda uzanan kitaplara göz gezdirmeye başladım.. Ardından birer birer sıkıştırmaya başladım kollarımın arasına. Kasaya geldiğimde kollarımda onu aşkın kitap vardı. Buna rağmen çok az bir para istediler. Sadece Oktay Sinanoğlu'nun "Ne Yapmalı" kitabı için 7 YTL indirim yaptılar. Hikmet Özdemir'in "Doğan Avcıoğlu" adlı kitabını ise sadece 3 YTL'den saydılar. Annem'in bir hafta öncesinde Balıkesir'den 36 YTL'ye aldığı Kuran'ı sadece 18 liraya saydılar.. Annem dayanamadı, helallik istedi :)

Korsan kitaplar gerçekten heryeri kuşattılar. Bundan en büyük zararı yazarlar kadar yayınevleri ve kitapçılar görüyor. Örneğin İndeks kitapevi bugün korsana yenildi, kapanıyor. Daha sırada pek çok kitapevi var kapılarını kapatmayı bekleyen.. Böyle giderse buna bir çözüm bunacağını da sanmıyorum.. Kitapevleri ve yazarlar adına üzülüyorum..

Yaz Diyeti..

Sonunda yaz geldi, fazla sıcak olsa da güzel. Derslerin, vizelerin ve sonunda da finallerin soğukluğunu atlattıktan sonra insan sıcağın değerini daha iyi anlıyor :) O yüzden, yurdum sıcaklarını çok da sorun etmiyorum..

Yaz tatili gereğinden fazla uzun. Tam 3 ay, 90 gün.. İnsan 90 gününü "tatil" adı altında geçirmemeli, birşeyler yapmalı. En azından entelektüel bir iddaya ve duruşa sahip bir insan için üç aylık bir yaz tatili tatilden başka şeyler ifade etmeli. Bu noktada daha önce de belirttiğim gibi ulusal bir gazetede çalışma planların hala geçerli. Bugün, hatta az önce Sabah Gazetesi'nde görüşmelerim oldu. Yakın zamanda da DHA ile bir görüşme ayarlamaya çalışıyorum.

İşin dışında kendime bir diyet programı ayarladım. Elbette, yemek içmekle alakası yok :) Zamansal bir diyet bu.. Yazın zamanını düzenli geçirmek için hazırladığım bir programdan ibaret.. Günde en az 100 sayfa kitap okuyorum. Ayrıca İngilizce tekrarlar yapıyorum, İngilizce'yi tekrar bir hatırlama zamanım gelmiş.. Ayrıca bol bol da yazıyorum..

Umarım önümde uzanan şu 90 günü dolu dolu geçirecek iradeyi gösterebilirim. Umarım çalışa çalışa, eğlene eğlene geçer şu uzun yaz. Herkese iyi tatiller, iyi çalışmalar, iyi eğlenceler..

Tarih Yeniden Yazılırken: Saddam Hüseyin

Saddam Hüseyin Geçen gün D&R'da kitaplara göz gezdirirken tanıdık bir isim gözüme çarptı: Ferhat Pirinçci. Ferhat Pirinçci, Uluslararası İlişkiler dersini aldığım Prof. Dr. Tayyar Arı'nın asistanı. Tayyar Arı'nın uygun olmadığı zamanlarda dersi kendisiyle işledik, yeri geldi konular hakkında tartıştık. Yine okulumuz (Uludağ Üniversitesi) hocası, Veysel Ayhan'la bir kitaba imza atmış Ferhat hocamız; "Tarih Yeniden Yazılırken: Saddam Hüseyin"..

Kitap hocamın olunca haliyle aldım ve Bursa-Ankara yolu boyunca neredeyse çoğunu okudum. Oldukça akıcı ve daha da önemlisi bilgilendirici bir kitap. Saddam Hüseyin, Baas ve Irak'ın temel dinamikleri hakkında pek çok bilgi içeriyor. 1914'lerden başlayan kitap, günümüz ABD işgaline kadar olan süreci bir roman tadında ama akademik bir alt yapıyla okuyucuya sunuyor.

Kitap içerisinde pek çok çarpıcı bilgi de mevcut. Kitabı okuyana kadar Baas'ın ideolojisi hakkında, açıkçası, çok da derinlemesine bir bilgim yoktu. Okuduktan sonra, görüm ki Baas doğrusuyla yanlışıyla bir aydınlanmayı "kendince" hedef edinmiş. Yaptığı pek çok uygulama, oldukça kısmi de olsa, bana Cumhuriyet aydınlanmasını ve Atatürk inkılaplarını anımsattı.. Kitaptaki şu satırlar bu noktada oldukça önemli:

"(Baas) Başka bir deyişle, toplumun Marksist ilkeler çerçevesinde Sovyet tipi örgütlenmesinden ziyade, tarım, kültür, eğitim, yazı.. vb. alanlarda yapılacak inkılaplarla dönüştürülmesini öngörmekteydi. Ayrıca seküler karakteri ağır basan bir Arap milliyetçiliği ideolojisi savunulmaktaydı." ... "Partinin, Arap milliyetçiliği ve ilerlemeci söylemler üzerine kurulması ve en önemlisi de laik bir yönetimi benimsemesi Saddam için önemliydi." ... "Baas, 1968'den sonra yürüttüğü programla, kitlelere kendi ideolojisini benimsetmeye çalışmış, din bilginlerinin toplum üzerindeki etkisini doğrudan kırmaya yönelmiş, eğitim alanında dini okullar kapatılırken, bunların yerini Baas ideolojisinin yaygınlaştırılmasına dönük yeni okullar almış ve bu çerçevede zorunlu eğitim kampanyaları başlatılmıştır." ... "Farklı yöntemlerle de olsa ülkesinde yüzbinlerce kişinin okur-yazar olmasını sağlayan Saddam'a bu kampanya nedeniyle UNESCO tarafından ödül bile verilmiştir."

Elbette bunlar kısmi benzerlikler, Baas oldukça insanın canını yakmış ve hatta on binlerce insanın canını almış bir parti. Genel anlamda bizimle kıyaslanamaz bile.. Yaptığım sadece eğitim alanındanki atılımlardaki benzerlikleri göstermek. Ki bu noktada bile farklar mavcut, mesela Saddam'ın okuma yazma kursalarına katılıp da okuma yazma öğrenemeyenlere 3 yıl hapis cezası vermesi aramızdaki farkı ortaya koymaya yetiyor..

Kitap içerisinde bloga konu olabilecek daha pek çok nokta var, hepsini paylaşırsam sonrasında Ferhat hocayla bir tehlif davamız olabilir :) Bu noktada kitabı almanızı öneriririm, bugün Irak'ta yaşanan olayların temellerini görme şansını kitabı okuyarak yakalayabilirsiniz.. Ya da benim gibi bir Irak noktasında bilgi eksiğiniz varsa, kitaptaki bilgiler sizi oldukça şaşırtabilir..

Kitap Okumak; Okuduğum ve Okuyacağım Kitaplar..

Bursa-Ankara yolunda bir an düşündüm ve elimdeki pek ünlü, pek klasik romanı artık açmamak üzere çantama attım! Karar vermiştim o an, artık roman falan okumak yoktu: saf düşünce arıyordum artık, edebiyat değil.. Hayat kısa ve pek önemli düşünceleri pek önemsiz sanatlarla bezemenin bir anlamı yok, ben düşünceyi en saf haliyle seviyorum.

Artık okuyacağım kitapları da bu noktaya dikkat ederek seçiyorum. Zeka ve düşüncenin o mükemmel ışığını göremediğim satırları okuyarak zaman kaybetmiyorum. Romanlara bir süreliğine el veda diyor ve araştırma kitaplarına kesin bir dönüş yapıyorum. Önder Ajanda Blog'tan bir mim göndermiş, okuduğum ve okuyacağım kitapları sıralamamı istemiş. Memnuniyetle, diyor ve aşağıda sıralıyorum..

Okuduğum son kitapların hepsini değil ama önerilebilecek olanlarını paylaşayim: İşgal İstanbul'u (Ernest Hemingway), Dünyada ve Türkiye'de Gençlik (Fulya ve Hasan Basri Gürses), Sol Müdahale (Prof. Yalçın Küçük). Okuyacaklarıma gelirsek de, belirttiğim gibi araştırma kitapları üzerinde yoğunlaşmayı planlıyorum. Bu noktada ilk fırsatta alacağım kitaplar şunlar: Siz Kimi Kandırıyorsunuz (Soner Yalçın), Epilepsi ve Orgazm (Prof. Yalçın Küçük).. İlerleyen zamanda listeyi güncellemeye çalışacağım, son olarak mim için teşekkür ederim Önder. Saygı ve sevgi ile..

Vizeler, Üniversite, Kütüphane, Ankara ve Kitap..

Kütüphane Üniversitede vizelerin sonuna geldim sayılır, yarın sabah Anayasa Hukuku Vizesi'ni de hallettiğim vakit özgür olacağım. Anayasa Hukuku güzel, bilindik bir ders; bu sebepten içim rahat. Tabii ben yine de tedbiri elden bırakmadım; bugün Merkez Kütüphane'ye gidip bir iki saat çalıştım. Bu sırada, üniversitenin önceleri çok heybetli görünen kütüphanesinin gözümde ne kadar da küçüldüğünü fark ettim. Geçen günlerde "Türkiyede Feodal Yapı ve Güneydoğu Araştırmaları" başlığında bir araştırma yapmaya kalktım, inanın en ufak bir kaynağa bile ulaşamadım. Kütüphaneden (ki kütüphaneye koca bir kat dolusu yüksek lisas ve doktora tezi de dahil) ve üniversitede geçirdiğim onca zamandan yola çıkarak şunu rahatlıkla yazıyorum: Üniversiteler bitmiştir! Feodaliteyle böylesine içli dışlı bir coğrafyada, feodalizm araştırmalarından bu kadar uzak kalmak, ayıptır!

Başlığın vizeler, üniversite ve kütüphane böylümünü üst paragrafta açıkladığımı düşünüp geçiyorum işin Ankara ve kitap kısmına: Yarın vizelerim biter bitmez ailemin yanına gidiyorum. Anlayacağınız bana yine yollar göründü, Ankara yolları.. Ankara'da uzunca bir süre kalmayı planlıyorum: bir ve hatta iki hafta kalabilirim. Bu sürede kendimi, daha önce de bahsettiğim, blog kitabıma vereceğim. Kitap konusunda şu anda araştırma va yavaş yavaş da bir şablon oluşturma aşamasındayım. Ayrıca yazımını tamamladığım bölümler de mevcut. Sanırım kitabı yayınlamam üç aydan çok daha fazla sürmeyecek ve kitabım Türkiye'nin ilk elektronik blog kitabı olma özelliğini taşıyacak. Çalışmak, insanlara anlatmak için bilgi taraması yapmak ve edindiğin bilgileri deneyimlerinle yorumlamak çok büyük bir mutluluk..

12 Yıl 7 Ay...

nazim_hikmet İnsan hayatında önem verilmeyen, fakat hayatın gidişatını değiştirecek anlar olur. Bilmem siz bu anların farkına varabiliyor musunuz? Bundan yıllar önce bir hafta sonu okul arkadaşlarımla okulun yorucu atmosferinden uzaklaşmaya çabalıyorduk: Klasik haftasonu muhabetleri, yemek, sinema, buz pateni ve ardından D&R... Bu noktada benim hayatım D&R'da bir kitap rafının önünde değişti. Cebimde kalan son parayla bir kitap almak istedim ve gözüme iki kitap kestirdim. Bunlardan birisi öykü antolojisi, bir diğeri de Ekber Babayev'in Nazım Hikmet kitabı idi. Uzunca bir süre bu iki kitabı da elimde çevirdim, param olsa ikisini alacaktım ama yoktu. Sonuçta o kitaplardan birisi, tahmin edeceğiniz üzere Ekber Babayev'in Nazım Hikmet kitabı o gün eve benimle döndü. Bu gün bile düşünmekteyim, eğer o gün öykü antolojisini alsaydım hayatımda neler değişecekti? Ben nasıl bir ben olacaktım, kim bilir? Hayat buydu işte, önemsiz saydığımız kararlar hayatımız üzerinde bizden daha fazla söz sahibi oluyorlardı...

Bu gün konumuz ben ve Nazım Hikmet! Daha doğru bir tabirle benim gözümden Nazım Hikmet...

Nazım Hikmet'le tanışmam yukarıda anlattığım şekilde oldu. O kitabı okudukça onu daha iyi anladım, küçücük yaşta şiir neymiş en ustasından öğrendim. Hayatıma büyük bir etkisi oldu, hatta hayatıma yön veren insanlardan birisi...  Onu okuduktan sonra inşaatta çalışan işçilere, sokakları temizleyen belediye görevlilerine, seyyar satıcılara kolay gelsin demeye başladım. Bu gün bunları unutsam da o zamanlar ufacık bir çocuğun her önüne gelene kolay gelsin amaca demesi hoş olmuştur herhalde :)))

Geçen hafta katre'nin blogunda Biket İlhan'ın Mavi Gözlü Dev filmi hakkında bir eleştiri okudum ve filmi alıp izledim. Nazım Hikmet'in hapishane günlerini de böylelikle görmüş oldum. Çok üzüldüm, utandım: böylesine büyük bir şairi 12 yıl 7 ay boyunca duvarların ardına tıktığımız için kendimizden utandım. Türkiye'de Nazım Hikmet olmanın ne kadar da zor olduğunu, Nazım Hikmet olmak için ne bedeller ödeneceğini biraz olsun korkarak gördüm. Bir insanın bir dava uğruna neler yapabileceğini, nelerden feragat edebileceğini takdir ederek öğrendim. Ve en önemlisi hayatın her yerde, her zamanda ve koşulda devam ettiğini, devam etmesi gerektiğini anladım.

Şiirin mükemmeliğini, Nazım Hikmet gibi bir ustadan öğrenme şerefine eriştim. Bu son Nazım Hikmet yazım olmayacak, elbet devamı gelecek. Şimdi kısa da olsa bir mola...

dörtnala gelip uzak asya'dan
akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim

                                        bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
                                        ve ipek bir halıya benziyen toprak
                                        bu cehennem, bu cennet bizim

                                                                                         kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
                                                                                         yok edin insanın insana olan kulluğunu,
                                                                                          bu davet bizim...

                                                                                                              yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
                                                                                                             ve bir orman gibi kardeşçesine,
                                                                                        bu hasret bizim...

Not: Nazım Hikmet fotoğraflarıyla hazırlanmış, Leman Sam'ın eşsiz sesinden "Memeleket" şarkısını dinlemek için videolar bölümüne göz atınız. Fotoğraflar ve mükemmel bir ses için şiddetle önerilir.

Nietzsche Ağladığında...

Friedrich_Nietzsche Kitaplığımın raflarına usulca göz gezdiriyorum. Her bir kitap, kısacık da olsa beni çok farklı yerlere götürüyor. Parmaklarım "Adı Aylin"in üzerinden geçerken kendimi Amerika'da buluyor, "Silahlara Veda"da ise Avrupa'da kanlı bir savaşın ortasında... Her kitap farklı imgelerle yüklü, her birinde farklı düşünceler, teneffüs edilmesi gereken farklı bir hava mevcut. Parmaklarım bu tozlu kitapları teker teker okşayıp kirlenirken sonunda Irvin D. Yalom'um mükemmel eseri "Nietzsche Ağladığında"yı sıkıca kavradı. Ne zamandır elime almadığımdan olacak bolca tozlanmıştı kitap, güzelce üfledim; tozlar diğer kitapların üzerine savruldu...

***

Ne hikmetse ben elime kalem almadan kitap okuyamam, mutlaka bir masada oturmalı ve esaslı satırların altlarını çizmeliyim. Sanki altı çizilmemiş satırlar unutulmaya mahkum, kendimce onları unutulmaz kıldığımı düşünüyorum. Ayrıca bu takıntım kitap tanıtımı yaparken de işime yarıyor, okurlara kitaptan düzgün satırlar sunabiliyorum.

Nietzsche Ağladığında mutlaka okunması gereken, mükemmel bir kitap. Sizinle paylaşmak istediğim o kadar güzel satırlar var ki; hepsini burada paylaşırsam kitabın yayıncısıyla tehlif sorunu yaşayabilirim. Her bir satırında farklı bir düşünceyle, hayata açılan farklı bir pencereyle karşılaşmanız fazlasıyla olası. İçerisinde bu kadar bilgi ve düşünceyi barındırıp, bunu çok güzel bir şekilde romanlaştıran yazarların sayısı çok değil, bu noktada Irvin D. Yalom'un da hakkını vermek lazım.

***

Kitap ünlü filozof Friedrich Nietzsche'nin bir psikologla yaşadığı tedavi deneyimini bizlere sunuyor. Kitapta Nietzsche hakkında da pek çok bilgi edinmeniz olası. Felsefesi ve görüşleri kitabın satırlarına o kadar güzel serpilmiş ki, sanki karşınızda Nietzsche durmuş da size nutuk çekiyor sanıyorsunuz. Nietzsche sizi her zaman olduğu gibi çarpıyor, nasıl mı? İsterseniz kitaptan cımbızlanmış şu satırlara bir göz atın...

...“Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!” Nietzsche adeta haykırmıştı. “İnsanca, Pek İnsanca adlı kitabımda ileri sürdüğüm gibi, Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladık. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.

...Bir de Nietzsche’nin söylemeye cesaret ettiği o sözler! Bir düşünün! Ümidin en büyük kötülük olduğunu söylemesi! Tanrı öldü demesi! Hakikat, onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır demesi! Hakikatin düşmanı yalanlar değil, inançlar demesi! Ölümün son iyiliğinin bir daha ölünmeyecek olmasıdır demesi! Doktorların, insanların kendini ölümlerini ellerinden almaya hakları olmadığını söylemesi! Kötücül düşünceler! Bu fikirlerin her birinde de Nietzsche’ye itiraz etmişti. Ama bunlar sahte itirazlardı; kalbinin ta derinlerinde biliyordu ki Nietzsche haklıydı.

Bu güzel kitabı ölmeden okunması gereken kitaplar listenize eklemeniz umuduyla...

Not: Resim http://www.wyldeart.com/ adresinden alınmıştır... 

Ücretsiz E-Kitap Cenneti: altkitap.com

alt_kita Yaklaşık dört beş yıl öncesinde tanıştım altkitap'la. İnternette aşıracak korsan kitap arayışında olan ben, yazarların karşılık beklemeden eserlerini paylaştıkları bu projenin içine düşünce kendimi cennette sanmıştım o zamanlar. Tanıştığımız ilk günden bu güne de hala bu cennetin meyvelerini yemekle meşgulüm. Bir bahçe düşledik, birlikte biçimlendirmek istedik sloganıyla yayın hayatına başlayan http://www.altkitap.com/ tam bir kültür yuvası. Öyle ki Doğan Pazarlıkçı'nın "Bir Hasta Yakının Hastane Günlüğü"nü okurken hastanede geçmiş yılları yaşıyor, Pınar Türen'in "Denedim"ini okurken denemenin ve düşüncenin tadını alıyorsunuz. Yekta Kopan'ın "Daha Önce Tanışmış mıydık?" kitabıyla öykü okumanın keyfine varıyor, Turan Parlak'ın "Sen Daha Çocuksun" romanıyla yakın tarihimize bir gencin hayatından bakıyorsunuz...  Eserleriyle katkıda bulunan yazarları ve eserlerini saymakla bitiremiyeceğim için siteye girip bir göz atmanızı öneririm.

Sadece ücretsiz bir üyelik karşılığında bu kadar içeriğe ulaşabileceğiniz pek de fazla poroje mevcut değil ne yazık ki. Gönül bu tür projelerin artmasından yana. Gelecek on yıllarda bu günleri, edebiyat tarihinde anarlarken altkitap gibi projeleri de göz ardı etmeyeceklerine inanıyorum. İnsanların bilgiye bedel ödemen ulaşmasını sağlama inceliğini gösterdiği için altkitap'a emeği geçen herkesi kutluyorum.

altkitap edebiyatımızın içinde güzel bir noktada ve hala edebiyatımıza hizmet etmekte: Geride bıraktığımız 2006 senesinde seçici kurulu Adnan Kurt, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy ve Yekta Kopan'dan oluşan  "altkitap 2006 öykü ödülü" verildi. Feryal Tilmaç "Trilobis" adlı öyküsüyle birincilik ödülünü almaya hak kazandı.

Uzun sözün kısası, http://www.altkitap.com/ adresine bir uğrayın derim. Eminim bu adreste kaybedeceğiniz zamandan çok daha değerli şeyler kazanacaksınız!

Bloglarda Kopyala/Yapıştır Salgını!?

Bloglar insanaların kendisine ait olanı, düşüncelerini veya eserlerini paylaşmaları için büyük bir imkan sağladı; insanımız artık düşüncelerini rahatlıkla paylaşacak bir ortama kavuştu derken bloglarımız amansız bir salgın sonucu foknksiyonlarını büyük oranda yiğtirdi. Diogenes'in gündüz vakti fenerle insan aması gibi bizler de blog gibi blog arayışındayız. Kopyala/Yapıştır mantığı o kadar egemen hale gelmiş ki sanki her blog birbirinin tıpkısı.

Bu noktada sosyal ve kültürel saptamalar da yapmak mümkün. Öncelikle karşımızda duran bu kopyala/yapıştır durumu; insanımızın hala yeteri kadar düşünemediğini, ortaya birşeyler koymakta zorlandığını gözler önüne seriyor. Bu kadar güzel ve zengin bir coğrafyada insanımızın düşünsel dünyasının böylesine vasat ve fakir olması, bilinçli her yurttaşı kaygılandırmalıdır. Bu durum Türkiye'nin hukukundan tutalım da yönetimine kadar her kademede aleyhimize işlemektedir: birşeyleri hazır olarak alıp kanıksamaya öylesine alışmışız ki bizde bize ait olan birşey kalmamış...

Şükür ki atalarımız bizden daha güzel şeyler ortaya çıkartabilmişler. Zamanında ne güzel söylemişler; ne ekersen onu biçersin, diye. Gerçekten de öyle; bu gün dün ektiklerimizi biçiyoruz, hatta birşey ekemediğimiz için koca tarlada biçecek ot arıyoruz. Türkiye'de kitap okuma oranı yalnızca %4.5! Japonya'da bir yılda 4 milyar 200 milyon litap basılırken, Türkiye'de bu sayı 23 milyon 386. Yani Türkiye'de bir yılda basılan kitai, Japonya'da neredeyse bir günde basılıyor. 

İşin daha tuhaf tarafı ilerleyeceğimize geriliyoruz, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ivme gün geçtikçe düşüyor. Ne yazık ki o zamanlar binbir zorluklar içerisinde yaptıklarımızı, bu gün oldukça geniş imkanlar içerisinde olmamıza rağmen yapamıyoruz. Türkiye'de üniversite bitirenlerin sayısı son yıllarda on dört kat arttığı halde, kitap okuyanların sayısı 1965 yılındaki oranın onda birine geriledi! Yani nicelik olarak ilerliyor görünsek de nitelik konusunda oldukça gerilediğimiz ortaya çıkıyor.

Bu tablolar önümüzde serilmiş dururken, bloglarda neden kopyala/yapıştır salgını başladı demek abes kaçıyor, dosrusu. Atalarımızın dediği gibi ne ektiysek onu biçiyoruz/biçemiyoruz! Cumhuriyetin başlarında ulu önderin ve çevresindekilerin o zor koşullarda yakaladıkları ivmeyi aşmak bir yana muhafaza dahi edememişiz. Bu noktada insanımızı suçlamak da bir yanılgı aslında; insanımızı okuyor yazıyor diye hapianelerde işkence odalarında çürütenlerde, büyük değerlerimize anadolu topraklarını yasak edenlerde de suç aramalıyız... (Anladınız siz onu!)

Not:Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'ndan yararlanılmıştır.

CNN Headline News -
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.