Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

5 tane "kuzey ırak" etiketli yazı bulundu "kuzey ırak" tagli diger ogeler resimler , videolar

ABD'nin Yaptığı Misyonerlik Çalışması Değildir!

Beyaz Saray ABD, 20 ve 21. yüzyıla damgasını vurmuş süper bir güç. Uluslararası sahnede onunla yan yana olmadan ya da ona rağmen birşeyler yapmak oldukça zor. Gücü ve ürettiği politikalarla dünyayı kendince yönetmekte ve sadece kendi çıkarları için hamleler yapmakta. Bu noktada bizim gibi orta halli, gelişmekte olan ama ufukta gelişeceği görünmeyen ülkeler ABD'ni çıkarlarından kendince pay edinme telaşında. Bunu kommensalizm'e benzetebiliriz: Beraber yaşayan iki canlıdan birinin yarar gördüğü, diğerinin etkilenmediği yaşama şeklidir bu. Buradaki beraberlikte konak canlı etkilenmezken konuk, canlı konaktan artık besin alır. Ayrılmaları durumunda konuşun yaşamı olumsuz etkilenir. Köpek balıklarıyla, bu balıkların artıklarıyla beslenen vantuz balıkları arasındaki ilişki bu noktada örnek olarak verilebilir.

Bugün görünen uluslararası ilişkiler de balıklardan farklı değil. ABD'nin peşi sıra dolaşan onlarca vantuz ABD'nin artıkları peşinde koşuyor. ABD'nin ürettiği politikalardan yararlanma telaşında kendini konumlandırıyor. İşte hatalar burada başlıyor, ABD'nin politikalarının hep aynı kalınacağına inanılıyor, ABD ile duygusal bağlar kuruluyor. Oysa ABD, bencilce kararlar alıyor. Zamanında Kuzey Irak Kürtleri bunu anlamadılar. O dönem ABD çıkarına olan Kürtleri destekleme politikasının bir anda son bulması sonucu onbinlerce Kürt öldürüldü Irak yönetimi tarafından. Barzani, bu durum üzerine eski "müttefik"i ABD'den yardım talebinde bulunsa da aldığı cevap olumsuz oldu. Ayrıca bu cevap zamanla ünlendi ve ABD'nin uluslararası müttefiklerine bakış açısını anlatmak için kullanılmaya başladı. Kessinger'ın Barzani'ye cevabı şuydu: "Operasyonlar misyonerlik çalışması (hayır işleri) değildir!"

ABD'nin hayır işleriyle arasının pek de iyi olmadığını, ABD'nin döneklikleri yüzünden Irak yönetimince katledilen on binlerce Kürt ve Şii noktasında görüyoruz. Bugün ise bunu bize Gürcistan gösteriyor, ölen binlerce Gürcü gösteriyor.. Umarım birileri bunu görüyordur..

The Shock Doctrine: Halkı Kıvamına Getirmece

İkiz Kuleler Şu son zamanlarda Akşam gazetesi bol bol bahsetti, öcesinde Serdar Turgut ve sonrasında da Oray Eğin köşelerinde yazdı. Neydi yazılanlar? Yazılanlar Naomi Klein'in "The Sock Doctrine" adlı teziydi. Tezin özü, bize şunları söylüyor: Devletler, toplumu normal şartlarda ikna edemeyecekleri kararları 11 Eylül benzeri şokların ardından kolaylıkla alabilirler. Örnek olarak, pek çok yerde sözü edilen 11 Eyül saldırılarını verdim. Amerikan kamuoyunun Afganistan'a ve sonrasında Irak'a yapılacak bir müdahaleye sıcak bakmaması, binlerce Amerikan vatandaşının öldürülmesiyle, yani "sözde" 11 Eylül saldırılarıyla sağlanmış oldu. Çünkü bu "sözde" saldırı sonrası halk büyük bir şok yaşadı ve hükümet politikalarına "kayıtsız şartsız" bağlanmak zorunda kaldı.

Şimdi ben bunları neden yazıyorum? Çünkü önümüzde halkın asla kabul edemeyeceği yalnız hükümetin karar almak durumunda kalacağı gelişmeler olacak. Bunlardan ilki ABD'nin İran'a olası müdahalesi. Türkiye'de yapılan kamuoyu araştırmaları böylesine bir müdahaleye halkın %90'dan fazlasının karşı olduğunu gösteriyor. Yani halk böylesine bir müdahale, daha da önemlisi Türkiye'nin ABD için bir atlama tahtası olmasını istemiyor. Bu noktada Amerikan gizli servislerinin ne haltlar yiyeceğini, yurdum insanını ne tür şoklara uğratacağını korkarak merak ediyorum. Acaba bizi İran'a sokmak için, ne halt yiyecekler? Kendi insanlarını bile öldürmekten çekinmeyen bu zihniyet, benim insanıma neler yapacak?

Bir diğer önemli konu ise ABD'nin Kürdistan projesi.. Bu projenin olabilmesi için, toprağın bolca kana ihtiyacı var. Bu kan bizim kanlarımız olacak Amerikan vatandaşlarının değil. Ve kardeş kanı döktürmek için çabalayacaklar. Daha geçen hafta bunun ilk adımını attılar. Güngören'de Kürçü PKK, Türkleri bombaladı imajı yarattılar, bir gün sonrasında ise Kerkük'te Türkler Kürt protestocuları bombaladı propagandası yaptılar. Her iki olayı da kimse sahiplenmedi. PKK bile, ben yaptım demedi. Kardeş kanı akıtmak için halkı şoka uğrattılar ama şokun seviyesi kardeşliğin seviyesini aşamadı!

Bu noktada halkın hemen herşeye sağ duyuyula yaklaşması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle terör noktasında, terör örgütleri saldırıları kabul etmedikçe olayları onların üzerine yıkmamalıyız. İşin içinde olabilecek bir CIA olgusunu da göz önüne almalıyız. Aynı coğrafyayı paylaştığımız insanlarla birlik ruhuyla ve kol kola hareket etmeliyiz. Herşeyi çok kez düşünmeli ve içimizde yaşayabileceğimiz bir şok sonrası oluşabilecek kinin kime hizmet edeceğini iyi değerlendirmeliyiz.

Not: Bu notu eklemek, eklememek noktasında çok kararsız kaldım. Asıl söylemek istediğim şeyi, maalesef yazamayacağım. Sizden ricam, Türkiye'nin çok, çoook yakın geçmişine bir göz atın; söz konusu tezin uygulamalarına dair başka birşeyler de görebilecek misiniz?

Not 2: The Shock Docktrine'i keşfetmeme sebep olan, dersimizde bu konu hakkında bir belgesel izleten değerli hocam Yard. Doç. Mert Gökırmak'a teşekkürler.

Not 3: Söz konusu belgeseli değil ama (Youtube kapalı, ondan.) Naomi Klein'in kendi ağzınından tezini anlattığı bir kaydı videolarımın arasına ekledim. Ulaşmak için, lütfen tıklayın.

Güngören'den Sonra Kerkük.. Peki Sırada Ne Var?

Kerkük Güngören'deki saldırının üzerinden daha bir gün bile geçmemişken Kerkük'te bir terör saldırısı düzenleniyor. Kerkük'teki saldırının bilançosu şu an için 11 ölü, 54 yaralı.. Saldırı protesto gösterisi yapan Kürt gruplara yönelik olarak yapılıyor. Yani, bu saldırıyı tasarlayan kişiler hedefte Kürt halkı olduğu izlenimi uyandırmak istiyor. Türkmenlerin en yoğun olduğu yerde, hedefte Kürlerin olması da bir yerlere mesaj yolluyor..

Güngören'deki ve Kerkük'teki patlamaları birbirinden ayrı görmek şu an için pek mümkün değil. İnsan her iki olaya ve zamanlamaya bakınca iki işin de aynı elden çıktığını rahatlıkla düşünebiliyor. Amaç bu toprakları karıştırmak.. Senaryo ise çok basit: İstanbul'da bomba patlat Kürt halkına yık; Kerkük'te bomba patlat Türk halkına yık.. İşte bu kadar basit bir senaryo yazmışlar ve oynuyorlar. İstedikleri ise bu seneryoya Kürt ve Türk kardeşlerimin de dahil olması.. Sonrası mı? Sonrası kan ve barut..

Bu senoryoyu uzunca yıllar oynadılar, bugün de oynuyorlar. Muhtemelen yarınlarda da oynayacaklar. Oysaki anlamadıkları birşey var, bu iki halk yüzyıllardır aynı Allah'a ibadet etmiş, aynı topraklardan çıkan ekmeği yemiş.. Bu toprağın insanı Kürt müdür Türk müdür diye ayırt etmeden seçmiş hayat arkadaşını.. Bu toprakta on binlerce aile kurulmuş Kürt ile Türk aşkından.. işte hesaba katmadıkları şey bu, hesaba katmadıkları şey bu topraklarda Kürtlerin ve Türklerin ortak bir kaderi yaşadığı..

Senaryoları çok basit, ama bu toprağın inanı bu kadar basit değil.. Bu oyuna gelmezler, bu oyunun bir parçası olmazlar..

Süleyman Demirel'den Dış Borç Yorumu..

Süleyman Demirel Yıl 1991, Türkiye'de konuşlanmış olan "Çekiç Güç" ile ilgili ateşli tartışmalar yaşanıyor her politik ortamda. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel, Çekiç Güç'ün Türkiye'den neden çıkartıl(a)madığını, Batı'yı neden karşımıza alamadığımızı kamuoyuna açıklamak durumunda kalıyor. Açıklamaları Milliyet Gazetesi'nin 9.12.1991 tarihli sayısına şöyle yansıyor: "Batı'yı, bilhassa ABD'yi yanımızdan fazla uzaklaştırmamamız gerekir. Bizim Batı'yle çok işimiz var. Batı'ya teslim olmamalıyız, ama işimizi de sürdürmeliyiz. Benim Batı'ya 50 milyar dolar borcum var. Ya "Öde!" diye üzerimize gelirse? O zaman ne yaparım?"

Bugün, yıl 2008.. Aradan 17 yıl geçmesine rağmen biz hala Batı'nın "Öde!" korkularıyla dış politikamıza yön veriyoruz. İşin daha da acı tarafı, zamanla bağımsızlığımızı daha fazla yitirmişiz. Özellikle 2000'li yıllarda Türkiye'yi tam anlamda Batı'ya bağımlı kılmışız. Sayın Demirel 50 milyar borcumuz için Batı'ya muhtaç olduğumuzu düşünmüş o yıllarda.. Acaba bugün itibariyle toplam dış borcumuzun 250 milyar doları aşması hakkında ne düşünüyor? Eminim, kaygılı ve üzgündür..

Türkiye'nin içinde bulunduğu durum içler acısı bir hal aldı. İşin daha acısı dünyadaki politik konjonktür de pek bizim lehimize değil. Kuzey Irak'ta yaşananlar, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün zedelenmesine sebep olabilir. Çünkü artık diğer devletlerin ciddiye alacağı, en azından eskisi kadar ciddiye alacağı kırmızı çizgilerimiz yok. El birliğiyle sildi birileri bu çizgilerimizi! Artık ekonomimiz öylesine bağımlı ki, elimizdeki hiçbir kartın değeri de kalmadı. Bir çıkış yolu bulmalı, tam bağımsızlığı amaçlayan bir çıkış yolu..

Kuzey Irak'a Sınır Ötesi Operasyon ve Değerlendirmeler

bombardıman Uzun süredir bekleniyordu, sonunda Genelkurmay sınır ötesi operasyona başlama emrini verdi ve bildiğiniz operasyon gerçekleşti. İlk günlerde büyük bir heyecan duydum, her ne kadar silahlarla aram iyi olmasa da TSK'nın bu gücü gözümü kamaştırdı. Yalnız günler geçtikçe pek de güzel olmayan kokular gelmeye başladı burnuma!

Öncelikle Mehmet Ali Birand'ın ilk başlarda söylediği "Bu operasyonu dünyada yalnız 5 ülke gerçekleştirebiliyor." edebiyatının pek de sahici olmadığını öğrendim. Ne yazık ki dünyada bu operasyonu yapan 5. ülke olamadık, çünkü tüm gece görüş ve enformasyon ABD'li subaylar tarafından organize edilmişti. Üzüldüm, çok üzüldüm..

Ardından istihbarat fiyaskosu geldi! Birileri bağrını gere gere ABD'den istihabarat bilgileri edindiğimizi söylüyordu. Bana yine üzülmek, yine hüsran.. Nedense birilerinin ağrına gitmiyor yanıbaşımızda olup bitenler için okyansular ötesinden istihabarat almak! Bilmem farkında mısınız ama biz fazlaca ABD'ye bağlı olmaya başladık. Kuzey Irak için ABD'den istihbarat alacak duruma düştüysek vay halimize!

Tamam, buna da göz yumalım dedim ama sorunlar maalesef bitmek bilmedi! Ey Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu teröristler bu kadar aptallar sanma! Kaç aydır sınır ötesi konuşulurken o insanların hala Kandil'de ikamet ettiklerine ihtimal vermiyorum. Potansiyelinin çok altında bir zaiyat verildi PKK'ya, sadece taşınmaz sistemleri zarar gördüyse gördü. Gerisi ise sağ salim, maalesef..

Peki herşey kötü mü, hiç mi iyi birşey yapamadık? Elbette hayır! Pek çok güzel icraata da imza attık. Bilmem farkında mısınız, PKK ve Kuzey Irak çıkmazından çok güzel sıyrıldık! ABD-Barzani ilişkileri bozulurken, dış işlerimiz ABD ile düzgün bir ilişki sağladı. Şu sıralarda ipler, dün de olduğu gibi, bizim elimizde yavaş yavaş toplanmaya başladı. Sanırım, Türkiye ilerleyen zamanda daha fazla söz sahibi olabilecek. Bu noktada seviniyorum ama kaygılarım da yok değil. Sonuçta "Bayram değil seyran değil, bu ABD bizi neden öptü?" sorusu aklımdan çıkmıyor.. Umarım bizim çocuklar ABD'ye fazlaca şey vermemişlerdir?!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.