Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

9 tane "müzik" etiketli yazı bulundu "müzik" tagli diger ogeler resimler , videolar

"Alem Buysa Kral Benim!"

buthan Arabesk müziğin ve tabii ki çok değerli şahsiyet Mahsun Kırmızıgül'ün kültür hayatımıza bir armağanı: "Alem Buysa Kral Benim!"

Aslında, biraz düşününce bu sözü söyleyen şahsiyetlerin kral ya da kraliçe olma potansiyelin pek olmadığını görüyoruz. Çünkü sonuç itibariyle bu yargı güçsüzlüğü ifade ediyor. Aleme boyun eğmeyi ve kendini yitirmeyi akla getiriyor. Alemin kralı olmak için kişiliğini yok etmek, yani yok olmak demek "Alem buysa kral benim!"

Bu sebepten, diyorum ki sakın ola böyle modlara girmeyin; kendinizi bu kadar edilgen ve küçük konumlara düşürmeyin! Hele bir de kral olduğunuzu sanıp da bu kadar küçülürseniz; aklı selim insanların ağzında sakız olusunuz. Millet arkanızdan katıla katıla güler. Benden söylemesi..

Alem her ne halt olursa olsun, siz siz olun..

Bitlis'te 5 Minare, Beri Gel Oğlan Beri Gel..

Bitlis TRT 2 ekranlarında izledim, bir spiker Bitlis'li çocuklarla Bitlis'e dair sorular soruyordu. Söz dündü dolaştı, hepimizin bildiği "Bitliste 5 minare.." diye başlayan türküye geldi. Spiker şakayla karışık, haydi say bakalım şu 5 minareyi dedi.. Ufaklık ciddiye almış olacak ki, bulundukları tepeden parmağıyla da göstererek saymaya başladı: Ulu Camii Minaresi, Şerefiye Camii Minaresi..

Sunucu çocuğun teker teker saymasından olacak, şaşırarak sordu bu türkünün öyküsünü. Çocuk hevesle alatmaya başlıyordu ki yanındaki arkadaşı atıldı hemen. Bir çırpıda anlattı zamanında nasıl olup da bir babanın böylesine bir ağıt yakabildiğini.. O güzel çocuğun anlatımından aklımda kaldığı şekilde paylaşıyorum:

Bitlis birinci dünya savaşı öncesinde nüfusu otuz binleri aşan bir yerleşim yeridir. Fakat savaşın olumsuz şartlarına dayanamayan insanlar birer birer Bitlis'i terk etmeye başlarlar. Nüfus kısa sürede iki, üç bin seviyelerine kadar düşer. Tüm bunlardan habersiz, düşmanla canı pahasına savaşan Bitlis'li bir baba ve oğul memleketlerine dönerler. Geride eşlerini, kız kardeşlerini, neleri varsa bırakmış ve savaşmışlardır. Baba tüm bunları kaybetmiş olabileceğini bildiğinden olsa gerek, şehre girmeye cesaret edemez. Oğlun'a söyler. Oğlum, git bak Bitlis'e der.. Oğul tepeyi aşar ve görür Bitlis'in harabeye dönmüş o korkunç halini. Döner babasını ve der ki, "Bitliste kalmış ayakta, sadece 5 minare.." İşte o anda herşeyini ve belki de en önemlisi var olduğu toprağı kaybeden baba başlar ağıdını yakmaya, oğluna haykırır gitme, beri gel diyerek: "Bitlis'te 5 minare, beri gel oğlan beri gel.."

İşte bu acıdır, acının en saf halidir..

Uludağ Üniversitesi Şenlik'08

Şenlik Var Uludağ Üniversitesi'nin geleneksel olarak düzenlediği bahar şenlikleri şu sıralar son hızıyla sürüyor. "Hoşgörü" teması işlenen Şenlik '08, binlerce öğrencinin katılımıyla ve birbirinden değerli sanatçıların performanslarıyla renkleniyor. Geride kalan 3 günde Serab Erener, Şebnem Ferah, Hayko Cepkin ve Hüseyin Turan konserleri gerçekleştirildi. Yarın ise şenliğin kapanışı Duman ile yapılacak..

Sadece konserlerle de sınırlı kalınmadı, birbirinden değerli konuşmacıların katılımıyla onlarca konferans düzenlendi. Üniversitenin içine kocaman bir lunapark inşa edildi.. Cümbür cemaat geride kalan vizelerin, o uykusuz gecelerin yorgumluğunu attık. Bu sebepten bloguma bile bir gün ara vermek zorunda kaldım :( Ama artık ara falan yok, bilgisayarımın başındayım. Yarın Duman konseriyle şelikler son buluyor ve ben yine düzenli gündem analiz ve yorumlarımla karşınızda olmaya çabalayacağım.. 

Grup Vitamin ve Bir Zamanlar..

vitamiSeksenlerin sonunda, doksanların başında doğanlar bileceklerdir, en azından müzikleri kulaklarına aşina gelecektir. Grup Vitamin bir zamanlar ortalığı kasıp kavurmuştu. İçerisinde kimler yoktu ki; Gökan Semiz (98'de 30. yaş gününde bir trafik kazasında yitirdik, nedense Barış Akarsu'yu kaybettiğimizde bir Allah'ın kulu Gökhan Semiz'i hatırlamadı?!), Ufuk Yldırım, Ercan Saatçi ve İzel aklıma ilk gelenler.

O günlerden kalan bir nostarji artık Vitamin. Absürt hicivleriyle hayatımıza bolca renk katmıştı. Bugün de hala o rengi hayatımıza katabiliyoruz, YouTube'a bir çok Vitamin videosu eklenmiş. Evde kalan iki kasetten fazlasını dinleyebiliyorum bu sebepten. Ayrıca BearSheare gibi indirme programlarında da Vitamin'in parçalarını bulup, bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Ben akılda kalan parçaları, YouTube'ta buldum. Dinlemek isterseniz, şakıların adlarının üzerine tıklamanız yeterli: Üfürükten Teyyare, Ellere Var Da Bize Yok Mu, Al Aşkını Sok Gözüne, Fatoş, İsmail, Telefonu Çektim Direkten...

Bir Başkadır Benim Memleketim: Yazık!

nota Gerçekten yazık! Nasıl böyle olabilir, anlamakta çok büyük zorluklar çekiyorum. Nasıl bir sanat camiasına sahibiz, ne kadar almaya ve yaratmamaya adamış kendisini bu camia!? Bunca zaman söylediğimiz güzel bir melodi vardı; pek çoğumuz Ayten Alpman'dan dinledik bu müziği. Milli duygularla söylendi, milli amaçlar uğruna söylendi..

Peki sorun ne? Sorun büyük ve bir o kadar da ülkem sanatçıları adına acı: Memleketim şarkısının melodileri nereden geliyordur sizce? Ya da daha mantıklı söyleyeyim, Memleketim şarkısının müziğini kim yapmıştır, hangi Türk? Cevap acı alacak ama hiçbir Türk! İroni mi dersiniz bilmiyorum, Memleketim şarkısı aslen İspanyol Yahudileri'ne ait. Onların milli bir şarkısı Memleketim! Bu noktada düşünüyorum da biz Kıbrıs çıkartmasını yaparken hep bir ağızdan söylediğimiz "Memleketim" yoksa bizim memleketimiz değil miydi?

Türkiye'de sanat yapıldığını iddia edenler bu bir haftada ikinci yazım oluyor! Birincisi Onuncu Yıl Marşı ile ilgiliydi (Okumak için tıklayınız.) ve bu da hep bir ağızdan okuduğumuz Memleketim ile ilgili. Allah aşkına biz sanattan, müzikten bu kadar mı uzak bir toplumuz? Üzülüyorum!

Her iki müzik eşliğinde OdaTv'nin ilgili haberine ve İlham Gencer'in iddialarına ulaşmak için tıklayınız.

Hala Onuncu Yıl Marşı'nı Söylemek..

15660 Onucnu yıl marşı Cumhuriyet değerlerini ve Atatürk'ün belirlediği hedefi benimsemiş her yurdum insanı tarafından, eminim büyük bir içtenlik ve duygu yoğunluğuyla söyleniyordur. Bu noktada benim durumum da farklı sayılmaz, içten ve içten olduğu kadar gururla..

Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar mükemmel yazmışlar ve Cemal Reşit Rey de en az onlar kadar güzel bestelemiş. Buraya kadar hiçbir sorun yok zaten. Sorun, Cumhuriyet'in seksen yılı çoktan devrmesine rağmen bizim hala Onucu Yıl Marşı'nı söylememiz. Daha doğrusu, Onuncu Yıl Marşı'na alternatif tek bir marşa sahip olamamamız!

Bugüne kadar bu hiç dikkatimi çekmemişti, bugün birden aklıma geldi. Ya nasıl olabilir, yetmiş yılı aşkın süredir neden Onuncu Yıl Marşı'nın yerine söylenebilecek doğru düzgün bir tek marş yazılmamış bu ülkede? Bu ülkenin aydınları, bu ülkenin şairleri neler yapmışlar acaba?

"Yüksek Bir Musiki..."

fazıl Lü Bu Ve, vakti zamanında güzel bir laf söylemiş: "Yüksek bir musiki arayan kimse onu ancak yüksek bir nizamın hakim olduğu memlekette bulur. İnsanlığın ve faziletin henüz gelişmediği yerde musiki çok basit ve iptidaidir. Karmaşıklığın hüküm sürdüğü devirlerde musiki yoktu."

Lü Bu Ve'yi yad ederken düşünüyorum yurdum müziğini, yurdumun göz önündeki müzisyenlerini.. Müzikal tarihimize bakıyorum, fazla tek sesli bir tarihe sahip olduğumuzu görüyorum. Müziğimizin dinamizimden fazla statikliğini, statükoculuğunu duyuyorum. Bugünümüze bakıyorum, kimlerin sanatçılarımızı mecliste temsil ettiğine bakıyorum; üzülüyorum..

Bu topraklardan en iyi müzik adamlarımız çekip gitmeyi düşünürlerken, kimlerin mecliste sanatçılık oynadığını görüyor; utanıyorum. Birileri yüksek müziği halkımın kulaklarından silmek istese de, birileri yüz akımız sanatçılara sansür uygulasa da ben blogumda onlara yer veriyorum.. Sevgi ve yüksek saygı ile Fazıl Say..

Vasatlıklar Ülkesi: Türkiye, TRT ve Tarkan

tarkan Bir ülkenin sanat ve kültür hayatını yılbaşı gecesi televizyonlarda hazırlanan programlarla saptamak aslında pek de mantıksız değil. Bu noktada ben de devletin ne yayını yaptığına, haliyle TRT'ye dikkat ediyorum. O gece TRT bir Tarkan konseri yayınlamış, "Megastar"ımızın görüntüsü ve sesi arasında 5. parçaya kadar uyumsuzluk varmış. Hani olur ya; bir filmde önce dudaklar oynar, çok sonra ses gelir: işte aynen öyle!

Elimizde iki isim ve bir vasat sonuç var: Birincisi köklü bir geçmişi ve bolca bütçesi olan devlet yayın organımız TRT, diğeri kendisine rakip bulamadığımız "XXX-Mega Star" Tarkan. Bir ülkenin "en"leri böyle bir seviyesizliğe imza atıyorlarsa, üzgünüm ama birşeyler bitmiş demektir. Bir ülkenin müzik alanında en iddialı insanı konserinde playback yapıyorsa, yani müziği adına sadece dudak oynatıyorsa o değil ama o ülke sanatsal olarak bitmiştir!

Tarkan megastar falan değil, en azından konserlerinde, dudak oynatan çocuktur ve bu haliyle ülkemin sıradan bir putu olmaktan ileriye geçememektedir. Yazıktır, komiktir ve bir o kadar da acıdır!

Yakın zamanda yiğtirdiğimiz, yüzyılımızın en renkli devlet başkanı sıfatını, bence, fazlasıyla hak eden Saparmurat Türkmenbaşı Türkmenistan'da sanat adına çok önemli bir adım attı. Televizyon kanalları, konserler ve hatta ülke sınırları içerisindeki düğünler dahil olmak üzere her türlü organizasyonda playback'i yasakladı! Neden olarak da playback'in müzik sanatının gelişimini sekteye uğrattığı iddiasıydı. Ki bence fazlasıyla da haklıydı..

Konserlerinde dudak oynatan bir megastar ülkeme ve insanıma yakışmıyor, ya da yoksa fazla mı yakışıyor?! Bilmiyorum, üzülüyorum. Acaba yurduma, yurdum insanına fazla mı yükleniyorum diyorum. Tam o sırada not defterimden Oscar Wilde imzalı şu sözler dökülüyor: Memnuniyetsizlik, bir adamın veya bir milletin, gelişme yolunda attığı ilk adımdır! Okuyorum, rahatlıyorum ve bu satırları kaleme alıyorum..

İsveç Yurttan Sesler Korosu ve Bize Dair...

OdaTv'de gördüğüm çok güzel bir çalışma. İsveç Yurttan Sesler Korosu "Şımarık"ı söylüyor ve hep bir ağızdan öpücükler yolluyor :)) Bu kadar erkek bir araya gelip öpücük yollayınca insan kopuyor zaten.. Türkçe için de Türkiye için de çok güzel bir tanıtım.. Hepsinin ağzına sağlık :))
Ayrıca bir kenara yaşanan savaşları, bir yana bu güzelliği koyunca; dünyanın aslında o kadar da kötü bir yer olmadığını bu dünyayı insanın kirlettiğini çok rahat görebiliyoruz. Artık bizimkiler de güzel bir yanıt verirler umarım.. (Grup: Hellman's Drengar)
Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.