| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

54 "medya" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"medya" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Röportaj: Banu Avar ile Küreselleşme, Medya ve Türkiye

Banu Avar Politik Akademi, röportajlarıyla gündeme ışık tutuyor. Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya'nın ardından şimdi de ünlü gazeteci Banu Avar ile bir röportaj gerçekleştirdik. "Küreselleşme, Medya ve Türkiye" başlıklı röportajın içeriği oldukça ilgi çekici. Banu Avar'la küreselleşme, medyanın bu süreçteki fonksiyonları, demokrasi, Doğulu olmak, Batı ve daha pek çok konu üzerinde konuştuk.

Avrupa noktasında Banu Avar'ın şu sözlerini çok önemsiyorum, daha öncesinde Prof. Yalçın Küçük'ten de benzer sözler duymuştum: "Batı bitmiştir! Son kırk yıldır bir tek yazar, bir tek müzisyen, bir tek ressam çıkartamamıştır Batı. Kültürel olarak can çekişiyor.. Bilimsel araştırma yapan insan yok Batı’da. Gelenlerin hepsi ya Hintli, ya Çinli.. Amerika’dakilere de baktığınızda bilim insanlarının çoğu Doğudan.. Batı’nın nefesin tükendiğini görüyoruz."

Dikkat çekmek istediğim bir nokta ise Ergenekona atfen söylenen şu sözler oldu; "Bugün Türkiye’de içeri alınan birçok insanın listeleri tıpkı 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de de olduğu gibi ABD Büyükelçiliğinden geliyor. Beni işimden attıran da ABD Büyükelçiliğidir. Nasıl bir demokrasidir onların savunduğu, bilmiyorum? Bence yaşadığımızın adı faşizmdir."

Röportajı mutlaka okumalısınız, bence kaçırılmaması gereken bir röportaj! Röportajın tam metnini okumak için lütfen tıklayınız: Banu Avar ile Küreselleşme, Medya ve Türkiye

Gazete Haber Türk'ün farkı belli oldu..

Gazete Haber Türk Fatih Altaylı farklı bir gazete diyerek yola çıkmıştı, aldık okuduk ve baktık ki çok da farklı bir gazete değil. Gazete Haber Türk'ün içeriğiyle fark yaratabileceğini düşünüyordum, farkın ancak içerikle ve duruşla yakalanabileceğini yazdım. Bugün gelinen noktada Haber Türk'ün içeriğinin de duruşunun da diğer gazetelerden çok da farkı olmadığını söyleyebilirim.

Fatih Altaylı'nın yapmaya çalıştığı Hürriyet görünümlü bir Zaman gazetesi çıkartmak: biraz ordan, biraz buradan katarak tüm Türkiye'yi kucaklayan bir gazete var etmek. Bunu Haber Türk'ün son reklamlarında da görmek mümkün: STV'nin ünlü Sır Kapısı'ndan tanınma oyuncular "modern Türk ailesi" rolünde Haber Türk okuyorlar. Herşey oldukça açık ve az biraz da itici. Sanki işin mayası tutmamış izlenimi veriyor insana.

Evet, yapılmaya çalışan farklı birşey ama inandırıcılıktan çok uzak. Hürriyet ve benzerleri zaten kalıplaşmış bir okura sahip ve Haber Türk bu gazetelerden pek de okur çalamaz. AKP yalakalığında da Haber Türk (seçim öncesi ekstra yalakalığına rağmen) Zaman'ın veya Yeni Şafak'ın yanından bile geçemez. Fatih Altaylı'nın önünde tek potansiyel eski gazetesi Sabah ve benzerleridir. Sabah'tan olabildiğince okur çalabilir Altaylı ama dikkat etmesi gereken birşey var: Sabah Çalık Grubu'na ait ve Çalık'ın ucu Tayyip Erdoğan'a uzanıyor! Tayyip Erdoğan kızarsa, Sabah'ta yapılan tüm yalakalıklara rağmen Sabah'ı nasıl Ciner'in elinden aldıysa, Haber Türk'ü de alır.. Aman dikkat Fatih Altaylı!

Ve Gazete Haber-Türk..

Fatih Altaylı Uzun zamandır yazıyordu Fatih Altaylı, ben de gazete hakkında duyduklarımı paylaşmaya çalışıyordum burada. Bugün gelinen noktada artık elle tutulur birşey halini aldı Gazete Haber Türk, yaptığı reklam çalışmasıyla da kendisini tüm Türkiye'ye duyurmayı başardı. Slogan, Haber Türk'ün farklı bir gazete olacağı yönündeydi. Aldık, baktık: diğer gazetelerden farkları vardı. Tüm sayfalar olmasada, en azından kapak farklı bir kağıda basılmıştı. Ayrıca, ana gazetenin yanında ek yerine küçük gazeteler verilmekteydi. Peki ama bunlar yeterli miydi?

Haber Türk'e reklamların da etkisiyle bir ilgi gösterildi, buna rağmen Haber Türk'ün tiraj sıralamasında ilk ona ancak son sıradan girebildi. 200.000 civarındaki tiraj azımsanacak birşey değil ama zamanla nasıl bir değişim olacağı da önemli. Bu değişimin olumlu ya da olumsuz olması Haber Türk'ün içeriğiyle ilgili. Farklı kağıta basılmakla yakalanamayan fark, farklı içerikle yakalanabilir. Ki zaten önemli olan da bu değil midir? Farklı olmak kağıt kalitesiyle olmuyor, o kağıdın üzerinde yazanla oluyor: haberle, yorumla oluyor.. Gazetecilik ile oluyor.. Umarım Haber Türk bu farkı yaratabilir..

Serdar Akinan SKY Türk Genel Yayın Yönetmenliği'nden Ayrıldı!

Serdar Akinan Çok değil, bir ay öncesinde şunları yazmıştım: "SKY Türk'ü uzun zamandır ilgi ve zevkle takip ediyorum. Serdar Akinan, büyük işler başardı SKY Türk ekranlarında. Bunları ilerleyen zamanda paylaşmaya çalışacağım." Bugün gelinen noktada Serdar Akinan'ın SKY Türk'te yaptıklarını anlatamadan, onun SKY Türk Genel Yayın Yönetmenliği'nden ayrıldığı haberini vermek durumunda kaldım. Haberi ilk duyduğumda üzülmüş ve "acaba?" demiştim ama sonrasında Serdar Akinan'ın OdaTv'ye yaptığı açıklamayı okuyunca içim rahatladı. Konu hakkında Akinan'ın açıklaması şöyle: "Yükümü azaltmak için önce idari görevlerimi bırakmıştım. Şimdi de genel yayın yönetmenliğinden ayrıldım. Bunun bir tek nedeni var; omuzlarımdaki yükü azaltmaktır. Gerek Sayın Serdar Çaloğlu, gerekse Sayın Bülent Ergin  Akşam'daki köşe yazılarımı artırmak ve daha çok ekrana çıkmam şartıyla teklifimi kabul ettiler."

Açıkçası bu açıklamada beni mutlu eden nokta, artık Serdar Akinan'ı Akşam'da ve televizyon programlarında daha fazla görecek olmamız. Akşam'da Serdar Akinan'ın düzenli yazmamasından ötürü yakınıyordum bunca zamandır. Geride kalan yaz, şunları yazmıştım: "Akşam Gazetesi'ni elime alınca ilk olarak Serdar Akinan'ı okurdum. Gerçi son zamanlarda pek sık yazmadığı için ve malum sebeplerden artık okumuyorum, okuyamıyorum."

Sözün özü, Akşam'daki köşe yazılarını arttırması ve daha çok SKY Türk erkranlarına çıkması şartıyla Serdar Akinan'ın bu görevi bırakmasına memnun oldum. Ama SKY Türk'ün kalitesinden birşeyler kaybetmesinden de korkmuyorum değil.

Kalpağı ve Kırmızı Atkısıyla Yalçın Küçük..

Yalçın Küçük1 Prof. Dr. Yalçın Küçük, Türkiye'nin en bilinen profesörlerinden bir tanesi ve belki de birincisi. Mülakat yaptığı dergiler ve gazeteler tiraj, televizyonlar ise rating patlaması yaşıyor. Tüm bunların altında sağlam bir bilgi hazinesi ve iyi bir vizyon yatıyor. Yalçın Küçük, sadece sözleriyle değil hal ve hareketleriyle de Türk halkına birşeyler anlatıyor, dikkat çekiyor. Nur Çetinay, bunu Radikal'deki köşesinde şöyle paylaşmış: "Küçük, kafasında kalpağı ve ekran görüntüsü beni yanıltmadıysa boynundaki hafif de simli kırmızı atkısıyla, görsel olarak da, iddialarıyla yarışır derecede enteresan ve renkliydi."

Nur Çetinay'a katılmamak elde değil. Peki, bu kalpak ve kırmızı atkı ne anlama geliyor? Neyi anlatıyor? Yalçın Küçük, neden bir kez olsun kalpağını ve atkısını üstünden eksik etmiyor? Yalçın Küçük, kalpağığını hemen her programda takıyor çünkü ona göre "1919'da Kurtuluş Savaşında derimciler kalpak takıyorlardı ve şu an 1919'dayız." Kırmızı atkı konusunda da söz Yalçın Küçük'ün; "Bu kırmızı atkıyı halkımız sevdi, beni, kırmızı olmadan, tanımıyor; kırmızı atkı olmazsa beni görmüyor. Zamanla benim içime de girdi, içimdeki enerjinin dışavurumu oldu. Artık boynumda kırmızı olmayınca daha sakin düşünüyorum ki bunu da istemiyorum."

Birgün Şerefsizliğin Kitabını Yazsalar..

SKY Türk'ü uzun zamandır ilgi ve zevkle takip ediyorum. Serdar Akinan, büyük işler başardı SKY Türk ekranlarında. Bunları ilerleyen zamanda paylaşmaya çalışacağım. Ama bugün konumuz daha farklı, SKY Türk ekranlarında ilk kez karşılaştığım birşey hakkında yazacağım: küfür.

Az önce televizyonun karşısına kurulmuş, bir din tartışması dinlerken konuşmacılar birbirlerine küfürler yağdırmaya başladı. Normal bir kanalda olsaydı belki normal karşılardım ama SKY Türk'te görünce ve küfürler de sıradışı olunca paylaşmak istedim. Program sunucsu Nilgün Akay Ertop'un tüm engelleme çalışmalarına rağmen ortada uçuşan küfürler arasında benim en hoşuma gideni şu oldu: "Birgün şerefsizliğin kitabını yazsalar kapağına seni koyarlar!" : ) Bu küfürü duyar duymaz başladım gülmeye, demek ki kaliteli kanalın küfürleri de kaliteli oluyormuş..

Gazetecilik Tartışmaları, Oray Eğin ve Tabii Ki Bloglar!

Oray Eğinn Akşam gazetesinde son bir haftadır gazetecilik tartışmaları yapılıyor. Akşam yazarları Oray Eğin ve Serdar Turgut arasındaki bu tartışmaya tartışmaya bugün üçüncü kişiler de dahil olmaya başladı. Anlaşılan bu tartışma daha da renklenerek devam edecek.

Tartışmanın gazetecilik üzerine olması nedeniyle ben de takip etmeye başladım. Oray Eğin'in "Kim Bu Yeni Gazeteciler" başlıklı yazısında sinema eleştirmeniliği ve bloglar üzerine, güzel bir saptama gözüme çarptı. Oray Eğin'in blogların gücünü görebilmiş olmasından ötürü memnunum, umarım diğer köşe sahipleri de bu gücün farkına bir an önce varırlar. Sözü daha fazla uzatmadan, Oray Eğin'e bırakıyorum:

"Yaklaşık bir yıldır, Batı basınını takip edenler 'Film eleştirmenliği öldü mü' sorusuna yanıt arandığını da fark etmiştir illa ki. Olayın özeti şu: İnternet'teki blog'larda bir filmi eleştiren binlerce yazıyı bulmak mümkün. Bunların bir kısmı çöp olmakla berber, azımsanmayacak bir kısmı da mesleki disiplin içinde, titizce hazırlanmış eleştiriler. Ve eminim filmlerin potansiyel izleyicileri üzerinde de etkisi giderek daha da artacaktır. Hal böyleyken, günümüz gazetecileri hala bir sinema eleştirmenine maaş ödemeli mi?
Blog yazarlığının haberciliğe bir diğer etkisi ise gündelik hayata dair kimi meselelerin, daha evvel gazetelerin sayfalarına alamayacakları kadar 'sıradan' oldukları düşünülen konuların da haber yapılması.
"

Yemekteyiz: Tüm Türkiye Yemekte..

Yemekteyiz Tam anlamıyla bir salgın yaşanıyor. Çevremdeki hemen herkes bu salgına kapılmış görünüyor. Evet, SHOW TV'nin beğenilen programı Yemekteyiz'den bahsediyorum. Daha önce Amerika, Fransa, Almanya, İngiltere, Macaristan, Danimarka ve Hırvatistan gibi ülkelerde yayınlanan ve rating rekorları kıran yarışma Türkiye'de de bir salgın halini aldı. Önceleri bu kadar ciddi boyutlara ulaşacak bir program olabileceğine ihtimal vermiyordum ama bugün yanıldığımı görüyorum. Gerek SHOW TV'de yayınlanan orjinal format, gerekse Star ve FOX'taki taklitler olsun yarışma yurdum insanını kendisine çekmeyi başardı. Sanal alem de bu salgından kurtulamamış olacak ki Facebook'taki Yemekteyiz Grubu'nun şu an 5.999 üyesi var. 6.000'inci üye olmayı düşünüyorum şu anda Sözlükler de nasibini almışlar, örneğin Ekşi Sözlük'te yemekteyiz başlığına 2241 giriş yapılmış..

Aslında bu programın böylesine tutulmasınnda utanılacak, sıkılacak bir durum olduğunu da sanmıyorum. Programın kendince, belirli bir kalitesi var. Hekresin birbirine saygısızca sataşması pek hoş olmazsa da en azından pratik bilgiler sunuyor insana. Hatta çoğu kişinin elinde bloknot, notlar aldığını kafamda kurabiliyorum. En azından ben bile, açılmayan bir kavanozun pratikçe nasıl açılabileceğini veya domateslerin kaynar suda nasıl soyulabileceğini yemekteyiz izlerken öğrendim..

Ayrıca programın İstanbul ile sınırlı kalmaması Adana ve Trabzon bölümlerinin çekilmesi ve daha farklı illerde bölümlerin çekilecek olması da yurdum yemek kültürünün sergilenmesi açısından yararlı olur inancındayım. 

Sözün özü, yemekteyiz Türkiye'nin koşullarına uygun bir formatmış. Bunu ilk keşfeden SHOW TV olmuş ki, bir iç yapımı olarak böylesine az masraflar yaparak böylesine büyük paralar kazanmasını bildi. SHOW TV'de kimden çıktıysa bu fikir, umarım kanal yönetiminden hakkını alabilir

Uğurlar Olsun, Uğur Mumcu..

Uğurlar olsun ey güzel insan, uğurlar olsun.. Senden çok şey öğrendik, kitaplarınla büyüdük, gazetecilik ne demekmiş seninle öğrendik. Bugün gelinen noktada on binlerce Uğur Mumcu'muz var, yerini doldurmak için canla başla çalışan, çabalayan. Gencecik, tertemiz on binlerce Uğur Mumcu'muz var..

24 Ocak işte bunun için önemli! 24 Ocak öncesinde bir tek Uğur Mumcu'muz vardı, bugün on binlerce Uğur'umuz var. Bir kez daha; bir öldük, bin doğduk..

Senden bize kalan bir keskin kalem, bir kırık gözlük.. Ve tabi, onur, namus ve şeref..

Serdar Akinan: Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar

Serdar Akinan Serdar Akinan düzenli olarak okuduğum köşe yazarlarından birisi, ayrıca çok da iyi bir televizyoncu. Türkiye'de çok farklı kesimlere, örneğin orduya ve camaate dair oldukça bilgi sahibi bir isim. Sıradışı tespitleriyle çoğu zaman beni de şaşırttığı oluyor. Bugün Akşam'daki köşesini okuyunca bir kez daha şaşırdım ve yazısının bir bölümünü paylaşmaya karar verdim. Gerçekten şaşırtacak tespitlerde bulunuyor Akinan:

"Nazım Hikmet bu şiirini elbette sonrasına dair yazdı...   Yarına... Ergenekon'da dünkü dalgadan sonra artık gülümsemeye başladım. Öncelikle şu bilgiyi paylaşayım sizinle...
Cemaat büyük bir sıkıntıda. ABD ve Almanya'da art arda önemli gelişmeler bekleyin. Ulaştıkları güç ve bu gücün yarattığı 'sarhoşluk' iki şeyi açığa çıkardı. İlki hoşgörüsüzlükleri... Prof. Binnaz Toprak'a saldırıları bile tek başına bu hoşgörüsüzlüklerinin göstergesidir. Kendilerini eleştirenleri artık açıkça tehdit eden bir saldırganlığa savrulmaya başladılar. İkincisi ise etki alanlarının onlara terk edilemeyecek kadar büyük olduğu gerçeği... Aslında bu iki olgu birleşti ve birileri onların gerçekten 'takiyye' yaptıklarını fark etti. Cemaat, Erdoğan ve TSK'yı hedefe aldı. ABD ise cemaati hedef tahtasına koydu. Türkiye'yi gözünü kırpmadan çatışmaya sürükleyecek bu zihniyet, güç aldığını sandığı yapı tarafından tasfiye edilecek.Bu bir hissiyat değil. Bilgi.

Yalnız bu çok hızlı ve yumuşak olmayacak. Bugün 'saldırıyı yürüten taraf', yarın 'saldırıya uğrayan taraflar' için hasımdır. Yalnız dikkat edilmesi gereken şey şu... Mart sonrası çok ciddi bir milliyetçi kabarma olacaktır. Bu kabarma şayet artık kaçınılmaz olan ekonomik çöküşün sosyal patlamaya dönüştüğü sürece denk gelirse zincirleme bir reaksiyondan çekiniyorum. Esnafın, işçinin, köylünün sokakta olduğu... Türkiye'nin ayakta olduğu bir süreçte PKK art arda karakol basmaya başlarsa ne olur? Aynı tarihlerde sözde Ermeni Soykırımı tasarısı Amerikan Kongresi'nde kabul edilirse? Bu dalga neye dönüşür? Bu dalganın yıkıcı etkisini ne durdurur? Bu yıkıcı etkiyi frenliyecek pek bir şey yoktur. Ama durduracak tek bir şey vardır. O zaman bir mahalle toptan tasfiye olur. Ergenekon adı altında bugün Türkiye'de zulüm yapanı gerçekten çok acı bir son bekliyor. Veballeri büyük. Liberal aydın tayfasının halini ise hiç düşünmek bile istemiyorum."

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.