Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

28 tane "medya" etiketli yazı bulundu (sayfa 2)"medya" tagli diger ogeler resimler , videolar

Prof. Yalçın Küçük, Bu Gece Teke Tek'te..

Yalçın Küçük1 Prof. Yalçın Küçük, hemen her alanda kendinden söz ettiren ciddi bir isim. Politik, edebi veya bilimsel çalışmaları pek çok kişinin ve özellikle de ordu mensubu insanların ilgisini çekiyor. Fikirleri, bu ülkenin en etkin isimlerince tartışılıyor ve yorumlanıyor.

Son zamanlarda yaptığı çalışmalarla ulusalcı kitlelerin ufkunu açtı Yalçın Küçük, pek çok platformda bir sosyalist olmasına karşsın ulusalcılğı ve hatta Türk milliyetçiliğini savundu. Birileri bundan çok rahatsız olmuş olacak ki, Yalçın Küçük'ün geçmişine dair arştırmalar yapılmaya ve Yalçın Küçük yıpratılmaya başladı. Samanyolu Televizyonu'nun öncülük ettiği ve malum çevrenin ilgilendiği bu gelişmeler sonrasında pek çok okuyucum bana Yalçın Küçük'ü sormaya başladı. Burada onun adına cevap vermem, elbette hoş olmayacaktır. Bu sebepten, cevap arayan okurlarım bu gece 23:30'da Kanal 1 ekranlarında yayınlanacak olan Fatih Altaylı ile Teke Tek programını izleyebilirler. Programda Sayın Küçük'e bu soruların da yöneltileceğini ve uygun şekilde cevaplandırılacağını sanıyorum..

Not: Programda Prof. Yalçın Küçük'le birlikte Yeni Şafak yazarı Fikri Akyüz de konuk olacakmış. Bu Fikri Akyüz de kim oluyor da Prof. Yalçın Küçük'ün karşısına çıkartılıyor? Fikri Akyüz'ün boyu kadar kitabı var Yalçın Küçük'ün.. Fatih Altaylı ya sadece Yalçın Küçük'ü konuk etseydi ya da karşısına illa birilerini oturtacaksa Yalçın Küçük kalitesinde bir adam bulsaydı..

Serdar Akinan'a Bi Haller Olmuş?

Serdar Akinan Akşam gazetesinin sevilen yazarı, SKY Türk'ün genel yayın yönetmeni Serdar Akinan.. En son Nihat Genç ile yaptığı Ne Var Ne Yok adlı yorum programı ve Kan Uykusu adlı çalışmasıyla kendinen bolca söz ettirdi. Televizyon programlarına, fomat değişiklikleri de olsa SKY Türk ekranlarında hala devam ediyor.

Kendisi, düzenli olarak takip ettiğim ve düşüncelerini ciddiye aldığım bir isim. Zaman, onu ciddiye almam gerektiğini gösterdi. Akşam gazetesini elime alır almaz, ilk olarak o gün onun da yazıp yazmadığına bakıyorum. Yazdıysa, gazeteyi okumaya onun köşesinden başlıyorum. Bugüne kendisiyle hemen hemen hep aynı tarafta hissettim kendimi, fikirlerini ve teorilerini genellikle mantıklı ve geçerli gördüm. Herşey böyle devam ederken, Serdar Akinan Akşam'daki köşesine "Elimdeki belge ve bilgileri değerlendirmek, yenilerini edinmek ve doğru tespitler için çalışmak" benzeri bir amaçla ara verdi. Bu sebepten uzunca bir süre, yaklaşık olarak bir ay, okuyamadım Serdar Akinan'ı..

Sonra birgün Akinan'ın yazmaya tekrar başladığını öğrendim ve haliyle Akşam almaya yeniden başladım. Yalnız bu sefer bir gariplik vardı, Serdar Akinan eski Serdar Akinan değildi. AKP noktasındaki tahlilleri geçmişe nazaran çok farklılaşmış, Recep Tayyip Erdoğan'ı en milliyetçi parti başkanı olarak lanse etmeye başlamıştı. Şaşırdım, aslında şaşkınlığım hala sürüyor. Serdar Akinan acaba o bir aylık sürede neler gördü de böylesine bir değişim içerisine girdi, merak ediyorum. Umarım birgün bunu açıklar ve ben de bu meraktan kurtulurum..

Gündem Mühendisliği..

medya Türkçe'ye bir armağan benden; Gündem Mühendisliği! Sanırım ilk ben kullanıyorum bu tamlamayı, bu sebepten açıklaması da bana düşüyor..

Bugüne kadar pek çok kez duyduk toplum mühendislerini, topluma yön verme çabasındaki insanları. Bugün ise toplum mühendislerinin yerini gündem mühendisleri alıyor, en azından sayısal olarak artış gösteriyor gündem mühendisleri. Gündem yaratıyorlar; istediklerini yazdırıp, istediklerini konuşturuyorlar.. Bunu böyle yazacaksın ya da bu konuda böyle konuşacaksın demiyorlar ama yazılacak veya konuşulacak konuları kendileri belirliyorlar..

Tüm bunları direkt olarak yapmıyor, dolaylı olarak gündemi istedikleri sulara çekiyorlar. Medya içinde de varlar ama sadece belirli bir çevrede etkinler. Durup bir düşününce gündem mühendislerinin varlığını görmek çok da zor değil.. Sadece düşünmek gerekiyor, geride kalan günleri, ayları, yılları.. Türkiye'de en son ne zaman bir icraat yapıldığını hatırlıyor musunuz? Türkiye'de en son ne zaman taş üstüne taş konulduğunu hatırlıyor musunuz? Türkiye'de yaklaşık bir iki yıldan beri en ufak bir icraat yok, sadece sunni gündemler var. İlk olarak Cumhurbaşkanlığı seçimi tüm gündemimizi oluşturdu, ardından türbanlı öğrencilerin üniversitelere sokulma çabaları, ardından AKP'nin kapatılması hakkındaki dava ve şimdi de Ergenekon..

Bu liste böyle uzayıp gidecek, çünkü bundan hükümetler de muhalifler de kendince kazanımlar elde ediyor. Atalarımız lafla peynir gemisinin yürümeyeceğini iddia etseler de bugün lafla bırakın peynir gemisini koca bir Türkiye yürütülüyor.. Halk kendi sorunlarından yabancılaşmış ve başkalarının dertleriyle gerilmekte, işte bu bir mühendislik harikası.. Batının mühendisleri uzaya beş on astronot çıkmakla övüne dursun, bizim mühendislerimiz koca bir yetmiş milyonu bulutların üzerine, hayaller dünyasına çıkartıyor?! Başarı mıdır bu? Başarıdır elbet, adamlar işini tam yapıyor..

TRT Kürtçe Yayına Başlar: TRT Kürdi

TRT Logo TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT'nin bir kanalının sadece Kürtçe ve Farsça yayınlara ayrılması ile ilgili çalışmaların başladığını açıklamış. Hal böyle olunca da yurdum insanı konu hakkında tartışmalar yapmaya, teoriler üretmeye başlamış. Ağırlık kazanan iki görüş var; birisi bunun AB'ye verilen tavizlerden birisi olduğunu, bir diğeri de bunun kardeşliğe yapılmış bir katkı olduğunu savunuyor..

TRT'nin Kürtçe yayın yapmasını ben biraz Diyanet İşleri Başkanlığı'na benzetiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı, halk dinini başkalarından öğrenip de rejim muhalifi olmasın amacıyla var. TRT'nin Kürtçe yayınları da bu amaç doğrultusunda yapılacak, Kürtler birşeyleri başkalarından öğrenmeyip de rejim muhalifi olmasınlar diye.. Bu oldukça yerinde bir karar, çünkü Kürtlerin ROJ ve benzeri ideolojik yayınların dışında pek de alternatifleri yok. Bu noktada yapılan çalışma bir alternatif olacaktır.

Konu hakkında göz önüne alınması gereken birşey de nasıl (Kürtçe) konuşulacağından ziyade nelerin konuşulacağı olmalı. ROJ TV ve benzerlerinin programlarıyla rekabet edecek programlar yapılmalı. Bu noktada resmi bir kanal, resmi söylemleri olan bir kanalın çerçevesi çok da geniş olamayacak. Diyorum ki Türkiye tarafında, özel bir kanal çok daha başarılı olabilir..

Yön Değişikliğinin İtirafı..

Teke Tek Fatih Altaylı geçtiğimiz Cuma günü Fatih Altaylı ile Teke Tek adlı blogunda "Yön Değişikliğinin İtirafı.." başlıklı kısa bir yazı kaleme almış:

5 yıl önce, Brüksel’de hepimiz Başbakan Erdoğan’a destek verirken Türkiye’nin yönü Avrupa Birliği idi. Oraya girecek, onlardan olacak, onların kriterleri ile yaşayacaktık. Başbakan Erdoğan öyle diyordu. Dün ise aynı Başbakan Erdoğan, Arap yatırımcılara seslenirken “Aynı yöne bakıyoruz, aynı yöne gidiyoruz” dedi. Bu bir yön değişikliğinin, bir bakış değişikliğinin açık, somut, net itirafıdır. 5 yıl önce Batı’ya bakarken, bugün artık Güneydoğumuza baktığımızın en yetkili ağızdan söylenmesidir.

Sayın Altaylı, AKP'nin yön değişikliğinin itirafını yapan Başbakan Tayyip Erdoğan'dan bahsediyor. Kendisi de farkında olmadan basının değişen yönünü itiraf etmiş yazısında. Bugün gelinen noktada AKP, Arap coğrafyasına bakarken; medyanın ağır topları hala Avrupa'ya bakıyor.. Medya artık Avrupa yönünde bir AKP görmediği için, iç politikada AKP'ye bakan yönünü değiştiriyor.. Medya, günümüz noktasında ne AKP'ye ne de AKP'nin Arap coğrafyasına bakıyor.. Bu farklı bakış açısı da güncel politiğimizi oluşturuyor, AKP'yi de tamir olunmayacak derecede yıpratıyor.. Medya, Avrupa'ya birlikte bakacak güçlü bir partner arıyor. AKP dışında bir partner..

AKP Dükkanı Kapatıyor..

Recep Tayyip Erdoğan Bugün, bunu sadece ben söylemiyorum; her gün okuduğumuz gazeteler, her gün izlediğimiz televizyon programlarında haykırılıyor. Bu bir gerçek. Evet, AKP dükkanı kapatıyor.. Bunu o ünlü köşe yazarları yazmadan, o çok izlenen programlar yayınlamadan tam üç ay önce "Ve Ufukta Belirir: Bir Devrin Sonu!" başlıklı yazımda sizlerle paylaşmıştım..

Bugün gelinen noktada kendimden çok daha emin bir şekilde söylüyorum: Artık AKP bitmiştir. AKP'yi halk bitirmiştir. Daha doğrusu AKP halkın gözünde kendisini bitirmiştir. Bunu nasıl mı görüyorum? Bunu şuradan görüyorum: İktidarının en güçlü zamanlarında muhalafet yayınlarına gülüp geçen, halkın bu muhalif yayınları ciddiye almayacağını düşünen AKP bugün o kadar soğuk kanlı davranamıyor. ATV'yi devşiriyor, Sabah'ı devşiriyor, Kanal Türk'ü devşiriyor; muhalif isimleri birer birer susturuyor: Yalçın Küçük susturuluyor, Nihat Genç susturuluyor, Banu Avar Susturuluyor, Erhan Göksel susturuluyor.. Tüm bunları yapıyor, çünkü AKP, halkın artık kendisine olan inancının sarısıldığını biliyor. AKP'ye inanmayan halk ise muhaliflere inanıyor..

Tarih de beni haklı çıkartıyor; çünkü tarihte güç kaybeden her iktidar muhalefete savaş açıyor.

Bir Hürriyet Klasiği: "Kene mi Mangal mı?"

Kene 26 Mayıs 2008'de "Osman Durmuş Hiç Durmuyor" başlıklı yazımda kene vakasının abartıldığını; bu işin de ulusal ve uluslararası ilaç pazarlamacıları tarafından desteklendiğini yazmış ve şunları eklemiştim: "Durmuş, Türkiye'de 72 milyon insanın yaşadığını ve kene tarafından ısırılan insan sayısının sadece 250, kene ısırığı nedeniyle yaşanan ölüm sayısının ise 30-35 civarında olduğunu söylemiş. Kopartılan yaygaranın da küresel sermaye tarafından yaratıldığını, küresel sermayenin bu yaygara sonucu 1 milyar YTL ilaç sattığını da sözlerine eklemiş Sayın Durmuş.. Açıklaması üzerine fazla bir yorum yapmaya gerek yok; matematik, akıl ve fikir Osman Durmuş'u fazlasıyla haklı çıkartıyor.. "

Bugün gelinen noktda Hürriyet'in internet yayınında yer alan "Kene mi Mangal Mı?" başlıklı haber beni ve Sayın Durmuş'u fazlasıyla haklı çıkartıyor. Hürriyet, kene vakasını kendi deyimiyle; tele-kulak'tan, ekonomiden ve Euro 2008'den daha da önemsiyor? Nedeni ise çok açık, Divex İç ve Dış Ticaret firması yeni ithal ettiği tanesi 10 YTL olan bir ilacın reklamını yaptırtıyor. Haberin tamamı ve kene korkusu, nihayetinde bu firmanın getirdiği ilaçla sonlandırılıyor.

Bu ne haber mantığına ne de gazeteciliğe sığar! İnsanları öncesinde korkutup, sonrasında da hayali korkularına çözümler bulmak ve bu çözümleri satmak veya gizlice reklam etmek ayıptır. Bu haberi Hürriyet'e hiç ama hiç yakıştıramadım! Türkiye'de yazılı basının amiral gemisi saydığımız Hürriyet, biraz olsun tarihi bir misyonu da yerine getirdiğinin bilincinde olmalı ve buna göre hareket etmeli. Böylesine kaba gizlenmeye çalışılan reklamlar, böylesine meçhul pazarlama teknikleri ne Türkiye'ye ne de Hürriyet'e yakışır.

Kanal Türk'ün Satışı ve Bir Çok Şey..

Kanal Türk Kanal Türk'ün büyük bir mali sıkıntının içerisinde olduğunu Tuncay Özkan, hemen her ortamda dile getiriyordu. Bugün gelinen noktada görünüyor ki bu mali sıkıntı, bir mali çıkmaz halini almış. Bu mali çıkmaz sebebiyle Kanal Türk pek de yakın olmadığı isimlerin eline geçti. Kanal Türk'te program da yapan gazeteci Mine Kırıkkanat bu durumu odatv.com'a şöyle açıklamış: "Bu Kanal Türk'ü susturmak isteyen AKP'nin bir zaferidir. Yani kanalı kapatmak ve kanalı yayından engellemek için her türlü şeyi yaptılar. Kanunsuz yollardan bile yaptılar. Dolayısıyla evet yani Kanaltürk'ü bitirmek istediler ve bitirdiler."

Sayın Kırıkkanat herşeyi bir güzel özetliyor. Evet, Kanal Türk bitirilmek istendi ve bitirildi. Medyada yaşanan tüm bu değişimler, birer susturma operasyonundan ibaret. İktidar, muhalefeti paranın gücünü kullanarak susturmaktadır. Ne ATV ne Sabah ne de şimdi ele geçirilen Kanal Türk, maddi çıkarlar uğruna alınmamıştır. Her üç yayın organı da susturulmak için alınmıştır. Bunu nasıl mı iddia ediyorum? Sadece karşımdaki ATV ve Sabah'ın manzarasını izliyorum. Sabah'ın tirajı sadece 5 ayda 93.000 düştü. ATV büyük reyting kayıplarına uğradı, küçüldü, küçülüyor.. Yarın Kanal Türk de izlenmeyecek, bir bakıma alanın elinde kalacak.. Hepsi zararlı alımlar, getirisi olmayacak alımlar. Ama hepsi siyasi güç demek, hepsi muhaleseftsiz, dikensiz bir gül bahçesi demek.. Kapitalist dünyada herşeyin bir bedeli var, muhalefetsizliğin de, bir devleti parayla kalıptan kalıba sokmanın da.. Bazen düşünüyor da insan, ne kötü şey şu para?!

Hürriyet Dolu 60 Yıl..

Hurriyet-20010126 Bugün, basınımızın amiral gemisi Hürriyet'in 60. yılını kutluyoruz. 60 yıl az bir süre değil, özellikle gelişmekte olan ve bir o tarafa bir bu tarafa çekilmeye çalışılan bir ülke için. Türkiye'de herşey o kadar değişken ve belirsiz ki 60 yıl yayın yapmak, inanın, çok zor. Anayasanın bile bir Avrupa ülkesindeki yangın talimatına kıyasla çok daha kolay değiştirilebildiği bir ülkede 60 yıl yayın yapan bir gazeteyi satırlarıma taşımadan edemedim..

Hoş Hürriyet de kurulduğu günden bugüne çok da başı dik yayınlar yapmamıştır, belki de 60. yılını da buna borçludur. Dönemimin adamlığını yaptığı da, patronlarına siyasal bir araç olduğu da doğrudur. Tüm bunlara rağmen, Hürriyet; Türk basını denildiği vakit akla gelen ilk gazetedir. Kurulduğu günde pek ciddiye alınmamış ve hatta bir geleceği olmadığı düşünülmüşse de, bol fotoğrafları ve az yazılarıyla Türk halkının ilgisini çekmeyi başarmıştır.

Bugün gazetenizi alırken yanında bir de Hürriyet almayı unutmayın, derim. Özellikle 60. yılında arşivlenmesi gereken bir yayın bugünkü Hürriyet. Ayrıca ekleri de bir o kadar güzel ve derin; eklerin arasındaki ilk el işi Hürriyet ise tam anlamıyla arşivlik..

Medya'nın Devşirilmesi: Almanya ve Türkiye..

Hitler1 Yeni Harman dergisi, yine dolu dolu bir sayıyla karşımıza çıkmış. Son sayısında Özgür Atak'ın "Hitler'in Ayak Sesleri Gelirken Alman Medyası" başlıklı yazısı ise özellikle dikkate değer. Atak, yazısında Hitler'in medya ile olan ilişkisini çok güzel ortaya koyuyor: "Bu emin adımlarla yapılan yürüyüşte gayri resmi araçlar da kullanılır. Medya, her açıdan bu araçların en önemlisidir. Medya bu önemi nedeniyle, büyük sermayedarlar tarafında işletilen bir araçken, sermayedarların yakın durmayı tercih ettikleri siyasi yapının da bir anda sözcüsü, seslenme aracı haline gelirler. Üstelik en can sıkıcı yanı da bütün bu "sahibinin sesi" rolünü tarafsızlık iddiasıyla yaparlar. Giderek, iktidarın gücüyle de orantılı olarak, birer propaganda aygıtına dönüşen medya organları hükümetin siyasi ve ekonomik emelleri doğrultusunda onu sürekli destekleyci ve bir tek görüş doğrultusunda halkı sürekli yönlendirici görevini üstlenirler. / Almanya'da iktidara gelen Nazi Partisi uygulamaya koyduğu yasayla politik icraatlarına son sürat devam ederken sahip olduğu, topluma seslenme araçlarının dışında daha genel propaganda mekanizmalarına ihtiyaç duydu. Bu süreçte Alman medyasının tamamına yakını son derece kısa bir sürede, tiraj dikkate alınarak %96'sı (Larousse / II. Dünya Savaşı Ansiklopedisi), hükümetin dümen suyuna giriverdi."

Bugün Türkiye'de yaşanan durum bana biraz olsun Almanya'yı hatırlatıyor. Bunu da garipsemiyorum, medya neredeyse tüm dünyada bu noktada. Yerel olsun, ulusal olsun ve hatta uluslar arası olsun her medya organı maalesef birilerinin adamı konumundan öteye ekseriyetle geçememekte. Bu günümüz demokrasiylerinin en önemli sorunlarından bir tanesi. Bu sorun özellikle bizim gibi, demokrasiyle yeni yeni aşina olan yapılar için hayati bir öneme sahip! Bunu aşmamız gerekmekte, aksi halde Almanya'nın o utanç tarihi bizim topraklarımızda da tekerrür edebilir?!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.