| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

21 "mhp" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"mhp" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Barack Obama Dönemi ABD Politikaları Çerçevesinde Türkiye

BarackObama 2009 başında "ABD'de Barack Obama Dönemi" başlıklı yazımda "Herkes birşeylerin değişeceğine, en azından birşeylerin değişmesi gerektiğine inanıyor" demiş ve yazının sonlarına doğru şu uyarıda bulunmuştum: "Devletlerin dış politikaları süreklilik arz ediyorlar. Bir devletin dış politikası, başkanlar veya iktidarlar değişse de kolay kolay değişmiyor, değiştirilemiyor. Bu noktada ben Barac Obama'dan pek de ümitli değilim."

Bugün gelinen nokada ABD'nin amacının değiştiğini söylemek zor. Peki, değişen hiçbir şey yok mu? Elbette var, ABD amaca giden yolda kullandığı araçları değiştiriyor, değiştirdi. Bush döneminde ABD'nin söylemi içerisinde İran'ı vurmak, Kürdistan'ı kurmak, Türkiye'yi laik düzeninden kopararak federatif yapıda ılımlı İslam devletine dönüştürmek var iken bugün bunları görmüyoruz. En azından Türkiye özelinde ABD'nin amaçlarını olmasa da araçlarını değiştirdiğini gözlemliyoruz.

Barack Obama'nın Türkiye ziyareti sırasında Atatürk'e ve laik düzene sık sık vurgu yapması, Mısır'da ise İslam dünyasına dönük söylemler içerisine girmesini iyi değerlendirmek gerekiyor. ABD artık laik ve yüzü Batı'ya dönük bir Türkiye'ye saygı gösteriyor ya da bu düzeni kolayca değiştiremeyeceğinin farkına varıyor. Bu Türkiye ve Türk insanı açısından mutluluk verici bir durum, artık muasır medeniyet yolunda ABD gibi büyük bir engel yok karşımızda..

Bu çerçeve içerisinde olayı değerlendirecek olursak, Türkiye'de siyasallaşan İslami partilerin işi biraz zor görünüyor. Özellikle de Deniz Feneri Davası gibi esaslı bir dava da gündemdeyken.. Türkiye'de ABD'nin değişen dış politikasıyla birlikte çeşitli değişimler yaşanacağını düşünüyorum. Bu değişimden iktidarın da etkileneceği muhakkak..

AKP'nin 29 Mart'ta İşi Zor..

Seçim Sandığı Evet, zor: en azından yerel seçimlerde AKP'nin işi zor. Gözlerimin önünde bir gerçek var, AKP rahatlıkla birinci parti olacak; bunu görebiliyorum. Yalnız AKP'nin koyduğu %50 hedefinin gerçekleşmesi çok zor görünüyor. Hatta AKP'nin yerel seçimlerde oy oranının önceki seçimden düşük olabileceğini düşünüyorum. Bundan tam bir ay öncesinde, ekonomik kriz böylesine büyümemişken de yazmıştım: "AKP yerel seçim hazırlıklarını beklediğim performansla sürdürmüyor ya da sürdüremiyor. Örneğin Adana'da Aytaç Durak gibi bir ismi kaybetti. Bursa'da ise Hikmet Şahin'in kaybedildiğini düşünüyorum. Diğer illerdeki performansını tam olarak analiz edecek durumda değilim ama en azından Türkiye'nin ilk beş şehrinden ikisinde hatalar yaptığını söyleyebilirim.."

Bugün gelinen noktada, çok daha emin olarak yazıyorum: "AKP yerel seçim hazırlıklarını beklediğim performansla sürdürmüyor ya da sürdüremiyor." Bu noktada oy kaybı kaçınılmaz olacak. Zamanla (beklenmedik bir olay olmadığı takdirde) kamuoyu araştırmaları ve sonrasında seçim de beni haklı çıkartacaktır. Ki, bugün yapılan açıklamalar bile bunu gözler önüne sermekte. Örneğin, 22 Temmuz 2007 Genel Seçiminin sonuçları öncesinden tahmin eden Adil Gür gibi bir isim şunları söylüyor: "Önümüzdeki iki hafta içinde ekonomide çok önemli bir iyileşme olmadığı takdirde AK Parti bu seçimde elindeki belediyeleri de kaybedebilir. Antalya, Gaziantep, Uşak, Afyon, Erzurum, Adana, Malatya AK parti'nin 29 Mart'taki seçimlerde kaybedebileceği belediyelere sadece birkaç örnek. AK Parti belki bu yerel seçimde 22 Temmuz 2007 genel seçimlerine göre üç, beş puan oy yitirecek ama seçmenin AK Parti'nin karşısında birleşmesi yüzünden elindeki belediyelerin yüzde 15-20 sini kaybedecek."

Canan Arıtman ve Ermeni Olmak ya da Olmamak

Canan Arıtman Birçok aydın ve gazetecinin altına imza attıkları özür diliyorum kampanyası, gündemdeki yerini hala tüm sıcaklığıyla koruyor. Pek tabi, değişerek ve genişleyerek. CHP milletvekili Canan Arıtman, olayı çok farklı bir boyuta taşıyarak; Abdullah Gül'ün kampanyaya sıcak baktığını ve bunun altında Abdullah Gül'ün Ermeni bir aileden geldiği gerçeği yattığını iddia etti. Abdullah Gül ise bu iddayı tepkiyle karşıladı ve aile geçmişini ortaya koyarak saf bir Türk ve Müslüman olduğunu ortaya koymaya çalıştı.

Gelinen noktada birileri Abdullah Gül'ün kökenini araştıra ve tartışa dursun ben bu konulara girmeyeceğim. Çünkü, herşeyden önce böyle bir tartışmaya girmek, böyle bir tartışmanın içinde yer almak abestir. İnsanların ailelerinin kökeni sadece ama sadece o insanları ilgilendirir. Bu noktada Abdullah Gül'ün Ermeni Olması ya da olmaması beni ilgilendirmemektedir.

Ama burası Türkiye ve Türkiye'de Ermeni kökenli olmak hala utanılacak birşeymiş gibi sunuluyor ve sanılıyor. Oysaki bu ülkede ırkçı bir ayrım söz konusu olmamlı, bu ayrım öncelikle insanların beyinlerinden silinmeli. Bu noktada, Abdullah Gül'ün Ermeni olmadığını açıklayış şekli de beni oldukça üzdü. Abdullah Gül sanki Ermeni olmak bir suçmuş da o bu suçu işlememiş olduğunu kanıtlamaya çalışıyormuş izlenimi verdi. Oysa Cumhurbaşkanına yakışacak olan tüm bu açıklamalarının yanında, en azından bir dipnot olarak Ermeni olmanın Cumhurbaşkanı olmak için bir engel olmadığını da açıklamaktı. Bence, bu açıklamayı yapmayan Abdullah Gül'ün, Canan Arıtman'dan düşünce yapısı olarak çok da büyük bir farkı yok. Her ikisi de bir Ermeninin Cumhurbaşkanı olmayacağı noktasında hemfikir görünüyorlar.

Türkiye Solu ve Ütopya

Cumhuriyet Mitingi Thomas Moore'un başyapıtı, Ütopya'ya tekrar göz gezdirdim. (Daha öncesinde Siyaset Bilimi'nde zorunlu olarak okutulmuştu.) Kitaptan yeni yeni şeyler kaptım, bu noktada Türkiye üzerine de saptamalar yapma imkanı da buldum. Kitapta da öylesine saptamalar var ki, Türkiye'nin güncel politiğinde bu saptamaları sınayabiliyoruz..

Örneğin, kitabın sonlarına doğru Moore şu saptamayı yapıyor: "Zenginlik ve özgürlük devlete başkaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz." Bu saptmayı aklımızın bir kenarında tutup Türkiye'nin politik dağılımına bakalım. Bizde sol kültür, en azından CHP, orta ve üst sınıfta bulunan seçmene dayanıyor. Türkiye'de birşeylerin değişimesini ağzı açlıktan kokan on milyonlarlar değil, refah içinde yaşayan beş on milyon insan istiyor.

Bu noktada AKP ve CHP'nin seçmenlerine bakmak çok açıklayıcı olur inancındayım. CHP sol ve eşitlikten yana bir gelenekten gelmesine rağmen kentlerin en varlıklı mahallelerinden oy toplarken, AKP varoşlardan oy topluyor. Garip gelebilir ama gerçek. Moore bunu yıllar yıllar öncesinden görebilmiş, zaten Ütopya'sını değerli kılan da bu değil mi?

Dinler Arası Diyalog

İnançların kişiye özgü olması ve inançlar noktasında yapacağım saptamaların kırıcı olabileceğinden ötürü mümkün olduğunca bu konularda yazmamaya dikkat ediyorum. Bunun yanı sıra hemen hemen hiçbir yazımda herhangi bir dinin kutsal kitabından aktarımlar da yapmıyorum. Örneğin Kur'an-ı Kerim'den yapacağım bir alıntının Hıristiyan bir okur tarafından ciddiye alınmaması ya da tam tersinin yaşanması olasılığı her zaman muhtemel.

Tüm bunlara karşın, bugün yazmama sebep olan mevzu hakkında Kur'an-ı Kerim'den aktarımlar yapacağım. Dinler arası diyalog adı altında yürütülen faaliyetlerin İslam'la ne kadar çeliştiğini ayetler aracılığıyla sizlere anlatmaya çalışacağım. Yahudi örgütlerinden yüksek başarı ve hizmet ödülleri alan ve "Müslüman" kimliği üzerinden bir yerlere gelmiş isimlerin İslam'dan ne kadar uzak olduğunu umarım bu ayetler çarpıcı şekilde gösterirler:

Bakara, 120; Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'tan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.

Ali İmran, 28; Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'tan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihayet gidiş Allah'adır.

Maide, 51; Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

Sanırım ayetler her şeyi net olarak ortaya koyuyor. İslam için bir şeyler yapıyor görünerek İslam'a rağmen bir şeyler yapmak ne kadar Müslümanlık oluyor, birilerinin bunu ciddi ciddi düşünmeleri gerekiyor artık..

Solcu var, Solcu var..

Sola Dönülmez OdaTv'de "Çelebi Efendi" köşesinden güzel bir saptama geldi. Çelebi Efendi döneklikten yalama olmuş sahtekar beyinler için diyor ki: "Bir zamanlar sosyalistti. Sovyetler dağılınca kendini karşı tarafa attı. Şimdi artık küresel sermayenin sevgili dostu. Büyük Ortadoğu Projesinin yılmaz bekçisi. Ama adı hala 'solcu'! Bence onun adı siyasi yelpazeye göre açıklanamaz, ahlak kurallarıyla açıklanabilir. Onun adı: Sahtekar!"

Bu tür sahtekarlar ne yazık ki sağda da solda da fazlasıyla mevcut. Dönmekten yalama olmuş bu beyinler yüzünden, bugün Türkiye'de politika sahtekarlıkla eş anlamlı durumlara düştü. Bu noktada iş yine bize düşüyor, bu insanların samimi mi yoksa birer sahtekar mı olduğunu fark etmenin ve hatta artık sahtekar solcu ve sağcıları teşhir etmenin zamanı geldi de geçiyor..

AKP, 5.5 Yılda Yaklaşık 6 Milyon Ton Kömür Dağıttı! Yok Yaa..

Kömür "Ne var şimdi bunda" mı diyorsunuz? Ya da "Vay be devletin parasıyla utanmadan oy toplamışlar" mı? Siz ne diyorsunuz bilmiyorum ama MHP'li iki milletvekili bu kömür dağıtım işini "yanlış" bulmuş olacaklar ki meclise Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in cevaplandırması talebiyle bir soru önergesi sunmuşlar. Sorukları soru, özetle şu: AKP halka ne kadar kömür dağıttı?

Hilmi Güler, yaptıklarının bir hizmet olduğuna inandığından olsa gerek büyük bir mutlulukla cevaplamış MHP'li iki vekilin soru önergesini: Evet, 5.5 yılda yaklaşık 6 milyon ton kömür dağıttık. Bunun değeri de 1 milyar 86 milyon 958 bin YTL'dir, demiş. Ben olsam, ben de bir hizmet yaptığım inancıyla bu açıklamayı yapardım. Ne de olsa kullanılan kaynak, bana emanet edilmiş olan devletin kaynağı. Kaynağı kanalize ettiğim yön ise vatandaş. Bunda, garipsenecek herhangi birşey yok. Vergilerin halka; yol, su, elektrik olarak olmasa da kömür olarak dönemesinden ibaret bu süreç..

İşte bu noktada AKP'yi eleştirenleri anlamıyorum. Tamam, belki etik değil ama oyunun kuralı böyle.. Halk üç kuruşluk kömür, beş kuruşluk erzak paketi istiyor; gerisini önemsemiyor. Bu istediklerini kim halka verirse, halk onun yanında oluyor. AKP sadece devletin kaynaklarını da kullanmıyor, yeşil sermayeyi de bu tür sosyal yardımlara kanalize ediyor. Şehirleri mahalle mahalle ele alıyorlar. CHP Ankara sınırlarını aşamazken, onlar en kıyıda köşede kalmış şehirlerin mahallelerinde çalışıyorlar.

Fakir aileleri saptıyorlar, erzak yardımları yapıyorlar, zeki çocuklarını dersanelerinde üniversiteye hazırlıyorlar, sonrasında kendi sermaye gruplarında işveriyorlar. Hayatın içine giriyorlar, her yerlerde yurtları, dersaneleri var. Peki ya CHP, MHP ne yapıyor? Hayatın içinde ne kadar görebiliyoruz onları?

Bugün Türkiye'de AKP baskınsa, bunu sadece dış güçlere bağlamak kolaycılık olur. Bugün Türkiye'de AKP baskındır, çünkü çalışmıştır.. Çok rahat çalışmalar yürütmüştür çünkü meydanı boş bulmuştur. Bugün de meydan boştur. Meydanı boş bırakan muhalefet, Türkiye'yi altın tepside AKP'ye sunmuştur. Bu sebepten kimse AKP'yi suçlamasın, suçlu olan kömür dağıtan AKP değil, kömür dağıtmayan CHP' ve diğer partilerdir..

AKP Artık Sistem Partisidir, CHP ve Diğerleri Marjinalleşmiştir..

erdogan-gül Türkiye'nin şu son bir ayda yaşadıkları bir gerçeği gözler önüne serdi. Günümüz itibariyle AKP artık bir ve şu andaki tek sistem partisidir. Bunu yaşanan süreçte görememek için kör olmak gerekiyor. AKP'ye yakınlığıyla bilinen cemaat lideri Fetullah Gülen'in yüksek mahkemece beraat ettirilmesi, Ergenekon soruşturması kapsamında ulusalcı üst düzey askerlerin teröristlerin sorgulandığı bir binada sorguya çekilmesi ve tutuklanması, AKP'nin kapatılacağına herkes kanaat getirmişken AKP'nin kapatılmamış olması, YAŞ kararlarında "her nedense" 12 yıl aradan sonra bir tek ihraç yaşanmaması bunun en belirgin göstergeleri..

Bugün itibariyle AKP bir sistem partisidir. Bu noktada AKP'nin sisteme uyguğunu sanmıyorum, göstergeler sistemin AKP'ye uyduğunu; daha açık bir tabirle sistemin merkezinde AKP lehine bir oynama olduğunu gösteriyor. Sistem, merkezini yeniden belirlemiştir. Ve bu merkez içerisinde eski sistemin ögelerine yer verilmemiştir. Atatürkçü Düşünce Derneği ve eski sistemin parçalarını oluşturan benzeri kuruluşlar yeni sistem içerisinde marjinal kılınmışlardır. Gelinen noktada en marjinal partilerden biri de, acı da olsa CHP olmuştur. Bunu bugün yaşanan TSK-CHP polemiğinde çok iyi görebiliyoruz.

Bu gerçeklerin artık görülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleri geride kalan on yılda baştan aşağı farklı bir yola sokulmuştur. Bu yolun hayırlara mı vesile olacağını zaman gösterecektir..

Bugün Seçim Olsa, Sandıktan Ne Çıkar?

Seçim Sandığı HaberTürk'ün A&G Araştırma Şirketine yaptırdığı anket hayli ilginç sonuçlar vermiş. Türkiye'nin 7 coğrafi bölgesinde, toplam 22 ilde gerçekleştirilen anket Türkiye'nin sandık başındaki nabzını ortaya koymuş. Sonuçlar şöyle; AKP %35,3 ile birinci pari olma konumunu hala koruyor. AKP'yi takip eden reel bir parti olmadığı için ikinci partimiz Kararsızlar Partisi hala: Kararsızlar toplam oran içerisinde %25,9'u oluşturuyor. Kararsızları %13,2 ile CHP takip ediyor. MHP ile DTP ise sırasıyla %10,1 ve %4,6 oy oranına sahip..

Bu oranlar gösteriyor ki, bugün bir seçim olsa meclisteki koltuk sayısında herhangi bir değişiklik olmayacak. AKP hala Türkiye'nin birinci partisi konumunu koruyor, hem de 22 Temmuz'dan bugüne ilk defa bu kadar güçlü olarak.. Bu ise bize bir değerlendirme yapmayı zorunlu kılıyor. Ergenekon ve sonrasında da Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatabilme ihtimali halkı AKP'ye yöneltmemiş. Oysa, maalesef ben de dahil, birçok isim Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatması halinde AKP'nin oylarının artacağını iddia etmiştim. Kapatmazsa da AKP'nin oyları düşer sanıyordum. Yalnız gelinen noktada görüyoruz ki, yok böyle birşey..

Üşenmedim, gittim Genelkurmay'ın E-Muhtırası öncesi ve sonrasındaki kamuoyu araştırmalarını inceledim. E-Muhtıra'dan önce ve sonra AKP oylarında hiçbir büyük değişiklik yok. Yani buradan çıkartacağımız sonuç, ne Anayasa Mahkemesi'nde AKP'nin kapatılması ne de Genelkurmay'ın çıkışları halkın AKP'ye oy vermesini tetiklemiyor. Yok böyle birşey..

21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece, Seçtirmece..

Demokrasiler, kuşkusuz çağımızın en gelişmiş yönetim biçimi olarak görülüyor. Dünyanın hemen her yerinde demokrat olma iddiasında yüzlerce hükümet var. İşin temel felsefesi halkın kendi kendini yönetmesi olarak lanse edildiği için, bu hükümetler için de meşruluk zemini oluşturuyor zaten.

Peki işin ana felsefesinde, teorisinde geçerli olan "halkı kendi kendinin yönetmesi" mevzusu pratikte de geçerli mi? Ben uzun yıllar geçerli olduğunu sanıyordum, fakat bugün gelinen noktada bunun tatlı bir serap olduğunu görebiliyorum. Onlar, her kimlerse artık, bizlere istediğimizi seçme hakkı vermiyorlar. İstediklerini seçip bizim önümüze koyuyorlar, onların istedikleri dışında kimseyi seçme hakkımız da olmuyor. İş bununla da bitmiyor, seçtiklerini öyle bir ayarlıyorlar ki biz onların en fazla istediği kişiyi seçiyoruz: hem de hiç farkında olmadan. Örneğin onlar Ahmet adında bir zatı seçtirmek istiyor, Ahmet'in karşısına da Mehmet ve Hüseyin'i aday gösteriyorlar. Müslüman bir ülkede yaşadığımız ve kültür değerlerimiz belli olduğu için olası tepkilerimizi de göz önüne alarak seçiliyor bu Mehmet'ler ve Hüseyin'ler.. Örneğin Mehmet ateist oluyor, ya da Hüseyin eşcinsel oluyor. Toplum Mehmet ve Hüseyin'in değerleriyle uyuşmadığı için, haliyle Ahmet'i yani seçmek zorunda kalıyor. Ahmet aslında seçilecek bir adam olmasa bile, halkın gözünde "kötünün iyisi" olduğu için seç(tir)iliyor.

Bugün Türkiye'de mevcut hiçbir adaya oy vermeyi düşünmeyen kararsızların oranı en fazla oyu alacağı düşünülen AKP'nin oranından bile fazla. İşte bunun altında yatan sebep de birilerinin oynadığı "kötünün iyisini" seçmece, seçtirmece oyunu..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.