Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

5 tane "milliyetçilik" etiketli yazı bulundu "milliyetçilik" tagli diger ogeler resimler , videolar

Gündüz, Fenerle Milliyetçi Aramak..

Malumunuz bir zat-ı şahane, gündüz vakti elinde fenerle insan aramaya çıkar. Fenerini sokakta gördüğü hemen herkese yöneltir, sokaktaki hemen herkesi dikkatli bir şekilde inceler.. Sonrasında büyük bir hayal kırıklığıyla ve kalan gücüyle haykırır: "Ben canavarlar, ben hayvanlar görüyorum.. İnsan nerede, insanlar nerede?!"

Bugüne kadar gençliğin verdiği saflık ve inançla herkesi olduğu gibi düşündüm. Eğer birisi insanım diyorsa insandı, birisi ben milliyetçiyim diyorsa milliyetçiydi ya da sosyalisttim diyen birisi de sosyalistti benim için. Geçen süre zarfında anladım ki hiçbirşey ve hiçkimse sandığım gibi değilmiş. Ve işin en acısı en az milliyetçi olanlar en fazla milliyetçiyim diyenler, en az sosyalist olanlar ise sosyalizm propagandası yapanlarmış..

Bugün Türkiye'de, düşünüyorum da ne milliyetçimiz kaldı ne de milli bir şuurumuz. Bu toprakların halklarının haklarını savunacak bir tek milliyetçi kalmamış. Milliyetçi sıfatını gasbedip adlarının önüne ekleyenler ise bu vatanı ilk satacak olanlarmış. Bugün gelinen noktada, yurdum insanı sömürgeleştirilip sömürülürken kimse çıtını bile çıkartmıyor. Yurdum insanının canı, kanı pazarlanırken kimse milliyetçi olduğunu söylemesin. Milliyetçi olan, milletini yüksek ve yüksekte görendir!

Ben de bugün sokaklarda gündüz vakti elimde fenerle dolaşıyorum: Milliyetçiyim diyen o çok bilmiş abiler arasında milliyetçi tek bir kişi bulma umuduyla.. Yok ama bulamıyorum.. Şerefsizimiz, satılmışımız çok ama adam gibi milliyetçimiz yok.. Olsaydı bu millet bu hallere düşer miydi?!

Milliyetçilik ve Prof. Erol Güngör

Erol Güngör Şu son zamanlarda, bir yarışma vesilesiyle Prof. Erol Güngör hakkında araştırma yapmaya başladım. Kendisi Türkiye'deki sağ ideologlardan bir tanesi ve belki de yakın tarihimizdeki en entelektüeli. 45 yaşında kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuş ama bu 45 yıllık süreçte de birbirinden önemli eserler vermiş.  Milli kültür ve milliyetçilik üzerine durmuş, her iki kavramı bir bilim adamı gibi açıklamaya çalışmış.. Yakın tarihimize de yönelmiş, bu noktada bazı milliyetçilerin çekinerek birşeylerin üstünü örtmeye çalışması üzerine şunları söylemiş: "Hakikatten kötülük çıkacağını düşünmek için ya sahtekar ya geri zekalı olmak gerekir..."

Hayatı boyunca hakikati ön plana çıkartak için uğraşmış, hiçbir zaman ideolojilerin kıskacına girmek istememiş. Gençlere de bunu öğütlemiş, öncelikle bilgi sahibi, fikir sahibi olunması gerektiğini hemen her ortamda dile getirmiş. Özellikle, zamanın koşullarında yaşanan gençler arası çatışmaları vurgulayarak şunları söylemiş: "Gençler ideoloji yerine fikir sahibi olmayı tercih ederlerse kendilerinden beklenen hizmeti yapabilirler. Cemiyetçi ve partici üniversite gençlerine böyle bir eşkıyalığı hiç de uygun görmeyenler, yumruklu kavga yerine fikir mücadelesini tavsiye ediyorlar. Bunlar kardeş kardeş otursun, fikirlerini münakaşa etsinler, deniliyor. Acaba bu münakaşayı yapacak olan hangi fikirdir, nerededir? Fikir sahibi olan birinsan nasıl olur da karşısındakiyle yumruklaşır? Memleketteki babasına bir sahife doğru Türkçe mektup yazamayan, fakülteye vereceği dilekçeleri başkalarına danışan bu gençler hangi fikrin münakaşasını yapacalar?"

Erol Güngör'ü tanıyınca, günümüzde milliyetçilik adı altında eksik kişiliklerini tatmin eden bir takım öğrenci grupları gözümün önüne geldi. Ne alt yapı, ne entelektüel geçmiş ve ne de düşünceden eser yok hiçbirisinde.. Böylesine bir değerleri olmasına rağmen, onlar kolay olanı seçiyorlar şoven milliyetçilik yapıyorlar. Oysaki bu değeri kullanmaları gerekir..

Ulusalcıların Yapamadıkları Avrupa Açılımı..

Avrupa Birliği Lise yıllarımın başında ulusalcı sayabileceğim Cumhuriyet, Yeniçağ ve benzer gazetelerin Türkiye'nin uluslararası vizyonu noktasında bir tek sloganları vardı: Ne AB ne ABD, Tam Bağımsız Türkiye! Slogan o günlerde oldukça ilgimi çekmiş ve akıllıca gelmişti.. Türkiye'nin önceliğinin ne AB ne de ABD olmadığını, önceliğimizin Türkiye'yi tam bağımsız kılmak olduğunu düşünmüştüm. Bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. Yalnız artık bu sloganın birileri tarafından çok yanlış noktalara çekildiğini görmekten rahatsız olmaktayım.

Ulusalcılar arasında AB ve ABD'yi konuşmaya bile tolerans gösteremeyen isimler var. Böyle bir konuşma yaptığınız vakit, aslında AB içinde temiz süt emmiş adamlar var dediğiniz vakit hemen sizi Batı uşaklığıyla itham ediyorlar. Oysa göremedikleri şey ne AB'nin ne de ABD'nin homojen bir yapıya sahip olmadığı. AB ve ABD, içerisinde pek çok farklı görüşten; birbirinden çok çok farklı topluluk ve ideolojilerden oluşuyor. Bu görüşler arasında ulusalcı söyleme uyan birok görüş, ulusalcılarla aynı yolda yürüyen yüz binlerce insan var. Türkiye'de ulusalcılar bunu göremedikleri için, Türkiye'de ulusalcılar bunun bilincine tam olarak varamadıkları için bugün Avrupa ya da Amerika'da ulusalcılar iyi bir vizyona sahip değiller.

Vizyon ise günümüzde "hemen herşey" demek oluyor. Vizyonsuz bir çıkış, çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor. Ulusalcılar artık doğru düzgün bir Batı açılımı yapmalılar, bunu yaparken de iyi bir vizyonu araç edinmeliler. Aksi halde Batı'da Türkiye'yi cemaatler temsil etmeyece devam edeceklerdir. Batı'nın gazeteleri, Batı'nın televizyonları, Batı'nın ajansları Türkiye haberlerini cemaatlerin gözünden vereceklerdir.. Batı Türkiye'nin iç gelişmelerini sadece cemaatlerden öğrenebilecektir.. İşte tüm bu sebeplerden ötürü ulusalcılar yeni bir Batı açılımını bir an önce yapmalıdırlar.. Batı değerlerini ve Batı'nın aydınlığını yaşayan Ulusalcı insanların bu noktada böylesine geç kalmış olması çok düşündürücü...

Çav Bella, Politik Kodlama ve Yanılgılar..

irak_direnis_ Kodlanmış şarkılar vardır; çav bella gibi, ötüken yolu yokuştur ve benzerleri gibi.. İnsanlar bunları dinlemenize veya söylemenize göre sizleri sınıflar. Ya "Allah'sız komünist" olursunuz ya da "su katılmamış faşist"! Bunun arası yoktur, çoğu zaman.. Çav bella dinleyen adam komünisttir, değil mi ama!?

İçerikler bizi ilgilendirmiyor;  sadece kodlanışına, ağababalarımızın kodlayışına bakıyoruz. Ülkücü takılan bir genci nedense çav bella'nın şu sözleri pek ilgilendirmiyor: "işte bir sabah uyandığımda/ elleri bağlanmış bulduğum yurdumun / her yanı işgal altında.. / sen ey partizan beni de götür / beni de götür dağlarınıza / dayanamam tutsaklığa!" Bundan daha yüce bir milli değer olabilir mi? Bundan daha anlamlı kaç türkü var, millet ve milliyetçilik adına?

Ayrıca benim için bir utanç değil midir? Bunca yıllık bir geçmişe dayanan bir kültürden gelip bir İtalyan halk türlüsünü yazmak zorunda kalmam? Acaba bizim çocuklar neler yazmışlar, millet ve milliyetçilik adına!? Düşündüm ve aklıma pek de birşey gelmdi, milliyet ve milliyetçilikle tanışması bir asır olmayan bir milletiz sonuçta ve maalesef..

Madem bitiriyorum, o güzel sözlerle bitireyim: "eğer ölürsem ben partizanca / sen gömmelisin ellerinle beni / ellerinle toprağıma.." Daha yüce ne denebilir ki? "Çav bella çav bella çav çav.." Irak'a gelsin, Irak'taki ABD karşıtı halk direnişine gesin..

Toprak Olmak ya da Olmamak!

çocuk7 "Ellili yıllarda Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında, Yahya Kemal'i en yeni şiirleri yayınlanırmış. Yahya Kemal öldüğünde cenazesinin ardında bir insan seli halinde akmış insanlar. İstanbul'da dükkanlar kapanmış. Kitapçılar vitrinlerine üstadın resimlrini asmışlar... Toplum, toprak gibidir, ne ekerseniz o filizlenir." yazıyordu Necati Güngör, Kaçakyayın'ın bilmem hangi sayısında.. Bugün gelinen noktada aldığım eğitimin de sayesine bu satırları daha iyi okuyabiliyorum. Evet, torpak gibiyiz ve bu de edilgenliğimizdir bizim. İnsan toprak gibi olmamalıdır, çünkü insan işlenecek bir metaryalden farklıdır; yani insan doğadaki taştan, ağaçtan veya demirden farklı olmalıdır!

Temennilerim bu yöndeydi ama yanıldığımı görüyorum artık. İnsan fazlasıyla edilgen, insan hayatının çok az bir noktasında etken olabiliyor ve o noktalar da edilgenliği arasında yok olup gidiyor. Şunu bir düşünsenize; bu ülkenin nüfusunun neredeyse tamamına yakını Müslüman. Eğer bu insanları birer bebekken ailelerinden alıp Hristiyan ailelere devşirseydik, çok çok büyük bir bölümü muhtemelen Hristiyan olacaklardı! E o zaman nerde kaldı, insanın etkenliği?!

Edilgeniz, hem de fazlasıyla! İşte bu noktada da eleştirisel bakış önem kazanıyor. Eleştirdiğimiz kadar etken, daha doğrusu kendimiz olabiliyoruz! Bu sebepten eleştirmeli inandığımız herşeyi! Hatta ilk başta en doğru bulduklarımızı, en inandıklarımızı eleştirmeliyiz. Aksi halde Kur'an bile okumadan kendini Müslüman sanan, dininden bir haber Allah Allah nidalarıyla insanları yakan birer zerzavat olmaktan ileri pek gidemeyiz. Belki kendinizi kandırabilir ve gönül rahatlığıyla günlerinizi geçirebiliriz ama unutmayın ki inandığınız Tanrı İslam'a göre de diğer dinlere göre de kanmaz! İslam'ı veya herhangi bir dini, hatta ideolojiyi kendi seçtiğimiz oranda sahiplenebiliriz! Hatta şunu da deneyimlerim bana gösterdi ki: anadan doğma Müslüman olan bir zatla, Hristiyan veya Yahudi dömesi bir Müslüman arasında dağlar kadar inanç farklı var! İnsan seçtiği şeye inanır, seçtirildiği değil! Bu noktada herkese okumak düşüyor, dinini aklının süzgecinden geçirmek ve o zaman da hala aynı şevkle inanıyorsa gerçek Müslüman olmak düşüyor, bilmem anlatabildim mi?

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.