Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

7 tane "mustafa kemal" etiketli yazı bulundu "mustafa kemal" tagli diger ogeler resimler , videolar

Ali Kemal'in Oğlu, Bir Türk Diplomatı..

Zeki Kunderal Ali Kemal, malumunuz.. Zamanın Cumhuriyet muhalifi, Mustafa Kemal karşıtı gazetecisi.. Mustafa Kemal karşıtlığı öylesine bir hal almış ki yazılarında Mustafa Kemal'e "maskara" demekten geri kalmamış.. Gün gelmiş Mustafa Kemal'in idamını istemiş ama tarih Mustafa Kemal'in değil onun canını almış.. Linç edilmiş Ali Kemal, Mustafa Kemal için arzuladığı son kendisini bulmuş..

Eşi ve çocukları kalmış ardında.. Oğlu, Zeki; Bern'de yetişmiş.. Bern'de eğitim görmüş.. Ve bir gün, yurda dönmüş; vatani görevini yapmak için.. Askerliği sırasında Dış İşleri Bakanlığı'nın meslek sınavı olduğunu öğrenip komutlanlarının verdiği özel izinle sınavlara girmiş. Sınavların sonucunda, Dış İşleri Bakanlığı'nda memur olmaya hak kazanmış Zeki Kuneralp. Birileri bunun olup olamayacağına akıl erdirememiş. Ali Kemal'in torunu nasıl olacak da böylesine kritik bir görev yapacak, demişler. Zamanın "Milli Şef"i İnönü'ye çıkılmış en son, sorulmuş Ali Kemal'in oğlu sıfatıyla Zeki Kunderalp'in ne olacağı.. İnönü tarihi bir cevap vermiş: "Bunda ne var, anlamıyorum, niçin girmesin?"

İşte böyle başlamış Zeki Kuneralp'in hariciye günlüğü.. Büyükelçilikler, müsteşarlıklar yapmış ilerleyen yıllarda; Türkiye'yi temsil etmiş dünyanın dört bir tarafında.. Ve bir gün gelmiş, 1978 yılının Haziran'ında "Ali Kemal'in oğlu" Zeki Kuneralp sadece "Türk" olduğu için ASALA tarafından suikaste uğramış.. Saldırıdan canını kurtarmış kurtarmasına ama geride eşini bırakmış. ASALA'nın yaptığı saldırı sonrası eşi Necla Kuneralp, emelki bir büyükelçimiz ve otomobilin şoförü şehit olmuş..

İnsan böyle bir hayatı okuyunca, şaşırmadan edemiyor. Hayat gerçekten de çok ilginç, insan hayatın içine girdikçe anlayabiliyor tüm bu ilgiçliği.. Ali Kemal'i bilince, Zeki Kuneralp'i bilince daha da bir ilginçleşiyor hayat..

19 Mayıs'ta Mustafa Kemal'i Anmak..

Mustafa Kemal Mustafa Kemal, sarı saçlı mavi gözlü dev.. Seni her geçen gün daha büyük bir hasretle bekliyoruz, diyoruz ki: Bir 19 Mayıs'ta Samsun'dan belki bir güneş daha doğar? Doğmuyor beklediğimiz o güneş.. Işığınla aydınlanmış nesiller avutuyor bizi, yokluğunda onlar ışık saçıyor bildiğin o çorak ve karanlık topraklara.. O var etmeye çabaladığın aydınlık gençler; hala savaşını, aydınlığın karanlığa olan savaşını veriyorlar..

Bugün de seni bekliyoruz güzel insan, bilerek de olsa gelmeyeceğini.. 19 Mayıs'ta özgürlük için ayak bastığın Anadolu topraklarından sana bir türkü seslendiriliyor. Aşık Mahsuni Şerif seslendiriyor, Anadolu'nun o güzel insanları adına: "Sana hasret sana vurgun gönlümüz; neredesin mavi gözlüm, nerede; bu gemi, bu karadeniz, nerde?"

Bu 19 Mayıs'ta Mustafa Kemal için birşeyler yapın, onun bıraktığı o güzel yolda bir adım daha fazla atmak için çabalayın. Bu güzel insan için, bu güzel aydınlanma savaşı için elinizi siz de taşın altına koyun.. Bu gece yastığınıza başınızı koyduğunuz vakit, atanıza borçlu yummayın gözlerinizi..

Türk! Öğün. Çalış. Güven.

üvenpark Ulu önder söylemiş vakti zamanında. Bugün de hala önemini ve güncelliğini koruyan bir söz "Türk! Öğün. Çalı. Güven." Çıkartacağınız anlam, alacağınız ders aşikar; yalnız gizli kalmış bir iki nokta dışında..

Bilmem, siz de bu sözü ilk duyduğunuzda garipsediniz mi? Ben garipsemiştim, daha doğrusu bir insanın çalışmadan kendisiyle övünmesine bir anlam verememiştim. Hatta bu sözün "Türk! Çalış. Öğün. Güven." olarak düzeltilesi gerektiğini bile düşünmüşlüğüm olmuştu zamanında :)) Bugün geldiğim noktada ulu önderi çok iyi anlıyorum. Ne demek istediğini, bu sözün altında hangi amacın yattığını?

Bugün bu söze en az dün olduğu kadar ihtiyacımız var! Mustafa Kemal, Türk'ün öncelikle kendisiyle övünmesini istemişti. Kendisine güvenmesini. Bu sebepten çok söz söyledi, "Türk Milleti Zekidir!" gibi.. Tüm bunları Türk milletinin kendine olan özgüven eksikliğini yıkmak, Türk milletini edilgen bir konumdan etken bir konuma yükseltmek için yaptı. Bugün hala çalışmaya başlamak için önümüzde duran en büyük engel halkın kendisiyle övünmemesi, hatta kendisini eksik görmesi. Artık aklı başında kimse "Tapınak Şovalyeciliği", "ABD tırsaklığı" yapmasın! Dünyada uluslararası politikaya yön veren güç insan, ve bizler de insanız! Bu noktada kimseden eksiğimiz yok ama bunun farkına bir türlü varamadık, Mustafa Kemal bile bu farkındalığı tüm yurda maalsef yayamadı..

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın Taşınması

merkez_bankası Cumhuriyet Merkez Bankası, Ankara'nın ve dolayısıyla Cumhuriyetin çok önemli bir değeri. Bu gibi değerler hiçbir zaman sadece fonksiyonları ile değerlendirilmemelidirler. Evet, Merkez bankası İstanbul'da da veya Diyarbakır'da da işlev görebilir; fakat İstanbul'daki veya Diyarbakır'daki Merkez Bankası'nın Ankara'dakinden çok daha farklı anlamlara geleceği aşikardır!

Taşıma bahaneleri, teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde, fazla yapmacık ve boş! İletişim çağı dediğimiz bir yüzyılda iletişimi öne sürerek bir şeyleri yerinden etmek hiç akıllıca değil. Bu noktada bir de felsefeden söz etmeliyiz, bir Cumhuriyet dinamizminden! Evet, Ankara hiçbir zaman sadece Ankara değildir! Ankara işlevsellikten öte bir felsefenin hayat bulmasıdır. Bu noktada Merkez Bankası'nın yeri pek tabii Ankara'dır! Ki belirttiğim gibi, iletişim olanaklarının bu kadar ilerlediği bir çağda siz Merkez Bankası'nı Ay'a taşısanız dahi herhangi bir işlev kazanımı veya kaybı olmayacaktır!

Tarih de bu noktada önemli sanıyorum. Cumhuriyet'e geçiş dönemleri üzerine çalışıyorum şu tatil günlerinde. Çalışırken karşıma çok güzel birşey çıktı. Zamanının süper devletleri sayılan Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya İstanbul'da temsilcilikleri için yaptırdığı sarayları bırakıp da Ankara'nın şantiye havasına girmek istemezler. O zamanın malum yöneticileri buna sert tepkiler koymazlar, dış ilişkiler gibi mühim bir konuda dahi ipleri Ankara'da tutmayı yeğlerler. Ve ne olur biliyor musunuz, o çok güçlü saydığımız devletler birer birer Ankara'nın yolunu tutarlar. Şimdi düşünüyorum da acaba bizim şimdiki mevcut yöneticiler olsalardı Dış İşleri Bakanlığı'nı yabancıların ayaklarına, İstanbul'a taşırlar mıydı? Taşımazlardıysa şimdi neden büyük oranda yabancılaşmış banka sektörü üzerinden Cumhuriyet'in temel taşlarından Merkez Bankası'nı taşıma telaşındalar!?   

İstanbul'dan Fransızca Bilen Adam Toplatmak

ercument-ekrem-talu Cumhuriyet kurulduğu vakit, en büyük eksiğimiz ne paraydı ne de güç: en büyük eksiklik iş bilen, yani kalifiye insandı! Bu kalifiye işgücü yoksunluğu öyesine vahim bir hal almış ki, Mustafa Kemal emir çıkartımış: "İstanbul'daki Fransıca bilenleri toparlayın!" Hatta bir rivayete göre, babamdan duydum, vakti zamanında Ankara Gar'ında Devlet Personel Daire'sine görev yapan devlet memurları gördükleri her kravatlıyı çevirir iş teklif ederlermiş :))

Bu noktada Bedii Faik, Mustafa Kemal Atatürk'ün özel kalem müdürlüğünü yapan, aynı zamanda ünlü edebiyatçı Recaizade Mahmud Ekrem'in de oğlu Ercüment Ekrem Bey'in bu görevi nasıl üstlendiğini garipsiyor. Garipsemesinin sebebi Ercüment Ekrem'in eksikliği değil, sadece kişiliği.. Öyle ki, Ercüment Ekrem oldukça esprili tüm kurallarla alay edebilecek bir insan; yani bizim tabirimizle "Hayatı ti'ye alan bir zat" :)) Bu noktada Bedii Faik haklı ama kendisi şunu demekten de kendisini almıyor: Hal öyle bir hal'di ki Mustafa Kemal Ercüment Ekrem'i kendisine ayırarak en iyisini yapmış..

İşin komik tarafı ise Ercüment Ekrem'in Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nden azledilmesi: Birgün Mustafa Kemal, Ercüment Ekrem'i çağırır ve planları hakkında birşeyler anlataya başlar. Bir noktadan sonra, "Beyefendi, lütfen not alınız." der. Der demesine ama Ercüment Ekrem'in tek yaptığı şey sırayla ve telaşla ceplerini aramaktan başka birşey değildir. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, ne hikmetse elinde defter, ama cebinde kalemsizdir. O durumda, Ercüment Ekrem odada bulunan Latife Hanım'a "Lütfen bir kalem getirebilir misiniz?" demekten başka birşey yapamaz. Ve o gündür bu gündür Cumhurbaşkanlığı Genel Sekraterimiz Ercüment Ekrem değildir :))

Ömer Naci: Bu Toprakların Che'si..

ömer_naci Milli güvenlik derslerinde bolca tartışırdık, pek tabii hocamız ve bir grup "Che de kimmiş?" edebiyatı yaparken diğer bir grup da aksini iddia ederdi. Bir sonuca da varılmazdı, sadece bildiklerimiz tekrar edilir, bir Türkiye fotoğrafı daha çekilir ve albümüme konulurdu. Ne mutlu ki herkes böyle sığ tartışmalar içine girmiyor: Soner Yalçın böyle bir tartışmaya girmek yerine, bizim neden bir Che'miz yok kompleksinden çok uzaklarda bir gerçeği açıklıyor: Evet, bizim de bir Che'miz var; adı Ömer Naci!

Burada sizlere Ömer Naci'nin hayatı hakkında kısa bilgiler sunacağım, elimden geldiğince tanıtmaya çalışacağım yerli Che'mizi...

Ömer Naci, ailesini daha kundaktayken kaybetmişti. Hayat bu noktada 1-0 öndeydi ki varlıklı bir adam Ömer Naci'yi evlatlık alarak yetiştirmeye başladı. Durum artık 1-1 di...

Küçük yaşta Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi.İlk siyasal görüşleri de oluşmaya başlıyordu bu sırada; siyasetle ciddi anlamda ilk tanışması Bursa Işıklar İdadisi'nde oldu. Pek çok ilericimiz gibi onu da bu yola sokan oluşum Jön Türkler'di. Ömer Naci, yaptıkları bugün kitaplara geçen her insan gibi, daha o yaşlarda arkadaşlarından farklı olduğunu gösterdi: cesareti ve en önemlisi hitabet yeteneği onu sivriltti. Okul yönetimi bu durumdan hoşnut olmadı ve onu sürdü, yeni okulunda da sivrilmeyi başardı ve öğrencileri arkasına alarak örgütlendi. Lider oldu.

Yakın arkadaşlarından birisi Mustafa Kemal'di. Mustafa Kemal'e politik ilk deneyimlerini yaşattı ve edebiyatı sevdirdi. Edebiyat noktasında yetenekliydi, pek çok şiiri dönemin edebiyat dergilerinde yer buldu.

İlerleyen zamanda okulundan mezun oldu, artık askerdi. Bu sırada da yazıyordu ama. Yazılarından birisi yüzünden yazdığı dergi kapatıldı ve kendisine de kaçış, yani Paris yolları göründü...

Paris'te İttihatçlarla tanıştı ve pek tabii örgütün verilerinden yararlandı. Bu sırada da onu Che'ye benzettiğimiz nokta oluşmaya başladı. İran'da Şah, meclisi kapattı ve İttihatçılar buna karşı çıkarak Şah karşıtı İran'lı devrimcilere destek kararı aldılar. Bu noktada Ömer Naci de İran yollarına düştü, tabii öncesinde Paris'e ait kıyafetlerini bir güzel çıkarttı: başına kalpağını geçdi, eline tüfeğini aldı. Artık o da İran'lı bir devrimciden farksızdı.

Uzunca bir süre çatıştı fakat sonrasında Şah'ın kuvvetleri tarafından yakalandı. İkişerli olarak kurşuna değil, top gullesine dizileceklerdi ama Osmanlı tebası olan İran onu böylesine öldürmek noktasında tereddüte düştü. Şans bu ya, o sırada İttihat ve Terakki Meşrutiyet'i ilan etti ve diplomatik girişimlerle Ömer Naci'yi topun menzilinden uzaklaştırdı...

Peki sonra ne yaptı Ömer Naci? Durmadı, yoluna devam etti.. O kadar çok şey yapmış ve yaşamış ki burada hepsine yer vermek zor. Tek istediğim bizim de değerlimizin olduğunu bilmeniz değil! Tek istediğim Tarih derslerinde başkalarının değerleriyle, kompleksimize yenik düşerek, alay edeceğimiz yere kendi değerlerimizi yeni nesillere öğrenmek. 19 yaşımdayım Ömer Naci ile tanışalı bir haftayı geçmiyor; Anadolu Lisesi Mezunuyum: Ayıp ey Milli Eğitim!!!

Youtube'ta Ulu Öndere Eşcinsel Yakıştırması

youtubeYoutube ikinci bir rezilliğe daha imzasını attı: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün cinsel hayatını konu alan ve Mustafa Kemal'i küçük düşürmeyi amaçlayan bir video daha maalesef youtube'ta yayınlandı. Buna tüm Atatürkçüler olarak tepkimizi net ve bir an önce koymalıyız. http://www.youtube.com/watch?v=mxYuZDyNHj4 adresinden ulaşabilece-ğiniz videoya yorumlarınızı yazabilir, tepkinizi gösterebilirsiniz. Yalnız lütfen bununla sınırlı kalmayın ve elinizden geldiğince tüm dostlarınıza bu konuda bilgi verin. Ajanslara, televizyonlara ve gazetelere elektronik postalar atarak bir önceki vakada olduğu gibi konuyu gündeme getirmeye çalışın. Ayrıca özellikle ingilizce bilen dostlar tepkilerini videonun altındaki yorum bölmesine ve direk youtube'a iletsinler...

Mustafa Kemal Atatürk'ün zekasıyla ve var ettikleriyle uğraşamayacaklarını anlayan bu basiret yoksunları çareyi belaltı vurmakta buldular. Ama unutmasınlar ki bir vururlarsa bin yiyecekler. Ne bu topraklar ne de Mustafa Kemal Atatürk'ün mirası sahipsiz değildir, cumhuriyetin aydın gençleri ebediyete kadar bu değerlerin savunucusu olacaktır...

Not: Bu noktada gösterdiğimiz tepki eşcinselliğe ve eşcinsellere değildir, lütfen kimse alınmasın. Bu blogda diğer insanları rencide etmeyecek her tercihe saygı duyulmaktadır, duyulacaktır. Çabamız Mustafa Kemal Atatürk'ü küçük düşürmeye çalışan basiret yoksunlarına haddini bildirmektir. Saygı ve sevgiler.

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.