| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

69 "okan yüksel" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"okan yüksel" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Yazılarıma Ulaşmak İçin Alternatif Adres..

Bloggum servisine uygulanan haksız engellemelerden dolayı yazılarıma ulaşmakta sorun yaşayan okurlarım, yazılarıma www.okanyuksel.com.tr adresinden de ulaşabilirler. İlginize teşekkür eder, saygılar sunarım..

Çocukluk ve Baba Olmak..

Salıncak İnsan çocukluk döneminde herşeyi bildiğini, daha doğrusu dünyanın bildiklerinden ibaret birşey olduğunu sanıyor. Hatta ergenlik döneminde eldeki bir avuç bilginin koca bir dünyayı değiştireceğine bile inanabiliyoruz. Zaman geçtikçe, yani ergenlik sonlanınca hayatın aslında bildiğimizden çok daha farklı ve aslında tehlikeli olduğunu görüyoruz. Bu noktada benim aklıma ilk gelen annem ve babam oluyor, benim hiç farkında bile olmadığım tehlikelere karşı beni korumak için yaptıkları.. Benim ise yaptıklarından sıkılıp, onlarla tartışmam ve hatta kavgalar etmem..

Bugün geldiğim noktada anne ve babama hak veriyorum. Belki de ben, onların yerinde olsaydım çok daha sıkı bir disiplin uygulardım. Ya da yarınlarda bir baba olursam, çok daha sıkı bir disiplin uygulayabilirim. Çünkü, her çocuk için en büyük tehlike öncelikle kendisi. Her çocuğun, farkında olmadan da olsa, kendisine ve arkadaşlarına yapabilecekleri kötülükler aklınızın alamayacağı boyutlarda olabilir.

Kendimden bir örnek vermem gerekirse: Ben çocukluğumun bir bölümünü Adana'da bahçeler içerisinde dağılmış evlerin olduğu bir sitede geçirdim. Her ne hikmetse bizim sitede inşaatlar hiç bitmedi, her ev sahibi değiştikçe evler de baştan sona değişti.. Ben ve sitenin çocuklarının eğlencelerinden birisi tadilat halindeki bu boş evlerin içinde dolaşmak, oyunlar oynamaktı. Yine böyle bir gün, tadilat yapılan bir evin terasında piknik tüpü bulduk. Ne yapalım, derken hadi bunu patlatalım dedik. Maalefef ciddi ciddi bunu dedik ve piknik tüpünü patlatmaya karar verdik! Ben hemen atıldım: bahçe olmaz bekçiler görür kızar, dedim. En iyi yer evin salonuydu. Arkadaşlardan birisi evlerinden gazete ve çakmak getirdi. Biz gazeleri ve evde bulduğumuz üç dört tahta parçasını salonun ortasına, tüpü de bu yığının üzerine koyduk. Gazeteleri ateşe verdik ve zarar görmemek için (!) tüpten 5-6 metre uzaklaşarak alevleri izlemeye koyulduk..

Ya tüp boştu, ya da bizim ateşimiz yeterli olmadı. Bir tüpün nasıl patlayabileceğine olan merakımızı gideremedik, ne yaparsak yapalım tüp bir türlü patlamadı! Peki ama ya patlasaydı?

İşte bir anne baba bunu her zaman akıllarında bulundurmalılar: ya patlarsa, ya yanarsa, ya düşerse, ya kaybolursa, ya.., ya.., ya..

Bugün 21 yaşında bir gencim ve çocukluğumu kazasız belasız atlatabildim. Bunun için anneme ve babama ne kadar teşekkür etsem az.. Belki tüp patlatmaya yelteneceğimi düşünemediler ama onun dışındaki hemen herşeyi düşündüler ve kendime zarar vermemi engellediler. Şimdi sıra yavaş yavaş bize geliyor.. Bakalım bizim neslimiz de onlar kadar başarılı olabilecek mi?

Hayatla Oynamak ya da Hayatı Bir Oyunmuşcasına Yaşamak

Oyun Çocukken çok oynardım, genellikle bahçede lojmandaki ya da sitedeki arkadaşlarıma birşeyler yapardım. Evde ise en sevdiğim oyuncak Legolarımdı. Legolarımla yapmadığım herhangi birşey kalmdı, örneğin motoru olan bir inşaat vinci bile yapabilmiştim. İşin güzel tarafı bu vinç yük alıp, bir başka yere hem de yükseklik farkı da olan bir yere bu yükü bırakabiliyordu.

Oyun oynarken mutlu ve daha da önemlisi başarılıydım. İstediğim her ne ise elimdeki lego parçacıklarını birleştirip var edebiliyor ve daha da önemlisi bunu yaparken mutlu olabiliyordum. Bugünlerde de hayata dair istediğim ne varsa var edebiliyorum ama bir eksikle. O günlerdeki kadar mutlu olamıyorum!

Bu noktada daha başarılı ve mutlu bir hayat için hayatla oynamak veya  hayatı bir oyunmuşcasına yaşamak gerektiğine karar verdim. Bakalım böylece daha mutlu ve başarılı olabilecek miyim?

"Organik Düşün Organik Davran" Makale Yarışması 1.lik Ödülü

Organik Tarım Bugün benim için önemli bir gün: Avrupa Birliği ve Türkiye arasndaki Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Projesi kapsamında Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) tarafından yürütülmekte olan TR0604.01-02/055 sözleşme numaralı Organik Düşün Organik Davran projesi çerçevesinde düzenlenen makale yarışmasının sonuçları açıklandı. Sonuçlar şöyle:

1. Okan Yüksel (Uludağ Üniversitesi, İİBF)

2. Emre Bilen (Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi)

3. Volkan Karanlık (Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi)

Hüseyin Önder, Yavuz Odabaşı, Seçkin Eroğlu, Metin Akural, Arif Özgür Ülger ve Ege Sarıaltın ise mansiyon ödülü almaya hak kazandılar. Bu dereceye çok mutlu oldum ve paylaşmak istedim. Beni daha da mutlu eden ise Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği'nin (ETO) ödül alan eserlerin basımını üstlenmesi. Bu nedenden ötürü makalenin tamamını sizlerle paylaşamıyorum, sadece "Giriş" kısmından bir özet sunuyorum: "İnsan da diğer tüm canlılar gibi doğanın üretim ve tüketim süreci içerisinde kendisine yer edinmiş ve birçok canlı gibi varlığını bugünlere kadar sürdürebilmiştir. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan özellik ise doğanın üretim sürecine müdahale etme bilgi ve kabiliyetine sahip olmasıdır. Bu bilgi ve bilgiden doğan kabiliyet insanın doğa ile oynayarak, doğadan yüksek verim alabilmesini olanaklı kılmıştır. Bu olanakların insana sunduğu kazanımlar elbette vardır ancak insanoğlu 20. yüzyılın sonlarına doğru kazandığını sanırken aslında kaybettiğini fark etmeye başlamıştır. Artık, insan bugününü kurtarmak için yarınlarını yok ettiğinin ve doğayla oyun oynanamayacağının bilincindedir, bu bilinçle de organik tarım faaliyetlerine yönelmektedir. Bu çalışmanın amacı da insanın tarımsal serüveninin dünü, bugünü ve yarınlarını organik tarım perspektifinden ele almaktır."

Ankara, Adana ve şimdi de Mersin..

Yaz ayları geldiği zaman tüm aile memlekette buluşuyoruz. Bu yaz da değişen çok birşey olmadı, Adana'dayım. Az sonra da Mersin'e doğru yola çıkacağım. Denizi, özellikle de Akdeniz'i özledim..

Bu yıl geçen yazın aksine fazla gezemeyeceğim, iki aylık stajım var. Bundan dolayı mutluyum, düzenli bir tatil olacak bu sefer. Bu düzen bloga da yansıyacak kuşkusuz, düzenli olarak yazacağım. Tabii bu düzen stajımın başlayacağı 1 Temmuz gününden itibaren mümkün olabilecek. O güne kadar bana müsade, tatilin tadını çıkartmam gerekiyor..

Röportaj: "Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile Demokrasi Üzerine"

Ali Yaşar Sarıbay Bugüne kadar demokrasi üzerine pek çok yazı yazdım, pek çok eleştiride bulundum. Geçmişe yönelik bir arama yaptığım zaman karşıma şu başlıklar çıkıyor: Demokrasi Hata Vermekten Başka Bir İşlev Görmemiyor!!! (12.11.2007), 21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece Seçtirmece.. (30.07.2008), Demokrasicilik Oynamak (05.04.2008), Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi (21.05.2008), Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi (18.07.2008)

Demokratik sistemlerin eleştirilmesi gereği üzerine yazdığım bunca yazı sonrasında hala demokrasi ile sorunumu çözdüğümü söyleyemem. Ancak, geçen hafta Ertuğ Telli dostum ile birlikte Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi sonrasında tekrar düşünmeye başladığımı söyleyebilirim. Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, öyle bir demorkasi tanımı yaptı ve bu tanımı söyleşi boyunca öyle güzel paylaştı ki söz konusu tanım içerisinde mutlulukla yaşayabileceğime karar verdim. Demokrasiyi "eşitlik" noktasında ele alan hocamız, benim demokrasi ve siyaset hakkında pek çok şeyi tekrar düşünmeme sebep oldu. Eminim, sizler de söyleşiyi okuduktan sonra demokrasi ve siyaset nokasında pek çok şeyi tekrar düşünecek ve olaylara daha farklı pencerelerden bakma şansı yakalayacaksınız. Politik Akademi çatısı altında ve hocamız Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay'ın desteğiyle gerçekleştirilen röporajımıza ulaşmak için tıklayınız: Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile Demokrasi Üzerine

Röportaj noktasında söyleyecek daha çok şey var aslında; işin düşünsel kısmını bir tarafa bırakırsak, hocamızın o  sıcak karşılaması ve gülen yüzü röportaja ayrı bir tat kattı. Röportajı gerçekleştirdiğimiz oda ise güzel bir fon oluşturdu röportaja: Pekçok konuda hazırlanmış dosyalar, hemen her yeri kaplıyordu. Ve tabii Beşiktaş! Ali Yaşar Sarıbay demek, en azından biz Uludağ Üniversitesi öğrencileri için, biraz da beşikaş demekti. Odayı süsleyen bayrak ve masadaki şapka fonu siyahla beyazla tamamlıyordu.

Röportaj sonrası, her ne kadar derslerini alma şansım olmasa da, üniversitemde böylesine bilgili ve daha da önemlisi olgun hocalarımız olduğu için gurur duydum. İyi ki varsınız hocam ve ayrıca hocam: Politik Akademi'ye verdiğiniz destek için teşekkürler..

Röportaj: Banu Avar ile Küreselleşme, Medya ve Türkiye

Banu Avar Politik Akademi, röportajlarıyla gündeme ışık tutuyor. Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya'nın ardından şimdi de ünlü gazeteci Banu Avar ile bir röportaj gerçekleştirdik. "Küreselleşme, Medya ve Türkiye" başlıklı röportajın içeriği oldukça ilgi çekici. Banu Avar'la küreselleşme, medyanın bu süreçteki fonksiyonları, demokrasi, Doğulu olmak, Batı ve daha pek çok konu üzerinde konuştuk.

Avrupa noktasında Banu Avar'ın şu sözlerini çok önemsiyorum, daha öncesinde Prof. Yalçın Küçük'ten de benzer sözler duymuştum: "Batı bitmiştir! Son kırk yıldır bir tek yazar, bir tek müzisyen, bir tek ressam çıkartamamıştır Batı. Kültürel olarak can çekişiyor.. Bilimsel araştırma yapan insan yok Batı’da. Gelenlerin hepsi ya Hintli, ya Çinli.. Amerika’dakilere de baktığınızda bilim insanlarının çoğu Doğudan.. Batı’nın nefesin tükendiğini görüyoruz."

Dikkat çekmek istediğim bir nokta ise Ergenekona atfen söylenen şu sözler oldu; "Bugün Türkiye’de içeri alınan birçok insanın listeleri tıpkı 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de de olduğu gibi ABD Büyükelçiliğinden geliyor. Beni işimden attıran da ABD Büyükelçiliğidir. Nasıl bir demokrasidir onların savunduğu, bilmiyorum? Bence yaşadığımızın adı faşizmdir."

Röportajı mutlaka okumalısınız, bence kaçırılmaması gereken bir röportaj! Röportajın tam metnini okumak için lütfen tıklayınız: Banu Avar ile Küreselleşme, Medya ve Türkiye

Bursa Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı

Bursa Hayvanat Bahçesi5 Finallere şunun şurasında bir haftadan az kalmışken arkadaşlarımla, kafa dağıtmak için hayvanat bahçesine gezmeye gittik. Bursa Hayvanat Bahçesi, Türkiye'deki emsalleri arasında en önde gelenlerden bir tanesi ve belki de birincisi. Hayvanat bahçesinin bünyesinde 67 tür ve toplam 600 hayvan var. Ayrıca 206 bin 600 metrekarelik alanıyla da Türkiye'nin en geniş ikinci hayvanat bahçesi.

Bahçeye giriş saat 17:00'a kadar çok cüzi bir ücretle mümkün. Çıkış saati size kalmış, dilediğiniz kadar gezebiliyorsunuz.. Hayvanların durumu oldukça iyi, mutluluklarını görebiliyorsunuz. Diğer hayvanat bahçelerinde hayvanlar eziyet içerisinde görünüyorlar ama ilk defa Bursa'da bu izlenimi yaşamadım. Bahçenin içerisinde çok güzel bir köy kurulmuş.. Köyün içerisinde atlar, eşekler, inekler, koyunlar, tavuklar, güvercinler ve daha birçok hayvan var.

Hayvanat bahçesinin hemen yanında Botanik Park yer alıyor. Park içerisinde binbir çeşit bitki var. İnanın, her birisi ayrı bir mükemmellik! Ayrıca spor alanları ve bisikler parkurları da göz dolduruyor.

Eğer Bursa'daysanız ya da birgün yolunuz Bursa'ya düşerse mutlaka Hayvanat Bahçesine ve sonrasında da hemen yanında yer alan Botanik Park'a uğrayın. Hatta Botanik Park'ta bir güzel iskender yemeyi de ihmal etmeyin..

Bursa Hayvanat Bahçesi3Bursa Hayvanat Bahçesi1Bursa Hayvanat Bahçesi4Bursa Hayvanat Bahçesi2

Bursa Hayvanat Bahçesi5Bursa Hayvanat Bahçesi6Bursa Hayvanat Bahçesi7Bursa Hayvanat Bahçesi8

Bursa Hayvanat Bahçesi13Bursa Hayvanat Bahçesi12Bursa Hayvanat Bahçesi10Bursa Hayvanat Bahçesi9 

Bursa Hayvanat Bahçesi11Bursa Hayvanat Bahçesi16Bursa Hayvanat Bahçesi15Bursa Hayvanat Bahçesi14

Yazmaya tekrar başlamak..

Dünyada değişime maruz kalmayan tek şey değişim olgusu. Sürekli bir değişim dün de vardı, bugün de var ve yarınlarda da olacak. Hayatımız her geçen gün daha değişik formlar alacak.. Böylesine değişken bir ortamda insan ilişkileri ve bu ilişkileri düzenleyen hukuk kuralları da değişecek. Bu değişim sürecinde çeşitli sorunlar da yaşayacağız..

Bugün yaşadığımız blog sansürü de bu sorunlardan bir tanesi. Hukuk, hayatımızda internetin yarattığı değişimi, geriden ve yavaş izlediği için bugün bu adaletsiz uygulamaya karşı karşıya kalıyoruz. Hiçbir suçumuz, suçun oluşmasında hiçbir katkımız olmamasına rağmen ceza bizlere de kesilmiş oluyor. Bu adaletsizlik gerçekten can sıkıyor ve insanı üzüyor. Umut ediyorum, önümüzdeki süreçte sorumlu insanlar sesimizi duyacak ve gereğini yapacaklardır..

Gereği yapılana kadar, bizler okuyucularımıza ulaşamayacağız. Üzüleceğiz..

Tüm bunlara rağmen bu geçiş sürecini en az zararla atlatmak mümkün. İnternetin sunduğu imkanlarla okuyucularımızın bize ulaşması mümkün. Bu noktada ben yazmaya başlıyorum. Bu günden itibaren yazılarımla karşınızda olacağım. Bilgilerinize..

Ve ayrıca bu zor süreçte beni elektronik postalarıyla ve bloglarının satırlarında destekleyen tüm dostlara teşekkür ediyorum.

I. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi

Okan Yüksel Uludağ Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Topluluğu'unun organize ettiği I. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi, Uludağ Büyük Otel'de gerçekleştirildi. Katılımın ve programın oldukça yoğun olduğu organizasyonda ben de "2008 Ekonomik Krizinin İşçi ve İşverene Etkileri" konulu bir konferans verdim. Malumunuz, bir yılı aşkın süredir ekonomik krizin gelceğini ve sanılandan daha da yıkıcı olabileceğini yazıyordum bu satırlarda. Bugün gelinen noktada krizin geldiğini ve en fazla da emek faktörünü vurduğunu görüyoruz. Bu noktada emeğin ve emekçinin hakkının verilmesi gerektiğini düşünüyorum, ki konferansta öncelikle anlatmaya çalıştığımız da buydu.

Uludağ da kar da, yemekler ve özellikle de sucuk-ekmek mükemmeldi. Bu noktada Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Topluluğu'na ve ayrıca organizasyonun profesyonelliği için elinden geleni ardına koymayan Mustafa Gümüş dostuma teşekkürlerimi sunuyorum. II. Üniversitelerarası Diyalog Kongresi'nde tekrar birlikte olmak umuduyla..

ÇEKO 1ÇEKO8ÇEKO4ÇEKO7

ÇEKO2 ÇEKO3 ÇEKO5  ÇEKO6

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.