| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

69 "okan yüksel" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"okan yüksel" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Yeni Bir Kalem: Tuğrul Sarıkaya..

İşbirliği Uzun zamandır, artık blogumun farklı düşüncelerin de seslendirildiği bir mecra olması gerektiğini düşünüyordum. Dün bir sohbet sırasında bu düşüncemi değerli bir dostumla, Tuğrul Sarıkaya ile paylaştım. Tuğrul'un da fikrini aldım ve ona bu satırlarda benimle birlikte yazmasını teklif ettim. Ne mutlu ki, Tuğrul teklifimi kabul etti ve bugün itibaren blogumda yazmaya karar verdi.

İlerleyen süreçte karşınızda benimle birlikte Tuğrul Sarıkaya ve sonrasında yeni ismi daha olacak. Sanıyorum her birimizin farklı bakış açıları ve yorumları olacak. Hatta zaman zaman bu satırlarda birbirimizle tartışabileceğiz de. Aslında amacım(ız) da tam olarak bu, bir tartışma ortamı yaratabilmek. Tuğrul'un yazmasını bu nedenle çok istedim, çünkü Tuğrul'a çoğu zaman tartışma halindeyiz. Tuğrul'un çoğu düşüncesini benimsem ve hatta tartışsam da onun düşüncelerinin kendi içinde tutarlı olduğunu görüyorum.

Sözü daha fazla da uzatmak taraftarı değilim, onu yazılarından daha iyi tanıyabilirsiniz. Şimdi sözü Tuğrul'a bırakacağım, Tuğrul ilk yazısı ile sizlerle olacak.

Yalçın Küçük: "Ben De Senin Ananı.."

Yalçın Küçük Foto Türkiye blogosferinde demokrasiyi eleştiren, demokrasiyi böylesine fazla eleştiren, tek blog yazarı sanıyorum benim. Geçmişe yönelik bir arama yaptığım zaman karşıma şu başlıklar çıkıyor: Demokrasi Hata Vermekten Başka Bir İşlev Görmemiyor!!! (12.11.2007), 21. Yüzyılın En Politik Oyunu: Seçmece Seçtirmece.. (30.07.2008), Demokrasicilik Oynamak (05.04.2008), Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi (21.05.2008), Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi (18.07.2008)

Demokrasinin böylesine fetişleştirildiği bir zamanda demokrasinin büyük eksiklikleri olduğunu görüyorum. Ne mutlu ki, bu noktada dünyanın önde gelen filozofları, bilim adamları da benimle aynı kanıdalar. Aydınlarımız arasında da küçük bir grup, çekinmeden demokrasiyi eleştirebiliyor. Bunu en iyi yapan aydın ise, kuşkusuz, Prof. Yalçın Küçük. Küçük, kendisi hakkında bir yazı kaleme alan Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet Y. Yılmaz'a cevaben odatv.com'da şunları söyledi: "Kim bana demokrat derse, ben anama küfrettiğini düşünürüm. Ona cevabım şu olur: “ben de senin ananı” derim. Dolayısıyla, bana birisi demokrat dediği zaman (tabi Mehmet Yılmaz Bey bana demokratsın demiyor,  demokrat olmalısın diyor)  her halükarda ben de senin ananı derim. Kim demokrat oluyor? Ben neden demokrat olacağım? Mehmet Yılmaz kendisi demokrat olsun. Pısırık, işe yaramaz, beş para etmez vatan satıcılarına demokrat deniyor şu an. Hangi haddini bilmez bana demokrat olmayı önerebilir? Dünyada demokrat mı var? Hiç bir kitap bilmiyorlar. Benim Devlet ve Hürriyet’imi alsınlar. Demokrasi bitmiştir. 20.yy’ın başından beri bitmiştir. 2.Dünya savaşından sonra suni olarak o laf geldi."

Yazmak, Yazmak, Yazmak..

Son bir haftadır harıl harıl bir proje üzerinde çalışıyorum: Sözünü blogumun satırlarından çok çoook önce verdiğim bir proje üzerinde.. Sanıyorum projenin benim üstüme vazife olan bölümü Şubat ortalarına kadar bitmiş olur. Mart ortalarına kadar da somut, elle tutulur sonuçlar alacağımızı sanıyorum. O gün geldiği zaman sizlere, buradan çok güzel bir haber vermeyi umuyorum.

Proje, blgolar üzerine. Buna rağmen bu süreçte blogumu,  www.okanyuksel.net 'i ihmal edebilirim. Şimdiden affola. İnanıyorum ki ortaya birşeyler çıktığı zaman en azından sizler de benim kadar sevineceksiniz.. Saygılar, sevgiler..

Bilmem Kaçıncı Dalga..

Oldum olası periyodik şeyleri içgüdüsel olarak saymaya başlarım. Örneğin karayollarının kenarlarında yer alan kırmızı uyarı levhalarını, yolun ortasındaki çizgileri veya yoldan gelip geçen belediye otobüslerini..

Bu alışkanlığım sadece yolculuklarla da sınırlı kalmaz, yaz aylarında da deniz kenarına gider dalgaları sayarım.. Özellikle geceleri güzel olur bu, sessiz bir ortamda dalgaların periyodik sesi.. Çakılların yuvarlanması. Bir, iki, üç, dört.. diye başlarım saymaya. Dalgalar geldikçe ben de devam ederim beş, altı, yedi.. Ama nedense on, on bir demeye fırsat kalmadan sıkılır bırakırım saymayı. Ergenekon da işte bu hesap; sıktı artık milleti..

Yalçın Küçük, Kemalist Mi?

Yalcin_Kucuk1 Bursa'da, kütüphanemin bir köşesi Yalçın Küçük imzalı onca kitapla dolu. Evime konuk olan arkadaşlar, haliyle soruyorlardı kim bu Yalçın Küçük diye.. Bende kendimce, eğirisyle doğrusuyla anlatmaya çalışıyordum. Şu son zamanlarda yaşananlardan olacak, soruların niteliği değişmeye başladı. Artık sorular Yalçın Küçük neci ya da Yalçın Küçük Kemalist mi, diye geliyor.

Bir kez de buradan cevap vermek istiyorum: Hayır, Yalçın Küçük bir Kemalist değil. En azından onun kendisini Kemalist saydığını düşünmüyorum. Yalçın Küçük kendisini sosyalist olarak görüyor ve kitaplarında bunu çok açık bir dille belirtiyor. Aforizmalar'ında Sosyalizm başlığı altında şunlar yer alıyor: "Eğer bizler sosyalistsek, dünyanın tüm nimetlerini yaşadığımız dünyada bulamadığımız için sosyalistiz. Bizler, dünyanın bütün güzelliklerini ortaklaşa yaşayabileceğimiz, bütün zenginliklerini paylaşabileceğimiz tek düzen sosyalizm olduğu için sosyalistiz."

Peki o zaman Yalçın Küçük neden Kemalist söylemlerle karşımıza çıkıyor? Bunu da yine aynı eserdeki Kemalizm başlığındaki şu paragraf çok güzel açıklıyor: "Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz. Geriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz." Bu ne demek oluyor? Bu, şu demek oluyor: Yalçın Küçük, Kemalizm'i ileriye atılmış bir adım olarak görüyor ve daha da ilerilere (ona göre sosyalizme) gidebilmek için bu adımdan geriye dönülmemesi gerekiyor. Bugün Yalçın Küçük, Kemalizm'i bu ülkede en iyi savunan insanlardan bir tanesi. Bunu bir sosyalist olarak (kendince) sosyalizme giden bu yoldan dönmemek için yapıyor. Başarılı mı, zaman gösterecek..

Not: Yalçın Küçük'ün Ergenekon çerçevesinde zindana atılmasına karşı ne düşündüğümü merak eden dostlar, Yeni Harman'ın Ocak sayısının kapağına bakabilirler.

Yeni Bir Hayat, Gerisi Bayat..

Hayat oldukça durağan olmaya başladı, yeniye dair hemen hiçbir şey yok hayatımda. Herşey monotonlaştı, geride kalan beş aylık süreçte kendime çok ama çok az şey kattım. Ama buna bir son vereceğim! Kendimi yeniden inşa edeceğim. Pek tabi ki, tüm bunlar "ha" deyince olmayacak ama bu süreç sonrasında dönüp geriye baktığım zaman birşeylerin değiştiğini göreceğim.

Hayatımda çok şeyi değiştirmek istiyorum, bunca zamandır alt yapısını oluşturduğum tüm değişiklikleri hayatıma yansıtmamın zamanı geldi. Artık yeni bir Okan, yeni bir ben olacak.. Bunun tüm hayatıma, dosta düşmana ve tabi ki bloguma da yansımaları olacak. Bunca zamandır bloguma gösteremediğim ilgiyi bu süreçle beraber olabildiğince göstereceğim.

Sözün özü, bugünden sonra karşınıza farklı bir Okan, farklı bir blog ile çıkmaya çalışacağım. Umarım kısa zamanda uzun yollar kat edebilirim, edebiliriz..

Teşekkürler Okan Bayülgen!

Okan Bayülgen Uzun zamandır Okan Bayülgen'in Disko Kralı'ndaki performansını eleştiriyor ve birşeylerin değişmesi gerektiğini yazıyordum. Zamanla Yüksel Aytuğ ve birçok televizyon eleştirmeni de bu doğrultda yazılar kaleme aldılar. Bugün gelinen noktada Okan Bayülgen'in ve Disko Kralı'nın değişimini, mutlulukla izliyorum..

Evet, işte şimdi oldu Okan Bayülgen! Disko kralının son iki bölümü sana da Kanal D'ye de fazlasıyla yakıştı. Baştan sonra, heyecan ve zevkle izledim her iki bölümü de. Özellikle doksanlı yılların konu alındığı geçen haftaki bölüm bir harikaydı.

Tüm bu yaşadıklarım bana gösterdi ki, insanların onlarca yıl bir işin zirvesinde kalmasının bir nedeni var: Eleştirileri ciddiye almak ve gereğini yapmak. Yenilikse yenilik, değişiklikse değişiklik.. Okan Bayülgen, işte bunun farklında olduğu için bunca yıldır zirvede.

Baldur's Gate ve Nietzsche

Nietzschee Bilgisayar oyunları tarihinde çok ayrı bir yeri vardır, çokça insan tarafından aranmış ve çoğunca bulunamamış bir oyun.. Baldur's Gate! Bundan dokuz on yıl öncesinde evde bir efsane halini almıştı. Abim ve ablam ellerinde İngilizce-Türkçe sözlük, oturup Baldur's Gate oynuyorlardı. Oyunun CD kapları ise bilgisayar masasının en güzel köşesinde gururla sergileniyordu. O zamanlar için bir oyunun birden çok CD'ye çekilmiş olması pek rastlanır değildi, oysaki Baldur's Gate tamı tamına 5 CD ediyordu.. 1998 yılında verilen hemen her ödülü aldı Baldur's Gate. O, gerçekten bir efsaneydi..

Bayram münasebetiyle memlekete dönünce, dolapları karıştırdım; ne var, ne yok diye.. Baktım, efsane karşımda tozlar içinde yatıyor. O zamanlar bir çocuk olarak oyunu anlayamamış ve itilmiş olmamın acısıyla olacak, hemen oyunu bilgisayara yükledim. Az öncesine kadar da oyunu oynamaktaydım, ta ki oyunun başında Nietzsche'den alınan sözü sizle paylaşmaya karar verene kadar.. Oyunun konusu, insanlığın da en temel konusu olan: iyilerle kötülerin savaşı. Oyunda ise kötüler, aynen bugün de olduğu gibi, kana susamış canavarlar. İşte bunların üstüne, oyun yapımcıları Nietzsche'nin şu sözüyle başlatma gereği duymuşlar Baldur's Gate'i: "Canavarlar ile savaşanlar, kendilerinin canavara dönüşmemesi konusunda temkinli olmalılar.. Cehennem'e uzun bir süre bakarsanız, Cehennem de size geri bakar.."

Çevremizi kuşatmış yüz binlerce canavar varken, canavarlaşmamak zor! Ama asıl önemli olan da bu, insan olarak gelmek ve aynı insani duygularla gitmek.. Umarım, oyunda ve oyundan pek de farklı olmadığını düşündüğüm şu dunyada canavarlaşmadan kalabiliriz. Bunca canavar arasında; insan kalmak, insan kalabilmek zor ama gerekli..

Bayram Gelmiş Geçerken, Aklımda Kalan Bir İki Not!

Türkiye'nin her yerinde böylesine önemsenir mi, bilmiyorum ama bizim memlekette bayram öncesi mezarlık ziyareti büyük önem arz eder. Ben kendimi bildim bileli, bu böyle.. Her bayram öncesi, genellikle alınan bayramlıklar çocuklara giydirilir ve ailecek mezarlıkların yolu tutulur.

Bu gelenek öylesine bir hal almış ki, bu yaşımdayım tek bir bayram aksadığını hatırlamıyorum. Bu bayram da gelenek bozulmadı ve biz ailecek aile mezarlığının başında aldık soluğu. Yalnız bu sefer yedi yıldan bu yana bakıp da göremediğim birşeyi fark ettim. Beş kişilik aile mezarlığımızda istiklal gazisi ve bir de şehit yazılı iki adet bayraklı mezar taşı vardı. Beş kişilik bir aile mezarlığında, al yıldızlı bayrak uğruna yaralanmış ve hatta canından olmuş iki kişinin olması bence çok düşündürücü. Düşündürücü, çünkü ben Türkiye'nin dört bir yanında aynı bu şekilde binlerce aile mezarlığının olduğunu biliyorum. Bu topraklar üzerinde onurlu bir yaşam için, insanlar canlarını vermişler..

Tüm bu gerçekler önümde en somut haliyle dururken, bir de bu toprakları peşkeş çeken hainlere bakıyorum.. Yanlarına kar kalacağını mı sanıyorlar?

Yerel Medya; Yerel Gazete ve Televizyonlar

Gazete Arşiv Bilmiyorum, siz de benim gibi misiniz? Ben, gittiğim hemen her il ve ilçede bölgeye ait yerel bir gazete bulma telaşına düşerim. Bu noktada yerel gazetelere aşinalığım oldukça fazla. Nasıllardır, kaç sayfadırlar, taraflılıkları ne ölçüdedir hemen hepsi hakkında az çok bilgi sahibiyimdir. Internet sağolsun, artık oturduğum yerden yerel yayınlara ulaşabiliyorum. Türkiye'nin diğer ucundaki yerel bir yayına ulaşmak artık saniyelerimi almıyor. Hal böyle olunca da bu yayınları sürekli olarak izleyebiliyorum. İzlerken de Türkiye'de blog yazarlarının ne kadar da iyi yazarlar olduğunu görme fırsatım oluyor.

Bu noktada bir karşılaştırma kaçınılmaz oluyor. İnsan ister istemez, maddi getiri beklentisi olmadan yazan blog yazarları ile, maaşla çalışan yerel medya yazarlarını karşılaştırıyor. İnanın, yerel medya dökülüyor! İmla hataları, anlatım bozuklukları ve bolca mantıksal tutarsızlıklardan başka çok da birşey göremiyorsunuz yerel medyada. Örneğin, bir zamanlar ATV ekranlarında Savaş Ay'la programlar yapan, şu anda yerel Ekspress gazetesinde de yazan Yüksel Mert'in "Hüseyin Bayrak'ın Cinleri!.." başlıklı yazısına bir bakalım..

Sayın Mert'in tüm yazısını değil ama sadece ilk iki cümlesini paylaşmak yeterli olacaktır sanıyorum: "Köşe Yazarımız değerli dostum Hüseyin Bayrak'la uzun zamandır görüşüyorum tanımaya çalışıyorum. Beraber 'Allah'ın Yürü Ya Kulum Dediği İşte O Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN' isminde birlikte yazdığımız bir kitabımız bile var." Düzeltilecek o kadar çok hata var ki, nereden başlamalı? Öncelikle "Köşe Yazarımız.."ın "y" sini küçültelim. Sonrasında, yanına bir virgül kayarak devam edelim. "görüşüyorum" ve sonrasında gelen "tanımaya çalışıyorum" arasına da bir virgül ekleyelim. "Allah'ın Yürü Ya Kulum Dediği İşte O Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN" kitabını beraber ve birlikte yazmaları anlamsız olduğu için ya "beraber"i ya da "birlikte"yi cümleden atalım.. (Bu arada kitap ismi on numara olmuş, o ne isimdir öyle.)

Yazının devamındaki cümleleri de teker teker düzeltmek isterdim ama buna sizin sabredemeyeceğinizi biliyorum. Yazıyı yazmak amacım da zaten yerel medya çalışanlarının hatalarını düzeltmek değil. O insanların, çoğu benim abim, amcam yaşlarındalar. Aldıkları maaşlar çok cüzi miktarlarda. Bu noktada saygıyı hak ediyorlar.. Amacım, onlara seslenmek; birşeyleri daha iyi yapabileceklerine olan inancımı onlara söylemekti. Umarım başarılı olurum..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.