Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

4 tane "oktay sinanoğlu" etiketli yazı bulundu "oktay sinanoğlu" tagli diger ogeler resimler , videolar

Sinanoğlu'undan Küreselleşme Yorumu..

Futbol Topu Şu son zamanlarda ilgi ve alakamı yoğunlaştırdığım önemli isimler arasında Prof. Oktay Sinanoğlu var. Bir zamanlar sık sık sinanoglu.net'i ziyaret eder, yazılan söylenen ne varsa dikkatle incelerdim.. Bugünlerde de Oktay Sinanoğlu'nun kitaplarıyla haşırneşirim. Kitaplarda sizle paylaşmam gereken pek çok nokta var, artık bunları zaman içerisinde sizlere suncağım..

Bugün Oktay Sinanoğlu'ndan konuyu açmamın sebebi, kendisinin küreselleşme yorumu oldu. Yoruma katılır mısınız, katılmaz mısınız bilmiyorum ama benzetmeye eminim siz de hakkını vereceksinizdir: "Dünyada küreselleşip de herkesin kendi dilinden, dininden, kültüründen vazgeçtiği de tamamen yalandır. Kimsenin bu manada küreselleştiği yok. Çünkü çok küreselleşirsen, küre olursan, futbol topuna benzersin, gelen giden bir tane çakar, yuvarlanır gidersin.."

Sanırım Türkiye'nin son zamanlardan ziyade on yıllardır içinde bulunduğu sorunun kaynağı da bu. Biz küreselleşme adı altında bir takım ağbabalarının ayaklarına futbol topu ediliyoruz, ve Sayın Sinanoğlu'nun da dediği gibi gelen de giden de bir tane çakıyor.. Olan ise yurdum insanına oluyor..

Yabancı Dille, Tarzanca Eğitim..

Yabancı Dille Eğitim Tansu Çiller, DYP genel başkanı ve başbakan olduğu vakitlerde İtalya'ya bir heyetle ziyarette bulunur. Daha sonrasında Tansu Çiller'in başında bulunduğu heyet, İtalyan bilim adamları ile de görüşmeler yapmak ister. Bunun üzerine bir toplantı organize edilir, Sayın Çiller "İngilizce bilmenin verdiği büyük gururla" sorar İtalya'nın en saygın bilim adamlarına: "Do you speak English?" Karşı taraftan tek bir İngilizce cevap gelmez, salona İtalyanca mırıldanmalar yayılır sadece.. Olay sonrasında Tansu Çiller, yanındakilere dönerek "Yahu bunlar ne biçim bilim adamı, İngilizce bile bilmiyorlar." der.

İşte onlar, o biçim bilim adamları oldukları için İtalya bizden çok daha fazla bilimsel yayın veriyor. İşte onlar o biçim bilim adamları oldukları için, İtalya'daki üniversiteler Türkiye'dekilerden çok daha saygın konumdalar! Artık şunu ciddi ciddi ortaya koymak gerekiyor: İnsanların düşünürken kullandığı, ana dilleri dışında dillerle eğitim yapmak ahmaklıktır! Yoğun İngilizce verilen bir kolejden, ardından da Anadolu Lisesi'nden mezun olmama karşın hala İngilizce düşünecek kapasitede İngilizcem yok. Çevremdeki İnsanlar da bundan çok uzak! Türkiye'de verilen İngilizce eğitimi ciddiyetten uzak, bu eğitim sonrasında insanlar İngilizce değil, ancak Tarzanca öğrenirler. Ve ben, Tarjanca olarak yüksek öğretimini yapmış öğrenciyi, çok açık yazıyorum, mesleki olarak eskik sayarım! O tarzancayla hiçbir bilimsel mantık öğretilemez, tam olarak kavratılamaz! Mesleki derslerini İngilizce almış, ana dili İngilizceden farklı olan hemen her öğrenci akademik anlamda eksik yetişmiştir! Eksiktir!

Bu sebepten bir an önce üniveristelerimizi bu aşağılık kompleksinden, bu büyük hatadan kurtarmalıyız. Türkiye'deki üniversitelerde eğitim dilinin sadece "Türkçe" olabileceğini ortaya koymalıyız. Ve, en önemlisi Prof. Oktay Sinanoğlu'nun da dediği gibi karıştırmamalıyız bilim adamı olmakla, tarzan olmayı: "Çünkü o (Tansu Çiller) karıştırmış, bilim adamı olmakla, Tarzan olmayı. Eğer İngilizce'yle bilim adamı olunsaydı, fizikçi olunsaydı, Tarzan fizikçi olunurdu!"

Son Sürüm Yönetim Sistemi: Tam Demokratik Oligarşi..

Senato Ne büyük anlam karmaşası :) Hem tam demoktratik ve hem de oligarşik.. Vay anasını.. Bana yurdum gündemini hatırlarıyor. Bundan aylar öncesinde "Demokrasi: Aristokrasinin Güzel Perdesi" başlıklı bir yazı kaleme almış ve şunları kaydetmiştim: "Demokrasilerde liderleri halk seçer, yalnız haklın seçeneklerini aristokrasi oluşturur. Sonuç itibariyle halk, aristokratların seçimleri arsından birşey seçebilecek kadar seçmendir. Bunun üstüne çıkamaz, kendi adayını var kılamaz. Buna maddi olarak da manevi olarak da yetkin değildir çünkü. Bu haliyle demokrasi, halk yönetimi görünümündeki aristokratik bir sistemdir."

Bugün yazdıklarıma derinlik ve uluslararası bir boyut kazandıracağım. Öncelikle aristokrasiden oligarşiye geçişi anlatayim: Artık demokrasilerde kararları bırakın aristokratları, sadece bir avuç insan alıyor. Bu insanlar parti liderleri. Bugün Türkiye'de ve daha pek çok demokratik ülkede yönetim halkın elinde olmaktan uzak, yönetim liderlerin tekelinde. Bu liderler seçim yasalarından faydalanarak milletvekillerini oluşturuyorlar. Halk kendi vekilini seçemiyor, sadece liderlerin seçtiklerini onaylayabiliyor. Kaç dönemdir Türkiye'de ön seçim yapılmıyor, ön seçim olmadıktan sonra her demokrasi yalandır!

Oktay Sinanoğlu "Türk Ayştaynı" Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Semra Topçu ile yaptığı bir söyleşide tüm bunları açıkça dile getiriyor: Bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi gösterilen birileri başımıza oturuyor ve bunlar ülkemizi perişan ediyorlar. Yani, halk istemediği halde Avrupa Birliği diye, küreselcilik diye, özelleştirmede özelleştirme diye tutturuyorlar. Sonunda fabrikalarımızı elimizden alıyorlar. Bütün tesislerimizi, herşeyimizi alıp götürüyorlar, yok ediyorlar. ... Derken "Değiştirelim, kanunları değiştirelim, yabancılar toprak alsın." Bu sefer haydi, gidiyor topraklar. Büyük çapta. Evet, bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi duran birileri bizim canımızı okuyorlar. Prof. Sinanoğlu sözlerine olayı uluslararası bir boyuta taşıyarak devam ediyor: Öyle anlaşılıyor ki aynı şeyler Batı ve Doğu Avrupa ülkelerinde de oluyor: Birkaç fırka (parti) başkanının elinde aday listeleri. Listelerin nereden geldiği belli değil; bir başkan o kadar insanı nasıl tanıyacak? Ama liste yapıyormuş. Yani birçok ülkede kimsenin tepesindekileri seçtiği yok. Çıkarılan birtakım seçim kanunlarının incelikleri ile, aslında milletlerin kendi iradeleriyle birini seçmeleri engellenmiş oluyormuş. (...) Lehistan (yani Polonya), Çek, Slovakya, Estonya ve Macaristan gibi ülkelerde o kanunların şimdiki şekilleri seksenlerin sonlarına doğru geldi. Bizdeki 1983'te. Aynı kaynaktan mı geldiler de o kadar benziyorlar? Soru çok açık, tekrarlıyorum: Aynı (malum) kaynaktan mı geldiler de o kadar benziyorlar?

Korsana Yenildik, Kapatıyoruz!

Korsan Kita Bugün öğle yemeğimi Sıhhiye Orduevi'nde yedikten sonra Karanfil Sokak'a kitapçılara bakmaya gidiyordum. Selanik Caddesi'ne saptım ve kocaman, kapkara bir afiş gördüm: Korsana Yendildik, Kapatıyoruz! Afiş İndeks kitapevinin ön cephesini tamamen kaplıyor, her kenarında da herşey %50 indirimli yazıyordu. Tabii haliyle kalabalığa da uyarak kitapevine girdim. Gerçekten de herşey etiketinin yarısına satılıyordu. Kitaplar kapanın elinde kalıyordu..

Böyle durumlarda ne yapmam gerektiğini kesitiremiyorum. Kitapları yarı fiyatından alsam fırsatçı gibi mi olurum endişesi taşırım, sonra da almazsam başkalarının alacağını düşünürüm. Bu çelişki içerisinde raflarda uzanan kitaplara göz gezdirmeye başladım.. Ardından birer birer sıkıştırmaya başladım kollarımın arasına. Kasaya geldiğimde kollarımda onu aşkın kitap vardı. Buna rağmen çok az bir para istediler. Sadece Oktay Sinanoğlu'nun "Ne Yapmalı" kitabı için 7 YTL indirim yaptılar. Hikmet Özdemir'in "Doğan Avcıoğlu" adlı kitabını ise sadece 3 YTL'den saydılar. Annem'in bir hafta öncesinde Balıkesir'den 36 YTL'ye aldığı Kuran'ı sadece 18 liraya saydılar.. Annem dayanamadı, helallik istedi :)

Korsan kitaplar gerçekten heryeri kuşattılar. Bundan en büyük zararı yazarlar kadar yayınevleri ve kitapçılar görüyor. Örneğin İndeks kitapevi bugün korsana yenildi, kapanıyor. Daha sırada pek çok kitapevi var kapılarını kapatmayı bekleyen.. Böyle giderse buna bir çözüm bunacağını da sanmıyorum.. Kitapevleri ve yazarlar adına üzülüyorum..

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.