Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

3 tane "oray eğin" etiketli yazı bulundu "oray eğin" tagli diger ogeler resimler , videolar

Oray Eğin'e Bel Altı Atışlar..

Oray Eğin Akşam Gazetesi'ni elime alınca ilk olarak Serdar Akinan'ı okurdum. Gerçi son zamanlarda pek sık yazmadığı için ve malum sebeplerden artık okumuyorum, okuyamıyorum. Serdar Akinan'ın sonrasında ise Oray Eğin geliyordu sıralamada, şimdi ise Oray Eğin birinciliği almış gibi görünüyor.

Oray Eğin'i kitlelerin tanıması bir televizyon programı vesilesiyle oldu. "Şarkı Söylemek Lazım" adlı bir yarışma programında jüri üyeliği yapmış ve toplumun pek de sempatisini kazanamamıştı. Oysaki Oray Eğin, o programdakinden çok daha fazla bir kişilik. Özellikle, gazteciliği adam gibi yapma telaşında bir insan! İşte bu telaşı yüzünden, doğru düzgün gazetecilik yapma arzusu yüzünden bugün ateş altında Oray Eğin..

Türkiye'deki cemaatçi yapılanma ve AKP hakkında yazdığı yazılar birilerinin hoşuna gitmemiş olacak ki malum camia şimdi de Oray Eğin'i hedef seçmiş kendine. Hemen her gün, yazılı olsun görsel olsun her türlü medya organında Oray Eğin'i karalamaya çalışıyorlar. Oray Eğin'in tek suçu ise Türkiye'deki cemaatçi yapılanmayı ve AKP'nin hayıra vesile olmayan icraatlarini gözler önüne sermesi! O malum camianın demokrasi anlayışı işte bu kadar! Kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi yazmayan bir kalem bulunca; 32 kısım tekmili birden saldırıyorlar.

"Galiba Türkler Yaratıcı Olamıyor"

oray_eğin Oray Eğin yazmış bugün, ünlü şahsiyetlerin tasarladığı tabureleri incelemesinin akabinde: Aslında gerek taburelerde, gerekse de ineklerde Türk yaratıcılığıyla ilgili şu tespiti yapmak mümkün: Aktarmacı kültürün ürünleri... Kendi popüler kültürünü sadece dışarıdan taklitle büyütmüş bir toplumda, yaratcılığın da yurtdışında görüneni aynen uyarlama olması kaçınılmaz. Maalesef dergicilikte de bu böyle, edebiyatta da, sinemada da. Mesela Türkiye’nin en beğenilen filmlerinden “Eşkıya”yı ele alalım: Son sahnesinde Amerikan filmlerinden apartılmış bir şekilde helikopter kaldırmanın ne anlamı var ki?

Bu noktada Türk kültüründe yetiştirilmiş, Türk egemenliğindeki bir coğrayfada oluşmuş bir birey olarak "Hadi be ordan..." demek isterdim! Amma insan böyle birşeyi maalesef diyemiyor. Neden mi?

Çünkü tarihimize dönüp eleştirisel bir gözle incelemelerde bulunursak aslında bize ait pek de birşey olmadığını görüyoruz, üzülerek. Türkçe harflerle yazılmış ilk romanımız olan Taaşuk-u Talat ve Fitnat'ın, ilk Türkçe ansliklopedi olan Kamus-ül Alam'ın ve modern anlamdaki ilk geniş çaplı Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türki'nin yazarı kimdir dersiniz? Ben cevaplayayim: Arnavut asıllı Şemsettin Sami! Bu noktada üzülüyorum, Şemsettin Sami'nin Arnavut asıllı olmasını önemsemiyorum; üzüldüğüm nokta bunca Türk varken bu çalışmaları bir Arnavut'un yapmış olması! Acaba bizim çocuklar o zaman ne halt yiyorlardı da bu iş Şemsettin Sami'ye kaldı!?

Bugün de değişen birşey maalesef yok, hala taklitçilikle uğraşıyoruz ve çoğu zaman da utanmadan en iyi taklitleri yaptığımız için övünüyoruz! Artık tarihimizin akışını değiştirecek bir misyon ve vizyon vermeliyiz yeni yetişen nesillere. Bu vizyon benim neslime verilmedi, çok boş adam yarattırlar... Merakla bekliyorum bizim çocukarın ne işler çıkartacağını, ya da çıkartıp çıkartamayacağını?!

Öyle bir durumdayız ki herkes vatanın milletin birşeylerden kurtarılması noktasında hemfikir, bu sebeptendir ki çok sık olarak "vatan kurtarma edebiyatı"yla meşgul oluyoruz: çoğu zaman bol mezeli içki sofralarında... Kurtulmamız gereken tek şey bu saçma sapan, öğrenciye zırvadan başka hemen hemen hiçbirşey vermeyen eğitim sistemi ve üzerimizdeki ölü toprağı. Artık vatan kurtarma derdinden kurtulmalıyız, yeni birşeyler var etme derdine: şu Anadolu'yu adama etme derdine girmeliyiz! Yanlılıyor muyum?

Kötü Çocuk Oray Eğin ve Vasat

ora_egin Ne zamandır Oray Eğin hakkında bir iki satır yazmak istiyordum ama araya seçimler girince aklımdan çıktı gitti. Bugün Cüneyt Özdemir'in deepnot'unda arama yaparken karşıma "Oray Eğin'i Anlama Kılavuzu" çıktı ve ben de Oray Eğin hakkında bir iki satır yazmayı tekrar gündemime aldım.

Pek çoğumuz Oray Eğin'i "Şarkı Söylemek Lazım" adlı yarışma programındaki polemikleriyle tanıdık. Bu polemikler onun kişiliğini değerlendirme noktasında insanımızı fazlasıyla subjektif kıldı ve bir de baktık ki Oray Eğin televizyonların kötü çocuğu olup çıkmış! Kutuplaşma kültürüyle yetiştirilmiş yurdum insanı bu noktada da kutuplaşmayı kendisine bir görev bilmiş ve bir anda "Oraycılar"la Anti-Oraycılar" ın savaşı başlamış...

Bu noktada çok keskin bir taraftar olmasam da kendimi "Oraycılar"a daha yakın buluyorum. Neden mi? Çünkü Oray Eğin misyonu ve doğru düzgün bir vizyonu olan nadir Televizyon Çocukları'ndan, ayrıca sağlam bir gazetecilik deneyimi var. Şu an moda Oray Eğin'i karalamak olsa da ona çamur atarak takdir toplama peşindeki yüzlerce insandan birisi olmak bana pek yakışmaz. Buna rağmen burada Oray Eğin'in avukatlığını yapmak gibi bir amacım da yok, yapmaya çalıştığım insanların gözünden kaçan noktaları ortalığın durulduğu şu günlerde bir güzel ortaya koymak.

Pek üstünde durulmadıysa da Oray Eğin'in asıl yapmaya çalıştığı vasata karşı savaş açmaktı. Belirli bir kesimin tabulaştırdığı sesleri, yüzleri, yazarları, hatta vücutları tartışmaya açması; eleştirilemez görülenleri eleştirmesi; "devlet'in sanatçısı, gazetecisi olmaz; gazeteci devletten basın kartı, onay almaz" mealinde laflar etmesi ve daha pek çok çıkışı benim takdirimi topladı. Oray Eğin'i bu süreçte daha fazla sevdim, kendime daha yakın hissettim. Çünkü Türkiye'deki hemen her sektörün vasat kişiliklerle döndürülmeye çalışıldığının, elimizde çok az kalifiye adam olduğunun, bu kalifye insanlarımızın da beyin göçüyle birer birer yiğtirildiğinin ben de farkındaydım.

Bu farkındalığım sebebiyle milliyetçi hislerli kabaran dostlar olacak ve yanlış düşündüğümü iddia edeclerdir. Ben hiç de yanlış düşündüğümü sanmıyorum, çünkü bir ülkede genelev patroniçesi vergi rekortmeni oluyorsa o ülkede ne sanayi vardır, ne kültür vardır ne de başka birşey vardır! İşte iddia ettiğim savaş da bu noktadadır, vasat budur ve vasat olan aşılmalıdır...

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.