Abdülkerim Kırcı İntihar Etti..
Gazi olmak ne demektir, bunu çok iyi biliyorum. Adana'da tam üç yıl boyunca Adana Şehit Aileleri ve Malülleri Derneği'nin gönüllü bir çalışanıydım. Bu süreç dahilinde şehit aileleriyle ve gazilerle bir arada olma imkanım oldu. Hepsini tanıdım, sevdim..
Gazete ve teleziyonda Abdülkerim Kırcı'yı görünce aklıma o günler geldi.. Abdülkerim Kırcı da o onlarca gazi gibiydi muhtemelen, onun da kendine göre sorunları vardı. Tüm bunlara rağmen yaşama savaşı veriyordu. Nasıl yaşamasındı ki, onca namlunun hedefine girip hala yaşıyor olmak zaten başlı başına bir şanstı..
Belki kurtuldu Kalaşnikof ya da Bixi namlularından ama kendini bilmez gazete ve gazetecilerin namlusundan kurtulamadı: Vuruldu Abdülkerim Kırcı! Öldü! Öldürüldü!
Birileri artık şunun farkına varmalı: gazeteler, dergiler, kitaplar.. bunların hepsi birer silah. Her gün ateşleniyor bunlar, birilerinin üzerine.. Abdülkerim Kırcı olayı da bundan ibaret: bir takım gazete ve gazeteciler namlusunu Abdülkerim Kırcı'ya yönelttiler.. Yazık, atışları isabetli oldu.. Öldürdüler Devlent Övünç Madalyalı Abdülkerim Kırcı'yı..
AKP'nin Diyarbakır Davası..
İçinde bulunduğumuz bir yılı aşkın süredir bir Diyarbakır davasıdır tutturuldu gidiyor. Yok, orası bir kaledir, düşürülemez diyenler (DTP) bir kenarda; Diyarbakır artık bizimdir, seçimlerde alacağız diyenler (AKP) diğer bir kenarda.
Hangi savın daha güvenilir olduğunu zaman gösterecek. Önümüzdeki yerel seçimlerde DTP mi yaman, yoksa AKP mi; göreceğiz.
Peki, Batısıyla Doğusuyla ve elbette Kuzeyi ve Güneyiyle koca bir coğrafya olan yurdumda nedendir acaba bu Diyarbakır'ı alma savaşı? AKP neden önemser Diyarbakır'da DTP'li Osman Baydemir'in yerine AKP'li bir başkasını oturtmayı? Hemen hemen her televizyon kanalında AKP ve DTP'nin Diyarbakır savaşının gelişimine dair haberleri, yorumları buluyoruz ama bunun nedenini, her nedense, pek irdeleyen çıkmıyor.
Benim bu noktadaki tezim; AKP'nin "Türkiye'nin hemen her bölgesinden destek gören tek siyasal partisi" vizyonunu yaratmak amacında olduğudur. AKP, AB ve ABD'de kimilerinin beyninde Federe Kürt Devleti veya Kürdistan sözcükleri dolaşırken, Türkiye'yi bütünleştiren tek parti olduğunu vurgulamak amacında. Bunu yapmak istiyor, çünkü bunu başardığı zaman devletin hemen her kademesinde AKP alternatifsiz iktidar olarak algılanmaya başlayacaktır. Böyle bir dönemde hiçbir aklı başında kişi ikinci bir iktidar alternatifi olabilecek CHP ve MHP'yi desteklemeyecektir. Çünkü her iki parti de malum bölgede yok denecek düzeydedir. AKP bunun bilincinde olduğundan dolayı, Diyarbakır'ı alarak alternatifsiz iktidar olma sevdasında. Yoksa Diyarbakır'ı pek de salladıklarını sanmıyorum..
İnsan bu noktada MHP ve CHP'nin Diyarbakır'da olamamasının sonuçlarının her iki parti için de ne kadar yıkıcı olabileceğini görüyor. MHP'yi geçiyorum ama CHP'nin sol olduğunu iddia eden bir parti olarak bu noktada yapması gerekten pek çok şey olduğuna inanıyorum. Umarım bunu da görmekte çok geç kalmaz CHP..
Yaşanmamış 15 Hayat..
10 Ekim 2007 tarihinde yazmışım, bugün tekrar yazma gereği duyuyorum.. Değişen hiçbirşeyin olmadığını görmenin acısıyla:
Yine ölmüş bizim çocuklar, bu toprakların çocukları. İnsan üzülüyor; haberlerini okuyunca, yaşayamayacaklarını düşündükçe...
19 yaşımdayım, onlarla aşağı yukarı aynı yaşta sayılırım. Yüzlerine baktım da, hepsi birer çocuk! Hepsi birer ölü! Ne büyük bir tezat, ne büyük bir acı...
Geleceğimi düşünüyorum, beş yıl sonrasını, on yıl sonrasını; hatta arada bir doğacak olan torunlarımı düşündüğüm de oluyor... Onlar da düşündüler, onlar da hayaller kurup planlar yaptılar; geleceğini umdukları güzel günlere dair...
Yazık, gelmedi o güzel günler! Yandan yemiş sosyalist görüşlü bir örgütün ABD yapımı ve yetiştirmesi militanlarının, ABD yapımı silahlarıyla silindi tüm o güzel hayaller...
Üzül biraz ey halkım, o çocukların eline annelerinin ve kızkardeşlerinin teninden başka kadın teni değmedi! O çocuklarının bir çoğu hayat nedir, zevk nedir, mutluluk nedir bilemeden gittiler...
Üzülme erdemini göster ey halkım!!! Yiğtip giden canlara bir dur demeyi bil ey halkım!!! O çocukların yaşayamadakları günlerin hakkını ver ey halkım...
The Shock Doctrine: Halkı Kıvamına Getirmece
Şu son zamanlarda Akşam gazetesi bol bol bahsetti, öcesinde Serdar Turgut ve sonrasında da Oray Eğin köşelerinde yazdı. Neydi yazılanlar? Yazılanlar Naomi Klein'in "The Sock Doctrine" adlı teziydi. Tezin özü, bize şunları söylüyor: Devletler, toplumu normal şartlarda ikna edemeyecekleri kararları 11 Eylül benzeri şokların ardından kolaylıkla alabilirler. Örnek olarak, pek çok yerde sözü edilen 11 Eyül saldırılarını verdim. Amerikan kamuoyunun Afganistan'a ve sonrasında Irak'a yapılacak bir müdahaleye sıcak bakmaması, binlerce Amerikan vatandaşının öldürülmesiyle, yani "sözde" 11 Eylül saldırılarıyla sağlanmış oldu. Çünkü bu "sözde" saldırı sonrası halk büyük bir şok yaşadı ve hükümet politikalarına "kayıtsız şartsız" bağlanmak zorunda kaldı.
Şimdi ben bunları neden yazıyorum? Çünkü önümüzde halkın asla kabul edemeyeceği yalnız hükümetin karar almak durumunda kalacağı gelişmeler olacak. Bunlardan ilki ABD'nin İran'a olası müdahalesi. Türkiye'de yapılan kamuoyu araştırmaları böylesine bir müdahaleye halkın %90'dan fazlasının karşı olduğunu gösteriyor. Yani halk böylesine bir müdahale, daha da önemlisi Türkiye'nin ABD için bir atlama tahtası olmasını istemiyor. Bu noktada Amerikan gizli servislerinin ne haltlar yiyeceğini, yurdum insanını ne tür şoklara uğratacağını korkarak merak ediyorum. Acaba bizi İran'a sokmak için, ne halt yiyecekler? Kendi insanlarını bile öldürmekten çekinmeyen bu zihniyet, benim insanıma neler yapacak?
Bir diğer önemli konu ise ABD'nin Kürdistan projesi.. Bu projenin olabilmesi için, toprağın bolca kana ihtiyacı var. Bu kan bizim kanlarımız olacak Amerikan vatandaşlarının değil. Ve kardeş kanı döktürmek için çabalayacaklar. Daha geçen hafta bunun ilk adımını attılar. Güngören'de Kürçü PKK, Türkleri bombaladı imajı yarattılar, bir gün sonrasında ise Kerkük'te Türkler Kürt protestocuları bombaladı propagandası yaptılar. Her iki olayı da kimse sahiplenmedi. PKK bile, ben yaptım demedi. Kardeş kanı akıtmak için halkı şoka uğrattılar ama şokun seviyesi kardeşliğin seviyesini aşamadı!
Bu noktada halkın hemen herşeye sağ duyuyula yaklaşması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle terör noktasında, terör örgütleri saldırıları kabul etmedikçe olayları onların üzerine yıkmamalıyız. İşin içinde olabilecek bir CIA olgusunu da göz önüne almalıyız. Aynı coğrafyayı paylaştığımız insanlarla birlik ruhuyla ve kol kola hareket etmeliyiz. Herşeyi çok kez düşünmeli ve içimizde yaşayabileceğimiz bir şok sonrası oluşabilecek kinin kime hizmet edeceğini iyi değerlendirmeliyiz.
Not: Bu notu eklemek, eklememek noktasında çok kararsız kaldım. Asıl söylemek istediğim şeyi, maalesef yazamayacağım. Sizden ricam, Türkiye'nin çok, çoook yakın geçmişine bir göz atın; söz konusu tezin uygulamalarına dair başka birşeyler de görebilecek misiniz?
Not 2: The Shock Docktrine'i keşfetmeme sebep olan, dersimizde bu konu hakkında bir belgesel izleten değerli hocam Yard. Doç. Mert Gökırmak'a teşekkürler.
Not 3: Söz konusu belgeseli değil ama (Youtube kapalı, ondan.) Naomi Klein'in kendi ağzınından tezini anlattığı bir kaydı videolarımın arasına ekledim. Ulaşmak için, lütfen tıklayın.
Hak ve Eşitlik Partisi Geliyor.. Pamukoğlu Yeni Parti Kuruyor..
Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, toplumun yakından tanıdığı ve saygı duyduğu bir isim. Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yaptığı operasyonlarla PKK terörüne çok ağır darbeler indirmiş ama "nedense" TSK içerisinde yükseltilmemiş bir komutan. Görevi sonrası yazdığı kitaplarla ve çalışmalarla verdiği savaşı sürdüren Pamukoğlu, bugün bu çalışmalarını bir parti çatısı altında sürdüreceğini açıkladı. Partinin adı, Hak ve Eşitlik Paritisi (HEP), amblemi ise kırmızı bir zemin üzerine sarı güneş ve güneşi delip geçen bir Anadolu kartalı olacakmış.
Osman Pamukoğlu'nun kitaplarının bir kaçını okumuş ve Serdar Akinan'la yaptığı "Kan Uykusu" programlarını baştan sona izlemiş birisi olarak, Paşama politikada da başarılar diliyorum. Böylesine büyük başarılara imza atmış, yapılmaz denilenleri yapmış bir insan, umarım politikada da geleneğini bozmaz. Siyasal konjonktür ne gösterir bilinmez ama Pamukoğlu'nun büyük bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Vatana millete, bir parti daha kazandırıldı; umarım hayırlı olur..
Son olarak Pamukoğlu'nun askerlerine söylediği bir sözü ona hatırlatarak yazıyı bitiriyorum: "Bu ne bitmez bir yolmuş deme, bitmedik yok yok. Bu ne aşılmaz dağmış deme, aşılmadık dağ yok." Yolun açık olsun Osman Pamukoğlu..
Not: Osman Pamukoğlu'nun parti kuracağı haberi internete düştüğü vakit Hürriyet internet yayını bu haberin yanında bir paşamızın haberini daha veriyordu: Org. Yaşar Büyükanıt. Hürriyet halka şunu soruyordu, "Büyükanıt'tan Spor Yazarı Olur Mu?". Hal böyle olunca insan üzülerek, ister istemez şunu söylemek zorunda kalıyor: Paşa var, paşa var; paşadan paşaya çok büyük farklar var. Ben futbol yorumcusu paşa istemiyorum. Ne hallere düştük yahu?!
Güngören'den Sonra Kerkük.. Peki Sırada Ne Var?
Güngören'deki saldırının üzerinden daha bir gün bile geçmemişken Kerkük'te bir terör saldırısı düzenleniyor. Kerkük'teki saldırının bilançosu şu an için 11 ölü, 54 yaralı.. Saldırı protesto gösterisi yapan Kürt gruplara yönelik olarak yapılıyor. Yani, bu saldırıyı tasarlayan kişiler hedefte Kürt halkı olduğu izlenimi uyandırmak istiyor. Türkmenlerin en yoğun olduğu yerde, hedefte Kürlerin olması da bir yerlere mesaj yolluyor..
Güngören'deki ve Kerkük'teki patlamaları birbirinden ayrı görmek şu an için pek mümkün değil. İnsan her iki olaya ve zamanlamaya bakınca iki işin de aynı elden çıktığını rahatlıkla düşünebiliyor. Amaç bu toprakları karıştırmak.. Senaryo ise çok basit: İstanbul'da bomba patlat Kürt halkına yık; Kerkük'te bomba patlat Türk halkına yık.. İşte bu kadar basit bir senaryo yazmışlar ve oynuyorlar. İstedikleri ise bu seneryoya Kürt ve Türk kardeşlerimin de dahil olması.. Sonrası mı? Sonrası kan ve barut..
Bu senoryoyu uzunca yıllar oynadılar, bugün de oynuyorlar. Muhtemelen yarınlarda da oynayacaklar. Oysaki anlamadıkları birşey var, bu iki halk yüzyıllardır aynı Allah'a ibadet etmiş, aynı topraklardan çıkan ekmeği yemiş.. Bu toprağın insanı Kürt müdür Türk müdür diye ayırt etmeden seçmiş hayat arkadaşını.. Bu toprakta on binlerce aile kurulmuş Kürt ile Türk aşkından.. işte hesaba katmadıkları şey bu, hesaba katmadıkları şey bu topraklarda Kürtlerin ve Türklerin ortak bir kaderi yaşadığı..
Senaryoları çok basit, ama bu toprağın inanı bu kadar basit değil.. Bu oyuna gelmezler, bu oyunun bir parçası olmazlar..
Güngören'de Patlama ve Daha Bir Çok Şey..
Bu toprakların insanına rahat, huzurlu bir yaşamı fazla görüyorlar. Bu güzel Pazar gecesini de hiç çekinmeden kana buladılar, nedensiz bir savaşın yeni bir çephesini daha açtılar. Onlarca masum, suçsuz insan öldü; yüzlercesi kanlar içinde can çekişiyor şu anda. Hastanelerde bu savaşın neferi olmayan, sıradan insanlar acılar içinde yaşam mücadelesi veriyorlar.
O bombayı oraya yerleştiren, o bombanın düzeneğini kuran şerefsiz, çok mu mutlusun şimdi? O bombayı patlattın, onlarca ailenin hayatını kararttın da ne oldu? Eline ne geçti? Onca ailenin hayatını karartarak kendi dünyanı mı aydınlatacağını sanıyordun? Durul bir düşün, öldürdüğün insan senin insanın! Seninle aynı toprakta oyunlar oynamış, seninle aynı toprağın ekmeğini yiyerek büyümüş insanlar onlar.. Nasıl yaptın bunu, durul bir düşün?! Kendi insanını öldürerek, kendi toprağını karartarak aydınlık bir gelecek kurmanın mümkün olamayacağını anla artık!
İster PKK'lı ol ister Hizbullah'çı, her ne olursan ol ama artık anla birilerinin seni piyon olarak kullandığını. Bu toprakların insanına karşı, kendi insanına karşı verdiğin savaşa bir son ver artık. Çünkü bu savaş senin savaşın değil, olmamalı.. Bu savaşın tarafı olacaksan, olman gereken taraf masum insanların tarafı olsun.. Lütfen, durul tüm bunları bir düşün..
Cumhurbaşkanının PKK'lıları Affetmesi ve Yeşil Medya
Ahmet Necdet Sezer bu noktada çok defa itham altında bırakıldı. Özellikle Zaman ve Yeni Şafak gazetesi Ahmet Necdet Sezer'i hoş olmayan haberlerle PKK'lılara arka çıkıyor gibi gösterdi, kendilerince bir açık yakaladıklarına inandılar ve tüm güçleriyle saldırdılar. Olayın zevkine o kadar daldılar ki olayın gerçek yüzünü bile göremediler. Oysaki PKK'lıları affettiği için suçladıkları Cumhurbaşkanı'nın önüne gelen liseyi AKP'li Adalet Bakanı hazırlamıştı. Yani PKK'lı isimlerin tahliye talebini AKP'li Adalet bakanı Cemil Çiçek imzalamıştı!
Bugün aynı şeyleri Abdullah Gül yapıyor, PKK'lı militanları affediyor. Hiç bakıyor musunuz Zaman ve Yeni Şafak'ın haberlerine? En ufak bir olumsuz itham yok! Buna ne denir bilmiyorum ama gazetecilik denilmeyeceğinden eminim.. Bu çifte standartı hiç hoş karşılamıyorum. İslam gömleğini giymiş bu iki gazte acaba ne kadar anlamışlar İslam ahlakını!? Bence her ikisine de anlatmalı İslam ahlakında böylesine döneklik ve çifte standart olmadığını!
Narkoterör ve PKK
Türk basını çok ama çok büyük bir buluş yaptı! Neymiş efendim PKK'nin maddi kaynakları uyuşturucu ile basleniyormuş. Yapmayın ya, yok daha neler?
Yıl 2008 ve bizimkiler birşeylerin farkına yeni yeni varıyor. Üzülüyorum. Ya bir terör örgütü neyden para kazanır? Ya silah, ya uyuşturucu; bunun ötesi yoktur zaten! PKK da uyuşturucu kaçakçılığı yapıyor, Türkiye üzerinden Avrupa'ya uyuşturucu pazarlıyor. Hatta arada bir durup İstanbul piyasasına da giriyor, bizim gençlerimizle iki cephede savaşmış oluyor..
Bizimkiler PKK'nın uyuşturucudan para kazandığını yeni buldular ama PKK bu işte o kadar deneyimli ki Washington Times'ta bir makalesinde Bruce Fein açık açık şunları yazıyor: "Fransızlara göre uyşturucunun %80'i ülkeye PKK tarafından kaçırılıyor." Ortada Fransız uyuşturucu pazarının %80'i tüm açıklığıyla dururken, bizimkiler daha yeni anlayabiliyor PKK'nın uyuştutucudan para kazandığını!
Geç kaldılar ama yine de fark ettiler. Umarım bu noktada T.C. bu uyuşturucu pazarına gereken darbeyi indirebilir, aksi halde PKK ile dağda çatışmanın bir anlamı kalmamış oluyor. Kapitalizm, terör için bile kapitalizm. Paranın yönünü kontrol edebildikten sonra ne PKK kalır ne de irtica..






