Prestij Politikası, Osmanlı ve Putin
Vizeleri atlattık derken şimdi de karşımıza finaller çıktı. Bana yine çalışmak, bana yine günü doğurmak kalıyor.. Bugün sabahlayacağım mesela, sizler yatarken ben günü doğuracağım..
Gecenin bu vakti dersi bırakıp buraya yazı eklemek de nereden çıktı, demeyin. Uluslararası İlişkiler çalışırken iyi malzeme çıkarttım blog için ve şimdi de kullanıyorum işte cömertçe. Mesele bir siyasal örgütlenmenin prestij politikası. Devlet başkanlarının ve diplomatların her hareketleriyle devletlerini temsil ettiği inancı ve bu inanç çerçevesinde söz konusu mekam sahiplerinin hareketlerinin iredelenmesi.
Öncelikle Tarih derslerinde her nedense atlanan ama Tayyar Hoca'nın kitabında atlamadığı; bize, Osmanlı'ya ait bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Prestij noktasında Osmanlı, geçmişten aldığı güçle cürretkarca davranıyormuş ve bu davranış İmparatorluğun son dönemlerine kadar sürmüş. Sözü Tayyar Hoca'ya bırakıyorum: Örneğin XVIII. yüzyılın sonunda bile, Osmanlı saraylarında Sultanın huzuruna çıkan elçiler ve maiyetleri silahlı saray görevlileri tarafından esir alınmış gibi etrafları çevrelenmiş olarak alınırlar ve elçiler başlarını eğerlerdi. Saray görevlileri bu sırada "Allah'a medhü sena olsun ki kafirler ali devletimize gelip şefkat talep ediyorlar." derlerdi. Bu durum o gün için Osmanlı devleti ile diğer devletler arasındaki güç ilişkisini açıklaması bakımından önemlidir.
Bu noktada haliyle ben de dünü ve bugünü kıyasladım. Günümüzün karizmalarına göz gezdirdim ve pek tabii gözüm sadece bir kaç lidere takıldı: Vlademir Putin! Bir KGB ajanı da olmasının etkisiyle mükemmel bir prestij politikası yönetiyor Putin! Rusya'nın sırtını düzeltmesinin ve ABD için artık ciddi ciddi bir rakip olmasının en önemli temsilcisi oldu Putin.. Hatta işi abartarak eşcinsel örgütler bile vücudunu ve kaslarını kutsadı :))
İkinci lider ise kısacık boyu ve tüm kara kuruluğuyla Ahmedi Nejat! Tam bir devlet lideri duruşu sergiliyor ve duruşuyla gücü ve dikbaşlılığı temsil ediyor.
Bizde ise üçüncülüğe aday güncel hiçbir isim maalesef yok! Ne Cumhurbaşkanımız ne de Başbakanımız bu noktada aday olarak gösterilemez. Ama illa da gösterme gereği olacaksa, en köklü ve kültürel temele dayanan TSK'dan bir aday sunabilirim. Ki bu adayın gelcek Türkiye'sine yön verebilme gibi bir durumu da var. Kim bu şahsiyet? Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ.. ( Başbuğ noktasında belki haklı çıkabilirim, demişti dersiniz..)





