| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

10 "recep tayyip erdoğan" etiketi kullanan gönderi "recep tayyip erdoğan" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

AK Parti, AKP'ye Karşı!

Ak Part Türkiye'de insanlar işsiz güçsüz ve belki de aç.. Buna rağmen tüm bu sefalet medyada pek de yer bulamıyor. Medya tüm bunların üzerini örtüyor ve sunni gündem yaratıyor. İşsizliğin bunca yükseldiği bir dönemde tartıştığımız şeylere bir bakın.. Ciddi ciddi devlet adamları oturmuşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kısa adını tartışıyorlar. Yok efendim AKP miymiş,  yoksa AK Parti miymiş? Allah aşkına, başka bir derdiniz mi kalmadı?

İşi o kadar abarttılar ki, her iki kısaltma da bir siyasal kimlik kazandı. AKP derseniz muhalif, AK Parti derseniz destekçi durumuna düşüyorsunuz. Böyle bir saçmalık olabilir mi?

Ben bugüne kadar AKP kısaltmasını kullandım, hatta öylesine fazla kullanmışım ki etiketler arasında "Türkiye"den sonra göze ilk o çarpıyor. Partinin Genel Başkanı, Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamaları sonrası AKP kısaltmasının yerine AK Parti kısaltmasını kullanmaya başlayacağım. Neden? Çünkü siyasal olsun ya da olmasın hemen her oluşumun kendini dilediği gibi adlandırma hakkı olduğuna inanıyorum. Bu hak Adalet ve Kalkınma Partisi'nin de hakkı, bu noktada kendisine AK Parti diyen bir oluşuma AKP demeyi anlamsız buluyorum. Sonuçta parti tüzüğünde partinin kısa adı olarak "AK Parti" geçiyor.

Umarım hemen herkes böyle düşünebilir de gündem böylesine gereksiz bir tartışmayı da kısa sürede aşmayı başarabilir.. Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan'ın da bunu böylesine büyütmesine bir anlam veremedim. Millet işsiz güçsüz, aç ve açıkta.. Büyütülmesi gereken bu!

Bu Araplardan Adam Olmaz, Mı Acaba?

WEF - Erdoğan Türkiye'de genellikle böyle bakılıyor Araplara, bu Araplardan adam olmaz deniliyor. Bunda tarihte yaşananların ve resmi tarihe göre "Arapların bizi sırtımızdan vurması"nın etkisi elbette çok büyük. İş sadece bununla da kalmıyor tabii, bunca petrole rağmen Arapların hala kalkınamamaları da "Bu Araplardan adam olmaz"cıları, kimilerine göre, haklı çıkartıyor.

Geçen gün, onları haklı çıkartan birşeyin daha yaşandığını görür gibi olduk. Yetmiş milyon nüfusu içerisinde bir iki milyon olan Arap Kökenli vatandaşı olan Türkiye Cumhuriyeti, Davos'ta Filistin'deki Araplar için büyük bir kavga verdi. Bu kavganın Suudi Arabistan'daki yankıları nasıl oldu dersiniz? Ne yazık ki bu kavganın yankıları Suudi Arabistan halkına duyrulmadı. Suudi gazete ve televizyonları tüm yaşananları, Arap olmamasınra rağmen Türkiye Cumhuriyeti'nin Filistin'deki Arapları böylesine kollamasını görmezden geldi. Şimdi insanın ister istemez "bu Araplardan adam olmaz" diyesi gelmiyor mu? Ama demeyeceğiz: çünkü böyle dersek doğruları söylemiş olmayız. Araplardan da adam olur, hem de adamdan saydığımız o pek çok Batılıdan çok daha iyi adam olur. Bunun için ne mi yapılmalı? İşe adam olmayan yönetimlere bir son vermekle başlarsak yanlış olmaz sanıyorum! Biryerlere göbekten bağlı yönetimlerden kurtarırsak bu güzel insanları, eminim onlar da gerçek yüzlerini tüm dünyaya gösterme imkanı bulacaklardır.

Erdoğan Davos'ta: "Siz İnsan Öldürmeyi İyi Bilirsiniz!"

WEF - Erdoğan 40. yılını kutlama hazırlıklarında olan Dünya Ekonomik Forumu'nda sanıyorum kırk yılda bir olabilecek bir olay yaşandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Gazze: Ortadoğu'da Barış Modeli" konulu forumda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez'e dönerek "Siz insan öldürmeyi çok iyi bilirsiniz." diye seslendi ve sonrasında da "Benim için Davos bitmiştir." diyerek salonu terk etti. Paneli canlı olarak izleyen birisi olarak, beklenmedik bu olay karşısında çok ama çok şaşırdım.

Bir uluslararası ilişkiler öğrencisiyim. Üniversitenin hemen ilk yılında, Uluslararası İlişkiler & Dış Politika kitabını okuduğum ve dersini aldığım Prof. Tayyar Arı bizlere ilk olarak diplomasinin bir nezaket sanatı olduğunu öğretmişti. Sonrasında yaptığım okumalarda da gördüm ki diplomasi gerçekten bir nezaket sanatıydı. İnsanlara nezaketle birşeylerin yapılabileceği bir alt yapı sunuyordu diplomasi.. Aksini ise asla kabul etmiyordu, dışlıyordu.

Ancak tüm bunlara karşın, o canlı yayını izlerken Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı beklenmedik çıkış sonrasında hayatımda ilk defa Recep Tayyip Erdoğan ile bu kadar yakın hissettim kendimi. Diplomatik olarak yapılabilecek en büyük yanlış, en yakışıksız hareket.. Tamam, bunu kabul ediyorum ama bir insan olarak da Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı çıkışın son derece insani ve haklı olduğunu düşünüyorum.

Serdar Akinan: Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar

Serdar Akinan Serdar Akinan düzenli olarak okuduğum köşe yazarlarından birisi, ayrıca çok da iyi bir televizyoncu. Türkiye'de çok farklı kesimlere, örneğin orduya ve camaate dair oldukça bilgi sahibi bir isim. Sıradışı tespitleriyle çoğu zaman beni de şaşırttığı oluyor. Bugün Akşam'daki köşesini okuyunca bir kez daha şaşırdım ve yazısının bir bölümünü paylaşmaya karar verdim. Gerçekten şaşırtacak tespitlerde bulunuyor Akinan:

"Nazım Hikmet bu şiirini elbette sonrasına dair yazdı...   Yarına... Ergenekon'da dünkü dalgadan sonra artık gülümsemeye başladım. Öncelikle şu bilgiyi paylaşayım sizinle...
Cemaat büyük bir sıkıntıda. ABD ve Almanya'da art arda önemli gelişmeler bekleyin. Ulaştıkları güç ve bu gücün yarattığı 'sarhoşluk' iki şeyi açığa çıkardı. İlki hoşgörüsüzlükleri... Prof. Binnaz Toprak'a saldırıları bile tek başına bu hoşgörüsüzlüklerinin göstergesidir. Kendilerini eleştirenleri artık açıkça tehdit eden bir saldırganlığa savrulmaya başladılar. İkincisi ise etki alanlarının onlara terk edilemeyecek kadar büyük olduğu gerçeği... Aslında bu iki olgu birleşti ve birileri onların gerçekten 'takiyye' yaptıklarını fark etti. Cemaat, Erdoğan ve TSK'yı hedefe aldı. ABD ise cemaati hedef tahtasına koydu. Türkiye'yi gözünü kırpmadan çatışmaya sürükleyecek bu zihniyet, güç aldığını sandığı yapı tarafından tasfiye edilecek.Bu bir hissiyat değil. Bilgi.

Yalnız bu çok hızlı ve yumuşak olmayacak. Bugün 'saldırıyı yürüten taraf', yarın 'saldırıya uğrayan taraflar' için hasımdır. Yalnız dikkat edilmesi gereken şey şu... Mart sonrası çok ciddi bir milliyetçi kabarma olacaktır. Bu kabarma şayet artık kaçınılmaz olan ekonomik çöküşün sosyal patlamaya dönüştüğü sürece denk gelirse zincirleme bir reaksiyondan çekiniyorum. Esnafın, işçinin, köylünün sokakta olduğu... Türkiye'nin ayakta olduğu bir süreçte PKK art arda karakol basmaya başlarsa ne olur? Aynı tarihlerde sözde Ermeni Soykırımı tasarısı Amerikan Kongresi'nde kabul edilirse? Bu dalga neye dönüşür? Bu dalganın yıkıcı etkisini ne durdurur? Bu yıkıcı etkiyi frenliyecek pek bir şey yoktur. Ama durduracak tek bir şey vardır. O zaman bir mahalle toptan tasfiye olur. Ergenekon adı altında bugün Türkiye'de zulüm yapanı gerçekten çok acı bir son bekliyor. Veballeri büyük. Liberal aydın tayfasının halini ise hiç düşünmek bile istemiyorum."

Yerel Medya; Yerel Gazete ve Televizyonlar

Gazete Arşiv Bilmiyorum, siz de benim gibi misiniz? Ben, gittiğim hemen her il ve ilçede bölgeye ait yerel bir gazete bulma telaşına düşerim. Bu noktada yerel gazetelere aşinalığım oldukça fazla. Nasıllardır, kaç sayfadırlar, taraflılıkları ne ölçüdedir hemen hepsi hakkında az çok bilgi sahibiyimdir. Internet sağolsun, artık oturduğum yerden yerel yayınlara ulaşabiliyorum. Türkiye'nin diğer ucundaki yerel bir yayına ulaşmak artık saniyelerimi almıyor. Hal böyle olunca da bu yayınları sürekli olarak izleyebiliyorum. İzlerken de Türkiye'de blog yazarlarının ne kadar da iyi yazarlar olduğunu görme fırsatım oluyor.

Bu noktada bir karşılaştırma kaçınılmaz oluyor. İnsan ister istemez, maddi getiri beklentisi olmadan yazan blog yazarları ile, maaşla çalışan yerel medya yazarlarını karşılaştırıyor. İnanın, yerel medya dökülüyor! İmla hataları, anlatım bozuklukları ve bolca mantıksal tutarsızlıklardan başka çok da birşey göremiyorsunuz yerel medyada. Örneğin, bir zamanlar ATV ekranlarında Savaş Ay'la programlar yapan, şu anda yerel Ekspress gazetesinde de yazan Yüksel Mert'in "Hüseyin Bayrak'ın Cinleri!.." başlıklı yazısına bir bakalım..

Sayın Mert'in tüm yazısını değil ama sadece ilk iki cümlesini paylaşmak yeterli olacaktır sanıyorum: "Köşe Yazarımız değerli dostum Hüseyin Bayrak'la uzun zamandır görüşüyorum tanımaya çalışıyorum. Beraber 'Allah'ın Yürü Ya Kulum Dediği İşte O Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN' isminde birlikte yazdığımız bir kitabımız bile var." Düzeltilecek o kadar çok hata var ki, nereden başlamalı? Öncelikle "Köşe Yazarımız.."ın "y" sini küçültelim. Sonrasında, yanına bir virgül kayarak devam edelim. "görüşüyorum" ve sonrasında gelen "tanımaya çalışıyorum" arasına da bir virgül ekleyelim. "Allah'ın Yürü Ya Kulum Dediği İşte O Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN" kitabını beraber ve birlikte yazmaları anlamsız olduğu için ya "beraber"i ya da "birlikte"yi cümleden atalım.. (Bu arada kitap ismi on numara olmuş, o ne isimdir öyle.)

Yazının devamındaki cümleleri de teker teker düzeltmek isterdim ama buna sizin sabredemeyeceğinizi biliyorum. Yazıyı yazmak amacım da zaten yerel medya çalışanlarının hatalarını düzeltmek değil. O insanların, çoğu benim abim, amcam yaşlarındalar. Aldıkları maaşlar çok cüzi miktarlarda. Bu noktada saygıyı hak ediyorlar.. Amacım, onlara seslenmek; birşeyleri daha iyi yapabileceklerine olan inancımı onlara söylemekti. Umarım başarılı olurum..

Gül'den Erbakan Affı.. Erbakan Artık Özgür..

Necmettin Erbakan Türkiye'de siyasal islamın ilerlemesinde önemli roller üstlenmiş bir isim Necmettin Erbakan. Pek çok kez partisi kapatıldı, hükümler giydi.. Bugün ise onun kurucuları arasında olduğu bir siyasal görüş iktidarda ve onu hüküm giydiği, suçunun sabit olduğunu bir cazadan dolayı affediyor. Suç, devletin partiye verdiği paraların hortumlanması. Bu suçtan dolayı bugüne kadar ev hapsinde tutulmaktaydı Erbakan. Bugün ise özgür..

Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı olarak eski hocasını affetti. Abdullah Gül'ün altına imzasını attığı af belgesinin altına ben de hiç düşünmeden imzamı atardım. 80 yaşını devirmiş bir insana, tek yol hapisane demek insanlık değildir! Evet, Erbakan'ın suçu sabittir ama 80 yaşında bir insanı da hapse atmak hiç yakışık almayacaktır. Bu noktada Abdullah Gül'ün attığı o imza iyidir, güzelden yanadır.

Tüm bunlara karşın bu işin bir de "ama"sı vardır. Herşey iyidir, hoştur ama aynı suçtan yargılanan ve suçlu bulunabilecek Abdullah Gül'ün kişisel olarak bu metni imzalaması etik değildir. Affedilen Necmettin Erbakan'ın söz konusu parayı devlete iade etmemek için her yolu denemesi en basit tabirle ayıptır. Bugün Erbakan o parayı ödediği vakit, oğlunun altındaki spor Mercedes'e birşey olmayacaktır ama eğer ödemezse Erbakan'dan dolayı suçlu sayılan onlarce parti il başkanının malları haczedilecektir. O insanların cebinde belki Erbakan'ın altınlarının binde biri bile yokken Necmettin Erbakan'ın bu yükü o insanlara yüklemesi, herşeyi bıraktım, kendisine yakışmamaktadır.

Gündem Yaratan Makam Otosu: Büyükanıt'ın Audi A8'i

Audi A8 Gündem oluşturan, yeni bir makam otomuz var. Malumunuz Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'a birilerince emeklilik "kıyağı" yapılarak yeni bir makam otosu alındı. Makam otusunun markası Audi, modeli ise A8.. A8 Audi'nin en kaliteli ve lüks modeli.. Dünyada ve haliyle Türkiye'de çok az olduğu biliniyor. Bunun en büyük sebebi aracın astronomik fiyatı. Araç aşağı yukarı 1.000.000 YTL'ye mal oluyor.. Zırh ve vergilerle birlikte.. 1.000.000 YTL hiç de az bir para değil. Orta halli bir okul ya da beş on tane sağlık ocağı yaptırılabilir bu parayla. Ya da daha farklı şekilde kullanılabilir bu para.

Kimsenin makam otosunda gözüm yok, ama bana da bu meblağ çok astronomik göründü. Ayrıca devletin elinde bolca lüks ve zırhlı makam otosu mevcutken. Recep Tayyip Erdoğan, göreve geldiği süreçte 10 adet 2006 model S 350 Merces almıştı. Ayrıca bu araçlar Audi'nin dörtte biri fiyatla, yani 250.000'er YTL'ye mal oldu devlete. Bu araçlardan birisi Bülent Ecevit'in hizmetindeyi. Ecevit'i kaybettiğimiz gün de bu araç boşa çıktı. Acaba neden bu araç tahsis edilmedi Büyükanıt'a? Ya da bu araç gibi boşa çıkmış bir diğer araç?

Haydi hepsini geçelim, neden Audi A8. Yoksa Audi birilerinin özel zevki mi? Benim bildiğim TC devletinde Mercedes kullanılması adettir, bu sebeptendir ki 2006 yılında son model 10 adet Mercesed S 350 daha alındı. Mercedesler fiyat olarak Audi'den çok daha ucuzlar ve bence devlete çok daha yakışıyorlar.

Eleştirilecek çok nokta var. Ben, Yaşar Büyükanıt'ı sayan ve seven bir insanım. Fakat, bu noktada kendisinin bir hata yaptığını düşünüyorum. Böylesine özel bir muameleyi, her ne olursa olsun, kabul etmemeliydi. Tıpkı kendisinden önce emekli olan tüm Genelkurmay başkanları gibi..

Serdar Akinan'a Bi Haller Olmuş?

Serdar Akinan Akşam gazetesinin sevilen yazarı, SKY Türk'ün genel yayın yönetmeni Serdar Akinan.. En son Nihat Genç ile yaptığı Ne Var Ne Yok adlı yorum programı ve Kan Uykusu adlı çalışmasıyla kendinen bolca söz ettirdi. Televizyon programlarına, fomat değişiklikleri de olsa SKY Türk ekranlarında hala devam ediyor.

Kendisi, düzenli olarak takip ettiğim ve düşüncelerini ciddiye aldığım bir isim. Zaman, onu ciddiye almam gerektiğini gösterdi. Akşam gazetesini elime alır almaz, ilk olarak o gün onun da yazıp yazmadığına bakıyorum. Yazdıysa, gazeteyi okumaya onun köşesinden başlıyorum. Bugüne kendisiyle hemen hemen hep aynı tarafta hissettim kendimi, fikirlerini ve teorilerini genellikle mantıklı ve geçerli gördüm. Herşey böyle devam ederken, Serdar Akinan Akşam'daki köşesine "Elimdeki belge ve bilgileri değerlendirmek, yenilerini edinmek ve doğru tespitler için çalışmak" benzeri bir amaçla ara verdi. Bu sebepten uzunca bir süre, yaklaşık olarak bir ay, okuyamadım Serdar Akinan'ı..

Sonra birgün Akinan'ın yazmaya tekrar başladığını öğrendim ve haliyle Akşam almaya yeniden başladım. Yalnız bu sefer bir gariplik vardı, Serdar Akinan eski Serdar Akinan değildi. AKP noktasındaki tahlilleri geçmişe nazaran çok farklılaşmış, Recep Tayyip Erdoğan'ı en milliyetçi parti başkanı olarak lanse etmeye başlamıştı. Şaşırdım, aslında şaşkınlığım hala sürüyor. Serdar Akinan acaba o bir aylık sürede neler gördü de böylesine bir değişim içerisine girdi, merak ediyorum. Umarım birgün bunu açıklar ve ben de bu meraktan kurtulurum..

1 Ayda Altaylı'dan 2. Bomba: Tayyip Eroğdan Skandalı!

Recep Tayyip Erdoğan İki aydan fazla bir süre geçti, "Erdoğan, Doğan'a Karşı" başlıklı yazım üzerinden. İki isim arasındaki çatışmayı ve bu noktada iki isimin de birbirini yıpratacak çok önemli bilgilere sahip olduğunu yazmıştım. Aydın Doğan noktasında; "Aydın Doğan, Tayyip Erdoğan'ı bugünlere getiren önemli isimlerden birisi ve bugün kendisinin de katkıda bulunduğu bu isimle karşı karşıyla kalabilir. Elbette kendisinin elinin altında da bir Tayyip Erdoğan dosyası mevcuttur, Hürriyet'in satılarında yayınlanması gerekli ama yaynlanmayarak ve "belki birgün lazım olur" denilerek bu dosyayı oldukça zengin kılan yüzlerce haber mevcuttur." yazmışım..

Bugün gelinen noktada bir kez daha geleceğe dair görülerimin doğru çıktığına şahit oldum. Aydın Doğan, elindeki dosyayı parça parça servis etmeye başladı. Çok büyük bir haber sızdırılmış Fatih Altaylı'ya. Sayın Altaylı da elindeki bilgileri kamuoyuna sunarak bugün büyük bir bomba patlattı. Haberin içeriği kısaca şöyle: Aydın Doğan üç yıllık ortağı olan OMV ile Ceyhan'da bir petrol rafinerisi kurmaya çalışıyor. Uzun uğraşlara rağmen nedense (?) bir türlü ruhsat alınamıyor. Bunun üzerine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yabancılara olan zaafını göz önüne alan Aydın Doğan, yabancı ortağını Erdoğan'la görüşmeye yolluyor.. Skandal işte bu görüşme sırasında yaşanıyor: Tayyip Erdoğan, Doğan'ın yabancı ortağına Doğan'la olduğu sürece bu işi yaptırmayacağını söylüyor ve Doğan yerine hükümete yakınlığıyla bilinen Çalık grubuyla bu işi yapmasını öneriyor. Tabii Çalık'a da hemen bir ruhsat ayarlıyor..

Bunun üzerine şoka uğrayan yabancı ortak, Doğan'ın yanına gelerek olanları anlatıyor. Yaşadıklarını anlattıktan sonra da Aydın Doğan'a Türkiye'de bir iş yapmamasını çünkü Tayyip Erdoğan'ın Doğan'a hiçbirşey yaptırmamakta kararlı olduğunu söylüyor ve hatta bu sebepten Türkiye'yi terk etmesini öneriyor.

Bunları duyan Aydın Doğan, ne düşünmüştür bilmiyorum. Ama akıllıca birşey yapıyor ve ortağına bunları noter huzurunda tekrarlayıp tekrarlayamayacağını soruyor. Yabancı ortak, bunu kabule diyor ve tercüman ile noter yardımıyla tüm bu yaşananlar kayıtlara geçiriliyor. Tüm bu belgeler bizlere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sıfatıyla Tayyip Erdoğan'ın iş takipçiliği yaptığını ortaya koyuyor. Eğer iddalar belgelerle kanıtlanırsa Cumhuriyet tarihinin en büyük skandallarından birisiyle karşı karşıyayız demektir..

Not: Fatih Altaylı'nın konuyla ilgili yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Tayyip Erdoğan'ı Tekmelemek?!

Recep Tayyip Erdoğan AKP'li vekiller geçen dönemin aksine, bu dönem farklı bir profil sergiliyorlar. Geçen dönemin, akıl hocası ve eleştirilmez öncüsü Recep Tayyip Erdoğan'a karşı duruşları oldukça başkalaşım gösteriyor. Zamanında Tayyip Erdoğan'ın önünde konuşamayan AKP'li vekiller artık Erdoğan'a "Fazla açıklama yapıyorsunuz, bu kadar çok konuşmayın!" diyebiliyorlar. Tüm bunlar, demokratik bir parti yapısı kurmaktan öte: düşene bir daha tekme atma yarışı gibi görünüyor!

Recep Tayyip Erdoğan, kapatma davası sonrası partililerin gözünde oldukça güç kaybetti. Olabilecek bir beş yıllık seçim yasağı, Tayyip Erdoğan'ı çok zor durumlara sokabilir. İşte bu ihtimalin kuvvetliliğine inanan birileri, Tayyip Erdoğan'ı tekmelemeye başlıyorlar. İlerleyen süreçte bunu daha fazla göreceğiz.. Abdüllatif Şener ile başlayan bu süreç, bugün Feyzullah Kıyıklık ile devam ediyor. Yarın başkaları da çıkacak..

Bunu yapacaklar çünkü; Recep Tayyip Erdoğan'a karşılıksız ve sınırsız biyat ederek kaybettikleri kişiliklerini, şimdi de Tayyip Erdoğan'a saldırarak tekrar var etme telaşındalar. Dün onun politikalarını, hiç tereddütsüz savunanlar; dün kendilerinin de savundukları politikalar için bugün onu suçlayacaklar. Böylelikle de yarınların Türkiye'sinde yeni koltuklar kapacaklar. Halkımız bunu yer mi, ben şu 20 yıllık hayatımda yaşadıklarımı düşününce: yemez diyemem?! Çünkü medya da aynı tekme yarışı içerisinde, iktadrın en güçlü olduğu aşamada iktidarı eleştiremeyen gazeteler iktidarın sonlarında en ağır ve bazen de haksız eleştirileri yapacaklardır. Politika bu noktada oldukça insafsız ve vefasız.. Bugüne kadar Tayyip Erdoğan'ı olabildiğince eleştirmiş bir yazar olarak, şimdi onu eleştiren dostlarına pek de onur atfedemiyorum?!

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.